9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 1. Ünite

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları)

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 1. Ünite başlıklı bu yazımızda tarih ders kitabı içindeki soruların cevaplarını hazırladık.

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 1. Ünite başlıklı bu yazımızda 9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) içinde yer alan 1. ünite sorularının cevaplarını hazırladık. 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 1. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 1. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramları Öğrenelim” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 1. ÜNİTE İÇİNDE: “Düşünelim-Söyleyelim”, “Okuyalım”, “Etkinlik”, “Düşünme-Çıkarımda Bulunma” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 1. ÜNİTE SONUNDA: “Ünite Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 1. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı (Tuna Yayınları) 1. Ünite Cevapları

9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) birinci ünitesi olan Tarih ve Zaman, üç kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu üç kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramları Öğrenelim Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) birinci ünitesi olan Tarih ve Zaman ünitesinin Kavramları Öğrenelim bölümünde yer alan 11 kavramı yanıtladık.

Arkeoloji Nedir?

Arkeoloji, insan geçmişinin yer altındaki (su ve toprağın altındaki) kalıntılarını kullanarak sanat ve tarih açısından incelenmesidir. Bu kalıntılar, insanların oluşturduğu, değiştirdiği veya kullandığı herhangi bir nesne olabilir. Genellikler yazılı belgelerin yetersiz olduğu dönemlerin incelenmesinde arkeolojiden yararlanılır.

Artık­ Yıl Nedir?

Miladi takvime göre bir yıl 365 gün 6 saattir. Dört yılda bir, her yıl 6 saatlik artan kısımların toplamı 24 saat eder. Bu bir gün, normalde 28 gün kabul edilen şubat ayına eklenir. Bu ay 29 gün olur. Dört yılda bir şubat ayının 29 gün çektiği yıllara artık yıl denir.

Çağ Nedir?

Tarihçilerin tarihin dönemlendirilmesi için kullandıkları terimlerden biri çağdır. Alman tarihçi Christoph Cellarius çağ kavramının temelini atmıştır. Günümüzde, yazının icadıyla birlikte İlk Çağ’ın, Kavimler Göçü ile birlikte Orta Çağ’ın, İstanbul’un Fethi ile Yeni Çağ’ın ve Fransız İhtilali ile birlikte Yakın Çağ’ın başladığı kabul edilmektedir.

Kaynak Nedir?

Kaynak, tarihçilerin geçmişteki olayları incelerken yararlandıkları tarihi belgelere verilen isimdir. Kaynaklar birinci ve ikinci elden olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci elden kaynaklar olayın yaşandığı döneme aittir, ikinci elden kaynaklar ise olayın yaşandığı tarihe yakın dönemlerden elde edilen veya birinci elden kaynaklardan yararlanılarak oluşturulmuş kaynaklardır. Kaynaklar yazılı, sözlü, sesli, görüntülü ve tarihi kalıntılar olabilir.

Kronoloji Nedir?

Kronoloji; tarihi olayları gerçekleşme zamanlarına göre sıralayan, tarihe yardımcı olan bilimlerden biridir. Bu bilim ilk önce olayların gerçekleşme tarihlerini belirler, daha sonra ise olayları bir sıraya koyarak olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisini görmemize yardımcı olur.

Milat Nedir?

Miladi takvimde başlangıç noktası olarak kabul edilen milat, Hz. İsa’nın doğumunu ifade eder. 0 olarak kabul edilir. Yüzyılların sınıflandırılmasında da milat kavramı esas alınmaktadır.

Milli­ Kültür Nedir?

Milli kültür, bir milletin tarihi boyunca yaratılmış, vatandaşların milli kimlik olgusunu oluşturan ve diğer uluslarla farkı belirlemeye yardımcı olan uyumlu bir maddi ve manevi değerler bütünüdür. Bir toplumu ulus yapan ve bir bütün olarak bir araya getiren unsurdur.

Takvim Nedir?

Takvim, insanların uzun zamandan beri anlamlandırmaya çalıştığı zamanı düzenlemeye çalışan; yıl, hafta, ay ve gün kavramlarını kullanarak zamanı dilimlere bölen bir sistemdir. İnsanlar takvim kullanarak hayatlarını düzenlemeye, zaman algısını standart hale getirmeye çalışmıştır. Toplumlar geçmişlerindeki önemli olayları başlangıç noktası kabul etmişlerdir. Tarih boyunca birçok takvim kullanılmıştır.

Tarih Nedir?

Tarih, geçmişin incelenmesidir. Tarihçiler tarafından üretilen geçmişle ilgili bilgi kütleleri ve bu bilginin üretimi, toplanması, organizasyonu, sunumu ve yorumlanmasıdır. Tarihi bilgilerin tarama, tasnif, tahlil, tenkit ve terkip aşamalarından geçtikten sonra yorumlanarak sunulmasıdır.

Yüzyıl Nedir?

Yüzyıl; tarihçilerin zamanı dönemlendirirken kullandıkları, bir yüz yıllık dilimi ifade eden kavramdır. Hesaplama yapılırken yıl tek veya çift basamaklı ise I. yüzyıldadır. Yıl üç ve dört basamaklı olduğunda son iki basamağı silinir ve kalan sayıya bir eklenerek ait olduğu yüzyıl hesaplanır.

Zaman Nedir?

Zaman, geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe doğru giden, geri döndürülemez bir şekilde meydana gelen varoluşun ve olayların devam eden ilerlemesidir. Olayları sıralamak, olayların süresini veya olayları karşılaştırmak için kullanılan bir ölçümdür.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) birinci ünitesi olan Tarih ve Zaman ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 3 soruyu yanıtladık.

Tarih ­Biliminin ­Tanımını­ Yapınız.

Tarih geçmiş zamanların incelenmesi ve bunları belli belgelere veya fotoğraflara dayandırarak o olayın doğruluğunu kanıtlamaya çalışan bilim dalıdır. Tarihte bir olayı araştırıp belli bir sonuca varmak kendi başına yeterli olmayabilir. O olayın araştırılmasından sonra o olayın belgelere dayandırılması ve o olayın düzenli bir şekilde dosyalanması gerekmektedir. Bu şekilde tarihi olaylar hakkındaki düşünceler daha sağlıklı olur. O yorum veya düşünce gelecek nesillere bozulmadan gidebilir.

Tarihi yorumlarken dikkat edilmesi gereken şeyler vardır. Bunlardan ilki o olayın gerçek olup olmamasıdır. Eğer olay gerçek değilse o olayı yorumlamak yanlış olur çünkü yanlış olay yanlış yorumlanır. Bu yorum pek sağlıklı olmaz. Bir diğer önemli husus ise olayların o zamanın şartlarını dikkate alarak ve o zamanın görgü kurallarını dikkate alarak yorumlanmalıdır. Eğer yorumlamayı o zamanın şartlarını dikkate almadan yaparsanız o zamanda yapılan ve doğru olarak görülen bir şeyi şu anın şartlarıyla yorumlayarak o zamanda yapılan şeyi yanlış göstermiş olursunuz. Ve bu da toplumda yanlış algılara yol açabilir. Bunların olmaması için tarihi yorumlarken dikkat edilmesi gerekir. Bir diğer husus ise tarih hakkında yapılan çalışmaların belgelenmesi konusundadır. Eğer kanıtlar iyi belgelenmezse dosya içinde kafa karışıklığı yaratabilir. Ve bu kafa karışıklığıda dosyanın yanlış anlaşılmasını sağlayabilir. Bu tür şeyler yaşamamak için bu hususlara dikkat ederek tarihin yorumlanması veya belgelenmesi gerekir.

Her türlü tarihi olayı, zaman ve yer bilindiği veya tahmin edildiği geçmiş bir zaman diliminde, Olayların neden veya neyden dolayı gerçekleştiğini sorgulayıp belgelerin de yardımıyla toplanan bilgilerle hareket eden tarih, diğer bilimlerden epey farklıdır. Çünkü tarih, her türlü olayın tarihini araştırabilecek kadar geniş bir bilimdir. Tarih öncesi ve tarih sonrası çağlar olarak ikiye ayrılan tarih. Tarih öncesi çağlar yani yazının bulunmasından önceki zaman ve tarih sorası çağlar yani yazının bulunmasından sonraki çağlar olarak ikiye ayrılır. Tarihte bilgiler mümkün olduğunca nesnel bir şekilde sunulmalıdır. Tarihte yaşanan ve bitmiş olaylar hakkında deney ve gözlem yapılamayacağı için tarih gözlem ve deneye dayanmaz.

İnsanların ­Niçin ­Tarih ­Öğrenmeleri­ Gerektiği­ Konusundaki­ Görüşlerinizi­ Paylaşınız.

Tarih öğrenmek her insanın yapması gerken bir şey. Çünkü tarih öğrenmeyen insan ilk başta kendi tarihi olmak üzere başka milletlerin de tarihlerini bilmez. İlk olarak kendi tarihini bilmemenin kötülükleriyle başlayalım. Kendi tarihini bilmeyen biri kendi soyunun nerden geldiğini bilemez. Veya eskideki atalarının örf ve adetlerini bilemez, bilse de benimsemekte çok güçlük çeker. Toplumda dayanışma sağlayamaz. Çünkü herkes bir çatı altında toplanırken kendi tarihini bilmeyen kişi o insanların hangi amaç uğruna savaştığını anlayamaz. Öteki insanlar tarafında dışlanır. Diğer bireylere karşı kendi tarihini savunamaz. Bu da onun kendi toplumu tarafından dışlanmasına yol açabilir.

Kendi soyunun nerden geldiğini bilmez, tarih bilmeyen kişi. Hangi amaç uğruna yaşaması gerektiğini bilmez. Veya tarihte yaşanmış iyi veya kötü olayları bilmez bu yüzden de o olaylardan ders çıkaramaz. Diğer kişi ise kendi tarihini bilip başka toplumların tarihlerini bilmememsidir. Bu olay o kişinin başka ülkelere seyahati sırasında o kişiye zorluk çıkartabilir. Veya o kişi sadece kendi tarihini bildiği için aynı ülkede yaşadığı fakat farklı ülkelerden gelen kişilerle görüş ayrılıkları yaşayabilir. Bu kişi başka insanların dinlerini, örf ve adetlerini kolayca anlayamaz ve bunları kolayca benimseyemez. Bu olay o kişide yeni girdiği toplumlarda uyum problemine veya dışlanmaya kadar gidebilir. Bu olayları yaşamamak için insanlar tarih öğrenmelidir.

Tarih öğrenmemek çok kötü bir şeydir ve her zaman öğrenilmesi gereken bir şeydir. Tarih öğrenimine küçüklükten başlanılması gerekir. Aksi taktirde büyüklükten başlanırsa büyüyen kişinin bazı olaylar hakkında kafasında ön yargılar oluşur. Bu ön yargıları yıkmak çok zordur. Bu yüzden bu ön yargının oluşmaması için öğrenime çocukluktan başlanılması gerekmektedir. Başka bir sorun ise tarihi öğretirken toplumdaki herkese aynı tarihi öğretmek. Tarih öğretmenleri işlerinin içine kendi yorumlarını katamazlar. Çünkü bu sefer toplumda görüş ayrılıkları başlar ve toplumdaki farklı kişiler farklı amaçlar uğruna yaşarlar. Ve bu da toplumda kargaşaya yol açar. Bunlara dikkat edilmelidir.

“Olayları­ Yaşandığı­ Dönemin­ Şartlarını­ Göz­ önünde­ Bulundurarak ­Değerlendirme” Sözüyle­ Ne­ Anlatılmak İstendiğini­ Belirtiniz.

Olayların o zamanın şartlarını dikkate alarak ve o zamanın görgü kurallarını dikkate alarak yorumlanmalıdır. Eğer yorumlamayı o zamanın şartlarını dikkate almadan yaparsanız o zamanda yapılan ve doğru olarak görülen bir şeyi şu anın şartlarıyla yorumlayarak o zamanda yapılan şeyi yanlış göstermiş olursunuz. Ve bu da toplumda yanlış algılara yol açabilir. Bunların olmaması için tarihi yorumlarken dikkat edilmesi gerekir.

Buna dikkat etmenin yollarından biri de tarihi doğru yorumlamaktır eğer bu “Olayları yaşandığı dönemin şartlarını gözönünde bulundurarak değerlendirme” işi doğru yapılmazsa o yorumcuyu okuyan veya dinleyen kişiler ondan etkilenip eski insanların yanlış yaptığını düşünecektir. Ama o zamanın insanı onu yaparken doğru ve örf ve adetlere uygun bir davranış olarak görüyordu. Bu değişimin nedeni örf ve adetlerin veya görgü kurallarının sabit olmaması her zaman değişebilir olmasıdır. O zamanki görgü kuralları şu an geçerli olmayabilir ve o zamanı eleştirirken buna dikkat edilmelidir. Buna dikkat edilmediği taktirde yanlış bir yorumlama yapılmış olur ve bu yorum toplumu yanlış yerler sürükleyebilir. Burda tarih yorumcularına çok büyük iş düşmektedir.

Buna dikkat ederek yazılan yazılar gerçeği daha çok yansıtır. Bu tür yazılar toplumu yanlış yönlendirdiği gibi bir çok insanın da geçmişte yaşamış aynı soydan geldikleri insanlara duydukları özgüveni veya sadakati güçsüzleştirir. İnsanın içinden şöyle geçer “daha gördü kurallarına bile uymuyorlar ben neden böyle insanları örnek alayım ve onlarla aynı yoldan yürüyeyim” düşüncesi geçer ve bundan sonra toplumlarda ayrışmalar veya gruplaşmalar başlar. Bu tür yazılara dikkat etmek tarih yorumcularının görevlerinden bazılarıdır. Bu yüzden her önüne gelen tarihi yorumlayamaz. Tarihi yorumlamak için ilk önce o konu hakkında derin bir araştırma yapmanız gerekir. Ve o araştırma sonucunda tarihte yaşanmış bir olayı veya durumu yorumlayabilirsiniz. Bu yorum yapılırkende belli kurallar dikkat etmek gerekir. Bu kurallar toplumun sağlığı ve bütünlüğü açısından çok önemlidir. Bu kurallar çoğu tarih yorumcusu tarafından uyulur. Bu kurallar önemlidir. Son olarak tarih yorumlamak önemli bir şeydir çünkü tarihin tüm inceliklerini insanların görmesi sağlanır.

Takvimlerin­ Hangi­ Özellikleriyle ­Birbirlerinden­ Ayrıldığını­ Söyleyiniz.

İlk olarak takvimin tanımıyla başlayalım. Takvim “insanoğlunun zamanı bir düzene sokmak için kullandığı bir çizelgedir” diyebiliriz. Takvimler çok çeşitlidir. Bu çizelgenin birçok çeşidi vardır ama sık kullanılan beş çeşit takvim vardır. Takvimler çoğu yönden birbirlerinden farklıdır. Bazı takvimlerin özellikleri:

12 Hayvanlı Takvim: 12 Hayvanlı Takviminin başlangıç noktası Nevruz’dur. Türkler tarafından İslamiyet öncesinde kullanılmıştır.

Hicri Takvim: Hicri Takvimdeki bazı yıllar üç yüz elli dört gün, bazı yıllar ise üç yüz elli beş gün uzunluğundadır.

Celali Takvim: Celali Takvimin başlangıcı Hicri Takvimden farklı olarak hicret değildir. Bu yüzden bazı Müslüman devletler arasında kargaşaya neden olmuştur.

Rumi Takvim: Tıpkı Hicri Takvim gibi başlangıç olarak hicreti kabul eder fakat Hicri Takvimden farklı olarak Güneş Sistemine göre hazırlanmıştır.

Miladi Takvim: Miladi Takvim ve Hicri Takvim arasında on bir gün fark vardır. (Günümüzde Türkiye’de kullanılan takvim.)

Takvimler çeşitlilik gösterirler. Her milletin kendi takvimi vardır. Bu takvimler inanılara göre değişiklik gösterebilir. Mesela Hicri Takvim hicreti esas alırken Miladi Takvim Hz. İsa’nın doğumunu esas alır. Takvimler gün sayıları bakımından da farklı olabilir. Mesela Miladi Takvim ve Hicri Takvim arasında on bir gün fark vardır. Türkiye’de bu yüzden her yıl Ramazan on bir gün önce kutlanır. Bu farklar bazı ülkeler arası ilişkilerde sıkıntı yaratabilmektedir. Bu farklardan başka farklarda vardır takvimler arasında.

Mesela güneş veya ay yılına göre olup olmadığı. Miladi Takvim Güneş yılına göre oluşturulmuştur. Ve bu yüzden üç yüz altmış beş gün altı saattir. Ay yılına göre düzenlenen takvimler vardır. Mesela Hicri Takvim Ay yılına göre düzenlenmiştir. Bu yüzden üç yüz elli dört veya üç yüz elli beş gün arası gidip gelir. Bu on bir bün fark ülkemizde ramazanın her yıl on bir gün geri gitmesine etki eder. Bu takvimsel farklar çok normaldir. Herkes kendi inanışına göre takvim belirler ve buna devletler de dahildir. Devletler kendi yaşam ve inanış biçimlerine göre takvimler geliştirmişler fakat bir kısmı modern dünyaya ayak uydurabilmek için bu takvimleri değiştirmişlerdir.

Konu İçindeki Sorular

9. sınıf tarih dersi kitabı (Tuna Yayınları) birinci ünitesi olan Tarih ve Zaman ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Tarihin İnceleme Alanına Giren Konulara Örnekler Veriniz.

(Bu soru sayfa 10’daki söze göre yanıtlanmıştır.)

İlk olarak tarihin tanımını yaparak başlayalım. Tarih geçmiş zamanların incelenmesi ve bunları belli belgelere veya fotoğraflara dayandırarak o olayın doğruluğunu kanıtlamaya çalışan bilim dalıdır. Tarih geçmişte olan yapılan veya düşünülen her şeyi inceler. Bu zaten tarihin işidir. Tarih geçmişte yaşanan bütün olayları inceleyebilir. Tarih biliminin bir olayı inceleyebilmesi için o olayın geçmişte olması yeterlidir. Bir diğer önemli husus ise olayların o zamanın şartlarını dikkate alarak ve o zamanın görgü kurallarını dikkate alarak yorumlanmalıdır. Eğer yorumlamayı o zamanın şartlarını dikkate almadan yaparsanız o zamanda yapılan ve doğru olarak görülen bir şeyi şu anın şartlarıyla yorumlayarak o zamanda yapılan şeyi yanlış göstermiş olursunuz. Ve bu da toplumda yanlış algılara yol açabilir. Bunların olmaması için tarihi yorumlarken dikkat edilmesi gerekir.

Bir diğer husus ise tarih hakkında yapılan çalışmaların belgelenmesi konusundadır. Eğer kanıtlar iyi belgelenmezse dosya içinde kafa karışıklığı yaratabilir. Ve bu kafa karışıklığıda dosyanın yanlış anlaşılmasını sağlayabilir. Bu tür şeyler yaşamamak için bu hususlara dikkat ederek tarihin yorumlanması veya belgelenmesi gerekir. Bu kurallara uyularak hazırlanan makale veya araştırma dosyaları daha kalıcı olur. Daha çok dikkate alınan dosyalar olur. Çünkü bu dosyalarda olaylar belli kaynalara dayandırılarak hazırlanır ve bu dosyadan faydalanmak isteyen insanlar bu yazıyı daha güvenli bulup bunu tercih eder. Tarih geçmişte olan her şeyi araştırabilir çünkü geçmişte olan her şey tarihin araştırma alanına girer.

Tarihin görevi bu olayları araştırıp onları güvenilir kaynaklarla destekleyerek olayı gerçek olduğunu ispatlamaktır. Geçmişte olan olayları kanıtlamak için tarih başka bir çok bilim dalından yararlanır. Geçmişte olmuş olaylar hakkında deney ve gözlem yapılamayacağı için tarih bilini olayla ilgili kalıntıları inceler. Onun ne zaman yapıldığını bulur ve bu yapılan şeyi ne ile ilgili olduğunu araştırır. Bunu sonucunda elde edilen bilgiler insanlar tarafından paylaşılır. Bu bilgiler insanlara paylaşılacağı için doğru olmak zorundadır. O zamanın durumu dikkate alınarak araştırılır ve insanlara sunulur. Bazı yazılardaki bilgiler zamanla değişime uğrayabilir. Bu da tarihi bilgilerin değişebileceğinin göstergesidir.

Tarihin Tanımını Yapmaya Çalışınız.

(Bu soru sayfa 10’daki metne göre yanıtlanmıştır.)

Tarih çoğu kişi tarafından geçmişin bilimi olarak tarif edilir. Fransız Annales Okulu kurucularından Marc Bloch, bu tarifi “zaman içinde insanların ilmi” şekline sokmuştur. Bloch, tarihi bir müşahade ilmi olarak kabul etmiştir. Bunun yanında tarihçinin bi kimyager veya fizikçi gibi deney ve gözlem yapma şansı yoktur. Zncak geçmişteki insanların bıraktıkları yazılar veya o konu hakkında daha önce yapılmış çalışmalardan yararlanabilmektedir.

Amerikalı tarihçi Turner, tarihi “geçmişten bize ulaşan, günümüzde ortaya çıkan tenkitçi ve yorumcu bir anlayışla incelenen kalıntılar” şeklinde tanımlamıştır. Will Durant ise tarihi “geçmişte olan hadiseler hakkındaki belgelerin verileri” şeklinde tarif etmiştir. Bu tarifler herkesin kendi görüşüdür ama bu tariflerden yola çıkarak tarihin sadece geçmişi inceleyen bilim dalı olmadığını anlayabiliyoruz. Bu nedenle İngiliz tarihçi Edward Halett Carr’a göre tarih “tarihçi ile olaylar arasında devamlı bir etkileşim, geçmişle günümüz arasında bitmeyen bir diyalog”tur. Fransız tarihçi Lucien Febvre’in ifadesiyle “bugünün açıklanması”dır. Annales Okulu mensuplarından büyük tarihçi Fernand Braudel de tarihi, “geçmişteki, günümüzdeki ve gelecekteki meslekî kabiliyet ve bakış açılarının bir araya gelmesi” olarak görmüştür. Ona göre bugün; dünden, daha evvelden, çok eskilerden kaynaklanmaktadır.

Bu kişiler tarihi birbirinden farklı tanımlamışlar. Çünkü tarihin tanımı belli bir kalıp değildir. Tarih geçmişi inceleyen ve yaşadığımız zamanı aydınlatan ve yönlendiren bilim dalıdır. Bu kadar insanın tarihi farklı tanımlaması tarihin sadece belli bi konuda araştırma yapmamasıdır. Tarih geçmiş ile ilgili her şey ile araştırma yapabilir. Ve tarih asla bitmez. İllaki eskilerde incelenecek bir şey vardır. Tarihin çeşitli tanımları vardır ve bu kişiden kişiye göre değişir. Tarihi başka insanlarda başka tanımları vardır. Tarih gün geçtikçe ilerlemektedir. Bu ilerleme tarihi olayların artık daha teknolojik aletlerle daha kolay çözülmesinden kaynaklıdır. Aama bazı tarihi olaylar şu ana dek bile çözülememiştir. Buna örnek Mısır Piramitleri’ni verebiliriz. Bu olaylarda teknolojinin ilerlemesiyle birlikte elbet bir gün çözülecektir. Ve o çözüldüğünde başka bir tarihi olay merak konusu olacaktır.

Tarihin İnceleme Alanına Giren Konulardan Hangilerinin Yer Aldığını Söyleyiniz.

(Bu soru sayfa 11’deki etkinlik bölümüne göre yanıtlanmıştır.)

Tarihin inceleme alanına giren konular:

  • insan toplulukların yaşayış biçimleri
  • barışlar
  • savaşlar
  • ülke yönetim şekilleri
  • antlaşmalar
  • din ve inançlar
  • ülkelerde uygulanan hukuk kuralları

Bu metinde tarihin inceleme alanlarından insan ve toplumların yaşayış biçimleri ve ülkelerde uygulanan hukuk kuralları vardır. İlk olarak insan ve toplumların yaşayış biçimlerini örneklendirelim. Bu metindeki toplumun yaşayış biçimi zengin ve fakir ayrımı vardır. Fakirler köle olarak yaşarken zenginler fakirleri alan kişiler olarak yani bir nevi kral olarak yaşıyorlardı. Ülkede uygulanan hukuk kurallarına gelirsek ülkede köle satışı yasak değil yani toplumsal sınıflandırma var ve bu şu ananın şartlarına göre yanlış bir sınıflandırma.

(Ege Göçleri ya da diğer adıyla Deniz Kavimleri Göçü tarihte Tunç ve Demir Devirlerini birbirinden ayıran büyük bir olaydır. Bu göçlerle Hitit, Mitanni, III. Babil gibi MÖ 2. Bin yılın monarşik devletleri ortadan kalkmış; onların yerine teşkilatsız ve kültürsüz kavimlerin kurduğu kabile devletleri ortaya çıkmıştır. Devlet idare tarzında görülen bu gerileme hareketinin en başta gelen sebebi, o zamanki şehirlerde oturan kavimlerin eskiye nazaran kültürce geri olmalarıdır. Nitekim Anadolu’da MÖ XII-VIII. Yüzyıllar arasındaki döneme ait arkeolojik ve yazılı hiçbir eser gösterilemez.)

Bu metinde tarihin inceleme alanlarından insan ve toplumların yaşayış biçimleri ve ülkelerde uygulanan hukuk kuralları vardır. Burdan örnek vermek gerekirse toplumlar kavimler şeklinde yerleşik yaşıyorlardı. Yani bir şehirleşme ve herkesin oraya toplanması gibi bir olay yok yani şehirleşme olsada bu şehirler birbirinden bağımsız. Ülkelerde uygulanan hukuk kuralları hakkında ise metinde burada tam bir hukuk yok. Çünkü kabileler halinde yaşandığı için daha hukuk diye bir şey gelişmemiştir.

Bir Tarihçi Olsaydınız Geçmişte Yaşanmış Olaylardan Hangisini İncelemek İsterdiniz? Neden?

Bir kişi tarihçi olsa geçmişte yaşanmış savaşları incelemek isterdi örneğin. Çünkü savaşlar bana her zaman eğlenceli gelmiştir. Savaşlarda uygulanan stratejiler ve orduyu yöneten kişinin planları her zaman etkileyici olmuştur. Mesela kendisinden daha büyük bir orduyu sadece taktik ve strateji kullanarak yenmesi ve bunu izlemesi veya ddinlemesi çok etkileyici bir şey. İnsana hiçbir zaman ve ne olursa olsun pes etmemeyi öğretiyor. Genelede savaşlarda orduyu yöneten işiler zeki olurlar ve savaş iki ordudan çok iki beynin savaşmasıdır. Bunu izlemek çok keyif verici iki komutanında çok iyi stratejileri olur ve bu stratejilerini kapıştırırlar. Deneyimli komutanlar karşıdaki ordunun büyüklüğüne değil karşıdaki komutanın düşüncelerine bakar. Hangi komutan karşı tarafın stratejisini tahmin ederse savaşı genellikle o kazanır.

Savaşlarda değişik aletler kullanılır ve bu aletlere karşıda üretilen çözümler çok iyidir. Mesela hem üstten hem de önden gelen oklara karşı komutanlar askerlerine kaplumbağaya benzeyen bir şekil oluşturturlar ve o şekilde korunurlar. Bu gayet yaratıcı bir çözümdür. Veya savaşlarda geri çekilen tarafın çekildikleri ve kendilerine ayrılan köylerdeki bütün yiyecekleri yakması ve suları zehirlemeside gayet akıllıca bir taktiktir. Yani geri çekilirken savaş kazanırlar, karşı taraf susuzluk ve açlıkla mücadele edemeyip ölürler. Bu tür çözümler veya stratejiler hep hoşa gitmiştir.

Bu konularda en beğenilen komutanlardan biri Büyük İskender’dir. Onun stratejilerini ve uyguladığı taktikler baya mantıklıdır ve savaşlara ilgiyi arttırdı. O kadar mantıklı kara arasında hangisinin kazanacağını tahmin etmek ve o merak insane savaşları daha çok sevdiriyor. Başka bir nedeni ise savaşta kullanılan garip silahlar. Mesela at arabalarının tekerlerinin tam orta noktalarına yanlara açılacak şekilde keskin çizimler koyup onlar ile karşı ordunun üstüne gitmek baya mantıklı ve kullanılan silahta gayet ilginç. Mesela dikenli teller zamanında bir çok insanın ölümüne yol açmıştır. Gayet garip bir silahtır. Bir tarihçi olsam bu tür garip silahları ve mantıklı stratejileri incelemek için tarihin savaş kısmı üzerinde yoğunlaşır ve onla ilgili çalışmalar yapar ve insanları bilgilendiririm.

Tarihi Aydınlatan Kaynaklara Başka Hangi Örnekleri Verebilirsiniz?

(Bu soru sayfa 12’deki tabloya göre yanıtlanmıştır.)

Seyahatnameler

Seyahatnameler tarih bilimini aydınlatmak için kullanılabilen kaynaklardır. Bu kaynaklarda daha çok gezgin insanların gezip gördükleri yerlerin yerleşkelerini, kültürlerini, yaşam tarzlarını anlatan yazılardır. Bu yazılar yazıldığı dönemdeki gezginin gitti yerle hakkında birçok bilgi verir. Bunun en önmeli isimlerinden biri Evliya Çelebi’dir. Evliya Çelebi yaşadığı dönemde bir çok yere gitmiş ve gördüklerini not almıştır. Bunlarıda bir kitaba dönüştürmüştür. O kitabın ismi de “Seyahatname”dir. Bu seyahatnamelerde yazan bilgiler genellikle doğrudur ve güvenilirlerdir.

Günlükler

Günlükler insanların gün boyunca başından geçen olayları not aldığı deftere denir. İnsanlar genelde günlüklerine her gün düzenli bir şekilde not alırlar. Bu notlar bulunduğu taktirde eski zamanlar hakkında insanlara çok önemli bilgiler sağlar. Mesela eski zamanlarda yaşayan birinin günlüğü bulunduğunda o kişinin yaşadığı zaman aralığında yaşadığı yer ile ilgili birçok bilgi edinilebilir. Bu bilgiler genelde güvenilirdir.

Gazeteler

Gazeteler bize diğer unsurlar gibi araştırmak için çok geniş bir zaman aralığı tanımasada gazetelerden de bir çok bilgi öğrenilebilir. Eski gazeteler bulunduğu taktirde o zamanın öznemli olaylarını gazetelerden bulabilirsiniz. O zaman neler yapılıyormuş. Veya o tarihte neyler ile ilgileniliyormuş, bunları eski gazetelerden bakarak bulabiliriz.

Yazıtlar

Yazıtlar çok eski dönemlerde genellikle taşların üstüne oyularak yazı yazılarak o dönem hakkında bilgi veren yazılardır. Yazıtlar o dönemki birçok şeyi açıklar. Mesela kimin devletin başında olduğunu veya o zamanki kuralların ne olduğunu, kurallara uymamanın cezasını, devletin içinde bulunduğu durumu veya toplumun daha çok hangi dine inandığı hakkında bize bilgi verir ve bu bilgiler genelde güvenilirdir. Bu yazıtlara dair en iyi örnek Orhun Yazıtları’dır. Orhun Yazıtları dönemi hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bu yazıtlar o zamanki çoğu şey için bize bilgi verir.

Fosiller

Fosiller insanlara geçmişte yaşamış canlılar ve o canlıların vücut yapıları hakkında bilgi verir. Bu bilgiler ışığında şu an yaşamayan ama geçmişte yaşamış canlılar hakkında fikir edinebiliriz. Mesela eskiden yaşamış insan türlerinin şu an biri yaşıyor ötekiler yok oldu. Bu yok olan insan türleri hakkında bize bilgi veren şeyler arasında o insanların fosilleri de var.

Tarih ile Fen Bilimlerini Karşılaştırarak İnceleme Alanları ve Yöntemleri Bakımından Aralarında Hangi Farklılıkların Bulunduğunu Yazınız.

(Bu soru sayfa 13’teki tabloya göre yanıtlanmıştır.)

Tarih, geçmiş zamanda yaşanmış olan olayların nedenlerini ve sonuçlarını anlamaya çalışan bir bilim dalıdır. Tarihte fen bilimlerin aksine deney ve gözlem metodu kullanılmaz. Aynı şekilde iktisat, psikoloji, sosyoloji gibi bilimlerin uyguladığı insan davranışlarını ölçme ve gözlemeye dayalı yöntemleri de kullanamaz. Tarihte “bilimsel araştırma yöntemi” adı verilen bir sistem ile çalışılır. Tarihçi elde ettiği belgeleri ve bilgileri tasnif eder. Sonrasında ise bu bilgiler inceler ve geçmişteki olayları elde ettiği veriler ile açıklamaya çalışır. Tarihçi deney ve gözlem şansına sahip değildir. Çünkü geçmişte yaşanan olaylara tanık değildir. Bu sebeple o dönemde kayıtlara geçmiş belgeler üzerinde çalışmalarını gerçekleştirir.

Kaynaklar “birinci el kaynak” ve “ikinci el kaynak” olarak iki gruba ayrılmaktadır. Tarihi olayların yaşandığı dönemde kayıtlara geçirilmiş belgeler “birinci elden kaynak” olarak değerlendirilir. Bu kaynaklar genellikle olaylara tanık olan veya tanık olan kişileri dinleyenlerin kaydettiği belgelere “birinci el kaynak” denir. “İkinci elden kaynaklar” adı verilen kaynaklar ise bu bahsedilen “birinci el kaynaklar” üzerinden elde edilen kaynaklardır. Kaynaklar tarihi kalıntılar ve yazılı kaynaklar ve görsel ve işitsel kaynaklar, ve son olarak sözel kaynaklar olmak üzere dörde ayrılmaktadır.

Fen bilimlerinin bir özelliği de genelleme yapılabiliyor olunmasıdır. Bu yöntem tarih biliminde geçerli olamaz. Çünkü tarihte genelleme yapılmaz. Bunun neden tarihte deney yönteminin kullanılmaması yani olayın tekrar gerçekleştirilemeyecek olunmasıdır. Fen bilimleri ile çalışanlar deney ve gözlem yapabilir iken tarihçiler belgeleri ve kaynakları inceleyerek geçmişi aydınlatmak ister. Bahsedildiği gibi tarih ve fen bilimi gibi beşerî bilimleri birbirinden ayıran en önemli özellik genellemedir. Örneğin fizikçiler “Isınan metaller genleşir” gibi bir genelleme yapabilirken tarihçiler bunun gibi bir genellemede bulunamazlar. Bunun sebebi fizikçiler metalleri ısıtarak bunun deneyini yapabilirken tarihçilerin yapamamasıdır. Böylelikle fen bilimleri içinde bilim insanları evrensel geçerliliği bulunan yargılara ulaşabilirler. Fakat tarihçiler herhangi bir evrensel yargıya ulaşamazlar. Örneğin Versailles Antlaşması 2. Dünya Savaşı’na yol açmıştır. Fakat tarihçiler “Devletleri çok ağır yükler altında bırakan antlaşmalar dünya savaşına yol açar” gibi bir yargıya ulaşamazlar.

Tarihçi Hangi Bilim Dallarından Yardım Almalıdır? Neden?

Tarihe yardımcı olan bilim dalı oldukça çok sayıda bulunmaktadır. Her bilim dalı başka bilim dallarının verilerine ve yöntemlerin ihtiyaç duyar. Tarih de o bilimlerden biridir. Tarihteki olayları açıklarken bazı başka bilim dallarının yardımına ihtiyaç duymaktadır. Bu yardımcı bilim dallarından biri de coğrafyadır. Coğrafya yeryüzündeki coğrafi olay ve coğrafi yerleşmelerin insan hayatına katkısını ölçen bir bilim dalıdır. Tarihe en çok yardım eden dallardan biridir. Tarihçiler gerçekleşen bir olayın coğrafi olay yahut nedenlerden dolayı gerçekleşmesini coğrafya biliminin yardımı ile çözebilirler. Bir diğer yardımcı bilim dalı ise arkeolojidir. Yazının bulunmadığı, dolayısıyla yazılı veya sözlü belgelerin kaydedilmediği dönemde gerçekleşen olayları bulmakta arkeoloji bilim yardımcı olmaktadır. Su ya da toprak altında kalmış yapıtların bulunmasına katkıda bulunur. Bu yapıtlar sanat ve tarih için özellikle yazı öncesi dönemdeki gelişmeleri yoğun oranda aydınlatır.

Kronoloji de tarihe yardımcı olan bilimlerden bir tanesidir. Yaşanan olayların zamanını belirler ve bu yaşananları bir zaman zinciri olarak kaydeder. Bu olayların oluş sırasına göre sıralanması tarihi olaylar asında neden-sonuç ilişkisi kurmamıza yardım eder. Diplomasi bilimi fermanlar, fetihnameler, tapular ve mektuplar, antlaşmalar gibi yazılı belgeleri inceler. Tarihteki bu belgeleri inceleyerek anlamlarını bularlar ve yaşananlar açıklığa kavuşturmada rol oynar. Heraldik ise armaları inceleyerek tarihteki devletler hakkında armaları sayesinde bilgi edinir. Örneğin Osmanlı Devleti’nin on beşinci yüzyıldaki armasına bakarak o dönem ile ilgili bazı bilgileri açıklayabilir. Etnografya ise toplumların yaşayız tarzları, örf ve adetlerini inceleyerek tarihteki bazı olayların sebeplerin bulunmasında yardımcı olur. Örneğin Menemen Ayaklanmasının sebebinin ne olduğunu o döneme dair olan etnografya çalışmaları ile bulunur.

Antropoloji ise insan ırkların özelliklerini, dünya üzerindeki yayılımlarını inceleyen bilim dalıdır. Örneğin Osmanlı Devleti’ne yönelik yapılan bir antropoloji çalışmasıyla 1915 yılındaki Ermeni nüfusu bulunabilir ve soykırım iddiaları ile ilgili bilgiler kaydolunabilir. Nümizmatik ise eski dönemdeki paraları inceler. Örneğin paranın ilk bulunduğu dönemdeki paralara bakarak Lidya toplumu hakkında bilgiler edinebiliriz. Bu paraların bulunması için yapılan çalışmalar dolayısıyla nümizmatik arkeoloji bilimi ile iş birliği içerisindedir. Paleografi eski yazıları çözerek tarihe yardımcı olur. Örneğin eski Türkçe ile yazılmış Orhun Kitabelerini çevirerek bilgiler edinilinebilir.

Tarih­ Öğrenmenin ­Gerekliliği­ ve ­Faydaları ­İle­ İlgili­ Düşünceleriniz­ Nelerdir?

Tarih devletlerin kendi halkına ve ırkına ulusal bilinç kazandırmanın en etkili yollarından beridir. Çoğu insan kendi tarihini merak etmektedir. Tarihin bu amaçlar ile kullanımı yalnız modern toplumlarda değil kabile toplumlarda da görülmektedir. Modern devletlerin çoğu ekonomik ve siyasi hakimiyetlerini güçlendirmek amacıyla tarihe başvururlar. Bir yandan kendi tarihlerini milletine öğreterek ulus sevgisi kazandırmak istemektedirler. Tarih her şeyden önce insanın kendisini tanımasına ve geleceğini şekillendirmesine yol açmaktadır. Atatürk’ün söylediği gibi “Geçmişini bilmeyen toplum geleceğine yön veremez”. Gelecekte iyi bir hayat sürmek için insan geçmişini ve tarihini çok iyi bilmelidir.

Tarih insana kim olduğunu ve nerden kimlerden geldiğini göstermenin yanında kim olmadığını göstererek kendisinin diğer insanlarla olan farklılığını öğretir. Böylece insana özgün kimliğini oluşturmasında yardımcı olmaktadır. İnsan kendisinin yanı sıra toplumu ve halkı için geçmişi bilmek durumundadır. Tarihini bilen insan ortak kültürünü bilir. Bu değerleri benimseyip gelecek nesillere aktararak bu değerlerin devamını sağlamaktadır. Tarih içerdiği bilgiler ile yoğun bir kültür edinimine yol açar. Toplumu oluşturan insanlar tarihlerini öğrenerek hangi toplumdan kimlerden geldiğini anlar. Milletçe yaşanan acı ve tatlı olayları öğrenerek dayanışma ve iş birliği duygularını arttırır. Medeniyeti, toplumu ve ülkesine ve değerlerine sahip çıkarak her türlü dış tehdide karşı tek yumruk olur. Eğer tarih öğrenimi yoluyla gerçekleştirilen bilgi aktarımı olmasaydı insanlar; önceki kuşakların neler yaptıklarını bilemez, onların kültürel birikimlerinden ve tecrübelerinden yararlanamazdı. Bunun sonucunda da ilerleme serüvenine her kuşakta yeniden başlamak zorunda kalır ve medeniyet bugünkü gelişmişlik düzeyine ulaşamazdı.

Tarihin Devletlere Sağlayacağı Yararlar Neler Olabilir?

(Bu soru sayfa 15’teki metne göre yanıtlanmıştır.)

Tarih devletin halkına ve toplumuna ulusal devlet ve millet sevinci aşılamak için kullandığı yöntemlerden biridir. Tarihin bu ulusal bilinç aşılamak amacıyla kullandığı yöntem yalnız modern medeni toplumlarda değil aynı zamanda ilkel kabile toplumlarında da görülmektedir. Kabilelerin geçmişte yaşanan savaşlarda almış olduğu galibiyetler, nesilden nesile akdedilerek kabile ve bir olma inancını aşılanmaktadır. Modern devletler de aynı yöntemi kendi halkı üzerinde kullanmaktadır. Siyasal ve ekonomik hakimiyetlerini sağlamlaştırmak amacıyla halkına ve milletine tarih öğretmektedirler. Bir yandan da kendi tarih ve kimliklerini oluşturarak halkına ulusal kimlik ve vatandaşlık inancı aşılamaktadırlar. Diğer yandan ise rakiplerinin ve rakiplerinin siyasal ve ekonomik hakimiyetine dahil etmek istedikleri milletlerin tarihlerini öğreterek onlara karşı politika oluşturmaktadırlar.

Bunun yanında bir toplumun tarihini bilmek o topluma mensup insanlara ve o topluma mensup devletin vatandaşlarını tanımaya ve kültür ve değer yargılarını anlamaya yardımcı olur. İnsanın geçmiş toplumunu kendi halkına ve milletine öğretmesi ve bugün o topluma karşı daha çok hâkim olmasını sağlamak da tarihin farklı bir işlevidir. Devletler kendi halkına tarihlerini öğreterek geçmişteki hatalardan ders almayı ve aynı zamanda yapılan güzel işlere bakarak tarihimiz ve kendimizle gurur duymamıza yardımcı olur. Aynı zamanda kendi tarihlerinin dışında düşman olsun olmasın diğer bütün devletlerin, milletlerin ve toplumların tarihini anlatır ki karşı toplum ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olur. Tarihin insana ve topluma kimlik kazandırma özelliği olduğu için devletler kendi vatandaşlarına kimlik kazandırma amacı güderek milletine tarih öğretir.

Ayrıca geçmişi bilmek gelecekte yapacaklarımızı etkileyeceği için gelecekte kötü şeyler yapmamamız isteğiyle geçmişte yaptıklarımız vatandaşlara öğretilir. Çünkü “Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez”. Tarih öğrenerek geçmişteki hatalarımızdan ders çıkarıp gelecekte aynı hatayı yapmamalı ve geçmişte yaptığımız iyi şeyler öğrenip onlar ile gurur duyarak gelecekte de iyi şeyler yapmaya devam edebilmemiz amacıyla devletler küçük yaştan itibaren halkına tarih öğretir. Ayrıca tarih vatan ve millet aşkını körüklediği için vatandaşların devlete olan bağlılığı da artmaktadır.

Yukarıdaki Sözlerle Anlatılmak İstenen Düşünceler Nelerdir?

(Bu soru sayfa 16’daki metne göre yanıtlanmıştır.)

Devletlerin halkına tarih öğretme sebeplerinden biri de bu bağlılığı olabildiğince arttırmak amacındadırlar. Tarihin bilinmesi geleceği düşünmek için zaruridir. Geleceğin hayalleri geçmişe karşı gelmek istediği zaman bile, kendi unsurları içinde ona bağlı bulunmaktadır. Tarih insanın geçmişini bilerek geleceğine yön vermesine yardımcı olabileceği ve geçmişte nerden ve kimlerden geldiğin anlayarak kendi öz kimliğini oluşturabileceği bir bilimdir. Ne kadar gelecekte geçmişte yaşanan olaylardan farklı bir şeyler yapmak istense de bazı önemli ana unsurlar içerisinde tarihe bağlı kalmak zorundadır.

Çoğu kişinin bildiği bir söz vardır. “Tarih daima tekerrür eder.” Bu sözle bile gelecekte yaşanacakların daima geçmişle alakalı ve bağlantılı olacağına dair bir kanıttır. Gelecekte yaşanacaklar için istenilen kadar hayal kurulsa bile tarihte o olaya benzer başka bir olay yaşanmış olacaktır ve gelecekte yaşanan o olay geçmişte yaşanmış olanla daima bağlı olacaktır. Gelecekteki hayatımız için açık ve mantıklı bir takvim oluşturabilmek ancak bugüne gelinceye kadar izlediğimiz yolu bilmekle mümkün olacaktır.

Gelecekte yapacağımız şeyleri planlarken mutlaka geçmişte yapılmış olanlara bakmalı ki ne yapılmalı ne yapılmamalı bilinmelidir. Gelecekte yapacak olunan şeylerin akıllıca ve mantık kurularak yapılması için tarih bilmek bir zorunluluk gibidir. Geçmişte yapılmış olan şeyler hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmayan yani tarih bilmeyen birinden gelecekte akıl ve mantık yolunda hareketler yapması beklenemez. Yapılacak şeylerin akıl ve mantığa sahip bir planını yapmak için tarihteki buna benzer olayları takip edip en iyi hareketi yapmalıyız. Bir insanın yapacağı şeyleri en mantıklı yoldan bakması için geçmişini ve tarihini bilmesi gerekmektedir.

Geleceğin Planlanmasında Tarihin Rolü ve Önemi Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz?

Geleceğin planlanmasında tarihin rolü oldukça büyüktür. “Tarih tekerrür eder” sözünde de belirtildiği gibi tarihteki bazı olaylar belli zaman aralılar sonucu tekrar etmektedir. Bu sebeple gelecekte yaşanacak bazı olayların geçmişte yaşanmış olma olasılığı oldukça yüksektir. Bu yüzden gelecekte yaşanacaklara hazırlıklı olmak amacıyla geçmişte yaşanmış olanlar hakkında bilgi sahibi olunması gerekir. Bu sayede geçmişteki hataları ve doğru yapılan hareketleri görüp gelcekte yaşanacaklar için hazırlıklı olunabilir. Bu sebeple gelecek planlaması yapılabilmesi için tarih ve geçmişin farkında olmanın önemi oldukça büyüktür.

Tarihin İnsanlığın Gelişimindeki Rolü Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz?

Tarih insan gelişiminde büyük bir rol oynar. Çünkü tarih insana nerden ve kimlerden, hangi durumlardan geldiğini gösterir ve kişinin öz kimliğini yaratmasına yardımcı olur. Kişinin kendi kimliğini yaratmasına büyük ölçüde katkı sağlar. İnsanın kendini geliştirmek için öncelikle kim olduğunu iyice kavraması gerekmektedir. Kim olduğunu bilmeyen bir insana ne yaparsa yapsın kendini herhangi bir konuda geliştiremez. Kendini geliştirmek isteyen bir insanın yapmak zorunda olduğu ilk şey kendinin kim olduğunu yani kimliğini bilmesidir ve kişinin kendi kimliğini ve km olduğun yani benliğini keşfetmesi için tarih bilgisinin olması gerekmektedir. Çünkü tarih insana geçmişteki atalarının ne yaptığın kendisinin bu haline nasıl geldiğini anlatır. Kişinin kim olduğunu anlaması için tarih bilmesi bir gerekliliktir.

Tarihini bilmeyen bir insan kim olduğunu ve kimliğini yani benliğini keşfedemez ve dolayısıyla da kendini geliştirmesi mümkün olmaz. Kişi tarih öğrenerek kendi benliğini ve kimliğini yani kim olduğunu keşfetmelidir. Çünkü kendisini geliştirmesi yapması gereken en önemli şey budur. Atalarının geçmişte ne yaparak benliklerini ve kimliklerini oluşturduğunu bilen kişi kendi kimliği ve benliğini kolaylıkla ve rahatça keşfedebilir. Kimliğini ve benliğini keşfeden, kim olduğunun farkında olan bir insan için kendini geliştirmek kolay olacaktır. Kişiliğini anlayan bir insan istediği konuda rahatça gelişebilir.

Tarih de bu kimlik ve benliğin öğrenilmesi için en önemli araçtır. Tarih bilmeyen bir birey asla kim olduğunu ve benliğini, kişiliğini veya kimliğini öğrenemez ve kendini hiçbir konuda geliştiremez. Bunları keşfedebilmesi için tarih öğrenmelidir. Atalarının geçmişte yaptığı hataları görerek bu hatalardan ders çıkarmalı ve yaptıkları güzel ve başarılı şeyleri de kendi hayatında uygulamalıdır ki aynı başarıyı kendisi de elde edebilsin ve kendini geliştirebilsin. Yapılmış olan bu hatalardan çıkarmış olduğu dersleri kendi hayatında da uygulamamalı ve bu hareketlerden elinden geldiğince kaçınmalıdır. Ayrıca atalarının yaptığı gurur verici şeyleri de kendi hayatına olabildiğince adapte etmelidir. Bunlar yapıldığında insanın kendini geliştirmesi çok kolay olacaktır. Kimliğini ve benliğini keşfeden bir insan için gelişim zaten doğal olarak kendiliğinden gerçekleşecektir.

Tarihi Olaylar Yorumlanırken Neye Dikkat Edilmelidir?

(Bu soru sayfa 17’deki söze göre yanıtlanmıştır.)

Şimdiki zamanda bulunan hiçbir bireye hiçbir tarihi bilgi zorla verilemez. Yanlış bilgiler bireylere dayatılamaz, dayatılmamalıdır. Şimdiki zamandaki hiçbir düşünce veya kişisel yorum asla ve asla tarihsel bilgiler ile birleştirilmemelidir. Tarihe herhangi bir şimdiki zaman düşüncesi veya kişisel bir düşünce, bir fikir empoze edilirse tarih en önemli özelliğini kaybeder. Bu sebeple tarih daima belgeler, araştırmalar ve incelemeler üzerinden elde edilen bilgiler ile elden gelebildiğince nesnel bir şekilde geçirilmelidir. Tarihi anlatırken tarihi olayın geçtiği döneme saygı duyulması gerekmektedir. Bazı şimdiki zaman bilgilerinin tarihi olayların anlatılmasıyla oluşan hataya anakronizm hatası denmektedir. Tarihi anlatırken o dönemde bulunamayacak hiçbir eşya yiyecek veya giyecek dahil edilmemelidir. O olayı öğrendiğimiz kaynakta yazan şeylere bir şey eklenmemelidir.

Tarihçinin kendi etkilediği şeyler ile herhangi bir tarihi olayı anlatması anakronik hata olarak geçer ve bu da tarihi olayların gerçekliğini bozmaktadır. Bu yüzden tarihi olaylar açıklanırken hiçbir şekilde anakronik hatalara yer verilmemelidir. Bu hatalar tarihin günümüze yanlış aktarılması demektir. Tarihin kimlik benimsetme, kişiye benliğini ve kişiliğini öğretme gibi özelliklerinin olduğu da düşünülürse bu anakronik hatalar ve tarihin yanlış aktarılması kişinin yanlış kimlik benimsemesine ve kendini keşfedememesine sebep olabilir. Kimliğinin ve tarihinin yanlış öğrenilmesi gelecek planlama kötü etki edebilirler. Çünkü kişi geleceğini geçmişini bilerek planlamaktadır. Eğer birey geçmişi ile ilgili yanlış bir bilgiye sahip olursa gelecek planlamalarından hata yapabilir. Bu da birey ve belki de bireyin yaşadığı toplum için kötü sonuçlara yol açabilir.

Bunun gibi kötü olayların yaşanmaması için kişiye tarihini en doğru şekilde öğretmek gerekir. Bunun içinde tarih aktarılırken anakronik hatalardan kaçınılmalıdır. Bu anakronik hatların yoğun kullanılması gelecekteki kötü olayların için sebep hatta başlangıç bile olabilir. Bu sebeple anakronizm ile karşılaşmamak için yorumlamayı doğru kullanmaya elden geldiğince dikkat etmeliyiz ki herkes mutlu ve sorunsuz bir geleceğe sahip olabilsin. Tarihin tamamen net ve sadece o olayları öğrenmemize katkı sağlayan belgeler de yazan bilgileri doğrudan bir şey katmadan anlatılması gerekir. Buna dikkat edilmelidir çünkü bu hataları daha büyük kötülüklere sebep olabilir. Bu sebeple doğrudan bilgi aktarımı tarihi anlatırken en önemli husus olmalıdır.

Eski Çağ Devletlerinde Köleliğin Doğal Bir Uygulama Olarak Görülmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Eski çağ devletlerinin yönetim biçimleri demokrasi, cumhuriyet, sosyalizm, komünizm gibi sınıfsal farklılıkları ortada kaldıran türden olmadığı için kölelik sistemi normal görülebiliyor. Günümüzde insanların hayvanlara besin zinciri üretmesi örnek olarak gösterilebilir. Eski dönem medeniyetlerinde her insanın bir yaşam amacı olduğunu iddia eden bu medeniyetler; bazılarının hükmetmek, bazılarının ise hükmedilmek için doğduğunu inanırlardı. Bu sebeple kölelik gibi sınıfsal farklılığın göze sokulduğu bir sistem bulunmaktadır. Ve insanlar sınıfsal farklılığın kötülendiği bir toplumda yaşamadıkları için bu tür sınıfsal farklılıklar onlar için ahlaki bir sorun teşkil etmemektedir.

Devletleri Köleliğin Kaldırılması Yolunda Adımlar Atmaya Yönelten Nedenler Neler Olabilir?

Kölelik, en eski zamanlardan on sekizinci yüz yılın sonuna kadar işlevini sürdüren bir şey oldu. Fakat bin yedi yüz yetmiş altı yılında yayınlanan ve günümüzde hala geçerliliğini yitirmemiş olan United States Declaration of Independence (Amerikan Bağımsızlık Bildirisi) ve bin yedi yüz seksen dokuz yılında yayınlanan Declaration of the Rights of the Man and of the Citizen of 1789 (İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi)’nin yayınlanmasından sonra kölelik kavramı, insan haklarına karşı ve ters düşen bir uygulayışa dönüştü. Bu eski belgelerin ikisinde birden de herkesin eşit ve özgür doğup eşit ve özgür yaşadıklar, doğumlarından itibaren başlayan ve kalıcı olan hakların bir başka insana aktarılamayacağı kararlaştırıldı.

Danimarka, kölelik ticaretini bin yedi yüz doksan iki yılında çıkardığı yasayla tamamen ortadan kaldıran ilk ülke olma ünvanına sahip bir ülkedir. Danimarka’dan sonra İngiltere ve bin sekiz yüz sekiz de köleliği tamamen ortadan kaldıran A B D köleliği kaldırdı. On Aralık bin dokuz yüz kırk sekizde United Nations General Assembly (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu)’nda kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile insanların köleliğe karşı yaptığı mücadeleler son buldu. O dönemlerde, Roma Devletinin adalet sistemine göre köle olarak çalışan insanların hiçbir hakkı hatta değeri dahi yoktu. Tabi bu kölelerin bir efendisi var, bu efendiler sonsuz bir keyfe ve köleler üzerinde sonsuz bir üstünlüğe sahiptirler.

Devletin köleliğin kaldırılmasında attığı adımların sebebi ise; kişisel görüşüm, diğer ülkelerde kölelik yoksa insanlar kölelik yapmayı artık istemeyecek ve isyan etmeye başlayacaklardı. Çünkü onlardan başka devletler kölelik yapmamalarına rağmen düzgün ve “acısız“ bir hayat sürebiliyorlardı. Bu da tabi ki ister istemez insanın içinde tepkisel bir durum yaratıyordu. Eğer böyle bir şey yaşanırsa yani insanların isyan ederse, devlet çökerme dönemine geçecek ve batacaktı. Devlet de ülkenin batmaması için köleliği kaldırmış olabilirler. Ya da yeni makine ve iş yapabilen aletler ortaya çıktığı için, makamı yüksek insanlar işlerini yapacak kölelere ihtiyaç duymadıklarından veya yapılan aletler kölelerden daha çok iyi iş yaptığı için ya da makinelerle iş yapmak daha karlı olduğu için (insanların gücünü daha farklı şeylerde kullanarak verimliliği ve kullanılan alanı arttırmak) köleliği bırakmaya başlayıp, köleliğe son vermiş olabilirler.

Köleliğin Günümüz Dünyasında da Uygulanması Gerektiği Savunulabilir Mi? Neden?

Kölelik, devlet ve ülke isterse tabi ki geri gelebilir. İstesek de istemesek de bu olabilir bir durumdur. Ancak şu an yaşadığımız dönemde köleliğin gelmesi doğru bir şey değil. Çünkü zamanımızda teknoloji, elektronik aletler tarzı şeyler çok değişti ve bunlar, insanların özgürleşmesini sağladı. İnsanlar, artık birine bağlı değil de özgür ve bağımsız bir şekilde yaşamaya başladılar. Zaman geçtikçe, bu genlere de geçmeye başladı. Yani artık insanlar bağımsızlıklarına ve özgürlüklerine tamamen düşkün bir şekilde yaşadıkları için, kölelik gibi tutsak ve bağımsız bir yaşama alışık olmadıklarından ve istemediklerinden, ülkede çok ama çok büyük bir ayaklanma çıkar ve bu da ülkemiz için hiç iyi olmaz. Çünkü ülkemiz en hızlı şekilde batar.

Zaten, bu dönemde artık insanlar kölelik devrine gri dönmek istemez, dönmeye çalışmaz. Çünkü zaten kölelerin yapacağı işin / işlerin hepsini zaten makinalar ve diğer farklı sistemler yapıyor. Ve makinaların bir işte kusur yapma oranı insanların yaptığı hatalardan daha az. Bu demek oluyor ki makinaların ve diğer sistemler, aletler gibi şeylerin yaptığı işler, insanların yaptığı işlerden daha iyi oluyor. Kaldı ki artık insanların içlerine işlenen özgürlük ve bağımsızlık duygusu, köle devri gibi bir şey başladığı zaman devleti çökerme dönemine bile girmeyecek kadar hızlı batırabilecek kadar güçlüdür. Makinelerin de kullanıldığını var sayarsak, ne yönden bakarsak bakalım işlerin makinalarla yapılması her iki taraf için de daha karlı. Fakat köleliğin geri gelmemesi için başka bir sebep daha var.

Makineler ve diğer sistem gibi iş yapabilen şeyler insanlardan daha iyi ve daha az hatasız yani kusursuz iş yapabiliyorsa ve insanlar da özgürlüğüne düşkün ve kölelik anlayışını benimsemeyen varlıklarsa, her ne açıdan bakarsak bakalım köleliğin olmadığı taraf her zaman iki taraf (köleler ve kölelerin efendisi) daha karlı oluyor. Sonuç olarak, makinelerin kölelerin işlerini kölelerden daha iyi yaptıkları için ve kölelerin de kölelik anlayışını zaten benimsememiş oldukları için, kölelik ülkeye geri gelmemeli. Gelirse, işlerdeki kusurlar ve kötü kısımlar artar, insanlar isyan etmeye başlar. Ülke çok ama çok hızlı bir şekilde çöküşe ve batışa geçer. Diğer ülkelerden güçsüz duruma düşer. Asıl işte o zaman başka ülkelerin kölesi olabiliriz.

Yazara Göre Tarihî Olayları Değerlendirirken Nelere Dikkat Edilmelidir?

(Bu Soru Sayfa 19’daki Metne Göre Yanıtlanmıştır.)

Yazara göre, tarihte olan bir olayı (savaş ya da herhangi bir şey olabilir) doğru bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için o olayda geçen yada olaya katkısı bulunan, o olaya etki eden kişileri ve o dönemi iyi tanımak gerekir. Bunu biraz daha detaylandıralım. Mantıken de düşünürsek, o dönemde yaşanan bir olaya bakış açısıyla şu an ki bakış açısı zaten aynı olamaz. Bu sebepten dolayı zaten olayı yorumlarken o dönemin şartlarını ve kurallarını ele almak daha doğru bir sonuç verir bize. Bir örnekle bu dediklerimizi daha iyi anlatabileceğimi düşünüyoruz. Şu an bir savaş çıksa, her iki devlet de eski dönemlerdekinden daha iyi ve güçlü bir savaş sergiler değil mi? Bunun nedeni, eski zamanlarda yaşanan olaylardan ve çıkan kavgalardan ders çıkartıp ya da onların yaptıklarını ve yaptıklarının sonuçlarını bilip ona göre hareket etmemizdir.

Eskiden yapıp kazandığımız bir taktiği kullanabilir ya da eskiden yapıp kaybettiğimiz bir taktiği kullanmayabiliriz. Hiçbirimiz o kaybettiğimiz savaşta kullandığımız taktiği kullanmak istemeyiz değil mi? Onlar da istemezdi, fakat bu yani bizim dönemimizde, teknoloji, savaşta kullanılan aletler, silahlar, toplar vs. çok geliştirildi, eskisinden kat kat daha iyi hale geldi. Ama o zamanlar o kullandıkları ve kaybettikleri taktik belki çok iyiydi. Bunu, şu anki zamana göre düşünürsek ve bugünkü zamanın şartlarıyla karşılaştırırsak neden o taktiği kullandıklarını anlayamayız.

Bunu anlamak için kendimizi o zamanın içinde düşünüp, o zamanın şartlarıyla düşünmemiz lazım. Ve o stratejiyi uygulayan kişinin hayatını da göz önünde bulundurmamız lazım. Yaşadığı şeyleri, girdiği diğer savaşları, (varsa) evliliğini, yaptığı başka yenilikleri, aktiviteleri vs. ve yaşadığı ve yaptığı şeylerden çıkarım yaparak düşünce yapısını anlamalıyız. Bunlara göre de o zamanki tarihi ve fikirlerinin nedenini anlayıp kararları daha iyi yorumlayabiliriz. Çünkü, eğer bunları bilmezsek, kararlarını etkileyen bir duygusal sebep olup olmadığını, Kısacası, tarihi bir olayı yorumlarken, o zamanki insanların hayatını ve o tarihin getirdiği zorlukları, olayda geçen kişilerin özelliklerini ve yaşadığı şeyleri (bilebildiğimiz kadarıyla) göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Günümüzün Bakış Açısı ve Değer Yargılarıyla Yorumlandığında Eleştirilebilecek Bir Tarihi Olay Belirleyerek Aşağıdaki Soruları Cevaplayınız.

Belirlediğiniz ­Tarihi Olay­ Nedir?

Yazının bulunması. 

Yazı, Milattan önce üç bin beş yüz yılı civarında bir Anadolu uygarlığı olan Sümerler tarafından bulunmuştur. Yazının bulunması, bir devrin başlangıcı gibidir ve tarihte çok önemli bir gelişme olarak kabul edilmektedir. Yazı olarak ilk icat edilen yazı, çivi yazısıdır. Çivi yazısının da bulunmasıyla, insanların ilk “kalıcı“ olan ve sözlü olmaya iletişim aracı olan “yazı“ bulunmuş oldu. Çivi yazısı, Sümerli insanların çivilerle çizdiği semboller sayesinde bulunmuştur. Yazıyı ilk icat eden devlet olan Sümerler, Mezopotamya’da yaşamışlardır. Yazı, ilk olarak beş bin beş yüz elli, yıl önce kullanılmaya başlanmıştır. Sümerlerin yazıyı icat etmesiyle, iç ve dış ticaretlerinin artmasının ve yaşadıkları yerin gelişmesine de katkı sağladıkları düşünülmektedir, bilinmektedir. Sümerlerin yazıyı bulmalarındaki asıl amacı, ekonomik işlerini ve sosyal aktivitelerini geliştirmektir. Bunları düşünerek çivi yazısını bulmuşlardır.

Olayı­ Bugünün ­Bakış­ Açışıyla­ Değerlendirdiğinizde­ Neler­ Söyleyebilirsiniz?

Yazının bulunmasına şu an bulunduğumuz dönemden bakarsak, şu an bile çok büyük bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Eğer o dönemdeki insanlar yazıyı bulmasalardı, şu an hiçbir gelişim sergilemiyor olurduk. Biz, şu an yazdığımız yazıyı yazamazdık mesela. Ya da şu an belki eski dönemlerdeki gibi ilkel ve gelişmemiş olurduk. Yazısız bir hayat yaşadığımızı düşünsenize? Hafıza kayıpları bile çokça görülürdü. Yazı olmadığı için herhangi bir şey için kanıt olmazdı. Yani söylediğimiz ya da söylemediğimiz bir şeyi kanıtlayamazdık. Adalet olmazdı, çünkü birinin kötü bir şey yaptığına dair kanıt olmazdı, hapse atamazlardı birini. Çünkü o hapishanelerin yapılması için mühendisler lazım, ve matematiksel şeyler. Eğer yazı olmazsa mühendisler nasıl oraları inşa edecek? Ya da daha öncesi, o malzemeler nasıl bulunacak? Karışımların ölçülerini nasıl tam tutturacağız? İşte, aslında her şeyin başı yazı. Şu an dünyada yazı bulunmamış olsaydı, hayat boş boş akıp gidecekti, hiçbir şey yapamayacaktık, çünkü düzgün bir iletişim aracımız olmayacaktı.

Olayı­ Yaşandığı­ Dönemin­ Şartlarından ­Hareketle­ Değerlendirdiğinizde­ Neler Söyleyebilirsiniz?

O dönemde, insanların beyinleri veya vücutları (zamanımıza göre) çok gelişmiş değildi. Öyle bir dönemde, yazının bulunması, öyle kafa yapısına sahip insanların düşünüp yazarak bir şeylerin daha “kalıcı“ olduğunu düşünüp yazıyı icat etmelerinin bir mucizeden farkı yok. O dönemin şartlarında böyle yıllarca devam edecek ve hayatımızın her yerinde kullanacağımız bir şeyi icat etmek gerçekten çok büyük bir adım. Üstünde iyice düşünürsek, zaten o dönemin şartlarıyla yıllarca hatta sonsuza dek kullanılacak bir şeyin bulunması, zaten insanlığı bir adım ileri taşıyan en önemli şey.

Zamanı Hangi Cümlelerle Tanımlayabilirsiniz?

Zaman, aslında belli bir kavramın içine sığdıramayacağımız bir “şey“dir. Kimine göre zaman sadece akıp giden, anlamı olmayan bir şey olsa da, kimine göre zaman aslında her şeyin başlangıcı ve sonudur. Fakat bana göre zaman kavramı, bundan birazcık farklı. Zaman, tek bir kelimeyle anlatılmayacak kadar geniş, belirli bir kavrama sığdırılamayacak kadar kapsamlı bir “şey“. Aslında zamanı tanımlayabilecek kadar uzun yaşayan, yaşayacak ya da o kadar zeki bir insan doğmadı, doğmayacak. Çünkü, zaman kavramını anlayamayız. Zamanın, sadece bizim için ifade eden kısmını algılayabiliriz.

Isaac Newton’ın Zaman Anlayışının Temel Özelliklerinin Neler Olduğu Söylenebilir?

(Bu soru sayfa 20’deki metne göre yanıtlanmıştır.)

Isaac Newton’a göre zaman kavramının anlamı tamamen bilimsel şeylerdir, bilimsel şeylerden oluşmaktadır. Duygularımızla (bazı durumlarda, çok üzgünsek ya da acı çekiyorsak zaman bize durmuş ya da yavaşlıyormuş, geçmiyormuş gibi gelebilir) ya da herhangi bir şeyle şekil ya da uzunluk değiştiremez. Hiçbir şekilde değişime uğrayamaz. Zaman, ona göre hiçbir zaman durmayan, her zaman ilerleyen, herhangi bir sonu olmayan fakat başlangıcı da bulunmayan ezeli ve ebedi bir kavramdır. Hiç durmadan, her zaman hızlanıp yavaşlamadan ilerler. Isaac Newton, zamanı başı ve sonu olmayan bir ırmağa benzetmiştir. Çünkü ırmakların da başı ve sonu belli olmaz.

Zaman, Isaac Newton’a göre zaman, maddeden ya da herhangi bir şeyden bağımsız olarak kendi yatağında akmaktadır. Hatta Isaac Newton bunun için ; “Zaman; ezelî ve ebedî, öncesiz ve sonrasız bir akış olup hep ilerleyen bir şeydir. Başı ve sonu olmayan bir ırmak gibi evren ve maddeden bağımsız olarak yatağında akmaktadır.” demiştir. Isaac Newton’a göre, zaman biz istesek de istemesek de, bir şeyler ters gitse de, her şey tersine dönse de, her şey yine de devam eder. Isaac Newton’un bunu anlatan sözü ise; “Başka varlıklar ister olsun ister olmasın, ay ve gün ister dönsün ister dönmesin, ister uyanık isterse uykuda olalım, zaman durmadan yoluna devam eder, dakika ve anları arkada bırakır.“ Isaac Newton’a göre, her ne olursa olsun, zaman yine zamandır, yer ve gök birbirine girse, maddeler birbirine karışırsa, kıyamet kopsa bile zaman her zaman zaman olarak kalır ve her zaman, zaman akışını değiştirmeden devam eder.

Isaac Newton’un bunun hakkında söylediği söz ise; “Olay ve maddeler ister olsun isterse olmasın, zaman yine zamandır ve ebediyete kadar akışını sürdürür.” Isaac Newton, dediklerinde haklı. Zaman, her hangi birinin keyfine göre, ya da isteğine göre değişemez. Ya da her hangi bir olaydan sonra zaman, zaman olmaktan çıkmaz. Zaman, hep aynı olarak kalır ve hiç değişmez. Zamanın anlamı kişiden kişiye değişse bile, asıl anlamı her zaman aynı kalır. Sonuç olarak, zaman hiçbir türlü zaman olmaktan çıkmaz, her zaman aynı kalır.

İnsanın Zamanı Görülebilir ve Ölçülebilir Hale Getirmek İstemesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Zaman, herkese göre, kişiden kişiye göre değişsen ama aslında özünde her zaman aynı olan bir kavramdır. Zamanın, özü aynıdır fakat bu özündeki anlamı tam olarak kimse bilemez. Çünkü aslında birine göre doğru olan şey bir başkasına göre doğru olmayabilir. Aslında bu yüzden de, zaman kavramı biraz kafa karıştırır. Zaman, bazı kişilerde ise sadece “süre“ olarak düşünülür. Gün içinde geçen zaman, akıp giden süre vb. gibi. İşte bu yüzden, zamanı tanımlamak çok zordur, herkese göre aynı değildir çünkü zamanın tanımı. Fakat, herkese göre farklı olsa bile, belirli bir noktası, herkes (genel) için aynıdır. İnsanların zamanı ölçülebilir ya da hesaplanabilir bir şeye dönüştürmek istemesinin sebebi; zamanın somut bir şekilde tanımını çıkartıp ve tam olarak kavrayıp anlamaktır. Çünkü, insanlar hayatlarını zamana göre planlar ve ona göre hareket eder.

Eğer zamanın daha ne olduğunu anlamadan plan yapmaya çalışırsak, bu hem verimsiz hem de saçma bir şey olur. İşte, aslında insanların zamanın anlamını öğrenmesini istemelerinin bir sebebi de bu aslında. Aslında, zamanın tam olarak nasıl bir şey olduğunun tanımlanması çok zor bir şeydir, hatta bunu herkesin görüşüne göre yapan biri daha çıkmamıştır ve çıkmayacaktır da. Ancak, bazı insanlar zamanı tanımlamak, zamanı kavramak ve tam olarak anlamak yerine zamanı “ölçmeyi“ denemektedirler. Buna da bir kısım insan “birinci bakış açısı“ olarak tanımlar. Zamanı tanımlamak imkansıza yakın bir şey olduğundan dolayı bu bakış açısıyla düşünen insanlar, zamanı tanımlamak yerine ölçmeye çalışmaktadırlar. Böylece, tanım dışında kalan kısmı, zamanın kullanılması gereken yerlerde kullanıyorlardı.

Bu yazdıklarımızı özet geçmek gerekirse, insanların aslında zamanı bilip tanımlamak istemelerinin sebebi zamanı tanıyıp kullanmaktır. Ya da, bazı insanlar zamanın tanımını anlayabilirse ya da kavrayabilirse, zamana ve zamanın sahip olduğu, hükmettiği her şeye sahip olacaklarını düşündükleri bir duyguya sahiptirler. Aslında bu da çok yanlış bir düşünce tarzı değil. Sonuç olarak bir şeye sahip olursak ya da tam ne olduğunu kavrayabilirsek, o şeyin de sahip olduğu ve hükmedebildiği her şeye biz de hükmedebiliriz. Buradan da çıktığı gibi, zamanın asıl öğrenilmek istemesinin sebebi aslında bir şeyleri elde etmek, büyük şeylerin yapabildiği şeylere sahip olmak denebilir. Bu dediğimiz şeyleri toplu olarak özetlemek gerekirse; bir şeye sahip olmak için ya da hükmetmek için önce o şeyi tanımak, daha sonra da o şeyi elde etmemize engel olan şeyi yıkmamız gerekmektedir. Ancak bunları yaptıktan sonra bir şeye sahip olabiliriz. Ne olduğunu bilmediğimiz bir şeye ya da ne olduğundan tam emin olmadığımız bir şeye

Başlangıç Tarihi Olmayan Bir Takvimin Kullanılması Hangi Sorunları Ortaya Çıkarabilir?

Her şeyin bir başlangıcı olması gerektiği gibi takvimlerin de başlangıcı olmalıdır. Çünkü aslında başlangıç noktaları, her şeyin anlam kazanmasını sağlayan şeydir. Mesela, bir atlama yarışında birinci olduğunuzu düşünün. En uzağa sizin atladığınız, değişmez ve nesnel bir gerçektir. Fakat ne kadar uzağa atladığınızı belirlemek için bir atlayış “başlangıç noktası“ lazımdır. Ya da başka bir örnekle anlatayım. Şehirdesiniz ve bir yol var diyelim. Yolda; evinizden hedef noktasına kadar sırasıyla; ağaç, su musluğu, ağaç ev, her gün gittiğiniz market, köpek kulübesi ve en sonda da sizin bitiş çizginiz olsun.

Mantık olarak düşündüğünüzde bitiş yerinize en uzak olan yer ağaç, en yakın yer ise köpek kulübesi. Siz “bugün yine bitiş yerime kadar koştum ve çok yoruldum“ dediğiniz zaman, başlangıç yerini belirtmemiş oluyorsunuz. Yani ağaçtan bitiş yerinize koşmanızla, köpek kulübesinden bitiş yerine kadar koşmanız aynı şey değil. İşte, burada sizin “başlangıç nokta“nızın nerede olduğu devreye giriyor. Aslında, olaya bir bütün olarak baktığımız zaman, zaten olayın en büyük kısmının “başlangıç noktası“nın ne olduğu görülüyor. Diğer şeyler de olaya başlama noktasının konumuna göre yer alıyor çünkü.

Şimdi, asıl konuya gelecek olursak, takvimlerin de bir başlangıç noktası olması lazım. Eğer her zaman aynı olan bir başlama yeri yoksa, zaten diğer zaman ve tarihler de havada süzülüyor gibidir. Çünkü belirli bir düzen yoktur. Mesela, dünyadaki neredeyse bütün ülkelerin kullandığı Miladi Takvim’in başlangıç günü, 1 Ocak’tır. Eğer Miladi Takvim’in de belirli bir başlangıç günü olmasaydı, her şey karışacaktı. Bugün 19 Mart mı, yeni bir seneye girmemize ne kadar var, daha içinde bulunduğumuz sene bitmedi mi vb. gibi bir sürü kafa karışıklığı olacaktı. Ama bizim takvimimizin bir başlangıç günü olduğu için, ve bu başlangıç günü sabit olduğu için, hiçbir gün karışıklığı olmuyor.

Sonuç olarak, her şeyin sabit bir başlangıcı olması lazım. Eğer böyle bir başlangıç noktası yoksa, olası bir karışıklık çok muhtemeldir. Çünkü, başlangıç noktası, diğer (örneğin takvimdeki diğer aylar) şeyleri de belirsizlikten çıkartıp bir düzenin içine sokar. Bu dediğim şeyleri düzenleyip kısaltmak istersek, aslında bütün düzeni sağlayan o sıranın ya da sistemin başladığı noktadır. Başladığı her hangi bir nokta olmayan bir sıra zaten hem kullanılamaz hem de gereksiz bir “diziliş“ten ibarettir.

Miladi Takvimin Dünyada Yaygın Olarak Tercih Edilmesinde Bu Takvimin Hangi Özellikleri Rol Oynamış Olabilir?

Birçok insan, bir takvimde olması gereken en önemli özelliğin bir önceki maddede de bahsettiğim gibi sabit bir “başlangıç noktası“ olduğunu söyler. Tarihte kullanılan diğer takvimlerin de tabi ki de bir başlangıç noktaları mevcuttu, fakat o dönemdeki insanların başlangıç noktaları, düzenli bir şekilde değildi, başka bir değişle o dönemlerdeki takvimlerin başlangıç noktaları sabit değildi. O dönemde yaşayan insanlar, takvimlerinim başlangıç noktalarını yaşadıkları önemli olaylara göre değiştiriyorlardı. Bu çok saçma bir şey, hem ticari açıdan (çünkü zaman hesaplamaları vb. şeylerin yapılması neredeyse imkansız hale geliyor, aşırı bir düzensizlik mevcut olur) hem de anlayış açısından (sürekli değişen bir takvim sürekli değişen günler demek ve bu da tabi ki bir karışıklığa neden olmuştur).

Genelde, her kralın ilk kez tahta geçmesiyle beraber, takvimleri de başa sararlardı. Ama bununla birlikte, kendileri için önemli olan olaylarla da takvimlerini değiştiriyorlardı. Örnek olarak; İbraniler, yaradılış bir diğer adıyla tekvin olarak adlandırdıkları yılı kabul ettikleri günü, yani milattan önce üç bin yedi yüz altmış bir yılını, Yunanlar olimpiyatların yapıldığı ilk sene olan milattan önce yedi yüz yetmiş altıyı, Romalı insanlar, şehirlerinin kuruluş yılı olan milattan önce yedi yüz elli üçü, Hıristiyanlar, Tanrı’nın oğlu olarak nitelendirdikleri Hazreti İsa’nın doğum gününü, Müslümanlar da Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye gittiği (hicret ettiği) yıl olan altı yüz yirmi iki yılını, takvimlerinin başlangıç noktası olarak kabul ettiler.

Başlangıç noktası dışında, dünyada Miladi takvimin kullanılmasının başka bir sebebi, diğer takvimlerden daha çok güvenilirlik oranına sahip olmasıdır. On nokta sekiz saniyelik hata oranıyla, dünya üzerinde bulunan en güvenilir ve en az hata yapan takvimdir. Bir diğer sebep ise, en başından beri en çok kullanılan takvim olmasıdır. Birazcık da herkes ne yapıyorsa ben de onu yapmalıyım mantığıyla işleyen koyun psikolojisi ile de artık günümüzde herkes Miladi takvimi kullanmaktadır. Bu takvimin kullanılmasının bir diğer sebebi ise; ticaret. Zaten, dünyanın ticaret gücüne ya da diğer şeylere göre (siyaset vb.) dünyaya ayak uydurmak isteten biri, zaten bütün dünyada yaygın olan takvimi kullanmayı tercih eder. Bu dediklerimi özetlemek gerekirse, insanların Miladi Takvimi kullanmasının sebebi, takvimi dünya genelindeki insanların çoğunun kullanması, takvimin belirli bir başlangıç noktasının olması ve zaten ticari anlamda gelişmek isteyen bir ülkenin bütün dünyaya ayak uydurmak istemesidir.

Hicri ve Miladi Takvim İle İlgili İstenilen Bilgileri Yazınız.

(Bu soru sayfa 23’teki tabloya göre yanıtlanmıştır.)

Hicri takvim Miladi Takvim
Başlangıç Tarihi 1 Muharrem 1 Ocak
Yıl sistemi 354 gün 365 gün 6 saat
Ay sayısı 12 ay 12 ay
Aylardaki Gün Sayısı 29.5 gün 30, 31 bir tane de 28-29

Sizce İçinde Yaşadığınız Çağın Adı Ne Olmalıdır? Neden?

Çağlar, önemli bir olayın gerçekleşmesi ve yeni bir dönemin başlaması ile değişir. Biraz düşünelim İlk Çağ yazının icadı ile başlar. Orta çağ kavimler göçü, Yeni Çağ İstanbul’un Fethi, Yakın Çağ ise Fransız İhtilali ile başlamıştır. “Peki, sizce 1799’dan günümüze kadar gerçekleşen en büyük olay ne oldu?” sorusunun cevabı herkes için aynı olur “Teknoloji”. Ama biz olsak teknoloji kavramını küçültürdük mesela “Yapay Zekâ”.

Sanayi İnkılâbından sonra Dünya büyük bir adım atmıştı. Bu adımın ismi de Teknoloji idi. İnsanların hayatlarını kolaylaştıran her şeye teknoloji denir. İnsanlar 2000’li yılları teknolojinin başlangıcı olarak görür ancak teknoloji insanlığın başlangıcından beri teknoloji var olmaktadır. Eski insanların teknolojisi de mızrak, tekerlek, ateş idi. 2000’li yıllarda ise teknoloji bir evrim geçirdi sonucunda da yapay zekâ ortaya çıktı. Yapay zekâ adından da anlaşılacağı gibi makinelerin ya da farklı icatların siz komut verdiğinizde sizin istediğiniz şeyi yapmasıdır. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar, elektrikli arabalar yani 1000-2000 yıl önceki insanlar için akıl almayacak işler, ürünler ortaya konmaya başlandı.

Bu Çağın Hangi Olayla Başladığı Kabul Edilmelidir? Neden?

Hepimizin bildiği üzere 2006 yılında elektrikli “Tesla” marka arabalar piyasaya sürülmüştü. Araba benzin almak yerine elektrik alıyor yani kendini şarj edebiliyor. Bu arabalar her yönden çevre dostu aynı zamanda akıl almaz bir yapay zekâya sahiptir. Araba sağ ve sol şeridindeki arabaların konumunu, büyüklüğünü görüp kendini ona göre konumlandırabilmektedir. Eskiden bırakın gaz basıp ilerlemeyi insanlar 200 kiloluk yükü binek hayvanlarına taşıttırıyorlardı. Eskiden saatte 20 kilometre yol gidilebilirken teknoloji çağının arabaları saatte 100-200 kilometre yol yapabilmektedir. Tabii bu yapay zekânın çalışma koşullarından biri de uydulardır, arabaların navigasyonları uydudan görüntü gideceği potansiyel yolları ve bu yollarda geçireceği zamanı hesaplayabilir.

Bütün bu olayları teknoloji yapay zekâ gerçekleştirebilmektedir. Yapay zekâ insanlardan çok daha hızlı ve çok daha doğru kararlar verir. İnternette arama motorlarına bilgi arattığınızda belki 80.000 belki daha fazla sonuç bulunmaktadır. Biz şu anda bulunduğumuz çağa “Yapay Zekâ” çağı deriz. Herkesi etkileyen ve büyük olaylar sonucunda çağ atlanır. Eğer Fransız İhtilalinden bu yana gelişen en büyük olay teknolojidir. Ancak teknoloji her zaman vardı yapay zekâ bu yıllarda icat edildi, bu sebeple bu çağa Yapay Zekâ çağı derdik.

Ünite Değerlendirme Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabı kitabı (Tuna Yayınları) birinci ünitesi olan Tarih ve Zaman ünitesinin Ünite Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

Aşağıdaki cümleleri kutucuklarda verilen kavramlardan uygun olanıyla tamamlayınız.

1. Rumi

2. Ay

3. Güneş

4. Nümizmatik

5. Askeri

Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına “D”, yanlış olanların başına “Y”­yazınız.

1. Y

2. D

3. Y

4. Y

5. D

6. Y

7. D

Aşağıdaki soruların cevaplarını defterinize yazınız.

Tarihi Olayın ­Özellikleri­ Nelerdir? ­Açıklayınız.

Tarihi olaylar, geçmişte yaşanmış önemli olaylardır. Fransız Devrimi, 1. Dünya Savaşı, Rönesans Dönemi gibi birçok şey tarihi olaylara örnek verilebilir. Geçmişten günümüze yaşanan her olayda sebep-sonuç ilişkisi vardır. 1. Dünya Savaşının yaşanma sebebi sömürgecilik yarışı idi. Fransız İhtilali’nin yaşanma sebebi ise Fransız halkının haklarını geri alma arzusundan dolayı gerçekleşmiştir. Tarihi olaylar aynı tarihimizi öğrenmemizdeki gibi bizim ders çıkarmamızı sağlayıp gelecekte önlemimizi almamızı sağlar. Tarihi olaylar bir kere yaşanabilir ve bir daha yaşanamaz. Olaylar belgelere ve gerçeklere dayalıdır, kanıtlanabilirdir. Tarihi olaylar, toplumları etkileyen önemli olaylardır.

Fransız Devrimi’nde, Fransız halkı kendi haklarını elde etmiş ve Cumhuriyet yönetimine geçilmiştir. Bu olay bütün Dünya’yı etkilemiş, Dünya üzerinde Cumhuriyet yönetimi kabul edilmiştir. Günümüzde 47 ülkede parlementer Cumhuriyet sistemi ile yönetilmektedir. Bu olayları yaşandığı zamanın koşullarına göre olaylar değerlendirilmelidir. Örnek olarak ilk insanların hayvanları mızrak, topuz gibi aletlerle avlamalarının sebebi daha kullanışlı ve aktif bir silah bulamamalarıdır. Günümüzde tüfekler, tabancalar üretilmektedir, tarihçi o zamanın koşullarını göz önünde bulundurmaz ise olayları anlamlandıramaz. Tarihi olaylar, belgelendiğinden olayın ne zaman yaşandığı, kimler arasında yaşandığı ve neden yaşandığı gibi bilgiler ana hatlarıyla bilinmektedir. Tarihi olaylar yeniden yaşanamayacağından, tekrarlanamayacağından deney veya gözlem yöntemine başvurulmaz. Araştırma yöntemine başvurulur çünkü yeniden bu olaylar belgelenmiştir, tarihi olaylar hakkında o döneme ait olan birçok kitap, yorum, fotoğraf vardır.

Tarih ­Biliminin­ Fen ­Bilimlerine­ Göre­ Farklı­ Yöntemler ­İzlemesinin­ Nedenleri­ Nelerdir?

Tarihi bir olay eski zamanlarda yaşanmıştır. Tarih biliminin yöntemi araştırma ve kaynak aramaktan geçer. Yaşanan tarihi olayın varlığı ancak o zamana ait bir kaynak bulmaktan geçer bu da araştırma sayesinde olur. Bu kaynaklar sözlü (destanlar, efsaneler), yazılı (belgeler, anıtlar), sesli veya görüntülü (fotoğraflar ya da videolar) ve eşyalar veya nesneler kaynak gösterilebilir. Mesela Fransız Devrimi’nin gerçekliğine, bu olay için yapılan resimlerden ulaşılır. Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın gerçekliğine olduğu belge bize anlaşmanın tarihi ve anlaşmanın kimler arasında imzalandığı, kimin savaşı kazanıp kimin kaybettiği hakkında yazılı bilgiden ulaşılır.

Kız kulesi hakkında ağızlarda dolanan efsanelerden Kız kulesinin varlığına ulaşılır. Tarihi bir olay yeniden yaşanamaz mesela 1. Dünya Savaşı yeniden bir Dünya savaşı yaşanabilir ancak 1. Dünya Savaşı yeniden yaşanamaz. Bu sebeple deney ve gözlem yöntemi izlenemez. Tarihi olaylar ile herhangi deney veya gözlem yapılamaz bunun sebebi bu tarihi olayın çoktan olup bitmiş olmasıdır. Fransız İhtilali yüzyıllar önce olan, halkın hükümete karşı çıkardığı ayaklanmadır. Bu ayaklanma bir deneye de gözleme de tabi tutulamaz.
Fen bilimlerinde deney ve gözlem yöntemi izlenir, fen bilimlerinde de tabii ki araştırma ve kaynak arama yöntemi kullanılabilir çünkü daha önce yapılan bir deneyi araştırabiliriz. Fen bilimlerinde tepkimeler konusunu ele alalım. Oksijen ve iki hidrojen atomunun tepkimeye girmesi mikroskop ile incelenebilir. Bu deney için uygun koşullar sağlandıktan sonra ikinci bölüme yani gözlem bölümüne geçilir. Gözlem de yapıldıktan sonra sonuca ulaşılır ve deney tamamlanır. Günümüzde bu bilgilere internetten de ulaşılabilir ancak fen bilimlerinin asıl yöntemi deney ve gözlemdir.

Kısaca tarihi olaylar deney ve gözleme değil, araştırma ve kaynak aramaktan geçmektedir. Çünkü tarihi olaylar olup bitmiş şeylerdir. Bir daha olamayacağı gibi deneyi ve gözlemi yapılamaz. Fen bilimlerinde deney ve gözleme dayalıdır, tekrar edilebilir. Fen bilimlerinde araştırma yöntemi de kullanılabilir ancak deney ve gözlem yöntemi daha sağlıklıdır.

Rumi­ Takvim ­ile­ Miladi­ Takvimi ­Karşılaştırarak ­Aralarındaki­ Benzerlik­ ve ­Farklılıkların Neler ­Olduğunu­ Yazınız.

Takvimler, insanoğlun bulunduğu zamanı ve yılı ayırt etmesini sağlar. Takvimler günlere, haftalara, aylara ve yıllara bölünür. Takvimlerin çoğu günlük hayatta kullanılmak üzere oluşturulurken bazıları da ihtiyaçtan oluşturulmuştur. Takvimler birçok koşula göre ayrılır.

Hz. Muhammed’in 622 yılında yaptığı hicreti başlangıç kabul eden ve Güneş yılı esasına dayalı olan takvime Rumi Takvim denir. Rumi Takvime göre yılbaşı 1 Mart gününe denk gelmektedir. Rumi takvim Osmanlı Devleti tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti vatandaşları günlük hayatlarında ay yılını esas alan Hicri Takvimi o zamanlarda çökmüş olan ekonomisini, mali işlerini halletmek içinse güneş yılını esas alan Rumi Takvimi kullanmışlardır. Rumi takvime göre 1 yıllık zaman dilimi 354 güne eşittir.

Miladi Takvim diğer adıyla Gregoryen Takvim, 365 gün 6 saatlik zamanı 1 yıl olarak kabul etmektedir. Günümüzde kullanılan güneş esaslı Miladi Takvim’de, başlangıç olarak 1 Ocak günü kabul edilmektedir. İlk şekli Mısırlılara ait olan Miladi Takvim, Romalılar ve Papa 13. Gregorius tarafından geliştirilmiştir. Takvimin isminin “Miladi” olma sebebi de başlangıcının Hz. İsa’nın doğumu olarak kabul edilmesidir. Türkiye’de 1 Ocak 1926’dan itibaren kullanılmaktadır ve en yaygın olan takvimdir.

Miladi Takvim ve Rumi Takvim arasındaki tek benzerlik ikisinin de Güneş yılı esaslı takvimler olmasıdır. Farklılıkları ise Rumi Takvim hicreti başlangıç olarak esas alırken miladi takvim Hz. İsa’nın doğumunu esas alır. Rumi takvimde yılbaşı 1 Mart gününe denk gelir ama Miladi Takvimde ise yılbaşı 1 Ocak gününe denk gelmektedir. Rumi Takvim 13 Mart 1840’ta Tanzimat Döneminde kabul edilmiştir, Miladi Takvim ise Osmanlı Devleti’nde 26 Aralık 1925’te kabul edildi ve 1 Ocak 1926’da kullanıma girdi. Rumi takvim günlük hayatta kullanılmak için değil Osmanlı’nın mali işlerini yürütebilmesi için oluşturulan takvimdir. Miladi Takvim ise günlük hayatta kullanılmak için tasarlanmıştır. Rumi takvimi Osmanlı Devleti oluştururken, Miladi Takvimi Romalılar ve Papa 13. Gregorius oluşturmuştur. Rumi takvime göre 1 yıl, 365 gün olarak hesaplanır.

Bir­ Toplumun ­Tarih ­Öğrenimine­ Önem ­Vermemesinin­ Sonuçları­ Neler ­Olabilir?

Tarih, bir milletin ortak hafızasıdır. Tarih, milli kimliğin oluşmasında önemli rol oynar. Bu kimliğin oluşmasında dil ve kültür büyük bir yeri vardır. Tarih, geçmiş hakkında verdiği bilgilerler toplumun ortak hafızasını şekillendirir. Tarih bilimi, uyguladığı metottan ötürü araştırma becerisini arttırır. Çünkü tarih biliminde, bilgiye araştırarak ve kaynak kullanarak ulaşılır. Bulunan kaynaklardan farklı çıkan bilgiler de bireyin sorgulama ve eleştirme yönünü geliştirir çünkü tarihi olaylar, neden- sonuç ilişkisi içinde gerçekleşir.

Tarihi olaylar, geçmişte yaşandığından bu olayları incelemek bize geçmiş yıllara hatta asırlara karşı empati yapmayı öğretir. Birey, içinde bulunduğu milleti ve devleti anlamak için kendi tarihini bilmelidir. Tarihini bilmeyen bir toplum, hafızasını kaybetmiş gibidir. Toplumun geçmişini öğrenmesi geleceğini kontrol etmesini sağlar.
Bir toplumun tarihini bilmemesi geçmişte nasıl bir toplum olduğunu bilmemesi demektir. Bir toplum tarihini incelerken yaptığı hatalardan ders çıkarmalı yani geçmişine göre geleceğini şekillendirmelidir.

Bir toplumun tarihi, toplumun ortak hafızasıdır, bireye milli kimlik kazandırır. Eğer tarih bilimine önem verilmezse toplumda ortak bilinç oluşamaz. Ortak bilinç toplum oluşması konusunda olması gereken ana etmenlerden biridir. Eğer toplum kendi tarihini bilmezse başka ülkelerle aralarında geçenleri de bilemez. Toplumda ortak bilinç oluşmalıdır aksi takdirde gelenekler, görenekler, töreler bunlar yozlaşır ve farklı kültürler bizim toplumumuzun kültürünün yerini alır.

Tarihimizi bilmemiz devletlerarası ilişkilerde önemlidir. Çünkü müttefikimizi ve düşmanımızı bilmemiz gerekir. 1. Dünya Savaşı’nı bilen bir kişi İngiltere’ye güvenmek yerine Almanya’ya güvenmeyi tercih eder. Bir toplum tarih öğrenimine önem vermez ise toplumda milli duygular gelişmez ve bireyler milli kimlik kazanamaz. Toplumda empati duygusu gelişmez, toplumda ortak düşünceler oluşmaz.

Tarihin ­İnceleme ­Alanına­ Giren­ Sosyal­ ve ­Kültürel­ Olaylara ­Örnekler ­Veriniz.

Tarih, incelediği her şeyi insan çevresinde inceler, tarihin inceleme alanları ise insanların inançları, anlaşmaları, gelenekleri ve töreleri, efsaneleri ve söylentileri gibi insan faaliyetleridir. Eski zamanlarda insanlar hayatlarını avlanarak ve toplayıcılıkla geçirirdi. İnsanlar uygun koşulları bulabilmek adına uzun süre yer değiştirirdi. Daha sonrasında tarım ürünleri keşfedildiğinde insanlar yerleşik yaşama geçmiştir. Tarım ve yerleşik yaşam başladığında beraberinde hayvancılık da başladı. Bu gelişmeler ardından besinin daha kolay yoldan üretilmesi, nüfus artışına yol açmıştır. Yerleşik yaşama geçildikten sonra yeraltında eşyalar bulunmasının ardından madencilik de başlamıştır. Madenciliğin başlaması ile insanlık çok önemli bir adım atmıştı, çünkü bakır, metal, obsidyen, altın, demir gibi madenler ortaya çıkarılmış ve bu madenlerle birçok alet tasarlanmıştır. Fabrikaların da kurulması ile bu madenlerden silah, mobilya veya kapı gibi birçok eşya üretilmiştir.

Yazıdan önceki tarihlerde insanlar kültürlerini sözlü olarak (efsanelerle, destanlarla) ya da mağara duvarlarına çizdikleri resimlerle bir sonraki kuşağa aktarmaktaydılar. Yazı bulunduktan sonra hem belgelerle hem de sözlü olarak kültürler aktarılmaya başlandı. Mağaraların duvarlarına çizilen resimler, geçmişten günümüze kadar gelen efsaneler ve destanlar, yazılan şarkılar ve şiirler, kullanılan alfabe, hasat edilen ürünler o toplumun kültürünü gösterir.

Kız Kalesi Efsanesi ya da Leyla ile Mecnun Efsanesi uzun zamanlar ağızlarda dolanan ve günümüze kadar gelen efsanelerden biridir. Yazının keşfinden önceki insanlar mağara duvarlarına göllerin yanında yatan timsahları, surların dışında bekleyen vahşi hayvanları çizerlerdi. Sonraki kuşaklar bunu gördüğünde dışarıda olan tehlikenin farkına varırlardı ya da her yıl belli bir gün yaptıkları bir olayı duvara çizdiklerinde sonraki kuşaklar bunun ne olduğunu anlayabilmekteydi.

Günümüzde sosyalleşmek çoğu insan için dışarı çıkıp arkadaşlar, ailesi ile gezmektir. Ancak eski insanların böyle bir şansı yoktu. Eski insanlar nasıl güvende olacaklarını, nasıl yemek bulacaklarını düşünüyorlardı. Günlerini yemek arayarak, ya da üzerlerine düşen işleri yaparak geçiriyorlardı. Yani eski insanlar daha sosyal bir yapı oluşturamamışlardı. Yazının keşfinden önceki dönemde yaşayan insanlar, kültürlerini sözlü olarak aktarıyordu. Ancak yazı ile beraber hem sözlü hem yazılı olarak aktarılmaya başlandı. Aynı zamanda eski insanlar da sosyalliği düşünmediğinden henüz sosyal bir yapı kurulmamıştı.

Tarih ­Öncesi­ Dönem’le ­İlgili­ Araştırma­ Yapan ­Bir ­Tarihçinin­ Tarihe ­Yardımcı­ Bilimlerin Hangilerinden­ Yararlanması­ Beklenir?­ Neden?

Tarihe yardımcı bilimler;

Coğrafya: İnsan ve doğanın karşılıklı etkileşimini araştıran bilim dalıdır.

Diplomasi: Siyasi belgelerin değerlendirmesini yapan bilim dalıdır.

Arkeoloji: Kazı çalışmaları yaparak yer altındaki eski zamanlara ait değerli eşyaları ortaya çıkarır.

Heraldik: Tarihte var olmuş devletlerin armaları ve simgeleri hakkında araştırma yapar.

Etnografya: Toplumların kültürlerini inceleyen bilim dalıdır.

Antropoloji: İnsan bilimi olarak da bilinen antropoloji, insan ırkının gelişimi üzerine çalışır.

Nümizmatik: Geçmişten günümüze kadar basılmış paraları inceleyen bilim dalıdır.

Paleografya: Ülkelerin alfabelerini, yazılarını ve bunların değişimini inceleyen bilim dalıdır.

Filoloji: Tarihteki dilleri, dillerin gelişimini ve değişimini inceleyen bilim dalıdır.

Epigrafi: Anıtları inceleyen bilim dalıdır.

Sosyoloji: Toplumu ve toplum ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.

İstatistik: Tarihsel verilerin toplanmasını, sınıflandırılmasını konu alan bilim dalıdır.

Tarih Öncesi dönem ile ilgili araştırma yapan bir tarihçinin kronoloji, arkeoloji, nümizmatik, etnografya, antropoloji, heraldik, diplomasi, istatistik, paleografya, coğrafya, sosyoloji, epigrafi ve filoloji bilimlerinden yararlanması beklenir. Arkeoloji bilimi, tarih öncesi dönemde yaşayan toplumun yaptığı binalar, eserler, heykeller gibi birçok şeye ulaşılabilir. Bu binalar veya eserler de toplumun dini, kültürü hakkında bize bilgi verir.

Kronoloji bilimi, bulunan iki maddeyi diğerleri ve birbirleri ile karşılaştırarak ve bulunan eşya veya binanın yapısına bakarak bulunan şeyin yapıldığı zaman hakkında çıkarım yapabilir. Nümizmatik bilimi, o zaman araştırılan topraklarda bulunan paradan orada bulunan devlet hakkında çıkarım yapabilir. Etnografya bilimi, toplumun kültürü hakkında bilgi edinip, toplumun diğer özellikleri hakkında çıkarım yapabilir. Antropoloji bilimi, insan ırkının gelişmişliğine bakarak toplum ve yaşadığı zaman hakkında çıkarım yapabilir. Heraldik bilimi, toplum ve arması hakkında çıkarım yapabilir. Diplomasi, eski devletlerin yaptığı anlaşmalar ve yazılı belgelerden toplum ve devlet hakkında çıkarım yapabilir. Filoloji bilimi, toplumdan yola çıkarak toplumun konuştuğu dil hakkında çıkarım yapabilir.

Epigrafi bilimi, yapılan anıtları inceleyerek toplum ve anıtı yapan kişi hakkında birçok çıkarım yapabilir. İstatistik bilimi, bulunan verileri sınıflandırır. Paleografya bilimi, eski dilleri ve alfabeleri inceler. Osmanlı alfabesi de Paleografya biliminin çalışma alanlarından birine örnektir. Sosyoloji bilimi, toplum ilişkilerini inceleyerek toplumun kültürü hakkında bilgi edinebilir. Coğrafya ise toplumların insan- doğa ilişkisini inceleyerek toplumun gelişmişliği hakkında bilgi edinebilir. Kısacası Tarih Öncesi Dönem ile ilgili araştırma yapan bir tarihçinin tarihin bütün yardımcı bilimlerinden yararlanması beklenir.

İnsanları ­Takvim ­Sistemleri­ Oluşturmaya­ Yönelten ­İhtiyaçlar­ Neler ­Olabilir?

İnsanlar; takvimleri zamanı dönemlendirmek, saatte, güne, haftaya, aylara ve yıllara bölmek için tasarlanmıştır. Bu bölümlerde takvim sistemini oluşturmaktadır. Takvimler, zamanı dönemlendirmek için neredeyse 6000 yıldır kullanılmaktadır. Toplumlar takvimleri oluştururken kendilerini etkileyen önemli olayları takvimlerin başlangıcı olarak kabul ederler. Takvimler ya ay yılı ya da güneş yılı esasına dayanır.

İnsanların takvimleri tasarlamasının nedeni zamanı anlamlandırabilme arzusundan kaynaklıdır. Soyut olan zaman kavramını somutlaştırabilmek adına takvimler tasarlamıştır. Takvimler zamanı bölerek somutlaştırır. 1 ayın 30 günden oluşması ya da 1 yılın 12 aydan oluşması takvimler aracılığıyla belirlenmiştir.

Takvimlerde zaman kavramların en küçüğü saniyedir. 60 saniye 1 dakikayı, 60 dakika 1 saati, 24 saat 1 günü, 7 gün 1 haftayı, 4 hafta 1 ayı, 12 ay 1 yılı oluşturmaktadır. Zaman kavramı bu bölümlere bölünerek somutlaştırılır. İnsanın ayırt edeceği bir kavrama dönüşür.

İnsanlar kendilerini organize edebilmek adına takvim sistemlerini oluşturmuştur. 6000 yıl önce yaşayan insanların daha çok hayatta kalma, beslenme ve barınma gibi ihtiyaçları olduğundan takvimleri de tarlaya ne zaman buğday ekecekleri ya da göç zamanına göre ne zaman somon balığı avlayacaklarını planlamak adına takvim oluşturmuşlardır. Kısacası plan yapmak adına da takvimler oluşturulmuştur. 12 Hayvanlı Türk Takvimi, Hicri Takvim, Miladi Takvim, Rumi Takvim, Celali Takvim Türklerin kullandığı takvimlerdir.

Her takvimin oluşturma amacı planlama yapmak olduğu gibi Rumi takvimin de oluşturulma amacı planlama yapmaktır. Ancak diğer takvimler günlük hayatta planlama yapmak için oluşturulmuşken Rumi takvim Tanzimat Döneminde Osmanlı Devletinin kötü olan ekonomini planlamak için oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti ekonomisini planlamak ve takip etmek için Rumi takvimi oluşturmuştur.

Günümüzde yaygın olarak kullanılan güneş esasına dayanan miladi takvim kullanılmaktadır. Takvimlerin ihtiyaçlardan dolayı oluşturulduğuna söyledik günümüzde takvimler genellikle iş yerlerinde ve okullarda kullanılmaktadır. Ayrıca akıllı telefonlarla beraber takvim kavramı başka bir boyut kazandı. Takvimler telefonlara zorunlu uygulama olarak yüklendi, akıllı telefonlardaki takvimler içinde bulunduğumuz zamanı saniyesi saniyesine göstermektedir. Ayrıca Google Keep ve Google Görevler gibi hatırlatıcı uygulamalar takvim sayesinde geliştirilmiştir.

MÖ­ 753 ­Tarihi­ Kaçıncı­ Yüzyılın ­Kaçıncı­ Yarısı, ­Kaçıncı­ Çeyreği­ İçine­ Girer?

Yüzyıllar adından da anlaşılacağı gibi yüz yılı kapsayan zaman dilimlerine denir. Günümüzde kullanılan Miladi Takvime göre şu anda MS 2021 yılında ve 21. yüzyıldayız. Kaçıncı yüzyılda olduğumuzu bulabilmemiz için hangi yılda olduğumuzu bilmemiz gerekir.

Olduğumuz yılı 100 sayısına böleriz birler basamağına +1 ekleriz. M.S. 942 yılında isek 942‘yi 100’e böleriz sonuç 9,42 olarak bulunur. Birler basamağına +1 eklenince 10 bulunur yani M.S. 942, 10. yüzyıldadır. Bir yüzyıl 100 yıllık zaman dilimini kapsar. Yarım yüzyıl ise 50 yıllık zaman dilimini kapsar. Bir tarihin hangi yarı yüzyılda olduğunu bulmak için son iki hanesine ihtiyacımız vardır. Eğer son iki hanesi 50 sayısından büyük ise bu tarih 2. yarı yüzyılda büyük ise 2. yarı yüzyıldadır.

1280 tarihi 13. Yüzyıl 2. yarı yüzyıldadır çünkü 80, 50 ‘den büyük bir sayıdır. Çeyrek yüzyıl ise bir yüzyılın 4’te 1’ini yani 25 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Son iki hanesi 0 ve 25 arasında ise 1. çeyrek yüzyıl, 25 ve 50 arasında ise 2. çeyrek yüzyıl, 50 ve 75 arasında ise 3. çeyrek yüzyıl, 75 ve 0 arasında ise de 4. çeyrek yüzyıl olur. 3949 tarihi 40. yüzyıl 2. yarıyıl ve 2. çeyrek yüzyıldadır.

Kastedilen tarihin milattan önce veya milattan sonra olması yüzyıl, yarı yüzyıl ve çeyrek yüzyıl için yapılan hesabı değiştirmez. M.Ö. 753 tarihi M.Ö. 8. yüzyıl, 2. yarı yüzyıl ve 3. çeyrek yüzyıldadır. Yüzler basamağındaki sayıyı alıp +1 ekleriz ve 8. yüzyılda olduğunu buluruz. Yarı yüzyılın 50 yıllık bir zaman dilimi olduğunu söylemiştik. Burada son iki sayının 50’den büyük olup olmadığına bakmamız gerekir. 53 sayısı 50’den daha büyük bir sayı olduğundan 2. yarı yüzyılda olduğunu söyleriz. Çeyrek yüzyılında 25 yıllık bir zaman dilimini kapsadığını belirtmiştik. Son iki sayının 25’in hangi katları arasında olduğuna bakarız. 53 sayısı, 25 ve 50 sayıları arasında olduğundan 2. çeyrek yüzyılda olduğunu söyleyebiliriz.

Tarihi­ Bir­ Olay­ Hangi­ Bakış ­Açısıyla­ İncelenmelidir?­ Neden?

Tarihi olaylar, olayın yaşandığı zamanını koşulları göz önünde bulundurularak incelenmelidir. Eski zamanlar ile günümüz hayat koşulları aynı olmadığından eğer ki koşulları karşılaştırmadan incelersek olaylar tuhaf ya da saçma gelebilir. Mesela Fransız Devrimi üzerinden düşünecek olursak halkın devlete karşı haklarını almak için çıkardığı ayaklanmadır. Günümüzde Fransa, Cumhuriyet ile yönetilmektedir. Ancak Devrimin çıktığı zamanlarda Fransa, Monarşi ile yönetilmekte idi bu sebeple ayaklanma çıkmıştır. Düz mantıkla düşünen bir tarihçi bu olaya anlam veremez. Çünkü Fransa zaten Cumhuriyet ile yönetiliyorsa insanların hakları vardı. O zaman neden insanlar haklarını geri almak için ayaklanma çıkarsın anlamı çıkar.

İnsanların hayat koşulları (eğitim, sağlık, barınma) farklı olduğundan bakış açıları da farklıdır. Tarihi bir olayı inceleyen tarihçi, olayı kendi hayat koşullarına göre yorumlar. Rönesans döneminde yaşamış olan Leonardo Da Vinci’nin eseri yorumlanırken Rönesans döneminin koşulları ve Da Vinci’nin içinde bulunduğu durum göz önüne alınmalıdır.

İlk insanların ellerinde neredeyse hiçbir şey yoktu. Ne bir bilgi, ne bir alet ancak günümüzde telefonumuz aracılığıyla istediğimiz bütün bilgilere ulaşabiliyoruz. Eskiden birkaç günde bir kıyafet üretilirken, günümüzde fabrikalarda sadece bir günde 300 belki de 400 tane kıyafet üretilebilmektedir. İnsanlar bulundukları çağa göre şekillenir, düşünürler. İlk insanlar bilgisayar oyunu oynamayı veya para kazanmayı değil kendilerini nasıl koruyacaklarını, nasıl besleneceklerini düşünüyorlardı.

Koşullar göz önünde bulundurulmadan incelendiğinde ise yanlış yorum yapmış oluruz. Eser ve yazar hakkında yanlış şeyler düşünürüz. Olaylar saçma ve sebepsiz gelir. Çünkü olaylar arasında bir bağlantı olmaz. Amerika kıtasının ve Karayiplerin İngiltere ve Fransa gibi ham madde arayan ülkeler tarafından keşfedilmesi ve kıtanın tam bir ham madde kaynağı olması 1490’lı yıllarda büyük bir sallanmaya sebep olmuştu. Ancak günümüz koşullarında düşünecek olursak Amerika zaten yüzyıllar önce keşfedilmişti. Ayrıca ham madde elde etme rekabeti yüzyıllar önce sonra erdi. Bu sebeple bir eseri veya bir tarihi olayı incelerken önce olayın yaşandığı zaman ve zamanın gerekliliklerine bakmamız gerekir.

Tarihçilerin ­Çağların­ Başlangıç­ ve ­Bitiş ­Noktaları­ Konusunda ­Görüş ­Birliği­ İçinde Bulunmamasının­ Nedenleri­ Neler­ Olabilir?

İnsanlığın başlangıcından beri insanların karşısına çıkan temel sorunlardan biri zamanı anlamlandırmak olmuştur. İnsanlar bu sebeple yüzyıl, devir, çağ, asır gibi kavramları belirlemiştir. Bu kavramlar ve yazının keşfi ile insanlar dönemleri adlandırmaya başlamıştır. Bir çağın başlaması veya bitmesi, önemli ve büyük bir olay sonucu gerçekleşir. İlk Çağ yazının keşfi ile başlamıştır ve bu olay bütün Dünya’yı etkilemiştir. İlk Çağı bitişi ve Orta Çağın başlangıcı olan Kavimler göçü bütün Dünya’yı etkileyen bir olay değildir. Sadece Orta Doğu’yu ve Avrupa’nın bir kısmını etkilemiştir. Orta Çağ’ın bitişi ve Yeni Çağ’ın başlangıcı olan İstanbul’un fethi de aynı şekilde Avrupa’yı etkilemiştir. Fransız İhtilali bütün Dünya’yı etkilemiştir. Çünkü devlet yapısı değişmişti. Halkın kendi yöneticisini seçtiği Cumhuriyet ile yönetilmeye başlanmıştı. 18. yüzyılda bütün Dünya monarşi, teokrasi ile yönetiliyorlardı. Dünyada 47 ülke Parlamenter Cumhuriyet ile yönetilmektedir. Buradan da bu olayın sadece Avrupa’yı değil bütün Dünya’yı etkilediğini çıkarabiliriz.

Kavimler göçü sadece Orta Doğu ve Avrupa’yı etkilemiştir ancak Afrika kıtasını etkilememiştir. O zaman Afrika çağ atlaması normal değil, çünkü bu kendisini etkileyen bir olay değildir. Aynı şekilde İstanbul’un fethi de yalnızca Avrupa’yı etkilemektedir. Fakat Asya ve Afrika’yı etkilememiştir. Buna rağmen iki kıtada da çağlar değişmiştir. Bir çağın bitmesi veya başlamasının koşulu önemli ve büyük bir olayın (savaş, icat, ayaklanma) toplumu etkilemesidir. Afrika kıtası hiçbir şeyden olumlu veya olumsuz etkilenmemesine rağmen iki çağ atlamıştır. Tarihçiler bu sebeple çağların başlangıç ve bitiş noktalarında görüş ayrılığı yaşamaktadır. Buradan tarihin dönemlendirilmesinin Avrupa merkezli olduğunu çıkarabiliriz. Bazı tarihçiler dönemlendirilmenin Avrupa merkezli yapılması gerektiğini düşünürken, bazı tarihçiler çağ atlanması için gelişen olayların herkesi etkilemesi gerektiğini savunmaktadır.

Tarihçilerin çağların bitiş ve başlangıcında görüş ayrılığı yaşamalarının sebebi çağların atlanmasının Avrupa merkezli olmasıdır. Çağ atlamak içi herkesi etkilemesi gereken bir tarihi olay olması gerekir ancak çağların atlanmasına sebep olan olayların hepsi Avrupa’yı etkilemektedir. Ancak hepsi Afrika veya Asya’yı etkilememektedir. Buna rağmen Afrika ve Asya ülkeleri de yeni çağlara girmişlerdir.

Aşağıdaki yönergelerde istenen çalışmaları yapınız.

Aşağıdaki­ Görselleri­ inceleyiniz.­ Görsellerden Hareketle­ Hangi ­Olay ve­ Olguların­ Tarihin ­İnceleme ­Alanına­ Girdiğini­ Boş ­Bırakılan­ Yerlere­ Yazınız.

(Bu Soru Sayfa 27’deki Görsellere Göre Yanıtlanmıştır.)

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı (Tuna Yayınları) Ünite Değerlendirme Sorusu

1. Fotoğrafta tarihin mimari açıdan yapılan çalışmalar vardır. Bu fotoğrafta ise Kanuni Sultan Süleyman’ın cenaze tabutunun minyatürü vardır. Soldaki adam ise Mimar Sinan’dır ve Kanuni Sultan Süleyman’ın tabutunun ölçümünü yapmaktadır. Bu fotoğraf tarihte önceden de mimarinin ne kadar önemli olduğunu, sadece basit bir tabut yapmak için bile Mimar Sinan gibi işinde çok becerikli ve üst düzey mimarlar lâzım olduğu göstermiştir. Ayrıca bu fotoğraf tarihin mimari açıdan da çok zengin olduğunu göstermektedir. Mesela Mimar Sinan pek çok mimari eserde adını göstermiştir. Örneğin camiler, binalar bu fotoğrafta ise tabut.

2. Fotoğrafta ise orta çağlarda bir askerin ok ve yay kullandığını görüyoruz. Bu bize tarihin savaş ve antlaşma olarak ilgi alanına girdiğini gösterir. Bu fotoğrafta kimin olduğu veya nerede olduğu hakkında bir bilgi bulunmamakta. Fakat Moğol bir askere benziyor. Moğollar Dünya’da çok fazla yer fetih etmiştir, bu onların kanlarında bir savaşçı ruhu olduğunu göstermektedir. Ayrıca Moğollar ok ve yayı ilk kullanmaya başlayan ordulardandır.

3. Fotoğrafta birkaç bilim insanının deneyler yaptığı görülmektedir. Fotoğraf, eski dönemlerden beri bilimin çalışıldığını da göstermektedir. Bu fotoğraf ayrıca eski zamanlarda bilim insanlarının genellikle erkek cinsiyetinden oluştuğunu göstermektedir. Çünkü fotoğrafta çoğunlukla erkekler bulunmaktadır. Fotoğrafta o dönemin bilim insanlarının genellikle matematik üzerinden yürüdüğü ve deney yaptığını görebiliriz. Bunu da görseldeki açı sembollerinden görebiliriz. Fotoğraftaki giyim de dönemin şartlarını ayrıca belirtmektedir.

Atatürk’ün­ Aşağıdaki­ Sözlerini­ Okuyunuz.­ Bu ­Sözlerden­ Hareketle ­Tarih ­Öğrenmenin Yeni­ Nesillere Sağlayacağı­ Faydaların ­Neler ­Olabileceği­ İle­ İlgili­ Düşüncelerinizi Yazınız.

(Bu Soru Sayfa 27’deki Söze Göre Yanıtlanmıştır.)

Atatürk’ün burada yer alan sözüne göre Türkiye’nin gelecek nesillerine, Atatürk zamanında yaşanılanların öğretilmesi durumunda bu nesillerin gurur duyabileceği ve ders çıkarabilecekleri örnekleri görmüş olacakları için tarih öğretilmesi büyük önem arz etmektedir. Türkiye’de yaşayan ve bu devletin kurulmasına ve sürdürülmesinde emeği bulunan herkesin hatırlanmaya değer olduğunu vurgulayan Mustafa Kemal Atatürk, gelecek nesillerdeki çocukların da kendilerinde bu değeri görüp Türkiye’yi korumak adına çalışmalarında arayacakları destek ve cesareti bulabilmelerini amaçlamaktadır. Türkiye’nin kuruluşu sırasında halkı teşvik eden bağımsızlık arayışının Türkiye’nin geleceğinde de süreceğini tahmin ederek bu teşviğin tarihle aşılanabileceğini savunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de gelecek nesillerin tarih öğrenmesinin faydaları kritiktir.

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1.A

2. B

3. D

4. B

5. A

6. D

7. D

8. C

9. E


Not: 9. sınıf tarih ders kitabı cevapları (Tuna Yayınları) tamamı için 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı (Tuna Yayınları) içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

İlgili Yazılar
Yorum Yapın

İlk Siz Haberdar Olun!
E-posta adresinizi girin, yeni içeriklerimiz e-posta adresinize gelsin.