11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 4. Ünite (2022-2023)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 11. sınıf tarih ders kitabındaki 4. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 4. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 4. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 4. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı 4. Ünite Cevapları

11. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri, beş kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu dört kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 18 kavramı yanıtladık.

İhtilal Nedir?

Halkın silahlanması ve kanun tanımadan devletin ekonomik, politik ve sosyal yapısını değiştirmek için ayaklanmasına ihtilal denir.

Milliyetçilik Nedir?

İ​çinde yaşadığı ülkenin ve milletinin maddi ve manevi açıdan çıkarlarını her şeyin üstünde tutan ideolojiye milliyetçilik denir.

Devrim Nedir?

Belirli bir alanda yapılan kökten değişikliğe veya belirli kurumların kökten değiştirilmesine ya da yenileştirilmesine devrim denir.

Tanzimat Nedir?

Yönetimsel işlerin yenilenmesi ve düzeltilmesi için yapılan uygulamalara ve alınan önlemlere tanzimat denir.

Islahat Nedir?

Islahat kelimesi yeniden biçimlendirme, daha iyi duruma getirme, düzeltme gibi anlamlara gelmektedir.

Liberalizm Nedir?

Hükümetin bireyler, sınıflar ve uluslar arasındaki ekonomik ilişkilere karışmasını istemeyen, bireyin özgürlüğünü isteyen öğretiye liberalizm denir.

Kapitalizm Nedir?

Üretimin özel ellerde bulunması gerektiğini savunan, anamala ve kâr amacına yönelik üretime dayanan düzene kapitalizm denir.

Sosyalizm Nedir?

Üretimin hükümetin elinde bulunması gerektiğini savunan, kâr amacından ziyade insanların gereksinimlerinin karşılanması gerektiğini savunan öğretiye sosyalizm denir.

Monarşi Nedir?

Yönetme gücünün tek kişinin elinde toplandığı ve bu gücün bir sonraki aile bireylerine geçtiği yönetim biçimine monarşi denir.

Meşrutiyet Nedir?

Yönetme gücünün bir hükümdarın yanında seçilmiş bir parlamentonun elinde olduğu yönetim biçimine meşrutiyet denir.

Nizam-ı Cedit Nedir?

Sultan III. Selim tarafından 17. ve 18. yüzyıllar sırasında Batılı güçlere yetişebilmek amacıyla getirdiği değişikliklere Nizam-ı Cedit denir.

Vaka-i Hayriye Nedir?

Osmanlı padişahı II. Mahmut’un verdiği emirle Yeniçeri Ocağı’nın top ateşine alınması ve hayatta kalanların idam edilmesine Vaka-ı Hayriye denir.

Nüfuz Nedir?

Nüfuz söz geçirme gücü anlamına gelmektedir.

Marksizm Nedir?

Karl Marx tarafından bulunan, kapitalizmin yok olacağına ve sosyalizmin yükseleceğini savunan öğretiye marksizm denir.

Mutlakiyet Nedir?

Yönetme gücünün tek kişinin elinde toplandığı, yöneticinin sınırsız iktidara sahip olduğu yönetim biçimine mutlakiyet denir.

Yurttaş Askerlik Nedir?

Bir ülkeye vatandaş bağıyla bağlı olan kişilere yurttaş denir. Ülkenin ordusuna isteyerek veya zorunlu olarak hizmet vermeye askerlik denir.

Fikir Akımları Nedir?

Osmanlı Devleti’ni içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarmak için ortaya atılan reform düşüncelerine fikir akımları denir.

Düyun-ı Umumiye Nedir?

Osmanlı Devleti’nin Avrupalı şirketlere ödemesi gereken borçları toplayan kuruma Düyûn-ı Umûmiye denir.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 3 soruyu yanıtladık.

Fransız İhtilali Öncesi Dünyada Görülen Yönetim Şekilleri Nelerdir?

Fransız İhtilali öncesi görülen yönetim şekilleri monarşi, oligarşi, teokrasi, feodalite ve demokrasi olmuştur:

Monarşi: Monarşi ya da diğer bir adıyla saltanat yönetim biçiminde devletin başında tek bir hükümdar yer alır ve toplum adına tüm yetkileri verme gücüne sahiptir. Başta imparator ve padişah olmak üzere birçok şekilde adlandırılan devlet hükümdarı yaşamı boyunca bu yetkiye sahiptir. Ölümünden sonra ise kendi soyundan en yakın kişi onun yerini alarak döngüyü devam ettirir. Fransız İhtilali öncesi Avrupa’nın birçok yerinde olduğu gibi Fransa’da da monarşi vardır.

Oligarşi: Oligarşi yönetim biçiminde küçük ve ayrıcalıklı bir grup devlete hükmeder. Bir grubun devleti yönetmesi monarşi yönetim biçimindeki gibi belirli bir kesime üstün ayrıcalıklar sağlayarak toplum içindeki eşitliği bozar. Bu yönetim biçimine sıcak bakanlar ya da bir parçası olanlar “oligark” olarak adlandırılırlar.

Teokrasi: Teokrasi yönetim biçiminde din ön plandadır. Teokraside laiklik ilkesinden bahsedilemez, dini ve siyasi güç aynı eldedir. Osmanlı Devleti’ndeki ulema (eğitimli din âlimleri) teokrasiye örnek teşkil etmektedirler. Bu yönetim biçiminde devletin kuralları din kurallarına dayandırılır ya da tamamen aynıdır. Teokrasi çerçevesinde hukuk sistemi de dini kurallarla ilişkilidir ve hukuk sisteminin en üstünde bir tür ruhban sınıfı yer alır. Dini kuralların pozitif bilimler ve özgür düşünceden ön planda olması nedeniyle dogmacı bir yönetim şeklidir. 21. Yüzyılda Suudi Arabistan, İran ve Vatikan teokrasiyi benimsemiştir.

Feodalite: Feodalite siyasal düzeni toprağı ve orada yaşayan köylüleri bir kişinin malı sayar. Orta Çağ’ın Batı Avrupası bu düzenin en yaygın olduğu zamandır. Feodalite, Osmanlı’da derebeylik olarak da adlandırılmıştır.

Demokrasi: Demokrasi toplumdaki herkesin yönetime katıldığı eşitliği benimseyen yönetim biçimidir.

XIX. Yüzyıla Kadar Osmanlı Devleti’nde Sosyal Yardımlaşma Hangi Yollarla Gerçekleşmiştir?

19. yüzyılda Osmanlı Devleti içerisindeki sosyal yardımlaşma kurulan vakıflar yoluyla gerçekleşmiştir. Dönem içerisinde devletin ulaşamadığı kesimlere vakıflar yardım etmiştir. Böylelikle toplum içinde birlik beraberlik oluşmuş, ayrımcılığın önüne geçmek adına bir adım atılmıştır. Yardım edilme sürecinde de kişilerin sini, dili, ırkı sorgulanmamış, ihtiyaç sahibi olması ön planda tutulmuştur. Bu hoşgörülü tavır Sultan Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un Fethi sonrasında Ortodoks halka olan tutumundan süregelmiştir. Vakıflar hizmet için hastane ve imaretler de inşa etmiş ve bunlardan sadece yoksulların faydalanmasını sağlamıştır. İhtiyaç sahiplerinin eğitim ve öğretimi de vakıflar tarafından kurulan medreselerde yine onlar tarafından karşılanmıştır. Vakıflar bu süreç içinde ise devletten maddi bir destek almamış kendi bütçeleri ile çalışmışlardır.

Osmanlı Devleti hukukunda vakıfların resmi olarak kurulmaları adına dört öge vardır:

1- Vakfeden (Vakıf kurucusu): Vakıfı kuran kişidir.

2- Vakfedilen mal: Vakfın amacı doğrultusunda sağlayacağı şeylerdir. Vâkıfın vakfedilen malı belirlemeden sağlaması karışıklığa sebep olması bu gerekliliği ortaya çıkarmıştır. Ayrıca dönem içinde dinin ön planda olması mal edilen ürünlerin de dine uygun olmasını şart koşmuş, din yasalarına aykırı olan ürünlerin vakfedilmesini yasaklamıştır.

3- İrade beyanı: Vakıfın belirli gereklilikleri yerine getireceğine dair sözleri içeren bir beyan sunmasıdır. Beyanın yazılı veya resmi olma şartı yoktur. Bu ilke ile vakfın kesinliği ve sürekliliği hedeflenir.

4- Vakıftan yararlananlar: Vakıftan yarar sağlayacak insanların bütünüdür. Vakfın ihtiyaca hizmet ettiğini garantilemek için bu gereklilik koyulmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Kanun-i Esasi’yi Hazırlamasına Neden Olan Gelişmeler Hangileridir?

Tanzimat Fermanı: 3 Kasım 1839’da okunmuş Tanzimat Fermanı, Batılılaşma yolunda ilk somut adımdır. Diğer isimleri okunduğu yer olan Gülhane Park’ı nedeniyle Gülhane Hatt-ı Şerifi, Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu ve Tanzimât-ı Hayriye olmuştur. Fransız İhtilali sonrası, ülkede aydınlar, meşrutiyet yanlıları ve milliyetçilik fikirleri oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle devlet onlara olan olumsuz etkilerden korunmak adına Tanzimat Fermanı ile kendilerini yenilemeleri gerektiğini söylemiştir. Ferman sadece devlet içinde değil askeri, mülki ve hukuki anlamda da değişiklere de temel oluşturmuştur. Fermanın diğer bazı nedenleri aşağıda sıralanmıştır:
– Gayrimüslimleri devlete bağlamak
– Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa olayında ve Londra Boğazlar Sözleşmesi’nde Avrupa’dan destek almak
– Osmanlı Devleti’nin iç işlerine Avrupa’nın karışmasını önlemek

Islahat Fermanı: 18 Şubat 1856 tarihine ait olan Islahat Fermanı Tanzimat’ın devamı niteliğindedir. Ferman Osmanlı’yı çöküş döneminden kurtarmak için olan alışılmadık yenilikleri tanıtır. Ayrıca Avrupa’nın isteği üzerine hazırlanmıştır. İlan edilme sebepleri aşağıda listelenmiştir:
– Avrupa’dan destek almak
– Paris Anlaşmasında karlı sonuçlar elde etmek

Kanun-i Esasi: Kanun-i Esasi, Tanzimat ve Islahat fermanlarına benzer olarak modernleşme içindir. Başlıca sebepleri ancak fermanların aksine devletin içi ile ilgilidir. Sonra halk tarafından da desteklenen 10 Mayıs 1876 tarihli öğrenci hareketi -talebe-i ulûm- ve Bosna-Hersek gibi diğer ülkelerde de çıkan isyanlar devletin düzenin bozulması nedeniyle tedirgin etmiştir. Savaş içerisinde iç sıkıntılarla uğraşmak istemeyen Osmanlı Devleti ise Kanun-i Esasi’yi ilan etmiştir.

Konu İçindeki Sorular

11. sınıf tarih dersinin dördüncü ünitesi olan Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Yakın Çağ’da, Avrupa’da İhtilaller Yaşanmasının Nedenleri Neler Olabilir?

Fransız İhtilali öncesinde de görülen baskıcı yönetimler, uzun süreli savaşlar ve soyluların ve din adamlarının ayrıcalıkları varken halkın iyi bir hayat sürememesi toplumu yormuştur. Bunun üzerine insanlar özgürleşmek, yeni haklar elde etmek, daha iyi bir ekonomiye sahip olmak ve sosyal, hukuki ve siyasi ortamlarda sözlerinin geçmesini arzu etmişlerdir. Böylelikle Avrupa’da ihtilaller çıkmıştır. Bu nedenler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Yakın Çağ’da hümanizm* ve benzeri akımlar nedeniyle insanların bilinçlerinin artması ve haklarını fark ederek özgürlük ve yaşam mücadelesi vermesi
  • Üst kesimin baskıcı yönetiminden ve soyluların ve din adamlarının önceliklerinden kurtulmak
  • Artış gösteren vergiler nedeniyle oluşan ekonomik sıkıntıların üstesinden gelmek
  • Milliyetçilik akımları nedeniyle dağılan ülkeler gibi olmama çabası
  • Birçok yerde ihtilallerin olması (İnsanlar böylelikle yeniliklerin farkına varmış ve kendi ülkelerinde de ihtilal olması için uğraş vermişlerdir.)

Siyasi ve sosyal nedenlere ek olarak Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform Hareketleri de ihtilalleri etkilemiştir. Bunun nedeni olarak toplumun beklentilerini, anlayışlarını ve pozitif bilimlere olan ilgilerini arttırmış olması verilebilir. Ayrıca ülkeler Sanayi Devrimi ile modernleşmiş ve vatandaşlar uluslararası bir bildirgeye dönüşen “İnsan Hakları Bildirgesi” ile gerçek haklarını anlamışlardır.

*Hümanizm: Batı felsefesi ile ilişkilendirilen hümanizm, insan-merkezcilik olarak anılır. Bu anlayış sevgiyi değil insanın bireyselliğini ön plana koyar ve belirli haklarının olduğunu savunur. Hümanizmi doğru bulan inanlar ise hümanist olarak adlandırılır.

Fransız İhtilali’nin Ortaya Çıkmasına Neden Olan Gelişmeler Nelerdir?

Fransız İhtilali öncesi Fransa mutlak monarşi ile yönetilen, kralın toplum üzerinde üstün yetkilerinin olduğu bir ülkedir. Yönetim biçimi nedeniyle ise siyasi, hukuki, ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler, sınıf farkları var olmuştur. Eşitsizlik ve farklar nedeniyle toplum ve kral arasındaki iletişim zaman içinde zayıflamıştır. Böylelikle toplum başlıca iki sınıfa ayrılmıştır: ayrıcalıklılar (din adamları, soylular) ve ayrıcalıksızlar (burjuvalar, köylüler). Halk vergi vermeyen ayrıcalıklar kesimin aksine iki vergi ödemiş, babadan oğula geçen ya da satın alınan yargıçlıkla yürüyen hukuki düzende kendilerine bir yer bulamışlardır. Halkın, ayrıcalıksız kesimin, isteği ise eşit sosyal ve siyasi haklar olmuştur. Bu durumun üzerine ek olarak son zamanlardaki uzun savaşlar halkı yormuş ve Montesquieu, Voltaire ve Rousseau gibi önemli düşünürlerin aydınlanma düşüncesine yöneltmiştir.

Fransa’nın içinde bulunduğu durum halkın yorulması nedeniyle artık toplum içinde eşit haklara sahip olmak, hukuki sitemin bir parçası olmak, vergi ödememek gibi isteklerini doğurmuştur. Bunun yanında sanayileşme, diğer toplumlarla iletişime geçme yeteneği ve yazarların aktardığı düşünceler de halkta Fransız İhtilali’ne yönelik duyguların uyanmasına neden olmuştur. Yazarların etkisinin nedeni uzun süreli savaş ve toplumsal kargaşadan yorulan halkta İhtilal sonrası daha iyi bir hayatın umudunu sunması olmuştur.

Sonuç olarak halkın eşit olma, özgürleşme ve sosyal, hukuki ve ekonomik anlamda daha iyi bir hayat isteği Fransız İhtilalinin gerçekleşmesine neden olmuştur.

Macaristan ve Lehistan’dan Mülteciler Osmanlı Devleti’ne Niçin Sığınmış Olabilir?

1789 Fransız İhtilali birçok açıdan dönüm noktasıdır. Avrupa’daki sosyal, siyasi ve ekonomik hayat tamamıyla değişmiştir. İhtilalin ile birlikte ortaya çıkan milli irade, milliyetçilik ya da “kardeşlik” gibi kavramlar, 18. yüzyıl Avrupasına yayılmaktadır. Bünyesinde farklı milletlerden gruplar barındıran imparatorluklardaki hayat da dolayısıyla değişime uğramıştır. Bu milletler, bağlı oldukları imparatorluklarda farklı siyasi haklara sahiplerdir ve Fransız İhtilali ile birlikte yayılan görüşler, bu milletlerin bağlı oldukları imparatorluklara ve devletlere karşı ayaklanma başlatmışlardır. Bu ayaklanmalardan biri de Avusturya-Macaristan imparatorluğunda gerçekleşmiştir. Gerçekleşen siyasi değişimler Avusturya’da yaşayan farklı milletlerin bağımsızlık mücadelelerinin başlamasına yol açmıştır. Bunlardan en önemlisi Avusturya’da yaşayan Macarların bağımsızlık mücadelesidir. Avusturya, Macarların bağımsızlık mücadelesini desteklemeyen Rusya ile işbirliği yaparak Macar bağımsızlık hareketini kanlı bir şekilde bastırmıştır. Bu sırada Lehistan isyanı da Rusya tarafından bastırılmıştır.

Lehistan’dan kaçan Lehler ve Avusturya’dan kaçan Macarlar mülteci olarak Osmanlı Devletine sığınmışlardır. Kendi devletlerinden kaçmalarının nedenleri haksız yargılanma korkusu ve ayaklanmalarının başarısız olmasıydı. Mültecilerin Osmanlı Devletine gitmelerinin nedeni ise isyanı yeniden başlatma planları ve bu isyan sırasında Osmanlı Devletinden destek alma umutlarıydı. Osmanlı Devletinin politikalarından dolayı tarih boyunca sığınma ihtiyacı olan gruplar, Osmanlı topraklarında yaşayabilmişlerdir. Aynı zamanda Osmanlı Devleti, mültecileri bünyesinde tutmuş, Avusturya ve Rusya’nın mültecileri geri alma taleplerini de reddetmiştir. Osmanlı Devletinin, Rusya ve Avusturya’nın taleplerini reddetmesinin ardından, bu devletler arasında “mülteci sorunu” ortaya çıkmıştır.

İngiltere Niçin Rusya’nın Doğu Akdeniz’e İnmesini Engellemek İstemiş Olabilir?

İngiltere’nin Yunanistan politikası, Osmanlının toprak bütünlüğünü koruma politikasına rağmen, Yunanistan’ın Osmanlı Devletine karşı bağımsızlığını desteklemiştir. İngiltere’nin Yunan ayaklanmasında Osmanlı Devletine karşı Yunanlıları desteklemesinin nedeni, Mora Adası bağımsızlığını kazandıktan sonra Rusya’nın etkisi altına girmemesini sağlamayı amaçlamasıdır. Osmanlı Devleti 18. yüzyılda Rusya’ya karşı zayıflamış ve Doğu Akdeniz bölgesinde siyasi etkisini Rusya’ya karşı kaybetmektedir. Bu nedenle İngiltere desteği ile gerçekleşen Yunan bağımsızlığı, Rusya’nın Doğu Akdenizdeki gücünü zayıflatmayı amaçlamıştır.

Osmanlı aynı zamanda sömürgelere giden yolların büyük bir kısmının üzerindedir. Siyasi, askeri ve sosyo-kültürel anlamda Avrupanın gerisinde kalması ile birlikte Balkanlarda çıkan isyanlar, Osmanlı Devletini iyice zayıf bir duruma sokmuştur. Osmanlı’nın bu zayıflığı, İngiltere’nin sömürgelerine ulaşmasını kolaylaştırsa da, Rusya’nın Anadolu ve Doğu Akdeniz’deki etkisinin de artmasına neden olmaktadır. Rusya’nın, İngiltere’nin Hindistan ve doğusundaki sömürgelerine coğrafi olarak yakın olması, hali hazırda Rusya’nın İngiliz sömürgelerine karşı bir tehdit oluşturmasının yanında İngiltere’nin Doğu Akdeniz’deki üstünlüğü Rusya’ya karşı kaybetmesi, İngiltere’nin sömürgelerine ulaşması açısından büyük bir sorun oluşturacaktı. Bu nedenle Rusların Doğu Akdeniz’e iniyor olması, İngiltere açısından engellenmesi gereken bir gelişmeydi.

İngiltere kendi sömürgelerine ulaşmak ve onların kontrolünü sağlayabilmenin yanında Rusya’nın da güçlenmesini istemiyordu. Eğer Rusya İngiltere’nin ticaret ağının dengesini bozacak olursa İngiltere zayıflardı, bunun yanında Rusya da sömürge ve ticaret alanlarını genişleterek, ekonomisinin büyümesini sağlardı. Tabi bu durum İngiltere’nin ekonomisinin zayıflamasına yol açar çünkü sanayi devrimi öncesi sermaye çok daha yavaş büyütülebiliyordu bu nedenle ana üretim kaynakları doğal kaynaklar ve emekti ve bu kaynaklar sınırlıydı. Sınırlı kaynaklardan dolayı eğer Rusya pastadaki payını büyütürse, bu İngiltere’nin payının küçülmesine yol açacaktır. Bu nedenle İngiltere Rusya’ya karşı politikasını bu şekilde şekillendirmiştir.

Milliyetçilik Akımıyla Meydana Gelen İsyanların Osmanlı Devleti’ne Etkileri Nelerdir?

Milliyetçilik akımının Avrupa’da yayılmasıyla birlikte bünyesinde birçok farklı milleti barındıran imparatorluklar dağılmaya başlamıştır. Bunlardan biri de Osmanlı Devleti’dir. Özellikle Balkanlarda, farklı milletlerin bağımsızlık mücadeleleri Osmanlı’nın parçalanmasına yol açmıştır. Balkanlarda çıkan isyanlardan ilki, Sırp isyanıdır. Avusturya ve Rusya’nın milliyetçilik propagandaları ile birlikte Osmanlı topraklarında yaşayan Sırplar bağımsızlık hareketleri başlatmıştır. Sırpların isyanına müttefik kazanma amacıyla Rusya, destekte bulunmuştur. Bu durumdan pek de hoşnut olmayan Avusturya, Rusya hakimiyeti altında bir Sırbistan istemediği için, Rusya’ya karşı çıkmış ve bu durum Rusya ile Avusturya arasında gerilime yol açmıştır. Sırp isyanının ardından Osmanlı Devleti Sırplara ayrıcalık vermiştir. Bu ayrıcalıklar Bükreş Antlaşması dahilindedir. Bükreş Antlaşması’nın ardından da Sırpların bağımsızlık hareketleri ve isyanları devam etmiştir. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Sırp sorununu kökünden çözmek için Sırbistanı işgal etmiş, Sırp milletine geniş haklar tanımıştır.

Sırpların bu hareketleri ve sonrasında elde ettikleri başarının üzerine Osmanlı topraklarında yaşayan diğer milletler de Sırpları örnek almışlardır. Sırp İsyanı‘nın hemen ardından Osmanlıda Yunan isyanı başlamıştır. Yunanlılar arasındaki bağımsızlık ve milliyetçilik fikirleri ve harekete geçme planları Ruslar ve Fransızlar tarafından körüklenmiştir. Bu devletler Osmanlı toprakları üzerinde hak sahibi olmayı amaçlamaktadır ve bu amaç doğrultusunda Osmanlı Devleti’nin iyice güç kaybetmesini hedeflemektedirler. Yunanlıların çıkardığı isyan ile birlikte İngiliz, Rus ve Fransız donanması osmanlı donanmasını yakmış ve bölgedeki üstünlüğü Osmanlı’nın elinden almıştır. Bunun Üzerine Osmanlı Devleti Yunanlıların bağımsızlığını tanımıştır.

Fabrikalaşmanın Artmasıyla Ortaya Çıkan Sosyo-Ekonomik Sıkıntıları Aşmak İçin İşçi Sınıfı, Hangi Yollara Başvurmuş Olabilir?

Sanayi Devrimi ile birlikte fabrikalaşma şehirlerde artmış, birincil üretim faaliyetlerinde (tarım vb.) çalışan işçilerin emeği değersizleşmiş ve fabrika işçilerine ihtiyaç artmıştır. Bu nedenle köyden şehre göç artmış, sermaye büyüdükçe bazı nedenlerden dolayı farklı gruplar ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri işçi sınıfıdır ve işçi sınıfının yaşadığı sosyo-ekonomik sorunlar, sıkıntılar ortaya çıkmıştır.

Öncelikle bu sıkıntılar şunlardır: Fabrikalar büyük üretim yerleridir ve fabrika sahipleri yani işverenler sermayesi büyüdükçe zenginleşir ve işçi ile işveren arası sosyo-ekonomik anlamda açılmaya başlar, işçiler fabrika çevrelerinde yani yaşam şartları iyi olmayan yerlerde ikamet etmeye başladı, kadın ve çocukların emeği erkeğe göre daha düşük fiyatlandırmaya tabi tutulduğu için kadın ve çocuk işçi sayısı arttı, çalışanlara verilen ücret çok düşüktü ve çalışma saatleri çok fazlaydı, işçi güvenliği ve işçilerin sağlık sigortası işverenler tarafından sağlanmıyordu ancak işçilerin bu kötü koşullarda çalışması gerekiyordu çünkü işçiye olan ihtiyaç çalışabilir durumda olan işçi sayısına göre çok düşüktü, işçilerin çalışmaktan başka şansları yoktu.

Tüm bu olumsuz koşullar işçi sınıfında hoşnutsuzluğa yol açtı. İşçiler bu kötü durumu, hayatlarındaki çaresizliği fabrikalara ve fabrikalardaki makinelere yüklediler. Bu nedenle ilk olarak İngiltere’de, ardından Avrupa kıtasındaki diğer sanayileşmenin dengesiz bir hızla büyüdüğü yerleşim yerlerinde çalışan kesim üretim araçlarına, makinelere saldırma eğilimi gösterdiler. Birçok yerde çalışanlar makineleri kırdılar ve tahrip ettiler.

1830 İhtilallerinde Hangi Fikir Akımları Etkili Olmuştur?

Avrupa’da Orta Çağ’dan beri feodalite, monarşi ve kilise; siyaset ve sosyal hayata hakimdi. Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi, liberalizm ve milliyetçilik gibi hareketler, Orta Çağ’dan beri süregelen durumla çatışmıştır. Bu çatışma sonrasında Avrupa genelinde çıkan bağımsızlık mücadeleleri ve isyanlar, kültürel ve siyasal hayatın yepyeni bir hal almasını sağladı: bazı imparatorluklar bünyelerinde barındırdıkları milletlerin bağımsızlıklarını tanıdılar, bazı devletlerde bulunan seçkin kesimin (aristokratlar ve din adamları) yanında burjuvazi ön plana çıktı. Bu değişimlerin yanında eski rejimin iyi olduğuna inanan bazı gruplar ve gücü elinde tutmak isteyen hükümetler varlığını sürdürdü. Napolyon ve 18. Lui’nin ardından tahta geçen Fransız kralı 10. Çarls halkın ve burjuvanın özgürlüğünü kısıtladı ve sansür getirdi. Bunun üzerine 1830 yılında Paris’te üç gün boyunca devam eden, büyük kayıpların yaşandığı çatışmalar sonrasında Kral 10. Çarls ülkeden kaçmış ve yönetim el değiştirmiştir. Bununla birlikte birçok Avrupa ülkesinde isyanlar, çatışmalar ve ihtilaller görülmüştür.

Bu ihtilallerin 1789 Fransız İhtilali’nden farkları, ikinci bir dalga olma özelliği göstermeleridir. Fransız ihtilalinde yayılan birtakım görüşler ve kavramlar Avrupa’daki çoğu krallığın ve soyluların çıkarlarına ters düşüyordu çünkü burjuvanın sosyal anlamda sahip olduğu hakların değişmesi soyluların ve din adamlarının güçsüzleşmesi demekti. Bu nedenle birçok ülkede mutlakiyet boy göstermiş, burjuva ve işçi sınıfının hakları daraltılmış; dolayısıyla büyük sosyal sorunlar ortaya çıkmıştır.Tam da bu nedenden ötürü Avrupa’da mutlakiyete karşı ihtilal hareketleri başlamıştır.

Günümüzde Kapitalizmi ve Sosyalizmi Benimseyen Devletler Hangileridir?

Bu sorunun derinliklerine inebilmemiz için öncelikle kapitalizmin ve sosyalizmin ne olduğunu bilmemiz gerekir. Kapitalizmden başlamak gerekişe kapitalizm günlük yaşantımızda sürekli karşımıza çıkan ama fark etmediğimiz bir şeydir. Örneğin 3 al 2 öde kapitalizmin bir oyunudur. Yolda yürürken bir mağazanın vitrininde üç al iki öde kampanyasını görürsünüz ve ilk aklınıza gelen bir bakıyım ne kaybedebilirim ki dersiniz ve içeri girersiniz. İçerde sizi iyi karşılarlar ve mağaza görevlileri size ürünlerini tanıtmaya başlar. Elinizi ilk attığınız şeye. Bu size çok yakışır derler ve o ürünü alacak kadar hoşunuza gitmesini sağlarlar.

Ardından ilk beğendiğiniz o ürünle ilgili bunu alan müşterilerimiz bunu da alıyordu derler ve ikinci ürünü de almanızı sağlarlar. Son olarak da derler ki e bizim üç al iki öde kampanyamız var. Bir şey daha alın o da bedava olsun derler. Siz mutlu mutlu alışverişinizi yaparsınız ve dükkandan karlı bir alışveriş yaptığınızı düşünerek ayrılırsınız. Halbuki sizin en başta hiçbir şeye ihtiyacınız yoktu. Buna rağmen üç tane ürün aldığınızın ve para harcadığınızın farkına bile varmazsınız. İşte kapitalizm böyle bir şeydir. Ve dünyanın neresine giderseniz gidin her yerde kapitalist sistem vardır. Amerika’dan Türkiye’ye, Fransa’dan İngiltere’ye bu böyledir. Öteki yandan sosyalizmi benimseyen ülkeler de mevcuttur. Bunlar daha nadir olsa da böyle bir şey de vardır. En önemli örnekleri Küba ve Çin’dir.

Ülkelerin, Ordu Teşkilatına Önem Vermelerinin Nedenleri Neler Olabilir?

Tarih boyunca insanlar çok şey yaşamışlardır. Birbirleriyle iyi anlaşıp iyi arkadaşlıklar kurmuşlardır. Yeri geldiğinde ticaret yapmışlardır. Beraber ziyafetler vermişler, yemişler içmişler ve hayatlarını geçirmişlerdir. Ne kadar insanlar tarih boyunca iyi anlaşsalar da yeri gelmiş anlaşmazlıklar da çıkmıştır. Kıskançlıktan insanlar birbirlerine saldırmak istemişlerdir. Daha çok para daha çok para derken birbirlerine girmişlerdir. O senin bu benim kavgalarına tutuşmuşlardır. Bu liste uzayıp gider. Devletler de aynı şekilde birbirleriyle ticaret yapmışlardır. İyi ilişkiler kurmuşlardır. Bazı devlet yöneticileri diğer ülkelerin devlet yöneticileriyle iyi anlaşmıştır. Ama içlerinden biri kendi gücünü sağlayamayıp hakimiyeti kuramayınca onun yerine gelen eskinin arkadaşlarıyla bu kadar yakın olmak istememiş ve anlaşmazlık çıkmıştır.

Böylelikle kaynak arayışı başlamış. Devletler insanlarının yaşayacağı uygun topraklara sahip olmak istemiştir. Bu nedenle de savaşlar ortaya çıkmıştır. Devletler para için bir yer için veya doğal kaynaklar için mücadele etmeye gerek duymuşlardır. Bunun sonucunda da en mantıklı yolu, bu uğurda kendilerinin geliştirmek için en iyi yatırımın ordu kurmaya, bu orduya daha çok asker sağlama, aha çok silah sağlamaktan geçtiğine karar kılmışlardır. Bu yüzden de devletler askerlerini daha iyi eğitebilmek için ellerinden ne geliyorsa çalışmışlardır. Gerektiğinde savaşları kaybetmişlerdir fakat bunlardan ders çıkarmışlardır. Bir dahakine nasıl daha da ordumuzu iyileştirebilir, geliştirebiliriz diye düşünmüşlerdir. Nihayetinde de en iyi orduya sahip olan devlet en çok toprağa, en çok kaynağa sahip olmuştur ve bir o kadar daha ordularına yatırım yapmaya önem vermişlerdir.

Askerliğin Zorunlu Bir Sisteme Dönüştürülmesiyle Avrupa’daki Ülkelerin Askerî Yapılarında Ne Gibi Değişiklikler Meydana Gelmiştir?

Devletler ve ülkeler ilişkilerini geliştirmiş. Devletler birbirleriyle iyi anlaşmaya çalışmışlardır. Fakat nihayetinde bir yerde bu konuda başarılı olamayıp. Kavgaya tutuşmuşlar ve birbirleriyle savaşa girişmişlerdir. Savaş dendiğinde kimsenin aklında güzel şeyler çağrışmaz. İlk neden şudur ki savaşlarda bir sürü insan ölür ve bu iyi bir şey değildir. Üstelik insanlar bir hiç uğruna ölürler. Savaşın kulağa hoş gelmemesinin bir diğer nedeni de aslında her ülkenin günün birinde savaşalar ile girmiş olmaları ve kiminde kazanıp başarılı olsalar da bazı savaşlar da kaybedilmiştir.

Çünkü ne de olsa en basitinden bir savaş iki taraf arasında olur ve biri kazanıyorsa bu şu anlama gelmektedir: Öteki de kaybetmiştir. Bazı savaşlar bir yeri ele geçirmek uğruna yapılmış olsa da bazı savaşlar da sahip olunan kaynakları ve elde bulunan toprakları korumak için gerçekleştirilmiştir. Saldıran tarafın gözünden bakacak olursak onlar zaten ellerinde bulunan askerlerle bir şeyler yapmaya çalışmaktadırlar ve karşı tarafı yani savunanları kendilerinden daha zayıf gördükleri için saldırmışlardır. Ve eğer gerçekten de saldıranlar haklı ve savunanların yeterli askeri yoksa işler savunan devlet için çok kötüdür. Saldıranların askerleri para karşılığında bu işi yapıyorlardır ve mutludurlar. Öteki yandan savunanlar askerleri karşılamak için seferberlik başlatabilir. Bu da devletin zorunlu olarak herkesi askere alması demektir ki bu da bütün sistemi alt üst eder bir kere ülkedeki çoğu ekonomik faaliyet durur. İnsanlar para gariban durumdadır.

Sultan III. Selim’in, Devletin Bütün Müesseselerinde Düzenleme Yapmak İstemesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Devletler karmaşık yapılardır. Ve zor işlerler. Her an herhangi bir şeyde sorun çıkabilir ve bu bir sorun yaratabilir. Bu yüzen devletin her alanında sistem olması çok önemlidir. Her şeyin muntazam işleyebilmesi ve düzen içinde olması için önemli çalışmalar yapılması gerekir. Ki bu çalışmaların yapılabilmesi için donanımlı ve farkındalığı yüksek yöneticiler ve alt düzey insanlara sahip olmak gerekir. İnsanlar sistemleri oluştururken bir yandan da sistemin içindekiler bu sistemden kurtulmak için bir çıkış yolu bulurlar. Bu yüzden zaman içerisinde sistem iyileşmezse bir süre sonra sistem durmaya ve ilerlememeye başlar ki bu hiç iyi bir şey değildir.

Bu yüzden bu sistemleri düzenli olarak elden geçirmek çok önemli bir yere sahiptir. Aksi takdire hatalar meydana gelebilir ve işler yürümez. Sultan üçüncü Selim de aynen böyle bir sorun fark etmiştir. Çünkü ondan önceki kimse düzenleme yapmayı becerememiştir. Ve sistem zaman ilerledikçe yıpranmış. Yanlış yerlerdeki mevkilere yanlış kişiler geçmiştir. Böylelikle bu çeşitli alanlarda iyileşmeye gitmek isteyen sultan üçüncü Selim. Çalışmalar yapılmasını istemiştir. Eğitim alanından ticari hayattaki çeşitli yelpazedeki sistemlerin hepsinde sorun vardır çünkü. Yani üçüncü Selimin niyeti devleti iyiye götürmek yönünde olduğu için böyle bir şey istemiştir. Bu da demektir ki eskiyen birimler ve sistemler yenisiyle ve daha moderniyle yer değiştirilmesi önemli bir şeydir. Aksi takdirde sistem çökecektir.

Yeniçeri Ocağı’nın Kaldırılması Olayına Vaka-i Hayriye Denilmesinin Sebepleri Nelerdir?

Ordular kurulurlar. İlk başta belli bir düzene sahiptirler çünkü sayıları azdır ve kontrol edilmeleri ve belli bir yasaya göre devam ettirilmeleri başta kolaydır. Fakat ihtiyaçlar doğrultusunda ordu büyümeye ve genişlemeye başladığında sistemde aksamalar meydana gelmeye başlamıştır. Yeniçerilere de aynen böyle olmuştur. Normal sistemde askerler büyük bir titizlikle yetiştirilmesi gerekirken. Gelişen Avrupa orduları karşısında Osmanlı askerlerinin de düzensiz bir şekilde artması bu durumu bozmuştur. Yeniçeriler profesyonel bir teşkilatken belli bir zaman sonra vasıfsız insanlardan oluşmaya başlar. Artık sadece para almak için bir şeyler yapmaya başlamışlardır.

Disiplin yeniçerilerde bozulmuştu ve artık sürdürülemeyecek bir hale gelmişti. Kurallar esnemiş ve kimse uymaz hale gelmişti. Yeniçerilerin evlenmemesi gerekirken birçok yeniçeri kurallara karşı gelerek evlenmiştir. Eskiden savaş meydanlarında kazandıkları başarılar yerine ortalıkta gezip halktan haraç kesmeye başlamışlardır. Ticari alanlarda güç kazanmış hatta yer yer padişahlar üzerinde baskı bile yaratmıştır. Bu yüzden de askeri ocaklarda sıkıntı büyümüş ve işlevlerini yerine getiremez olmuşlardır. Bunun üzerine ikinci Mahmut tarafından bir işe girişilmiş ve halkın da desteği alınarak yeniçeri kışlaları topa tutulmuş ve yeniçeriler ortadan kaldırılmıştır. İşte bu yüzden de yeniçeri ocağının kaldırılması olayına Vaka-i Hayriye denilmektedir. Böylelikle Osmanlı’ya yüzyıllarca hizmet etmiş. Büyük başarılara imza atan, iyi günden kötü günde Osmanlı’nın yanında olan ve maalesef düzensizlik sonucu yanlış yola sapan yeniçeri ocağına son verilmiştir.

Osmanlı Ordusunun Müslümanlardan Oluşturulması Gerektiğini Düşünen Ahmet Cevdet Paşa’nın Gerekçeleri Neler Olabilir?

19. yüzyılda Osmanlı Devleti içinde en çok tartışma yaratan konulardan biri 1847 yılında gayrimüslimlerin zorunlu askerliğe alınması olmuştur. Bu tartışmada ortaya çıkan sorulardan biri de ordunun bütünlüklü yapısının nasıl sağlanacağı sorusu olmuştur. Osmanlı Devleti’nin ileri gelenleri tarafından, gayrimüslimleri zorunlu askerliğe katma sebepleri olarak ülkedeki Müslüman nüfusunun azalmış olması ve ordudaki gerekli askeri personel sayısı karşılanamamış olması öne sürülmüştür. Bu sebeple de gayrimüslim erkeklerin de askerlik yükünde Müslüman vatandaşlara ortak olması gerektiği görüşünü savunmuşlardır. Buna karşın, ülkenin Hristiyan cemaatleri gençlerin askere alınması yüzünde zaten vahim olan ekonomik durumun daha vahimleşeceğini öne sürmüşlerdir.

Ahmet Cevdet Paşa’nın bu konuda hükümete karşı fikirleri vardı. Ona göre Osmanlı ordusu o ana kadar hep “ya gaza ya şehadet ya da din-i Mübin uğruna” sözleri ile harekete geçirilmişti ve içerisinde gayrimüslim bulunduran bir ordunun bu sözler ile harekete geçirilemeyeceğini belirtmişti. Böyle karışık dinlerden mensupları olan bir ordunun ancak “vatan için” denilerek harekete geçirilebileceğini belirtmişti Ahmet Cevdet Paşa. Yine Ahmet Cevdet Paşa’ya göre eğer ki bir şekilde Osmanlı Devleti’nin ordusunda “vatan” kelimesi uygulansa ve bütün halkın arasında kabul görüp Avrupalı ulus ülkelerinin ordularında bıraktığı etkiye sahip olsa dahi daha önceki “din” vurgusu kadar etkili olamayacaktı. Bu sebeplerle Müslümanlar ile gayrimüslimlerin karıldığı bir ordunun, Osmanlı Devleti halkının o zamanki durumuna göre pek mantıklı olmayacağının Ahmet Cevdet Paşa tarafından belirtilmişti.

Avrupa’da XIX. Yüzyılda Meydana Gelen İhtilallerin Sosyal Hayata Etkileri Neler Olabilir?

19. yüzyılda İngiltere’de başlayıp diğer Avrupa ülkelerine de kısa sürede yayılan Sanayi Devrimi, Avrupa ülkelerinde, takip eden zamanlarda yaşanacak çoğu ihtilalin kapısını aralamıştır. Sanayi Devrimi, buharlı makinelerin icadı ve makineleşmenin başlaması gibi sanayi için gerekli olanakların sağlanması sayesinde başta üretim ve ulaşım olmak üzere nüfus ve eğitim gibi konularda da pek çok yeniliği getirmiştir. Sanayi Devrimi ile sonucunda, Avrupa ülkeleri ucuz maliyetli, güvenli ve geniş kapasiteli çeşitli taşıma sistemlerine ihtiyaç duymuşlardır. Bu nedenle de özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa kıtasındaki kanal, yol ve demiryolu inşası oldukça gelişmiştir. İnşa edilen bu yollar, demiryolları ve kanallar ile birlikte ülkeler arasında hem ürünler hem de insanlar daha hızlı ve daha az maliyetle taşınabilmiştir.

19. yüzyılda Avrupa ülkeleri, gelişmenin ana maddelerinden birini oluşturan nüfus gücünü arttırmak için çeşitli nüfus arttırma politikaları üretmişlerdir. Bunlar arasında yeni topraklar fethetmek, ülkenin hakim olduğu sahayı genişletmek vardır. Özellikle ele geçirdikleri bölgeler içerisinde saygınlık elde etmek isteyen devletler, başta askeri ve üretim konuları olmak üzere endişe ile nüfuslarını korumak istemişlerdir. Avrupa ülkelerinde kapitalizm ve sanayileşme süreci ile birlikte vatandaşlar, kentlere ve fabrikalara akın etmeye başlamışlardır. Köyden şehirlere doğru olan bu nüfus hareketi sonucunda 18. yüzyılın son yarısından sonra ülkeler, nüfuslarını kesin olarak tespit edebilmek için nüfus sayımı yapma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu sayede nüfus sayımı için yeni teknikler ve teknolojiler gelişmiştir.

XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin, Nüfusu Artırmak İstemesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Nüfus, Osmanlı Devleti gibi büyük bir imparatorluk için hep önemli bir konu olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Klasik Dönemi’nde nüfus, imparatorluğun ileri gelenleri tarafından önemli bir vergi ve asker kaynağı olarak görülmüştür. Osmanlı Devleti yine Klasik Dönemi’nde fethetmiş olduğu bölgeleri geliştirip bayındır duruma getirmiştir. Bu sayede yeni topraklar, nüfusu arttırmak için devlet tarafından kullanılabilmiştir.

19. yüzyılın Osmanlı Devleti’nde ise sadece nüfus ile ilgili hizmetler için ayrı daireler ve teşkilatlar oluşturulmaya başlanmıştır. Bu teşkilatlar nüfus sayımı gibi görevleri üstlenmişlerdir. Osmanlı Devleti, bu yeni sistemleri kullanmak konusunda dönemin Avrupa devletlerinin nüfus teorilerinden ve bürokratik devlet yapılarından etkilenmiştir. Osmanlı Devleti’nin ileri gelenleri, sağlanacak bu olası nüfus artışı sayesinde imparatorluğun ordusunun sayısının arttırılarak güçlendirilebileceğini savunmuşlardır. Yine nüfusun artması sayesinde imparatorluğun tarım, sanayi ve ticaret açısından gelişeceği açıkça vurgulanmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti’ne göre nüfusun fazla olması ülke içindeki üretimi arttıracağı için hem vergi mükelleflerinin artması hem de dışarı satım ülke hazinesine fazladan gelir olarak geri dönecekti. Osmanlı Devleti’nin, nüfusu arttırmak istemesinin 19. yüzyıldaki en temel sebepleri bunlar olmuştur.

Bu dönemde Osmanlı Devleti, nüfusun artabilmesi için en doğal kaynağı evlilik olarak gömüştür. Bu sebeple de Osmanlı Devleti evliliklerin olmasını engelleyen birtakım zorlukların ve masrafların kaldırılması veya hafifletilmesi taşra idaresi ve nüfus ile ilgili teşkilatlara başvurmuştur. Bu teşkilatlar da müfettişlerini kullanarak ebeveynleri veya potansiyel ebeveyn olan evli çiftleri çocuk yapmak konusunda ikna etmeye çalışmışlardır.

XIX. Yüzyılda Demiryolu ve Telgrafın Kullanılmasının Osmanlı Merkezî Otoritesine Etkileri Neler Olabilir?

19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin ileri gelen yöneticileri, Avrupa ülkeleri tarafından halihazırda kullanımına başlanılmış olan demiryolunun Osmanlı Devleti’nde de oldukça işe yarar olacağı kanısına varmışlardır. Demiryoluna olacak yatırım sayesinde olması amaçlanan şeyler arasında merkezi devlet otoritesinin imparatorluğun en uzak bölgelerine kadar ulaşabilmesi en önemli sebeplerden biridir. Bunun yanında tarımsal vergilerin devlet tarafından daha hızlı toplanmasını ülke için yine iyi olacaktır. Demiryollarının Osmanlı Devleti’ne askeri olarak da pek çok avantaj sağlamıştır. Hem iç güvenliğin sağlanmasını hem de savaş zamanlarında cepheye malzeme ve asker gönderilmesi kolaylaşmıştır. Ülkeyi boydan boya sarabilecek tek bir demiryolu ağı, Osmanlı Devleti’ni hem içten hem de dıştan gelen tehditlere karşı güvenli ve avantajlı bir duruma sokacaktır. Kurulan demiryolu ağı sayesinde askeri birlikler isyan bölgelerine kısa sürede ulaşabileceklerdir ve devletin otoritesini tehdit edebilecek olası isyanlar önlenebilecektir. Ülke içerisinde inşa edilen demiryollarının en çok fayda getirdiği savaşlar arasında Balkan Savaşları, Dömeke Savaşı ve I. Dünya Savaşı yer alır.

Osmanlı Devleti tarihindeki ilk telgraf hattı 1855 yılında kurulmuştur. Bu hat İstanbul’u Avrupa ülkelerine bağlamıştır. Bir iletişim yolu olarak telgraf, Osmanlı Devleti yönetiminin ileri gelenleri tarafından benimsenen tüm modern teknolojik gelişmeler arasında ilklerden biri olmuştur. Telgraf Osmanlı Devleti’nde ilk olarak padişahlar tarafından birbirine uzak olan bölgeler üzerinde bir denetleme aracı olarak kullanılmıştır. Bu sayede devletin merkezi otoritesi bütün ülke genelinde sağlanmıştır.

Ulus Devlet Anlayışının Oluşumunda Eğitimin Önemi Nedir?

“Ulus devlet” kavramı, ilk defa Westphalia Antlaşması’nı (1698) takip eden süreçte yaşanan olayların sonucunda ortaya çıkmış bir kavramdır. Avrupa kökenli bu devlet anlayışı 18. yüzyılın birinci yarısında İngiltere topraklarında başlayıp, devam eden süreçte (19. Yüzyılda) ise Fransa’ya doğru yayılmıştır. Avrupa’da ulus devletlerinin sayısı, dünyanın modernleşmesi ile Avrupa’da büyük ölçüde yayılıp çoğunluğu oluşturmaya başlamıştır. Ulus devlet anlayışında, milli beraberlik ana husus olarak belirlenmiştir. Ulus devlet anlayışına göre devlet ile ulus eşdeğerdir ve uluslar devletleri olmadan var olamazlar. Avrupa’da kabul edilmeye devam eden bu anlayışın yayılmasında ordu ve yanında bir kurum daha çok büyük rol oynamıştır. Ordunun yanında yer alan bu diğer büyük kurum okul olmuştur.

Ulus devletlerde, ulus devlet anlayışının ülkede egemenliğini korunması için okulun işlevsel bir araç haline getirilmesi çok önemlidir. Eğitimde etkisi gösteren güç, yeniden yönetime kar olarak döner ve bu sayede eğitim yönetimde pay sahibi olur. Eğitim sisteminin genç bireylere sağlayacağı beceriler ve bireylere aktarılacak bilgiler tam olarak devlet tarafınca kararlaştırılır. Bu sayede okullar, ulus devletlerde herhangi bir ulusal değeri doğrudan aktaran aygıtlar olarak kullanılabilirler. Aktarılan bu ulusal değerler arasında kültür, dil ve bazı durumlarda din bile yer alabilir. Aktarılan bu kültür, sayesinde ülkede ulus devlet fikrinin egemenliğinin sürdürülmesine ve devletin kendisini korumasına yardımcı olur. Dolayısıyla okul ülke içerisinde ulus devlet fikrinin korunmasında kullanılan en önemli araçlardan biridir.

Darülacezenin Hangi İnsani Değerleri Savunduğu Söylenebilir?

1895 yılından bu yana hizmet vermekte olan Dârülaceze; barınacak bir yer ihtiyacı olan, bakıma muhtaç, yaşlı ve/ya 0-6 yaş arası çocukların her ihtiyacını karşılamak için çaba sarf eden bir kurumdur. Kurum gerçekleştirdiği hizmetlerin fonlarını tamamen hayırperverlerin bağışlarından karşılamakta, insanlar arası yardımlaşmanın önemli bir örneğini sergilemektedir. Dârülaceze sadece maddi yönden ihtiyaç sahiplerini desteklemesiyle değil, sunduğu hoşgörülü ortamla da ön plana çıkar. İnsanı insan olduğu için sevme politikasını izleyen Dârülaceze; din, dil, ırk, cinsiyet ve mezhep ayrımı göstermeksizin ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşar. Yardım için Dârülaceze’ye sığınmış tüm ihtiyaç sahiplerine saygı ve nezaket çerçevesinde yaklaşır, farklılıkları sevgiyle kucaklar ve herkesi kabul eder. Bu yönüyle Dârülaceze önemli bir toplumsal dayanışma kurumudur.

Fransız İhtilali’nin Osmanlı Devleti’ndeki Demokratikleşme Sürecine Etkileri Neler Olabilir?

Asilzadeler, din adamları, askerler, bürokratlar ve aydınlar gibi sosyal sınıflara bölünmüş olan Fransa; 18. yüzyıldan itibaren toplum içinde ekonomik ayrıma ve kiliseye karşı ayaklanmaya başlamıştı. Bunun yanında asil kesimin devletleri için savaşmadan kazandıkları pek çok unvan ve mevkiyi halk üzerinde baskı kurmak için kullanmaları da var olan şikayetlerin etkisinin katlanmasına sebebiyet veriyordu. O dönemde Fransa’nın ekonomisi de gittikçe kötüye gitmekteydi. Bu durumun yarattığı sıkıntılardan- açlık tehlikesi, yiyecek fiyatlarında artış, ağır vergiler- bıkan halk, toplu bir milli müdahalenin zorunluluğuna karar kıldı ve asilleri hedef almaya başladı. Fransız İhtilali, mutlak monarşinin devrilmesi ve Katolik Kilisenin reforma gitmesiyle sonuçlandı. Devrim; sadece Fransa’da hiyerarşik sınıf ayrılığının sona ermesine değil, başta Avrupa olmak üzere pek çok ülkenin yönetim düzenlerini değiştirmelerinde katalist görevi gördü. Fransız halkının gösterdiği milli mücadele, yavaş yavaş tüm Avrupa’ya yayılmaya başladı.

Fransız İhtilali’nin öne sürdüğü özgürlük, eşitlik ve milliyet gibi kavramlar yavaş yavaş Osmanlı halkı üzerinde de etkisini göstermeye başladı. Bu noktada özellikle Osmanlı Devleti’nin çok kültürlü yapısı devletin birliğinin olumsuz yönde etkilenmesine yol açtı. Osmanlı bünyesindeki gayrimüslimler hak ve özgürlüklerini talep etmeye başladı, bu dönem devlet içerisinde pek çok ayaklanma bastırıldı. Bunun yanında Fransız İhtilali uzun vadede Osmanlı halkının monarşiye karşı tepki oluşturmasında ve demokrasi talep etmesinde olumlu etkileri oldu; vatandaşlık hakları, din ayrımı yapılmaksızın eşitlik, yargı güvencesi gibi konular devlet yönetiminde önem kazandı. Bunun yanında Osmanlı tarihinde demokratikleşme sürecinin en önemli adımlarından birisi olan meşrutiyetin ilanında önemli rol oynayan Genç Osmanlılar Avrupa’daki anayasal monarşiden direkt olarak etkilenerek harekete geçmişlerdir.

Alemdar Mustafa Paşa’nın Sadrazam Dahil Pek Çok Çevreden Destek Almasının Sebepleri Neler Olabilir?

Rusçuk yeniçerilerinden Hacı Hasan Ağa’nın oğlu olan Alemdar Mustafa Paşa, Rusçuk’ta bölgenin en güçlü âyanlarından Tirsinikli İsmail Ağa’nın başlıca yardımcılarından birisiydi. Bu dönemde ilk olarak Rumeli âyanlarından Pazvandoğlu’nun önde gelen adamlarının ele geçirilmesinde oynadığı rol sayesinde hızla yükselmeye ve adını duyurmaya başladı; Hezargrad âyanlığına getirildi. Tirsinikli İsmail Ağa’nın ölümüyle Rusçuk’ta oluşan güç dengesizliklerinde sırasında çevresine kendisini kanıtlamış olan Alemdar Mustafa Paşa, ​âyanların âyanı seçildi ve geniş bir alan üzerinde güç sahibi oldu. Aynı dönemde Alemdar Mustafa Paşa III. Selim tarafından vezirlik görevine getirildi; Osmanlı-Rus savaşında ciddi bir mücadele gösterdi, İsmail Kalesi’ni kurtardı ve Rus generali Michelson’ı bozguna uğrattı. Bu başarıların hepsi Alemdar Mustafa Paşa’nın gücünün artması ve konumunun sağlamlaşmasıyla sonuçlandı. Sonuç olarak Alemdar Mustafa Paşa’nın hem devlet hem de halk gözünde güvenilirliği arttı, devlet işlerinde nüfuz sahibi oldu.

Alemdar Mustafa Paşa’nın elinde bulundurduğu gücü kendi faydalarına kullanmak isteyen ve III. Selim’in tahttan indirilmesiyle sona eren Nizâm-ı Cedit yeniliklerini tekrar uygulamaya koymak isteyen devlet adamları Mustafa Paşa’nın desteğine sığındılar. Onu yeniliklerin devletin yararına olduğuna ikna etmeyi amaçladılar. III. Selim’i öldürmeye dair bir adım atılacağını duyan Alemdar Mustafa Paşa, elinde bulundurduğu güç ve saygınlığı kullanarak kendisine sığınan devlet adamlarının tekrar önemli devlet görevlerine gelmesine aracı oldu ve Kabakçı Mustafa’yı öldürttü. Bu noktada III. Selim’i tekrar tahta geçirme planlarının duyulmuş olması nedeniyle Alemdar Mustafa Paşa hazırlıkları hızlandırdı ve şehrin önemli yerlerini tutarak Topkapı Sarayı’na yürüdü. Bunu duyan IV. Mustafa, III. Selim ve şehzade Mahmud’un öldürülmesini emretmiştir. Mustafa Paşa, şehzade Mahmud’u kurtarmayı başarmış ve IV. Mustafa’yı tahtan indirmiştir. Kendisi de sadrazam tayin edilmiştir.

Tanzimat Fermanı’nın İngiltere ve Fransa Tarafından Olumlu Karşılanmasının Nedenleri Neler Olabilir?

Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devleti’nin yenilenmesi ve Batı’nın gelişmişlik düzeyine erişmesine dair bir adım olması amacıyla ilan edilmiş; genel olarak Osmanlı topraklarında yaşayan tüm vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması, vergide adalet, rüşvetin önüne geçilmesi ve özel mülkiyet hakkı gibi konular üzerine yoğunlaşmıştır. Tanzimat Fermanı sayesinde çağdaşlık ve cumhuriyet fikirleri Türk düşünce sisteminde yer edinmeye başlamıştır.

Bununla beraber Tanzimat Fermanı kabul edildiği günden itibaren çeşitli toplumlar tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Özellikle Osmanlı halkı içerisinde fermanın İslamiyet’in üstünlüğü anlayışına ters düştüğünü savunan ve bunun dine aykırı olduğunu savunan pek çok kişi vardı. Bunun yanında Tanzimat Fermanının öne sürdüğü eşitlik ilkesinin Osmanlıda herhangi bir din grubunun güçlenmesinin önünü açtığı için Rum Ortodoks Kilisesi tarafından destek görmemiştir. Buna ek olarak Avusturya ve Rusya da fermanın ilanına karşı endişelerini dile getirmişti.

Öte yandan gayrimüslimlerin yoğunlukta olduğu bir kesim Tanzimat Fermanının halk içerisinde eşitlik ilkesini vurgulamasından memnun kalmıştı. Aynı şekilde Fransa ve İngiltere de fermana desteklerini dile getirmişlerdir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi her iki ülkenin de Osmanlı Devleti’nin mevcudiyetini devam ettirmesinden çıkar elde edecek olmalarıydı. Özellikle İngiltere Osmanlı’nın toprak bütünlüğünün bozulması durumunda Avrupa’da oluşacak kargaşanın sömürgelerini tehlikeye atacağı ve güç dengelerini bozacağı endişesiyle Osmanlıda ayaklanmaların azaltılması yönünde oluşturulan Tanzimat Fermanı’nı kendi yararına bir adım olarak değerlendiriyordu. Bu ferman sayesinde Slavların ayaklanması ve Rusya’nın Osmanlı’yı işgal etmesi- dolayısıyla Akdeniz’e ilerlemesi- tehlikesi önlenmiş oluyordu. Aynı zamanda bu fermanla İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’nde yaşayan gayrimüslimler ile etkileşimlerini artırmak ve Osmanlının iç işlerinde daha büyük etki sahibi olma fırsatı ele geçirmişlerdi.

Avrupalı Devletlerin, Osmanlı Devleti’nin İç İşlerine Müdahale Etmek İçin Kullandığı Yollar Nelerdir?

Rönesans ve Reform hareketleri ışığı altında akıl ve bilim odaklı bir zihniyeti kabul eden Avrupa, Sanayi Devrimi’nin getirdiği yenilik ve gelişmeler sayesinde hızlı bir şekilde medeniyetin merkezi haline geldi. Sanayileşme ve teknolojik gelişmelerin sonucunda ekonomik, askeri ve toplumsal alanda güç elde eden Avrupa, döneme ayak uyduramayan Osmanlı Devleti karşısında üstünlük elde etti. Zira Coğrafi Keşifler sonucunda ekonomik faaliyetlerin okyanuslara kaymasıyla maddi durumu bozulmaya başlayan Osmanlı Devleti, aynı zamanda gittikçe güç kaybetmesi nedeniyle iç karışıklıkları bastırmakta etkisini kaybediyordu. Tüm bu durumlar Osmanlının idari, askeri, toplumsal ve ekonomik yapısının bozulmasına ve güç kaybetmesine neden olmuştur. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu saldırıya açık konumdan yararlanan Avrupalı devletler, çeşitli yollarla Osmanlının iç işlerine müdahale etmeye başladılar.

Kanuni döneminde topraklarını fazlasıyla genişleten ve çok kültürlü bir devlet olan Osmanlı Devleti, güç kaybettikçe himayesindeki azınlıkları kontrol etmekte zorlanmaya başladı. Bu noktada Avrupalı devletlerin destekleriyle güç kazanan belli topluluklar isyanlar organize etmeye ve Osmanlıyı içten zayıflatmaya başladılar. Bununla birlikte azınlıkların Osmanlı toplumu içerisindeki siyasi ve hukuki yerlerinin halk içinde eşitliğe karşı olduğunu öne süren Avrupalı devletler, Osmanlı Devletinin Islahat Fermanı’nı yürürlüğe koyması ve daha köklü bir değişime gitmesini talep ettiler. İç çatışmalar, Osmanlıya Avrupalı devletler tarafından uygulanan baskılar ve Islahat Fermanı’nın yanında Avrupa’nın Osmanlı Devleti üzerinde güç elde etmek için kapitülasyonları da kullanmıştır. Osmanlı Devleti’nin gücünün zirvesinde ülkelere tanınan kapitülasyon hakları, devlet gücünü kaybettikçe Osmanlıyı maddi açıdan zorlamaya başlamış ve Avrupa’ya Osmanlı üzerinde güç vermiştir.

Kanun-i Esasi’de, Padişaha Geniş Yetkiler Verilmesi, Ne Gibi Sonuçlar Doğurmuş Olabilir?

Padişaha kutsallık atfetmek onu bir bakımdan dokunulmaz kılmıştır. Yaptığı herhangi bir hatanın onun için bir cezası yoktur. Bu maddelere bakılarak padişahın üzerine sorumluluk almadan istediği her şeyi yapabileceği yargısına varabiliriz. Padişah bütün yetkilere sahip olmasına rağmen hiçbir sorumluluğu yoktur.

Basının kanun dairesinde serbest olduğundan bahsedilmesine rağmen, kanunu belirleyen kişi padişah olduğu için padişahın isteklerine aykırı herhangi bir şey yazılamaz. Basın hürmüş gibi gösterilirse de gerçekte özgür olmaktan çok uzaktır. Padişah basını istediği gibi yönlendirmekte serbesttir.

Devlet işleri ile ilgilenen Sadrazamı ve Din işleri ile ilgilenen Şeyhülislamı padişahın seçmesi ona bu alanlarda daha da fazla otorite kazandırır. İstediği zaman istediği kişiyi bu göreve atayabilir veya o kişiyi görevden alabilir. İşine gelmeyen herhangi bir şey yapılırsa görev başındakini idam edebilir. Bir sürü sadrazam bu nedenle idam edilmiştir.

Anayasa bir bakımdan tamamen etkisiz kalmıştır. Padişah istediği zaman, istediği gibi kanunları yürürlüğe sokabilir veya yürürlükten kaldırabilir. Meclis tarafından öne sürülen ve kabul edilen kanunlar sadece padişahın reddi ile geçersiz sayılabilir. Yetersiz sayılabilecek bir padişah, kötü sayılabilecek kanunların kabul edilmesine veya iyi sayılabilecek kanunların reddedilmesine neden olabilir. Aynı zamanda bu, Meclis-i Mebusan’ın üzerinde padişahın fazla otoritesi olmasına neden olur ve çoğu zaman kararlarının tamamen geçersiz olması söz konusudur. Devletin yönetiminde fazla büyük bir rolü olmasına neden olmuştur. Teknik olarak bütün imparatorluk bir kişinin kararlarına bağlıdır.

I. Meşrutiyet Dönemi’nde Gerçekleştirilen Seçim Sisteminin Özelliklerini Araştırınız.

1. Meşrutiyet dönemi seçim sisteminde Padişah yasa yapma (yani yasama) salahiyetini Meclis-i Umumi ile bölüşmüştür. Halk sınırlı da olsa seçme seçilme hakkı kazanmıştır. Bu padişahın yetkilerini devretmesi anlamına gelmemektedir.

Her türlü padişahın veto hakkı mutlaktır, hiçbir sınırlama olmadan herhangi bir kanunu veto edebilir. Heyeti Ayan ve Heyeti Mebusan olmak üzere meclis iki ayrı heyetten oluşur. Bir tarafta Padişahın seçkin kişiler arasından seçtiği Heyeti Ayan, diğer tarafta ise 4 yılda bir halk tarafından seçilen Heyeti Mebusandır. Direkt halk tarafından milletvekili seçilememektedir, çok daha komplike bir sistem uygulanmıştır. Bu sistem 2 aşamalıdır. Halk önce aşamalı olarak 2. derecedeki seçmenleri belirler. Halk tarafından seçilen kişiler ise meclisi temsil edecek olan milletvekillerini seçmek ile sorumludur. Bu sistem bir bakımdan halkın meclisteki otoritesini azaltmaktadır. Bir önceki sorunun konusu olan Kanun-i Esasi Padişahın meclisin ve halkın üzerinde olan otoritesini bir bakımdan sınırsız kılmıştır. Kanuni Esasi Osmanlı devletinde yürürlüğe girmiş tek anayasadır.

Kanuni Esasi’den önce bütün yetkiler tek ve mutlak olarak Padişahta toplanmakta iken, yani mutlak monarşi sistemi söz konusu iken, Kanuni Esasiden sonra anayasal monarşi sistemine geçilmiştir. Yine Padişahın halk üzerinde mutlak etkisi vardır ama bu sefer yanında istediği gibi kontrol edebileceği bir meclis vardır. Bu insanlara seçim hakkı vermiş gibi davranmaktan başka bir şey değildir.

Osmanlı Devleti’nde Darbelerin Siyasi, Sosyal ve Ekonomik Hayata Etkileri Neler Olabilir?

Uzun süre boyunca Osmanlı Devletinde hanedanı değiştirmeye yönelik herhangi bir darbe denemeleri yaşanmamıştır. İlk darbe 1876’da yaşanmıştır.

Siyasi Etkiler: Zamanın Padişahı Abdülaziz’in otoriter ve sert bir yönetim tarzı vardır. Bu seçtiği yönetim tarzı aydınların ona karşı tepki göstermesine yol açmıştır. İki tarafın fikir ayrılığı çatışmalarına yol açmıştır. Reform isteyen bireylerin Padişah ile karşı karşıya gelecek güçleri olmadığından reform denemelerini medrese öğrencileri aracılığı yapmışlardır, onları kışkırtıp ayaklandırma denemelerine bulunmuşlardır. Zamanın Padişahı Abdülaziz tahttan indirildikten sonra da devlet adamları ve darbeyi destekleyenler anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Sadrazam Hüseyin Avni Paşa, sistemin eskisi gibi kalması yanında olan bir insan, ideallerini insanların üzerine yığmak için şiddetin kullanılmasının yanında olan biridir. İronik olarak bu süreçte kendisi öldürülmüştür. Siyasetin durumu bir süre boyunca karışık kalmıştır, çalkantılı bir dönem geçirmiştir. Sonrasında ise Abdülaziz’in yerine geçen V. Murad da tahttan alınmıştır ve yerine II. Abdülhamid getirilmiştir.
Genel olarak darbenin Osmanlı devletine siyasi olarak etkisi kaos ve belirsizliktir.

Sosyal Etkiler: Halkın yönetime katılmak gibi bir isteği yoktur, padişahın onların üzerine otoritesi olması ile herhangi bir sıkıntıları yoktur. Sonrasında Osmanlı’da ilk anayasa çıkmıştır ve halka “seçme ve seçilme” hakkı verilmiştir. Fakat daha önceki sorularda üzerinde durduğumuz gibi padişahın hala halk üzerinde otoritesi vardır.

Ekonomik Etkiler: Darbelerin çoğunun ekonomik nedenleri öne çıkmaktadır. Ekonominin stabil olduğu ve insanların geçimini rahatça sağlayabildiği bir toplumda darbelere ihtiyaç duyulmaz. Osmanlı darbelerin olduğu zamanlarda ekonomik çöküş yaşamakta idi. Darbe sonrası ekonomik durumların geliştiği söylenemez. Halkın az da olsa hak kazanması vergileri azaltabilecekleri anlamına gelmez. Sistemin en altında olanlar orada kalmaya devam edeceklerdir.

Osmanlı Devleti’nde Yapılan Darbelerin Balkanlardaki Siyasi Gelişmelere Etkileri Nelerdir?

Osmanlıdaki ayaklanmalardan ve Fransız İhtilalinin yaydığı milliyetçilik akımından etkilenerek Balkan ülkeleri tek tek ayaklanmaya başlamışlardır. Balkan Ülkeleri aynı zamanda birbirlerinden etkilenmişler ve tek tek bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Yer alan darbelerden etkilendikleri söylenebilir fakat Fransız İhtilalı ve diğer ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmelerinin onların üzerinde daha büyük bir etkisi olduğuyla ilgili tartışılabilir. Osmanlı devletinin Balkan ülkelerini asimile etmemesinin de bağımsızlıklarını ilan etmelerinde büyük bir rolü vardır. Asimile etmemesi onların dillerini, kültürlerini değiştirme veya Osmanlı’ya ayak uydurmalarını sağlamaya zorlamadıkları anlamına gelmektedir. Balkanlarda olan gelişmelerden sonra Osmanlı dağılma olmaması için ve 500 sene boyunca üzerinde egemenliğini koruduğu Balkan topraklarını korumak için herhangi bir önlem almamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu Balkanların İmparatorluk için olan önemini anlayamamıştır. Osmanlı devletinin darbeler yüzünden zayıflaması ve ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan stabil olmaması da Balkan Devletlerinin Osmanlı İmparatorluğundan bağımsızlıklarını kazanmalarını kolaylaştırmıştır. İlk isyanı çıkaranlar Sırplardır, isyan yeniçerilere karşı tepki olarak başlamış olsa da daha sonra bağımsızlık talep etmeye yönelik olan bir ayaklanmaya dönmüştür. Yunanların da ayaklanmasından sonra Bulgarlar da onların ayak izlerini takip ederek bağımsızlık mücadelesine girişmiştir. Osmanlı devletinin bu denemelere karşı yapabileceği bir şey yoktur. Osmanlı İmparatorluğu eğer ekonomik, siyasi ve sosyal anlamdan daha güçlü olsaydı veya bu devletleri asimile etme çabalarında bulunsaydı belki bu Balkan topraklarını tamamen kaybetmeyebilirdi.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölüm Cevapları

Aşağıdaki İfadeleri Birer Cümleyle Açıklayınız.

Fransız İhtilali Nedir?

Reformları beraberinde getiren ve skolastik düşünceye karşı çıkan bir devrimdir.

Kanun-i Esasi Nedir?

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk anayasasıdır.

31 Mart Vakası Nedir?

Yönetime karşı, II. Meşrutiyetten sonra yapılan ayaklanmadır.

B Bölüm Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

Fransız İhtilali’nin İmparatorlukların Siyasi Hayatlarına Etkileri Nelerdir?

Fransız İhtilali’nin en büyük etkilerinden biri “milliyetçilik” gibi kavramları Avrupa’ya yayamasıdır. Bu durum çok uluslu imparatorlukları olumsuz etkilemiştir.

Sanayi İnkılabı’yla Birlikte İşçi Sınıfının Karşılaştığı Sorunlar Nelerdir?

Yeterli ücret alamama ve ağır şartlarda çalıştırılma olabilir.

Modern İdeolojilerin Ortaya Çıkmasındaki Etkenler Nelerdir?

Dönemin düşünce biçimleri, var olan sistem vb. bu ideolojilerin temellerini atmıştır.

Yeniçeri Ocağının Kaldırılmasının Gerekçeleri Nelerdir?

Askerin siyasete karışmasını önlemek amacıyla kaldırılmıştır.

Sultan III. Selim Zamanında Yapılan Yeniliklere Nizam-ı Cedit Denmesinin Sebepleri Nelerdir?

Osmanlı’daki yeniliklerin birçoğunun bu dönemde yapıldığı için.

Tanzimat Fermanı’nın İlan Edilmesine Etki Eden Gelişmeler Nelerdir?

Osmanlı’nın uluslararası itibarının düşmesi, “hasta adam” olarak nitelendirilmesi en büyük gerekçelerden biridir.

1913 Babıali Baskını’nın Siyasi Hayata Etkileri Nelerdir?

İttihat ve Terakki yönetime geçmiştir.

C Bölüm Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. C 2.B 3.A 4.B 5.E 6.A 7.E 8.A 9.C 10.E

Ç Bölüm Cevapları

Aşağıdaki soruları “Hicaz Demiryolunda Son Durak ” başlıklı metinden hareketle cevaplayınız.

Hicaz Demiryolu Projesi’nin Amaçları Nelerdir?

Şam ve Medine’yi bağlayacaktı.

Tren Yolu İnşaatı Medine’ye Yaklaştığında Rayların Altına Keçe Döşenmesinin Gerekçeleri Nelerdir?

Dinen kutsal sayılan yerleri incitmemek amacıyla nazik bir düşünceyle yapılmıştır.

Muktedir Ne Demektir?

Bir şeyi, olayı yapacak kadar güçlü demektir.

Hicaz Demiryolu Projesi’nin Mekke’ye Ulaşamamasının Nedenleri Neler Olabilir?

Şerif Hüseyin’in çıkarttığı olaylar nedeniyle proje tamamlanamadı.

Hicaz Demiryolu Günümüzde Hangi Ülkelerin Sınırları İçerisinden Geçmektedir?

Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan, Suriye ülkelerinden geçmektedir.

Demiryollarının Osmanlı Devleti’ne Hangi Alanlarda Katkı Sağladığı Söylenebilir?

Pek çok alanda yarar sağlasa da ticaret ve kültür en çok öne çıkanlardandır.

İslam Dünyasını Birleştirmeye Yönelik Günümüzde Başka Hangi Projeler Yapılabilir?

İslam dünyasını birleştirmek amacı ile aynı Avrupa’daki gibi aynı para birimleri kullanılabilir. Bu sayede ekonomik bir birlik sağlanmış olur. Ayrıca İslam Kalkınma Konferansları ile birlikte bir birlik kurulup ortak kararlar doğrultusunda hareket edilebilir. Bunun yanında İslam Birliği Projeleri de İslam dünyasında birliği sağlayabilmek için kullanılabilir.

Aşağıdaki soruları “Tanzimattan Meşrutiyete” başlıklı metinden hareketle cevaplayınız.

“Batı’ya Açılan Bir Pencere” İfadesi Hangi Anlamlara Gelmektedir?

Batı’nın örnek alınması vurgulanmaktadır.

Tanzimat Dönemi’nde Yapılan Yeniliklerin Siyasi Hayata Etkileri Nelerdir?

Yenilikler ülkeyi yavaş yavaş siyasal bir değişikliğe de hazırlamaktadır.

Parlamenter Demokrasi Ne Demektir?

Demokratik bir yönetim sistemidir.

Tanzimat ve Islahat Fermanlarının Fransız İnsan Hakları Bildirisi’nden Etkilenmesinin Gerekçeleri Nelerdir?

Fransız İhtilalinden sonra ortaya çıkan bu yenilikler tüm dünyayı etkilemiştir.

Günümüzde Meşrutiyetle Yönetilen Devletler Hangileridir?

Japonya bu devletlere örnek olarak verilebilir.

Aşağıdaki soruları “1830-1848 İhtilalleri ve Osmanlı Devleti” başlıklı metinden hareketle cevaplayınız.

Ülkelerin Toprak Bütünlüğüne Saygı Gösterilmesi ve Sınırların Korunması Konusundaki Söz Birliğinin Yunan İsyanı Sonrası Unutulmasının Nedenleri Neler Olabilir?

Devletlerin kendi çıkarlarını ön planda tutması en büyük nedendir.

Mürur Tezkeresi Nedir?

Şehir ve kırsal alan nüfusunu dengelemeye yönelik ülke içi pasaport.

Osmanlı Devleti’nin 1848 Avrupa İhtilalleri Sırasında Özellikle Balkanlarda Önlem Almasının Nedenleri Nelerdir?

Balkanları olabilecek tüm isyanlardan ve olası ayrılıktan uzak tutmak.

Osmanlı Devleti Tarafından Çıkarılan Emirlerde Neler İstenmektedir?

Dikkatli olmaları istenmiştir.

Devletimizin Güvenliğinin Sağlanması İçin Alınması Gereken Tedbirleri Belirttiğiniz Bir Rapor Hazırlayınız.

Kime: İçişleri Bakanı
Sayın Bakanımız,
Devletin güvenliği hususunda alınması gereken bazı tedbirler olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda alınması gereken tedbirleri sıraladığım rapor aşağıdadır.

İdarecilerin bütün vatandaşlara karşı adil olmaları gerekmektedir.
Bütün vatandaşların kişisel güvenlerini sağlamaları konusunda dikkatli olmaları gerekir.
Olası bir durum için askeri hazırlıkların en üst seviyede hazır halde bulunması gerekmektedir.

Bu husustaki önlemlerin bir an önce alınmasını arz ederim.
Saygılar,


Not: 11. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamı için 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

İlgili Yazılar
Yorum Yapın

İlk Siz Haberdar Olun!
E-posta adresinizi girin, yeni içeriklerimiz e-posta adresinize gelsin.