10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 3. Ünite (2020-2021)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 10. sınıf tarih ders kitabındaki 3. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 3. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 3. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 3. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı 3. Ünite Cevapları

10. sınıf tarih ders kitabının üçüncü ünitesi olan Devletleşme Sürecinde Savaşçılar ve Askerler, üç kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu üç kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının üçüncü ünitesi olan Devletleşme Sürecinde Savaşçılar ve Askerler ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 8 kavramı yanıtladık.

Alplık Nedir?

Özellikle İslamiyet’e geçişten önce Türk devletleri içerisinde kullanılan bir unvan, sıfattır. İyi askerlere verilen bu sıfatı almak için kişiden fiziksel olarak kuvvetli olması, mental olarak güçlü olması ve iyi liderler olmaları beklenmiştir.

Gazilik Nedir?

İslamiyet’e geçişten sonra kullanılmaya başlayan bir sıfat, unvandır. İslamiyet’te olan gaza inancına göre, savaşa gidip savaştan yaralı veya sağlıklı olmak fark etmeksizin sağ dönen askerler “gazi” olarak anılmışlardır.

Reaya Nedir?

Osmanlı’da askerlik yapan askerler maaş almazlardı fakat kendilerine tahsis edilmiş topraklardan vergi alırlardı. Bu topraklarda yaşayan köy-kasaba ahalisi ve konargöçer topluluklar toprakları işleyerek askerler vergi verirlerdi ve “reaya” olarak anılırlardı.

Muharip Nedir?

kelime anlamı “savaşçı” olan muharip, Osmanlı Devleti’nde savaş döneminde cepheye gelmeye yükümlü olan grubu tanımlar. Tımarlı sipahiler, yeniçeriler bu gruba dahil asker örgütleridir.

Yeniçeri Ocağı Nedir?

Osmanlı’nın düzenli orduya geçişiyle beraber kurduğu birliğin merkezidir. Asker sayısını artırmak için başlatılan yeniçeri ocağında askerler ileri seviye askeri ve teorik bilgi öğretilmiştir.

Devşirme Sistemi Nedir?

İmparatorluk sınırları içerisinde özellikle Hristiyan halkın çocukları asker ihtiyacını karşılamak ihtiyacıyla orduya alınmıştır. Ailelerinden alınan çocuklar eğitime tabii tutulup büyüyünce ordunun askerleri olmuşlardır.

Tımar Sistemi Nedir?

Tımarlı Sipahiler Osmanlı Devleti’nde derebeyliği sistemine benzer bir statüdelerdi. Tımar Sistemine göre orduda asker olan tımarlı sipahiler belli toprakların vergilerini topluyorlardı. Kendi toprakları olan bölgelerde iş yapmasalar da toprağı işleyen çiftçiden kendi payları olan vergileri topluyorlardı.

Tımarlı Sipahi Nedir?

Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirdiği eyalet sisteminde hem eyaletlerin otoritesi olan hem de savaşlarda ordunun birer parçası olan gruptur. Otoritesi oldukları topraklardan vergi alır, toprakların sürekli bir şekilde olarak işlenmesini sağlarlardı, aynı zamanda da Osmanlı Ordusunun en büyük kısmını oluştururlardı.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının üçüncü ünitesi olan Devletleşme Sürecinde Savaşçılar ve Askerler ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 3 soruyu yanıtladık.

Türkler İçin “Ordu-Millet” Tabirinin Kullanılmasının Sebepleri Nelerdir?

Türkler, Osmanlı Devleti kurulana kadar ve kurulduktan sonra millet olarak savaşın içerisinde olmuşlardır. Tarihte ilk kayıtlı oldukları döneme bakıldığında konargöçer yaşama sahip olan millet bu sebeple gerek totaliter hareket etmede gerekse de hayatta kalma yeteneklerinde gelişmişlerdir. Toplumun bütün fertleri kılıç kullanmasını, at sürmesini bilirmiş. Daha sonralarında düşmanları ile girdikleri savaşlarda da millet olarak beraber savaşmışlardır. Konargöçer toplumların genel özelliklerinden biri nüfuslarının çok kalabalık olmamasıdır. Türkler için de ilk dönemde bu geçerli olmuştur ve bundan dolayı savaşlarda çoğunluğu oluşturmak için yetişkin, güçlü herkes birer savaşçı olarak kullanılmıştır. Yerleşik düzene geçildiğinde ise bu düzen farklı yollarla devam etmiştir.

Toprağını ekip süren millet savaş olduğunda aralarından seçilerek savaşa katılmışlardır. Osmanlı Devleti’nin yüzyıllar sonra profesyonel ordu kurmasına kadar milletin kendisi ana ordu olarak savaşa katılmıştır. Bu durum profesyonel ordu kurulduğunda bile kısmen devam etmiştir. Toplumun farklı kısımlarında, farklı bölgelerde yaşayan insanlar asker statüsünde olsalar da askerlik dışında da mesleklere sahiptirler, sadece savaş döneminde savaşa çağırılırlar. Türk milletinin ilk zamanlarına kadar dayanan bu askerlik geleneğinden dolayı “ordu-millet” olarak çağırılmışlardır.

Osmanlı Devleti Asker İhtiyacını Hangi Yollarla Karşılamıştır?

Osmanlı Devleti fethet ve genişle mottosuyla yönetilen bir Devletti. Bu motto sebebiyle tarihi boyunca genellikle savaş içerisinde bulunmuşlardır. Sürekli var olan savaşlar, sürekli ortaya çıkan asker ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Hem asayiş hem de saldırı için gerekli olan çok sayıda askeri sağlamak için de farklı sistemler kurulmuştur. Devletin ilk yıllarında profesyonel olmayan fakat kültüründe olan savaşma kültürü ile Türklerin yetişkinleri savaşlara katılmışlardır. Devlet genişledikçe ve yapılan savaşların kapsamı büyüdükçe asker ihtiyacı artmıştır. Farklı beyliklerin birleşmesiyle oluşan ordu yeterli olmamıştır. Toprakları fethedilen milletlerin çocukları bu sebeple küçük yaştan itibaren eğitimlere alınmışlardır.

Gulam sistemi ile toprakları elde edilen milletin gençlerinin beşte birini savaş ganimeti olarak ordusuna katan Osmanlı, bu gençleri Türk kültürü ile yetiştirip ordusuna asker yapmıştır. Daha sonra genişleyen sınırlarının getirisiyle özellikle Hristiyan ailelerinin çocuklarını ordusuna katmıştır. Devşirme Sistemi denen bu sistemde, birden çok çocuğu olan ailelerin güçlü ve yapılı çocukları İstanbul’a getirilerek eğitimlere tabii tutulmuş, sünnet edilmiş, Türk isimleri verilmiş ve Türk ailelerin yanında Türk kültürü ile yetiştirilmişlerdir. Bu çocuklar asker olarak yetiştirilmiş ve orduya katılmışlardır.

Osmanlı Devleti çok büyük savaşlara girdiğinden dolayı sadece ordusu yeterli olmamıştır. Bahsi geçen devşirme askerler ve yetiştirilen Türk askerlerin dışında toplumun içerisinde belirli gruplar da savaşa katılmışlardır. Başta tımarlı sipahiler olmak üzere; deliler, yörükler, beşliler, yayalar ve müsellemler gibi askeri grupları da toplumun içerisinden ordusunun üyesi olarak edinmiştir. Yüzyıllarca Avrupa’da en büyük ve en güçlü ordu olarak görülen bu ordunun çoğunluğuna da bahsi geçen toplum içerisindeki ordu mensupları oluşturmuşlardır.

Osmanlı Ordusunda Maaşlı Askerlerin Yanında Toprağa Bağlı Tımarlı Sipahilerin de Kullanılmasının Sebepleri Nelerdir?

Tımar sistemi birçok açıdan Osmanlı Devleti’nin birçok işini kolaylaştırmış ve elini güçlendirmiştir. Toplumun bölgeleri için bahsetmek gerekirse, Tımarlı Sipahiler belirli bölgelerin vergilerini toplamak ile yükümlüdürler. Bunun belirli faydaları vardır. Birincisi askere olan ödemelerini vergi toplayıp geri birer birer askerlere dağıtmaktansa, bu yolla askerlerinin direk yollarla ödenmesini sağlamıştır. Bunun dışında Tımarlı Sipahilerin toprakların başında olmaları da çok faydalı bir durumdur. Vergi elde etmeleri için sürekli bir şekilde toprakların işlenmesine ihtiyaç duyan Tımarlı Sipahiler çiftçilerin sürekliliğini sağlamışlardır. Gerek otorite olarak gerek de maddi yardım olarak çiftçilerin var olmasına ve çalışmasına yardım etmişlerdir.

Bunların yanı sıra eğer Tımarlı Sipahiler belirli bir sınırdan fazla nüfus sahip topraklardan sorumlularsa ordu için yeni asker de yetiştirmek zorunda idiler. Bu da orduya katılacak fazladan asker demektir. Tımarlı Sipahilerin orduya faydasından bahsetmek gerekirse de Osmanlı Devleti çok geniş topraklara yayıldığından paylaştırabileceği çok toprağı vardı bu da aynı miktarda çok asker demek anlamına geliyordu. Osmanlı Devleti genişledikçe de ordusu da bu şekilde genişliyordu. Güçlü Osmanlı ordusunun en büyük çoğunluğunu oluşturan Tımarlı Sipahiler ve Tımar Sistemi bundan dolayı kullanılmış ve faydalı olmuştur.

Konu İçindeki Sorular

10. sınıf tarih dersinin üçüncü ünitesi olan Devletleşme Sürecinde Savaşçılar ve Askerler ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Devletlerin Büyüyüp Gelişmesinde Etkili Olan Unsurlar Neler Olabilir?

Güçlü bir orduya sahip olmak ve dolayısıyla iyi bir askeri yapıya sahip olmak devletler için birincil önemli şartı oluşturmuştur. Güçlü askeri yapıya sahip devletler fethettikleri yerleri kendilerine bağlama hakkını kendilerinde bulabilirler. Askeri eğitimin düzenli olması, dönemin silahlarını ve araçlarını kullanma yetilerinin iyi olması askeri güç anlamında devletlerin yararına olmuştur. İkincil olarak iyi bir dış politika belirlemek ve hoşgörülü olmak devletlere büyüyüp gelişme aşamasında yarar sağlamıştır. Diğer devletlere ve fethettikleri devletlere olan politikaları sayesinde bu devletlerin kendilerine bağlılıkları sağlamlık kazanır. Dolayısıyla bünyesine kattığı devletleri askeri gücünden de yararlanarak devletler diğer devletlere karşı olan savaşlarında daha da güçlü hale gelirler.

Aynı zamanda toplum içinde kurulan örgütlenme ve teşkilatlanmalar da halkın gelişimini sağlamıştır. Bu konuda Osmanlı Devleti’ndeki Ahi teşkilatı örnek olarak verilebilir. Ahi teşkilatı ile birlikte esnaflar ve sanatkârlar aldıkları ahlaki eğitimin yanı sıra askeri anlamda da becerilerini geliştirme şansı bulmuşlardır. Bir başka unsur ise savaşçı toplum anlayışıdır. Devlet içerisinde askeri örgütlenmede yalnızca erkeklerin değil aynı zamanda kadınların da olması o toplumu daha da güçlü kılan unsurlardan biri olarak sayılabilir. Bütün bu askeri eğitimin ve kültürün neticesinde devlet askeri anlamda gelişmiştir dolaysıyla güçlü bir yapıda olup gelişip büyümeye açıktır.

Taşıdığı Niteliklere Bakıldığında Alpların Sahip Olduğu Kişilik Özellikleri Nelerdir?

Savaşçı kişilikler oldukları için ürkmemeleri, dik durmaları ve yürekli olmaları gerekir. Dolayısıyla herhangi bir savaş anında devlet gözü kapalı bir şekilde alplara güvenebilir. Bir tek duruş ve tavır yetmeyeceği için alpların fiziki anlamda da kuvvetli ve güçlü olmaları gerekir. Okçuluk ve kılıç sallamak için kollarında kuvvete ihtiyaç vardır. Dolayısıyla alpların kaslı bir vücuda sahip olmaları gerekir. Savaşta bırakıp gitmemek için gayrete, azme ihtiyaç vardır ve alpların sahip oldukları üçüncü özellik de bu olmalıdır. Bütün bu özelliklere sahip olan alplara bir de her yere yetebilmek ve hızlı olabilmek için at gereklidir. At sahibi olmadan alp olunamaz, bu da demek oluyor ki alplar atlı askerlerdir. Hücum özelliklerinin yanında savunmada da kendilerini korumak için güçlü ve sağlam bir zırhları olmalıdır.

Demek ki bu dönemlerde alpları giydirmek üzere bir sektör de bulunuyor diyebiliriz. Bir de dostu olmalıdır alpın ki yanında yürüdüğü bir dayanağı olsun. “Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.” Sözünün bir yansıması olarak dosta sahip olmak ve güvenebilecek bir dostunuzun olması alplar için bile çok önemlidir. Bütün bu özelliklere bakıldığında Alperenler ’de aranan kişilik özellikleri: savaşçı, onurlu, gururlu, güçlü, kuvvetli, güvenilir ve başı dik olmasıdır.

Orhan Bey Dönemi’nde Osmanlı Devleti’nin Askerî Teşkilatı Hangi Birliklerden Oluşmaktadır?

Osman Bey döneminde kullanılan süvariler ve düzensiz birlikler Osman Bey’in ölümü ile birlikte son bulmuştur. Orhan Bey de beyliğin hızlı bir şekilde genişlemesinden dolayı askeri yapıyı yeniden düzenleme girişimlerinde bulunmuştur. Ayrıca beylikten devlete geçmek için en önemli şartlardan biri de düzenli bir orduya sahip olmak olduğu için Orhan Bey askeri yapıyı değiştirmeye karar vermiştir. Bu doğrultuda beyliğin daima savaşmaya hazır, yay atmayı iyi beceren ve atlı kuvvetlere gereksinimi vardı. Savaşların sürekliliği için ihtiyaç duyulan ilk birlik Bursa işgal edildikten sonra kurulmuştur. Genç Türklerden oluşan bu orduda iki kısım bulunmaktaydı; yayalar ve atlılar. Atlı anlamına gelen müsellemler ve yayalar Osmanlı’nın ilk düzenli birliğini böylelikle oluşturmuş oldu.

Bu birliklerin kurulmasında Vezir Çandarlı Kara Halil, hem rol oynamış hem de gençlerden potansiyeli olanları asker olarak seçmiştir. Yayalarda onar kişilik bölükler varken müsellemler otuzar kişilik bölükler halinde ocak oluşturmuşlardır. 15. yüzyılın ortalarına doğru ise Kapıkulu Ocakları devreye girmiş ve yaya ve müsellemler geri planda kalmışlardır. Müsellemler, bu durumda askeri yapıda fiili anlamda bulunmayıp askeri yapı için köprü, yol gibi destek amaçlı işlerle meşgul olmuşlardır. Müsellemlerin bu desteğiyle birlikte Orhan Bey döneminde çevre ve yapılanma da askeri yapının yanında gelişmiştir diyebiliriz.

Daha sonrasında Azeb teşkilatı devreye girmiştir. Bu teşkilat, yine gençler tarafından oluşturulmuş ve savaşta en önde yer almışlardır. Azeblerin arasına katılacak kişilerin güçlü ve kuvvetli olması gerekmekteydi. Azebler deniz ve kara olmak üzere iki gruba ayrılmışlardır. Kara kuvveti olan Azebler daha sonralarında kale muhafızı olarak görev yapmışlar ve maaşlı asker olmuşlardır. Bu doğrultuda askerlerin tarihte gittikçe gönüllülükten mesleğe doğru evrimleştiğini görebiliriz. Topraklarını korumak üzere cihat aşkıyla giderken artık maaşlı birer memur konumuna gelmişlerdir. Fakat tabi ki hala savaşçı askerlerin bulunduğunu da unutmamak gerekir.

Kutadgu Bilig’e Göre Bir Devletin Yıkılmasını Engellemek İçin Hangi Unsurlara Dikkat Edilmelidir?

“Memleket tutmak için çok asker ve ordu lazımdır, askerini beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır, bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerekir. Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır, bunlardan biri ihmal edilirse dördü de kalır. Dördü birden ihmal edilirse beylik çözülmeye yüz tutar.”

Güçlü bir orduya sahip olmak devletin yıkılmasını engeller ve devleti bir arada tutar. Bu askeri birliğin devam etmesi ve güçlü olması için ise malzeme ve erzak ihtiyacı vardır. Askerlerin karnı doymalıdır ki savaşabilsinler. Aynı zamanda giyinmeleri ve güçlü bir zırha sahip olmaları gerekir, bu durumda da devletin ve halkın zenginliği önemli bir yer oluşturur. Devlet eğer kendi kendine yetebilir ve halkının ihtiyaçlarını doğru düzgün karşılayabilirse o devlet bu görevleri yerine getirebilir. Tabi bu da kaynakları doğru kullanmak ile doğru orantılıdır. Toprağını, iklimini, insanını bilmeyen devlet o ülkeyi idare etmekte sıkıntı çeker.

Aynı zamanda bir tek kendini değil halkı da çalıştırması ve bu durumlardan haberdar etmesi gerekir. Bilinçsiz bir halk tasması kopmuş köpek misali bir o yana bir bu yana koşturur fakat ne yapacağını bilemez. Fakat bigili ve farkındalık sahibi bir halk devletin kalkınması için çok önemlidir. En son olarak da halkı kontrol etmek ve denetim altında tutmak için kanunlara ihtiyaç duyulur. Doğru kanunlar ile birlikte devletin ve halkın refah seviyesi yükselir. Bu unsurların hepsi gerçekleştiğinde ise devlet güçlü ve tamamlanmış olur. Dolayısıyla bu devleti yıkmak güçleşir.

Osmanlı Devleti’nin, Tımar Sistemini Uygulamasındaki Amaçları Nelerdir?

Hızlı bir şekilde yayılan Osmanlı Devleti tımar sistemi ile birlikte ele geçirdiği toprakları denetim altında tutmaya başlamıştır. Memur ve askerlere vergi toplama görevinin devredilmesine tımar, toplayan kişiye ise Tımarlı Sipahi denmiştir. O dönemlerde günümüzdeki gibi elektronik bankacılık ya da havale, eft gibi işlemler bulunmadığı için bu sistemle birlikte toplanan vergilerin düzenli ve sistemli bir şekilde hazineye girmesi sağlanmıştır. Vergiler hem para hem de ürün olarak belirlenmiş ve kişiye göre tahsis edilmiştir. Tımarlı Sipahiler vergileri topladıktan sonra belli bir kısmını bölgede çalışan memurlara maaş olarak ayırmış, kalan kısmı ise hazineye göndermişlerdir. Vergiler arasında en ünlü vergi öşür vergisidir. Bu vergi tahıldan alınmaktadır ve daha önce de bahsettiğim gibi hazineye ürün olarak aktarılmaktadır. Bu tür vergilerin paraya dönüştürülüp hazineye aktarılması zor olduğu için devlet öşür vergilerinden sağladığı gelirin çoğunu ehli tımarlara tımar olarak vermiştir.

Tımarlı Sipahiler toprak sahibi olmasalar da devletin temsilcileri olarak anılmışlardır. Bu sebeple onlara taşradaki idari yöneticiler de diyebiliriz. Tımar sisteminin aşamaları ise şu şekilde gerçekleştirilmektedir: ilk olarak fethedilen yerdeki bireyler değerlendirilir ve vergileri belirlenir, ikinci olarak vergiler pay edilir ve kişilerin konumlarına göre dirlik olarak verilir. Dirlikler üçe ayrılır: has, zeamet, tımar.

Padişah ve devletin üst kademelerinde yer alan kişilere (yıllık geliri 100 000’in üzerinde olanalar) has gelirine sahiptir. Has gelirlerinin her 5000 akçesine karşılık savaşa bir adet atlı asker göndermeleri şart koşulmuştur. Zeamet sahibi (yıllık geliri 20 000 ile 100 000 arası olanlar) olan orta halli devlet memurları da has gelirine sahip olanlarla aynı yükümlülüğe sahiptirler. Tımar sahibi olanlar, yani Tımarlı Sipahiler, ise savaşta yer alan askerlere verilen dirliktir. Tımar sahiplere verilen ilk 3 000’e kılıç denmektedir. Bundan farklı her 3 000 akçe için yine bir atlı asker zorunluluğu Tımarlı Sipahiler için geçerlidir. Sonuç olarak devlet tımar sistemi ile birlikte düzenli vergi toplamış aynı zamanda atlı asker bulma konusunda kendine kolaylık sağlamıştır.

Tahrir İşleminin Devlete Sağladığı Faydalar Neler Olabilir?

Hazırlanmaktadır…

Tahrir Kaydını İncelediğinizde O Dönemle İlgili Hangi Bilgilere Ulaşılabilir?

(Bu Soru Sayfa 82’daki Belgeye Göre Yanıtlanmıştır.) 

Osmanlı Devleti tarihi boyunca gelirinin büyük kısmını köylü halktan elde eden bir yapıya sahip olmuştur. Zaman içerisinde git gide artan vergiler aslında günümüz Türkiye’si içerisindeki demografik ve politik dağılımı da kolayca açıklayabilmektedir. Günümüz köylü halkının birçoğu hayatı boyunca eğitimden uzak bir yaşam geçirmektedirler ve bu yapı Osmanlı Devleti’nden itibaren süregelmektedir. Bunun başlıca sebebi de tımar sistemidir. Tımar sisteminin uygulandığı yerlerde tahrir kaydı da tutulmaktadır. Tahir kaydı herhangi bir köylünün sahip olduğu her mala dair ödediği vergi ve kendisine verilen toprağa ekip biçtikleri ile kazançlarından toplanan vergidir.

Tahrir kaydının tanımı bile bize böylesine bir devletin nasıl ayakta durduğuna dair ipuçları sunmaktadır. Basitçe halkın elindeki bütün mallardan vergi toplanmaktadır ve tarım toplumu olmanın yanı sıra hem tüketimden hem de üretimden vergi alan bir toplum haline gelmeye başlanıyor. Günümüzde de ülkemizde bundan farklı olmaması geleneksel yöntemlerle kazancın nasıl arttığını bize göstermektedir. Vergiler Osmanlı Devleti’nin en büyük dayanağıdır ve zaten hem köylü halkın gelişmemesinin hem de Osmanlı Devleti’nin medeniyetten nasibini almamasının ana sebeplerinden birisidir.

Tımar sistemi ile halkın kafasına kazınan vergi sistemi halkı git gide daha da çalışmaya itmiştir. Ancak vergiye dayalı sistem devleti sert yapmıştır. Vergilerin toplanmama ihtimaline karşı devlet çoğu zaman idareyi elinde tutan merkezi sistem tarafından sertçe kontrol edilmektedir. Normal bir toplumda ağır vergilere karşı çıkılırken Osmanlı Devleti böylesine titiz bir vergi sistemi ile herhangi büyük çaplı bir isyana maruz kalmamıştır. Bunun sebebi de bir sonraki sorularda bahsedilen askeri kolların ve merkezi sistemin halk üzerinde oluşturduğu baskıdır.

Bu baskı hem köylü halkı yıllar boyunca eğitimden uzak tutmuştur. Hem de onları sadece tarım hakkında endişelenip geri kalan bütün konuları merkezi yönetime bırakma dürtüsüne itmiştir. Kısacası tahrir sistemi tımar uygulanan bölgelerde halkı sürekli denetim altında tutan ve onlara merkezi yönetimi zaman zaman hatırlatan bir vergi sistemidir. Şahsi görüşüme göre de bir takım hazıra konan yöneticinin elinden çıkan ve insanları uyur durumda tutmak için yeterince başarılı olan hatta zararlarını günümüzde ülkemizde bile gördüğümüz sertçe vergi sisteminin bürokratikleştirilme çabasıdır.

Osmanlı Devleti’nde Keyfi Olarak Toprağı Ekip Biçmeyen Köylünün Elinden Arazinin Alınmasının Nedenleri Nelerdir?

Osmanlı Devleti, tarihi boyunca köylünün ekip biçtikleri ve devlete ödediği vergiler ile ayakta durmayı başarmıştır. Tarihi boyunca gerçek sanayileşme veya gerçek kolonileşmeye yaklaşamamış ve başarısız stratejileri ile artık koyun gibi itaat eden köylülerin bile taşıyamayacağı kadar hata yapan bir devlet olmuştur. Bu tanım içerisinden de asla çıkmamıştır. Tek yaratıcılıkları var olan sistemler içerisinden karma bir Osmanlı sistemi yaratmalarıdır. Yüzyıllar boyunca bu sistem eşliği ile gitmiş olan düzen en sonunda sadece eğitimsiz çiftçilerin geliri ile ayakta duramamaya başlamıştır ve yıkılmıştır. Asıl sorun köylüye uygulanan zulümden niye hiçbir köylünün şikâyet etmediğidir.

Bu soruya sebep olan durum da Osmanlı Devleti’nin basitçe köylü sömürmek ile devam etmesidir. Köylülere tımar sistemi ile verilen topraklar ardından köylü tarafından işletildikten sonra devlet kendi toprağına ekilen ve sonucunda ürün alan köylüden bir de aldığı ürüne dair vergi toplamaktadır bu durum böyle devam ettikçe de devlet köylünün üstünden geçinmeye devam etmektedir. Ancak bir köylü toprağı kullanmazsa devlet içerisine girmekte olan vergi toplanamaz ve büyük ihtimalle bu toprak başka bir köylüye verilse bu topraktan vergi alınacaktır. Dolayısıyla Osmanlı Devleti adına yetkililer de bu toprağı başka bir köylüye verirler.

Kısacası sebep maksimum ürünün ve verginin toplanmasıdır bu sebepten ötürü de toprakların boş kalması sakınılmaya çalışılmıştır. Bu sistemin iyice oturtulması da köylüye olan dayanağı arttırmıştır. Bir noktadan sonra köylü Osmanlı Devleti içerisinde vazgeçilmez bir husus olmuştur. Tarım toplumun içerisine işlemiştir ve tarımla uğraşmayan birey sadece yönetici sınıfına tabii olmuştur. Bu da en sonunda sanayileşmeye yapılan yatırımın azaltılması ve onun yerine tarım üzerinden sabit gelirin akması ile sonuçlanmıştır. Özetle Osmanlı Devleti’nin köylüden gelen gelire büyük bir değer yüklemesi ve başka kaynaklar aramaması zaman içerisinde her topraktan vergi alınması gerektiği fikrini içerisinde barındırmıştır. En son olarak da her toprağın işlenmesi gerektiğini ve boş toprak bırakılmaması gerektiğini köylünün ve devletin mekanizmasına oturmuştur.

Osmanlı Devleti, Kapıkulları ile Tımarlı Sipahiler Arasında Denge Kurarak Neleri Amaçlamıştır?

Kapıkulları devletin merkezi otoritesini koruyan askeriyedir aynı zamanda profesyonel askerlerden oluşmaktadır basitçe bu askerlerin amacı her zaman askeriye içerisinde yer almak ve devlete karşı olan tehditlere karşı her zaman otoriteyi gözetmektir. Diğer yandan Tımarlı Sipahiler silahlandırılmış militanlardan oluşmaktadır dolayısıyla profesyonel bir ordu ile yarışamayan ve genel olarak köylülerin bulunduğu topraklarda emniyeti ve asayişi koruyan aynı zamanda merkezi otoriteden uzak noktalarda merkezi otoritenin tek temsilcisi olan askeri birliklerdir.

Kapıkulları sayıca daha az insandan oluşmaktadırlar ancak üstün eğitimleri sayesinde Tımarlı Sipahilere kıyasla daha fazla savaşta başarı sağlayabilmektedirler ancak kapıkulları basit bir isyana karşı işlevsizdirler çünkü isyanın en büyük özelliği isyan edenin kuvvetli olması değil sayıca fazlasıyla üstün olmasıdır bu sebepler kapıkullarının yanısıra bütün topraklarda aktif görev yapan ancak savaşa çağırılmadığı vakit çiftçilikle uğraşıp devlete ek gelir kazandıran askerler de ihtiyaç vardır. Dönem içerisinde bütün devletlerde profesyonel ordu ile yerel ordu olmuştur ki hatta günümüzde de bu durum devam etmektedir. Ülkemizde ve başka ülkelerde askeriyenin yanında aynı zamanda jandarma birlikleri de bulunmaktadır.

Ancak o dönem sadece paralı ordulara veya profesyonel ordulara dayanan devletler de olmuştur. Bu devletlerin sonu halkın ayaklanması ile kolayca gelmektedir. En sonunda tek çözümleri herhangi bir ayaklanmayı bastırmak amacıyla askeri bir yapıya bürünmek olmuştur basitçe dönemin diktatörleri olmuşlardır. Aynı zamanda dönem boyunca sadece yerel halk içerisinden seçilen profesyonel olmayan kuvvetlere dayanan devletler de olmuştur. Ancak bu devletler de başka devletlerin işgal etmesi sonucunda yenilgiye uğramışlardır. Osmanlı Devleti içerisinde iki ihtimal de bolca olduğundan dolayı iki sistem de eşitlenmeye çalışılmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti işgalci olduğu topraklarda varlığını uzun yıllarca korumayı da başarmıştır. Aynı zamanda yeni yerler işgal edip büyük devletleri zaman içerisinde düşürmeyi de başarmışlardır. Bunun başlıca sebebi diğer devletlere karşı savaşabilen ve hükümetin sağ kolu olarak gözüken kapıkullarının yanında, hükümeti halk içerisinde temsil eden ancak büyük kuvvetlere karşı bir önemi kalmayan militan kuvvetlerden, Tımarlı Sipahilerden oluşmasıdır.

Tımarlı Sipahiler ile Yeniçerilerin Özellikleri Nelerdir? Karşılaştırınız.

Yeniçeriler devşirme sistemi ile oluşmuş düzenli askeri birliklerdir ancak bunun yanında çocukluktan başlayan askeri bir eğitim alırlar ve yönetici sınıfı ile yetişirler dolayısıyla hükümetin içerisinde yetişen ve tek bildiği varlık hükümet olan bir orduyu oluşturmaktadırlar. Görevleri de toprak koruması yerine devletin korunması ve devlet içerisindeki otoriteye karşı isyanlarda devreye girmedir. Diğer tarafta Tımarlı Sipahiler askeri eğitim alan düzenli ordunun içerisindeki diğer birliktir. Günümüzdeki jandarma modeline daha çok benzemektedirler. Eyaletleri ve toprağı koruyan Tımarlı Sipahiler, Yeniçerilerin aksine hükümetin yoğun olduğu İstanbul’da değil halkın ve köylünün yanında eyaletlerde bulunmaktadır. Yeniçeriler ve Tımarlı Sipahiler Osmanlı Devleti’nin tarihi boyunca uyguladığı politik dengeyi kurmaktadırlar.

Macar Tarihçi (Gabor Agoston) Bu Sözüyle Ne Anlatmak İstemiştir?

“Osmanlı fetih ve hâkimiyet yöntemlerinin gücü, Osmanlıların değişen jeopolitik koşullar karşısında stratejilerini hızlı şekilde yenilemeleri ve yeni şartlara uygun hâle getirmelerinde yatmaktadır.”

Osmanlı Devleti aslında başarılarının hepsini gelişmişlik yerine fethetmek sayesinde kazanmıştır. Ne zaman ki fetihleri durmuştur işte o zaman genişleme de durmuştur. Fetihlerin sürekli olması adına da yani siz sisteminizi sadece savaş bazlı kurduğunuz için sürekli olarak yeni taktikler ve yeni türlü savaş yöntemleri ile savaşmak zorundasınız. Osmanlı Devleti de fetihlerinin sürekli olması adına dinamik bir askeri sistem tasarlayıp sadece o askeri sistem ile sürekli gelişmeyi ve daha iyi askeri sistenler kurulmasını ummuştur. Yüzyıllarca ecdat diyip böbürlenilen aslında bizimle alakası olmayan ve neredeyse bütün sistemleri yabancılardan alınmış melez devletimiz de genişlemiştir. Ancak genişleme durduğu yani bu yukarıda konuşan insanın öngöremediği şekilde savaştan daha önemli konular olduğu zaman da Osmanlı Devleti durmuştur.

Osmanlı Devleti’nde Pencik Sistemi Ne Zaman Uygulanmaya Başlanmış ve Hangi Olaydan Sonra Uygulanmasında Zorluklar Yaşanmıştır?

Kara Rüstem’in önerileri üzerine Pençik sistemi uygulanmaya başlanılmıştır. Savaş esirlerinin bir bölümü ile Hıristiyan çocukların Yeniçeri ocağına kazandırılmasını sağlamıştır. Ankara Savaşı’na kadar da bu sistem devam etmiştir. Genel olarak Gelibolu civarına verilen esirler oradaki eğitimlerinin ardından Yeniçerilere bağlı Acemi Ocağı’na sevk edilirlerdi.

Devşirilen Çocuğun Hayatında Ne Gibi Değişiklikler Olmuştur?

Osmanlı Devleti’nin sosyal yapısında önemli bir konuma sahip olan devşirme sistemi, genellikle 9-14 yaş aralığında olup Osmanlı kültürünü kendi kültürü gibi benimseyebilecek olan yabancı kökenli erkek çocuklarının belirli kriterlere göre ya saraya ya da halktan bazı ailelere verilerek gerçek anlamda bir Osmanlı vatandaşına dönüştürülmesi ile olmaktaydı. Sancak beyi, kadı ve papazların yardım ettiği devşirme memurlarının yine belirli kriterlere dikkat ederek (ailedeki tek oğlan çocuğu olmaması, boyunun kısa olmaması gibi) devşirilecek çocukları seçmesi ile sürdürülen bu sistem; devamında devşirme adayı olan çocukların adeta yeni bir hayata başlaması ile sürdürülüyordu. Bu yeni hayatta, eskiye göre değişen bir sürü öge bulunmaktaydı.

Bu ögelerden temel olan bazıları; çocuğun isminin değiştirilerek Türkçe bir isim alması, eski inançlarının benimsenmediği bir toplumda yaşamaya başlayarak İslam dini yönergesinde birtakım davranışlara uymaya başlaması – örneğin sünnet olması – ve öz ailesinden başka bir aileye verilerek ev ve aile kavramlarındaki algısının değiştirilmesiydi. Tüm bunlara ek olarak, devşirilen çocukların gelecekleri sistem tarafından belirlenmişti. Örneğin, köylülere verilen devşirme çocuklar halktan “yeni” adet ve örflerini öğrenecek, ana dil olarak konuşacakları Türkçe için eğitim görecek, birkaç yıl tarla sürmek gibi halkın üzerine düşen işlerde yer alacak ve sonrasında Acemi Ocağına katılacaklardı. Yaklaşık yedi sekiz senenin ardından Acemi Ocağından ayrılan devşirme gençlerin burada aldıkları eğitim ile saptanmış becerileri, onların bir sonraki bölümde ne yapacakları hakkında bir fener oluyordu. Yeniçeri, cebeci, topçu, Kapıkulu süvarisi gibi görevlere bu doğrultuda atanan devşirmeler artık Osmanlı toplumunun tam anlamıyla bir ferdi olarak devletlerinin refahı ve sulhu için çalışıyorlardı.

Osmanlı Ordusunda, Kapıkulu Piyadeleri ile Kapıkulu Süvarilerinin Görevlerini Araştırarak Arkadaşlarınıza Bir Sunu Hazırlayınız.

Eyalet askerleri ve donanma askerleri ile birlikte Osmanlı ordusunun üç temel bölümünde biri olan Kapıkulu askerleri; piyadelerden oluşan yeniçeriler, cebeciler, top arabacıları ile topçular ve süvarilerden oluşan silahtar, sağ ve sol ulufeciler, sağ ve sol garipler şeklinde bir yapılanma içerisinde olmuşlardır. Kapıkulu, bahsedildiği üzere, Osmanlı ordusunun temel parçalarından biridir ve ayriyeten doğrudan padişaha bağlıdır. Kent güvenliği ile sınırların sorumluluğu gibi temel ve oldukça ehemmiyet arz eden bir göreve sahiptirler.

Bu nedenle Kapıkulu içerisindeki bir askerin ailesinden ve inançlarından kendini koparıp yalnızca görevine odaklanması beklenmektedir. Kapıkulu piyadeleri ilk olarak Osman Bey döneminde temelleri kurulmuş olan ama asıl halini Orhan Gazi döneminde almaya başlamış olan bir birimdir. Silahlı hizmetler, madencilik, savaş alanı lojistiği gibi görevleri üstlenmişler, bu süreçte ise ​tımarlı sipahiler​, ​akıncılar​, ​azaplar​, ​voynuklar​, martoloslar ve ​cerahorlarla desteklenmişlerdir. Kapıkulu süvarileri ise İstanbul dışında oturan süvari yani atlı birliklerden oluşmaktadırlar. Savaş esnasında devlet hazinesi, padişah çadırı ve kamp alanını güvende tutmakla yükümlüdürler.

Osmanlı Ordusunun, Avrupa Ordularına Üstünlük Kurmasında Türk Askerlerinin Hangi Özellikleri Etkili Olmuştur?

Avrupalılara göre Osmanlı ordusunun Avrupa ordularına kıyasla üstünlük kurmayı başarmış olmasının üç temel sebebi vardır. “Türklerin Vakayinamesi” ( Cronica de los Turco), Solomon Schweigger’in “Sultanlar Kentine Yolculuk” adlı seyahatnamesi ve Avrupalı bir elçi konumunda olan Baron Vratislav Venceslav’ın aktarmış olduğu anılarda, bu üç temel sebep vurgulanmıştır. Bu sebeplerden ilki, Türklerin komutanlarına karşı duyduğu saygı ve itaatkarlıktır. Türklerde komutan kavramı, aile ve hoca kavramı kadar değerli ve saygı duyulası bir pozisyondur. Bu durum, savaş esnasında komuta zincirinin oldukça sağlam olmasına ve iç karışıklıkların çıkmamasına yol açmıştır. Böylece Türk ordusunda bütünlükten bahsedilmiş, ortak amaçlar doğrultusunda zafere daha emin ve korkusuz adımlarla gidilmiştir.

İkinci olarak Türklerin ölüm korkusu yoktur ki bu durumun kaynağı benimsenmiş olan inanç sistemine göre herkesin bir kaderinin olmasıdır. Eğer kaderde savaş esnasında ölmek varsa bundan kaçış yoktur, dolayısıyla muharebe meydanında korkuya yer yoktur.Üçüncü temel neden ise Türklerin birtakım yiyecek ve içecek ihtiyaçları olmadan bulduklarıyla yetinerek savaşa varlarını yoklarını vermeleridir. Örneğin çoğu kez et aramadan pirinç, su ve kendi ürettikleri et tozuyla yetinen Türk ordusu bu konudan hiçbir zaman şikayetçi olmamış ve bunu isyan konusu haline getirmemiştir. Bu durum, Avrupalı ordular için tam karşıt şekildedir. Ayrıca Türklerde düzen ve çalışkanlık gibi değerler bireylere adeta birer kültür gibi verilmiştir. Orduda binlerce kişi olmasına rağmen hakim olan kargaşa değil uyum ve yüksek üretkenlik olmuştur.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının üçüncü ünitesi olan Devletleşme Sürecinde Savaşçılar ve Askerler ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölümü Cevapları

Aşağıdaki terimleri birer cümle ile açıklayınız.

Ahi Nedir?

Ahilik, Osmanlılarda esnaf ve zanaatkarlara verilen isimdir.

Yaya ve Müsellemler Nedir?

Osman Bey’in kurduğu piyade ve atlı orduya verilen isimdir.

Has Nedir?

Padişahlara, vezirlere, divan üyelerine, şehzadele­re, beylerbeylerine, sancak beylerine verilen yıllık geliri yüz bin akçeden fazla olan, gelirine göre silahlı ve her an savaşa hazır cebelü beslemekle sorumlu olunulan dirlik topraklardır.

Cebelü Nedir?

Tımar sahiplerinin dirlik topraklarından elde ettiği geliri oranına göre eğitip bakımını yaptığı her an savaşa hazır atlı askerlerdir.

Pençik Sistemi Nedir?

Osmanlı Devleti’nde 1363’ten sonra uygulanmaya başlanmış bir sistemdir. Savaşlarda elde edilen esirlerin beşte birinin asker olarak orduda kullanılmasıdır.

B Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

Ahilerin, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundaki Etkileri Nelerdir?

Ahiler hem önemli bir ekonomik güç hem de askeri güç oldukları için Osman Bey’e destek vermeleri kuruluş aşamasında büyük katkı sağlamıştır.

Osmanlı Devleti’nde Yeniçeri Olmak İçin Hangi Aşamalardan Geçilmelidir?

İlk başta genç yaşta alınan gayrimüslim çocuklar Türk ailelere verilir. Türk ve İslam örf ve adetleri öğretildikten sonra zeka ve yetenek düzeylerine göre ayırılır. Güçlü olanlar askeri eğitim ve ocak kültürünü öğretilip yeniçeri olurlar.

Osmanlı Devleti’nde Merkezi Otoritenin Sağlanmasında Tımar Sisteminin Rolü Nedir?

Tımar sistemi ile işletilen topraklar devlete aittir kişiye veya bir kuruma değildir. Bu yüzden devlet her zaman toprak kontrolünü sağlayabilir. Bu da merkezi otoriteyi güçlendirmektedir. Ayrıca daha yüksek gelirli topraklar kazanabilmek için insanların çalışmasını da teşvik etmektedir. Çünkü devlet eli ile atanmaktadır bu topraklar.

Beylik Dönemi’nde Osmanlı Askeri Gücü Hangi Muharip Unsurlardan Oluşmuştur?

Muharip unsurların büyük çoğunluğu gaziler ve alpler olmakla birlikte diğer beyliklerin ve Türkmen aşiretlerin desteğini de barındırır.

Osmanlı Toplumunda, Askeri ile Reaya Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

Osmanlı toplumu belli bir aşamadan sonra ikiye ayrılmış topluluklardır. Askeri yöneten kısım padişah vezirler vs, reaya yönetilen kısım halk esnaf, tüccar vs.

C Bölümü Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1.A 2. D 3. E 4. D 5. B 6. C 7. D 8. D 9. C 10. D

Ç Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları “Devşirmeler” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

İlber Ortaylı’nın Bu Yazıyı Kaleme Almasındaki Amacı Ne Olabilir?

Bazı tarihçilerin kendilerin haklı çıkartmak için tarihin bazı kısımlarını yanlış ve çarptırılmış olarak gösterilmesini eleştirmek.

“Ayaz Paşa” Örneği Hangi Düşünceyi Kanıtlama Amacıyla Verilmiştir?

Çocukların aslında doğduğu yerden yüzde yüz olarak koparılmadığı aslında bunları bildikleri sadece din ve dillerini zaman içerisinde asimile olduğunu yani aslında sistemin acımasız olmadığını ve daha önemlisi asıl amacını Balkanları güçsüzleştirmektense Osmanlı Devleti’ni güçlendirmek olduğu kanıtlamaya çalışması.

“Devşirme Bir Hayat Tarzıdır.” Cümlesiyle Ne Anlatılmak İstenmiştir?

Devşirilmiş olmak tam anlamıyla tekrardan kültürel bir eğitim almak, doğal olarak yeniden bir kimlik oluşturma durumudur. Bunun da psikolojik olarak diğerlerinden daha farklı bir yaşama sürükleyecektir. Ayrıca toplumda sizin devşirme olduğunuzu bildiğinden daha farklı iyi ve veya kötü davranma ihtimalleri yüksektir. Yani devşirilmişlik bir nevi ten rengi, saç şekli gibi bir özellik olacaktır kişi için.

Bazı Ailelerin Çocuklarının Devşirilmesinde Gönüllü Olmasının Sebepleri Neler Olabilir?

Eğer aile için çocuk ekstra yük olmuş durumda ise ve artık bakamayacakları bir konumdaysa ya da güvende değilse onu karnının doyacağı ve daha rahat bir hayat sunacak konuma göndermek ana sebeplerindendir.

“Partal Ayakkabı” Nedir?

Partal Ayakkabı: Yıpranmış eskimiş atıl durumdaki ayakkabıdır.

Bu Metnin Başlığı Sizce Ne Olmalıdır?

Devşirme Sistemi Hakkında Yanlış Düşüncelere Karşı.”

Metinden Hareketle Aşağıdakilerden Hangisi Hayalperestlik Olarak Kabul Edilen Görüşlerden Biri Değildir?

Doğru Cevap: E şıkkı yani Balkanlardan devşirilen çocukların kimliklerini unutmadığı

Aşağıdaki soruları “Tımar Sistemi ile Feodalite” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Tımar Sisteminde ve Feodalitede Mülkiyet Hakkı Kimlere Aittir?

Tımar sisteminde merkezi otoriteye padişaha feodalitede ise local otoriteye derebeyine aittir.

Sahip Olduğu Haklar Bakımından Osmanlı Köylüsü İle Avrupa Köylüsünü Kıyaslayınız.

Avrupa köylüsü derebeyi altında bir köleden daha ileri gidememiş bir konumdadır. Aksine Osmanlı köylüsü haksız, eksik, yanlış bir durumda tımar beyinden hesap sorabilecek hatta bazı aşırı durumlarda tımar beyinin azledilmesini sağlayabilecek güçtedir.

Tımar Sistemi ile Feodalite Arasındaki Temel Farklılıklar Nelerdir?

Toprağın aitliğinin farklılığı buna bağlı olarak toprakta çalışan insanlar ve kontrol eden kısım arasındaki hak hukukun farklılığıdır.

“Tasarruf” Nedir?

Tasarruf: Mümkün olduğunca en az oranda kullanmak, almak, toplamak, tüketmek anlamındadır.

Tımar Sisteminin Osmanlı Devleti’ne Sağladığı Faydalar Nelerdir?

Tarımsal üretimin devamı, merkezi otoritenin güçlü kalması, Osmanlı reayasının güvenini sağlamak, savaş durumları için her an hazır savaş gücü üretmek, bölgesel güvenliği sağlamak, halkın refah düzeyini arttırmak, Osmanlı ekonomisi güçlü tutmak.

Avrupa’da Merkezi Krallıkların Ortaya Çıkması Nasıl Gerçekleşmiş Olabilir?

Kavimler Göçü‘nden sonra oluşan akınlarda Avrupalılar kendi topraklarını ve canlarını korumak istemişlerdir. O bölgedeki derebeyi de toprakların etrafına surlar çekip köylülerin güvenliğini sağlamayı teklif etmiş ama onlardan vergi alacağını belirtmiştir. Köylülerde güvenlikleri karşılığında para ödeme fikrini kabl etmişlerdir. Zaman içinde güçlenen derebeyleri giderek baskıcı olup feodalite sistemini yaratmıştır.

Aşağıdaki soruları “Osmanlı Ordusu Sefere Nasıl Çıkardı?” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Ordunun Disiplin ve Sessizlik İçinde Hareket Etmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Osmanlı ordusunun askerlerinin yüksek bir eğitim alması ve subay er ilişkisinin tam yerleşmiş olması.

Ordunun Konaklamasında Sulak ve Otlak Yerlerin Tercih Edilmesinin Nedenleri Nelerdir?

Sulak yerler su ihtiyacı ve yıkanma ihtiyacı için önemli kaynaklar ve otlaklar da atlar, koyunlar, öküzler gibi hayvanlar için rahat bakılabilecek ve bedava beslenebilecekleri bir kaynak.

Seferde Çeşitli Çadırlar Kurulmasının Gerekçeleri Nelerdir?

İhtiyaçları daha rahat ve hızlı karşılamak için ve iş bölümü yapılabilmesi için farklı ihtiyaçlar farklı çadırlarda yapılmıştır.

Osmanlı Ordusunda, Savaşan Askerlere Yardımcı Olan Destek Kıtalarında Kimler Yer Almaktadır?

Sakalar, turnalar, derbent muhafızları, akıncılar, ceraholar, voynuklar, cebeciler, aşçılar, defterdarlar.

Ordu, Seferlere Hangi Mevsimde Çıkmıştır?

Ordunun ilkbaharda başlayıp sonbahara doğru bitirilmesi şeklinde bir sefer mevsimi vardır.


Not: 10. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamını için 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler (2020-2021) başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Yorum Yapın

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi