İlk Türk Devletleri ile İlgili Önemli Siyasi Gelişmeler

İlk Türk Devletleri ile İlgili Önemli Siyasi Gelişmeler (Tarih Konu Anlatımı)

İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası

Bu yazımızda tarih dersi konu anlatımları kapsamında 9. sınıf tarih dersinin 4. ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin 1. konusunun devamı olan İlk Türk Devletleri ile İlgili Önemli Siyasi Gelişmeler konusuna yer verdik. İlk Türk Devletleri ile İlgili Önemli Siyasi Gelişmeler konusunu “Türklerin Asya’da tarih sahnesine çıktıkları ve yaşadıkları alanlar ile başlıca kültür çevrelerini tanır.” kazanımı çerçevesinde anlattık.

İlk Türk Devletleri ile İlgili Önemli Siyasi Gelişmeler

Ders: Tarih 9

Ünite: İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası

Konu: İlk Türk Devletleri ile İlgili Önemli Siyasi Gelişmeler

Kazanım: Türklerin Asya’da tarih sahnesine çıktıkları ve yaşadıkları alanlar ile başlıca kültür çevrelerini tanır.

İlk Türk Devletleri ile İlgili Önemli Siyasi Gelişmeler konusunda tüm siyasi olayları kronolojik olarak ve neden sonuç ilişkisi içinde tüm ayrıntılarıyla inceledik.

İlk Türk Devletleri Nerede Kuruldu?
İlk Türk Devletleri Haritası

Asya Hun Devleti’nin Kurulması (MÖ 220)

Orta Asya’da kurulan ilk Türk devleti olduğu kabul edilen Asya Hun Devleti’nin merkezi Ötüken bölgesidir. Kuruluş tarihi ve kurucusu hakkında net bir bilgi olmayan Asya Hun Devleti hakkında ilk bilgilere Çinlilerle Hunlar arasında milattan önce 318’de imzalanmış olan bir ticaret antlaşmasında karşılaşılmıştır. Asya Hun Devleti’nin bilinen ilk hükümdarı milattan önce 220 ile milattan önce 209 yılları arasında hükümdarlık yapan Teoman’dır.

Teoman Döneminde Hunlar, Çin’i ticari antlaşmalara mecbur etmek için Çin’e akınlar düzenlemişlerdir. Çinliler Hun akınlarını durdurabilmek için milattan önce 214’te Çin Seddi’ni yapmışlardır. Teoman’ın ölümünden sonra yerine oğlu Mete milattan önce 209’da hükümdar olmuştur. Mete Han zamanında Asya Hun Devleti en parlak dönemini yaşamış ve devlet birçok farklı milleti egemenliğine alarak imparatorluk düzeyine çıkmıştır. Mete Han orduda onlu sistem geliştirmiştir. Mete Han, Orta Asya Türk devletlerine askeri anlamda ve teşkilatlanma konusunda liderlik etmiştir.

Asya Hun Devleti’nin Yıkılması (216)

Mete’den sonra yerine oğlu Kiok geçti. Kiok, Çin ile ticari ilişkileri geliştirebilmek için bir Çin prensesi ile evlenmeye karar verdi. Ancak bu tür evlenmeler ileride Türk devletlerinin aleyhine sonuçlar doğurmuştur. Çünkü Çinli prenseslerin himayesinden yararlanan Çinli elçiler ve diğer görevliler Hunların topraklarında rahat bir şekilde dolaşıyor, Hunlara bağlı kavimler arasında propaganda yapıyorlardı. Çin’in böl parçala yönet politikasını uygulama alanı bulmuş oluyorlardı. Çin’in bu politikası “Cün Cin” zamanında etkisini iyice göstermiş ve Çinliler Hun akınlarına engel olarak İpek Yolu’nun güvenliğini sağlamayı denemişlerdir.

Orta Asya’daki Türk devletleriyle Çin arasında en büyük problem İpek Yolu olmuştur. Çinliler bu yola sahip olabilmek için Türk devletlerinde değişik entrikalar çevirmişlerdir. İpek Yolu egemenliğinin Çin’e geçmesi Büyük Hun Devleti’nin ekonomik bakımdan zayıflamasına neden olmuştu. Karışıklıkların çoğaldığı bir sırada başa geçen “Ho han yeh” Çin himayesine girilmesini savunmuştu. Ancak kardeşi Çi Çi bu düşünceye karşı çıkmış, Kurultay’da Ho-han-yeh’in fikirleri “utanç verici” bulmuştu. Bu fikir ayrılığı devletin milattan önce 58 yılında Güney ve Batı şeklinde ikiye ayrılmasına sebep olmuştur. Asya Hun Devleti milattan önce 58’de Batı ve Güney Hunları olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Batı Hunları milattan önce 36’da Çin hakimiyetine girmiştir. Güney Hunları ise tekrardan kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmışlardır. Güney Hunları Çin hakimiyetine girmiş, Sienpilerin saldırıları sonucunda zayıflayan Kuzey Hunları ise başka bir milletin egemenliği altına girme fikrinden rahatsız olmuşlar ve batıya göç etmişlerdir. Böylece Avrupa’ya kadar göç eden Hunlar, Kavimler Göçü’ne sebep olmuşlardır.

Avrupa Hun Devleti’nin Kurulması (370)

Avrupa Hun İmparatorluğu, Orta Asya’da varlığını yitirerek Batıya doğru göç ederek Hazar bölgesinde toplanan Hun kütlelerinin bölgede çoğalması ile ortaya çıkan, varolduğu kısa dönemde tarihe silinmeyecek izler bırakmış ve diğer büyük Türk imparatorluklarının temelini inşaa etmiş önemli bir devlet olmuştur. Avrupa Hunları’nın tarih sahnesine çıkışları, dünya literatüründe farklı bir öneme daha sahiptir. Avrupa Hunları, Hazar denizinden Avrupaya doğru ilerlemeden önce, Avrupa’daki demografik yapı bugünküne göre belirsizliği çok daha fazlaydı.

Avrupa kıtası Roma İmparatorluğu’ndan ve İmparatorluğa dahil olmayan Barbar kavimlerden oluşmaktaydı. Bu barbar kavimler bir imparatorluk seviyesine ulaşamamış, ancak bulundukları toprakları da Roma’nın yönetimine bırakmamışlardır. Yaşayış şekilleri ve kültürel değerlerinin çok zayıf olması sebebiyle bu topluluklardan Barbar kavimler olarak bahsedilmektedir. Bu barbar kavimler, bugün Avrupa kıtasında bulunmakta olan ülkelerin atalarıdırlar. Hunların Avrupaya ilerlemeleriyle bu bölgedeki demografik yapı önemli ölçüde etkilenmiştir. Hunlardan önce Kafkaslara kadar dayanan bu barbar kavimler, Hunların Tuna nehrini aşarak Avrupayı otoritesi altına almasıyla bu barbar kavimler Avrupanın içlerine doğru ilerleyerek Roma ile karşı karşıya gelmiştir. Bu barbar kavimlerin Roma üzerindeki baskıları sonucunda Roma ikiye bölünmüş, varoluş mücadelesine giren barbar kavimler, zamanla kendi yönetimlerini oluşturmuşlardır. Tarih, bu süreci Kavimler göçü olarak kaydetmiştir.

Kavimler Göçü (375)

Gerek Çin ve Avarların baskısı gerekse iklim şartlarının kötüye gitmesi sebebiyle, Batı Hunları 374 yılında, başlarındaki Balamir’in sevk ve idaresinde Avrupa içlerine doğru ilerlediler. Bu sırada Kuban ve Terek nehirleri arasında yaşamakta olan Alanlar, Hunlara karşı koymak istemişlerdi fakat yenilerek bozguna uğradılar. Hunlar, onları takip ederken, Don (Ten) ve Dinyester (Turla) nehirleri arasında yaşamakta olan Ostrogotları da mağlup etmişlerdi. Ostrogotlann bir bölümü Hun egemenliğini kabul etti. Bir bölümü daha da batıya doğru giderek Vizigot ülkesine girdi. Ostrogotları takip eden Hunlar, karşılarına çıkan Vizigotları da yendiler.

İşte bu “Hun” baskısına dayanamayan Alanlar, Ostrogotlar, Vizigotlar batıya yöneldiler. Bunlar önlerine çıkan diğer Cermen kavimlerini de yerlerinden ettiler. 375 yılında başlayan ve Hunların diğer kavimleri batıya doğru iterek neden oldukları bu harekete Kavimler Göçü denir. Kavimler Göçü birçok sonuç doğurdu. Avrupa’nın bugünkü siyasi ve sosyal yapısı açığa çıktı. Kavimlerin birleşmesiyle yeni milletler ortaya çıktı. Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştı. Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476’da yıkıldı. Avrupa’da derebeylik rejimi ortaya çıktı. İlk Çağ sona erdi, Orta Çağ başladı. Avrupa Hun Devleti kuruldu. Avrupa’da günümüzde yaşayan milletler oluşmuştu. Avrupa’da kurulan Türk imparatorlukları ve devletleri sayesinde Avrupa nüfusu çoğaldı ve Türk kültürüde bununla beraber bölgede diğer kültürlerle birleşerek yayıldı.

Avrupa Hun Devleti’nin Yıkılması (496)

Dengizik’ten sonra Hun İmparatorluğu yönetilemez duruma gelmişti. Hem imparatorluk gücü çok zayıflamış hem de daha önce Hunlara bağlı kavimler isyan ederek ayrı bir güç olarak Hunların düşmanı haline gelmişti. Bu olay üzerine, Attila’nın en küçük oğlu olan İrnek, Hun kabileleriyle birlikte bugünkü Karadeniz’in kuzeyine doğru çekildi. İmparatorluk yıkılmıştı fakat bölgedeki Hun varlığı devam etti.

İrnek’den sonra Hun kabileleri Tingiz, Belkermek, Çuraş, Tarya, Buyan ve Çelbir tarafından yönetilmiştir. Avrupa Hun İmparatorluğu yıkılmıştı fakat Hunlar yok olmadı. Karadeniz’in kuzeyinden yayılarak kabileler şeklinde varlığını devam ettirdi. Bugün dahi Avrupa’da, Kafkaslarda, Balkanlarda, Kırım’da Türk izlerine rastlanmaktadır. İmparatorluğun yıkılması ile bölgedeki Hunların bir bölümü Karadeniz’in kuzeyinde varlığını sürdürdü. Bir kısmı Hazar’a dönmek için Kafkaslara doğru ilerledi, bir kısmı ise bölgede oluşmaya başlayan diğer bir güç olan Avarlara katıldı, bir kısmı ise güneye doğru ilerleyerek Balkanlara yayıldı. Balkanlara yayılan Hunlar, bugünkü Bulgaristan’ın temelini inşaa etmişlerdir. Bulgar sözcüğü Türkçe bir sözcük olan bulgamaktan (ağılmak, yayılmak) gelmektedir.

I. Kök Türk Devleti’nin Kurulması (552)

Bumin Kağan ölünce yerine oğlu Mukan Kağan hükümdar olarak geçti. Mukan Kağan, Köktürk Devleti İstemi Yabgu’yla birlikte yönetti. Bu dönemde İpek Yolu, Türklerin kontrolü altına girdi. Türkler karşısında askeri yönden başarılı olamayan Çinlilerin kışkırtması ile devletin batı bölümünü yöneten Tardu, Doğunun (Merkezin) egemenliğini tanımadı. Bir süre sonra Doğu Köktürk Devleti Çin hakimiyeti altına girdi (630). Daha sonra Batı Köktürk Devleti de Çin hakimiyeti altına girdi (659). Türklerin İpek Yolu sebebi ile komşuları ile olan ilişkileri, kültürel yaşamlarını da etkiledi. İpek Yolu üzerinde bulunan devletlerle siyasi ve ekonomik ilişkiler gelişmişti. Bu durum bir yandan olumlu sonuçlar doğururken bir yandan olumsuz sonuçlar doğurdu. İpek Yolu hakimiyetini ele geçirme mücadelesi savaşların gerçekleşmesine yol açtı.

I. Kök Türk Devleti’nin Yıkılması (630)

Mukan Kağan’dan sonra kardeşi olan Taspar Kağan (Ta-Po) devletin başına geçti. Taspar Kağan’ın ölümünden sonra yaşanan taht kavgaları esnasında Kök Türk Devleti sarsıldı. Devletin Batı tarafını babası İstemi’den sonra idare etmeye başlayan Tardu, meydana gelen anlaşmazlıklardan faydalanarak 582 yılında Batı Kök Türk Devleti’nin bağımsızlığını ilan etti. Bu olay ile I. Kök Türk Devleti, Batı ve Doğu olarak ikiye bölündü. 630 yılında Doğu Kök Türk Devleti, Çinliler tarafından yıkıldı. Batı Kök Türk Devleti ise 630 yılında Çin’e bağlı olan birçok beyliğe ayrıldı.

Türkler, 630 senesinde Çinlilerle yaptıkları savaşta mağlup edilince Doğu Kök Türk Devleti parçalandı. Binlercesi, Çinlilere esir düşerek Çin’e götürüldü ve orada kendilerine tahsis edilen bölgede yaşamaya mecbur bırakıldı. Çinliler, Türkleri asimile etmek hedefi ile Kök Türk soylularını Çin ordusunda subay olarak görevlendirdi. Doğu Kök Türk Kağanı Çuluk’un ufak oğlu olan Kürşad da bu subaylardan biriydi. Esaretin onuncu yılında, Kürşad, 39 arkadaşı ile ihtilal yapmayı kararlaştırdı. Geceleri kılık değiştirerek halk arasında tek başına dolaşan Çin hükümdarı Tay-tsung’u rehin almayı; imparatorun hayatı karşılığında Çin sarayında bulunan yeğeni Urku Tigin’i kurtarmayı planladı. Diğer taraftan da toplayabildikleri kadar Türk ile Ötüken’e giderek bir devlet kurmayı ve Urku Tigin’i de kağan olarak açıklamayı düşündü.

II. Kök Türk Devleti’nin Kurulması (682)

Göktürk Devleti parçalanınca Çin hakimiyeti altına giren Türkler her fırsatta bağımsızlık amacıyla ayaklandılar. Sonunda Kutluk adında bir kahramanın yönetiminde bağımsızlıklarını elde ettiler. (682) Türkler I. Kök Türk Devleti’nin yıkılışından sonra 50 yıldan fazla bir süre Çin egemenliği altında yaşamak zorunda kalmış, bu süre içerisinde tekrar bağımsızlıklarını kazanmak için birçok kez ayaklanmışlardır. Bu ayaklanmalar, Çinliler tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

Bu ayaklanmaların bir tanesi ise Çin sarayını basarak imparatoru ele geçirmek hedefi ile gerçekleştirilen Kürşad Ayaklanması’dır. Buna rağmen Türkler bağımsızlık mücadelesi vermekten vazgeçmediler. Bunun sonucunda Kutluk’un başlattığı ayaklanma amacına ulaştı. Etrafına toplanan Türkler ile Ötüken bölgesine yerleşen Kutluk Kağan, II. Kök Türk Devleti’ni kurdu (681). Çinliler, Türk şehirlerinden çıkarıldı. Bu mücadele esnasında Kutluk’un yanında yer alanlar arasında ünlü devlet adamı ve komutan Tonyukuk da bulunmaktaydı. Türkleri Çin esaretinden kurtarıp yeniden bir bayrak altında toplaması sebebi ile Kutluk Kağan’a “derleyen, toplayan” anlamına sahip olan İlteriş unvanı verildi.

II. Kök Türk Devleti’nin Yıkılması (742)

Kök Türklerin bu güçlü dönemi uzun sürmedi. Önce Tonyukuk’un, ardından Kültigin’in ve 734 senesinde de Bilge Kağan’ın ölümü, II. Göktürk Devleti’ni zor durumda bıraktı. Bilge Kağan’ın ardından sırası ile oğulları Türk Bilge Kağan ve Tengri Han tahta geçti fakat Bilge Kağan’ın oğulları çocuk yaşta olduğu için devletin yönetimini annesi üstlendi. Ancak devletin iyi yönetilememesinden faydalanan Göktürk hakimiyetindeki Basmil, Karluk ve Uygurlar birleşerek isyan başlattılar. Basmil hükümdarının kağan ilan edilmesi ile II. Göktürk Devleti yıkıldı (742).

Kapgan Kağan’ın sert tutumu ve Çin entrikaları sebebi ile devlete bağlı boylar birer birer isyan etmiştir. Bu isyanların bir tanesinde Kapgan Kağan’ın öldürülmesi sonucu yerine oğlu İnel tahta çıkmıştır. Ancak İnel’in kağanlığı yetersiz bulunmuş ve onun yerine İlteriş’in oğlu Bilge, kağan olmuştur. Bilge Kağan ilk iş olarak devletin başına büyük dert olan boyların isyanını bastırmış ve devletin birliğini yeniden sağlamayı başarmıştır. Bilge Kağan’dan sonra devletin başına geçen kağanların yetersiz olmaları zamanla devletin zaafa uğramasına neden oldu. Sonuç olarak II. Kök Türk Devleti, 742 senesinde Basmil ve Uygur isyanları sonucunda ilk olarak zayıflamış, sonra da Uygurlar tarafından yıkılmıştır.

Uygur Devleti’nin Kurulması (744)

Asya Hun Devleti’nin parçalanmasının ardından ilk zamanlar Orhun ve Selenga Irmakları etrafında hayatını sürdüren Uygurlar, boylar hâlinde göçebe bir yaşam sürüyorlardı. Uygurlar, Karluklar ve Basmiller ile birleşerek 744 senesinde II. Kök Türk Devleti’ne isyan ettiler. Bu isyanın ardından II. Kök Türk Devleti yıkıldı. Uygurlar, Basmilleri mağlup ederek kağanlığı ele geçirdiler. Bu sayede oymak iken devlet hâline gelen Uygurlar, yeni bir Türk devleti kurdular. Uygurların başı Kutluk Bilge Kül Kağan’dı. Orhun Irmağı kıyısında Ordu-Balık (Karabalgasun) kentini kurarak, bu kenti devletin yeni başkenti yaptı.

Çağın en ileri düzey ve aydın ülkesiydiler. Hanlığa hukuki esaslara dayanan devlet tadı verdiler. Hukuk devleti vücuda getirdiler. Yabancı ellerde yaşayan Türk kolonileri için koruyucu yasalar çıkardılar. Devlet idaresinin yürütülmesinde memurlar, vekiller ve çeşitli mansuplar oluşturdular. Saray hayatını, düzenli merasimleri tanzim ettiler. Han ve saray halkının yakarıcı sefirleri karşılama vazifeleri de düşündüler. Yüksek seviyedeydi. Uygur saraylarında yerli yabancı tarihçiler, alimler, şairler, sanatkârlar, nakkaşlar himaye gördü. Mürebbilerin eğitim verdikleri, kütüphaneler kurdukları Çin gezgincileri tarafından söylenmektedir. Uygur şehzadesinin kopuz çaldığı, manzum bir edebiyatın varlığını da unutulmamalıdır.

Uygurlar 9. yüzyıldan beri yüksek bir kültür gelişmesi geleneğini kurdular. 12. yüzyıldan itibaren Orta-Asya Türk Moğol haklarının kültür terbiyesini üstlendiler. Son yarım asır içerisinde Uygur Hanlığı’nın merkezi olan Hoço ve İdikut şehri harabelerinde yapılan kazılarda Budist, Manihey ve Hristiyan mabetlerinde çok sayıda malzeme elde edilmiştir. Malzemeler Uygur dili ve edebiyatının ululuğunu anlatmaya yeter. Çoğu da dinlerden yapılan tercümelerdi. Azı orijinal olmak üzere tabiata, astronomiye ve edebiyat nevilerine ait tercüme vesikalardı. Hatta orijinali elde bulunmayan, Tibetçe’den çevirisi apılan Uygur hükümdarlarından birinin çevre memleketlerden bilgi edinmek amacıyla gezen memurların bir seyahatnamesi de mevcuttur. Çoğu malzemeler çeviridir. Uygurca bu sebeple Uygur dil adını da almıştır. Uygurca’ya İran, Hind, Sağa, Çin, dillerinden kelimeler girmiştir. Bunlar sonradan mürebbi Uygurlar tarafından Moğolca’ya da eklenmiştir. Tabiatıyla Uygurca’ya dini ve ticari münasebetler vasıtası ile pek çok kelime girmiştir.

Uygur Devleti’nin Yıkılması (840)

839 senesinde meydana gelen kıtlık, açlık, şiddetli soğuklar ve salgın hastalıklar ile devletin güçsüzleşmesi. devletin zayıflamasından faydalanan Kırgızların akınlarını arttırmaları, 840 senesinde Kırgızlar tarafından yıkıldılar. Devletleri parçalanan Uygurların bir bölümü çeşitli yerlere göç ederek yerleştiler. Uygurlar, XII. Yüzyıl başlarında Moğolların hakimiyetine girdiler. Uygurlar, Moğol hakimiyetinde yaşarken Araplarla Çinliler arasında gerçekleşen Talas Savaşı (751) sonrası Müslüman olmuşlardır. Kültür ve medeniyet yönünden Moğollara etki eden Uygurlar, Moğollardan bir bölümünün Türkleşmesini sağladılar. Uygurlar, her ne kadar şehir hayatına geçip ticaret, sanat ve kültürel yönlerden çok gelişmiş bir medeniyet olmuşlarsa da, önceleri küçük bir din olan Maniheizm’in Uygurlar tarafından benimsenmesi Uygurların sonunu getirdi.

İnsanların tüccar dini olarak gördüğü Maniheizm ile Uygurlar, savaşçı kişiliklerini kaybederek sakin ve mücadelesiz bir yaşama alıştılar. Bu yaşam biçimi Uygurların askeri gücünü çok güçsüzleştirdi ve büyük bir medeniyet olan Uygurlar, askeri yönden güçsüz ve dirayetsiz duruma geldi. Uygurlar, Alp Külük liderliğinde başlayan isyan hareketi ile sarsılınca hızla zayıflamıştı. Alp Külük’ünde intihar etmesi sonucunda da dirayetlerini koruyamadılar. Uzun süre baskı altında tutularak engellenen başka bir Türk boyu olan Kırgızlar, Uygurların zayıflamasını fırsat görerek 100 bin kişilik bir süvari ordusuyla Uygur illerine girdiler. Alp Külük’ün intiharı ile başsız kalan Uygur devleti, zayıf ordusu ve otoritesiz askeri gücüyle bu saldırıya karşı koyamayarak yıkıldı.


4. Ünitenin Tüm Konuları: İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin tüm konularını aşağıdaki başlıklarda inceleyebilirsiniz.

1. Konu: Avrasya’da İlk Türk İzleri

Orta Asya Kültür Merkezleri

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi