11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 1. Ünite (2022-2023)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 1. Ünite

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 11. sınıf tarih ders kitabındaki 1. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 1. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 1. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 1. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 1. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 1. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı 1. Ünite Cevapları

11. sınıf tarih ders kitabının birinci ünitesi olan Değişen Dünya Dengeleri Karşısında Osmanlı Siyasetı̇ (1595-1774), beş kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu beş kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının birinci ünitesi olan Değişen Dünya Dengeleri Karşısında Osmanlı Siyasetı̇ (1595-1774) ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 10 kavramı yanıtladık.

Otuz Yıl Savaşları Nedir?

Otuz Yıl Savaşları, ilk olarak 1618 ile 1648 yılları arasında Orta Avrupa’da yapılmıştır. Savaşlarda kaybedilen toplam asker ve sivil sayısının 4.5 ila 8 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir, ölümlerin çoğu hastalık ve açlıktan kaynaklanmıştır. Avrupa devletlerinin çoğu bu savaşa katılmıştır.

Modern Devlet Nedir?

Modern devlet, iktidar yapısı ve alınan siyasal kararlar bakımından bölünmeden uzak ve merkezileşme yolunda önemli adımlar atmayı başarmış devlettir.

Kalyon Nedir?

Kalyonlar, ilk olarak Yelken Çağı sırasında (16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar) silah ve mermi taşıma amacıyla Avrupalılar tarafından kullanılan yelkenlilerdir. Osmanlı’da ilk olarak 2. Bayezid döneminde kullanılmıştır. Bu dönemde “Göke” ismiyle de anılmakladır. Kalyonlar çok güvertelidir ve yelken donanımı olarak oldukça gelişmiştir.

Kutsal İttifak Nedir?

Kutsal ittifak tarihin çeşitli dönemlerinde farklı devletlerle kurulmuş ittifaklardır. Papa, yani Katolik Kiliselerindeki yetkili merci, çeşitli Avrupa ülkeleriyle ittifaklar kurmuştur. Kurulan bu ittifakların çoğunun hedefi de Osmanlı Devleti’ne karşı bir saldırı düzenlemektir. Tarihte kurulmuş 6 Kutsal İttifak’tan ilki Fransa’ya karşı, ikincisi ise Venedik Cumhuriyeti’ne karşı kurulmuştur. Geri kalan ittifak ise Osmanlı Devleti’ni hedeflemektedir.

Diplomasi Nedir?

Diplomasi, temel anlamda ülkelerin dış ülkelerle olan çoğunlukla politik sorunlarını, savaşa veya tehdide gerek kalmadan uzlaşma yöntemiyle çözmeye çalışmasını ifade eder. Diplomasi, ilk olarak toplumların kendi içlerinde bir araya gelerek küçük örgütlenmeler oluşturmalarıyla ortaya çıkmıştır.

Sömürgecilik Nedir?

Sömürgecilik, bir devletin başka devletleri, siyasi oluşumları ya da insan topluluklarını egemenliği altına almasıdır. Bu egemenlik siyasal karar alma ve ekonomiyi kapsar. Sömürgeciliğin benimsenmesindeki en büyük amaç, yayılma ve siyasal bir güç olmadır.

Mütekabiliyet Nedir?

Mütekabiliyet kelime anlamı olarak karşılıklı olmadır. Bu kavram çoğunlukla diplomatik bir terim olarak kullanılır. Diplomaside ise bir devletin kendisine karşı yapılan bir hamleye aynı çerçevede karşılık vermesidir.

Milli Monarşi Nedir?

Monarşi, bir devletin yönetiminin tek bir kişiye bağlı olmasıdır. Bu yönetim biçiminde yönetme yetkisine sahip olacak kişi kendisinden önceki yöneticinin soyundandır. Milli monarşi ise monarşi ile yönetilen bir devletin monarşi ile yönetilen başka bir devletten farklı yönetileceği esası göz önünde bulundurularak o devletin yönetim sistemine verilen özel bir addır. Monarşi çeşitlerinden biri değildir. Örneğin Osmanlı Devleti’nin Milli monarşi ile yürütülmesi, yönetim şeklinin Osmanlı Devleti’ne özgü olduğunu belirtir.

Konjonktürel İttifak Nedir?

Konjonktür, devlet yönetiminde göz önünde bulundurması gerekilen alanlarda belirli istatistikler ve yaşanmışlıklardan hareketle ön görme durumudur. Siyasal, toplumsal ve ekonomik değişimlerin yol açacağı olası sonuçları kestirme anlamına gelir. Konjonktürel İttifak ise bu tarz olası sonuçlar ön görülerek oluşturulmuş ittifaklardır.

Stratejik Tehdit Nedir?

Stratejik tehdit, büyüklük olarak önemli düzeyde bir bölgeyi veya kalabalık insan gruplarını etkileme potansiyeline sahip, önemli olarak kabul edilmesi gereken tehdittir. Örnek olarak nükleer bir silah olan atom bombası üreten bir ülke, stratejik bir tehdittir.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının birinci ünitesi olan Değişen Dünya Dengeleri Karşısında Osmanlı Siyasetı̇ (1595-1774) ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 4 soruyu yanıtladık.

Osmanlı Devleti, XVII. Yüzyılda Hangi Devletlerle Komşudur?

Osmanlı Devleti 17. yüzyılda Avusturya, Ukrayna, Rusya, İran ve Arabistan ülkeleri ile komşudur.

Avrupa’daki Mezhep Savaşlarının, Osmanlı Devleti’nin Batı Siyasetine Etkileri Nelerdir?

Mezhep Savaşları, Otuz Yıl Savaşları’na verilen başka bir isimdir. Bu savaşların başlamasındaki temel neden, öncülüğü Martin Luther tarafından yapılan reform hareketleridir. Kavram tanımlama kısmında da bahsedildiği üzere bu savaşlarda oldukça fazla sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bu savaşların son bulması ise Westphalia Barışı sayesinde gerçekleşmiştir. Belirli bir toprak parçasına veya topluma hâkim olma düşüncesi ise üzerinde tekrar tartışılan bir konu haline gelmiştir. Yaşanan bu gelişmeler sonucu merkezi Roma-Vatikan olan ve birleşik bir vaziyette olan Avrupa, parçalanmıştır. Ulusal devlet kavramı benimsenmiştir.

Osmanlı Devleti ise bu gelişmelerin yaşandığı sıralarda iç sorunlarıyla mücadele eder bir konumdadır, bu sebepten dolayı Avrupa ile ilgilenmesi güçleşmiştir. Fransa ise Avrupa’daki en güçlü devlet olma arzusuna sahiptir. Savaş temelde Almanya toprakları üzerinde şekillenmiştir. Savaşın Bohemya’da yaşanan kısmında Katolikler galip olmuştur ve bu galibiyet Fransa’yı endişeye düşürmüştür. Bohemya’daki bu isyana Osmanlı Devleti de destek olmuştur. Bu olay üzerine Polonya-Litvanya Birliği, Osmanlı Devleti’ne karşı bir savaş açma girişiminde bulunmuştur. Savaştan Osmanlı galip ayrılmıştır. 1621 yılında ise Hotin Barış Antlaşması imzalanmıştır ve bu anlaşma sayesinde cephe feshedilmiş, Osmanlı Devleti Otuz Yıl Savaşları’nın bir parçası olmaktan çıkmıştır. Bu noktada Osmanlı Devleti’nin özellikle Batı siyasetindeki konumunu belirleyen önemli faktörlerden biri Otuz Yıl Savaşları veya diğer adıyla Mezhep Savaşları olmuştur. Hotin Antlaşması da Osmanlı Devleti açısından savaş sürecini sonlandıran belge olmuştur.

Sömürgeciliğin Ortaya Çıkışına Etki Eden Unsurlar Nelerdir?

Sömürgecilik politikasının ortaya çıkışının nedenlerine bakmadan önce sömürgecilik politikasından bahsetmek gerekir. Sömürgecilik, farklı devletleri çoğunlukla siyasal ve ekonomik açından egemenlik altına alarak dünyaya yayılma politikasıdır. Tarihte belirli devletlerin bu politikayı izleme nedenleri ülke çıkarlarına göre farklılık gösterse de bu politikanın ortaya çıkışındaki belirli unsurlar ortaktır. Bu nedenlerden ilki ve en temeli toprak miktarıdır. Nüfus olarak genişleyen bir ülke, vatandaşlarını ve gerekli kuruluşlarını barındırmak için alana ihtiyaç duyar. Siyasal bir yayılım ise toprak bakımından zenginleşmek demektir.

Bir devletin sahip olduğu nüfus için toprak araması dışında yeni insanlara ihtiyaç duyması da sömürgeciliği benimsemesi için bir neden oluşturabilir. Birçok devlet gelişimleri için insan gücüne ihtiyaç duyar ve sahip oldukları üretimin büyük kısmını insan gücünden elde ederler. Yayılmacı bir politika vatandaş veya köle miktarında bir artışa sebep olacağından ülkelerin ihtiyaç duyduğu iş gücü ihtiyacına büyük bir katkı sunar. Üretimden bahsetmişken bu sürecin farklı bir gerekliliği olan hammadde ihtiyacından da bahsetmek gerekir. Devletlerin ilk olarak konumlandıkları bölgedeki madenlerin yetersiz gelmesi veya belirli bir madenden o bölgede bulunmaması, o devletin gelişim sürecinde bir yavaşlamaya sebep olabilir.

Bu nedenle yayılma politikasını benimsemek, kaynak açısından zenginleşmekle eş değer olacaktır. Yer altı zenginliklerinin yanında yer üstünde bulunan belirli doğal oluşumlar da devletlerin sömürgecilik politikasını benimsemesinde etki sahibidir. Son olarak bir din veya ideolojiyi yayma düşüncesi de sömürgeciliğin benimsenmesinin bir nedeni olabilir. Tarihte göz önünde bulundurulması gereken bir miktarda devletin bu tarz amaçlarla mücadele ettiği görülmüştür.

Osmanlı ve Safevi Devleti Arasındaki Mücadelelerin Nedenleri Nelerdir?

Osmanlı ve Safevi Devleti arasında gerçekleşen savaşların temel nedeni olarak mezhep farklılıkları gösterilir. Ancak bu çatışma tamamıyla Sünni-Şii çatışması olarak nitelendirilemez. Bu mücadelenin en genel sebebi, Doğu’da kurulmuş bir devlet ile Batı’da kurulmuş bir devletin Anadolu toprakları üzerinde egemenlik kurma arzusudur. Safevi Devleti, İran topraklarında kurulmuştur. Safevi Devleti’nin kurucuları Anadolu Türkleridir. İran’ın özellikle siyasi ve askeri kaderi, büyük ölçüde Anadolu’dan gelen farklı aşiretlere ait birlikler tarafından belirlenmiştir. Safevi ordusunu çok büyük ölçüde bu birlikler meydana getirmiştir. İran’a gelen ve aynı zamanda Safevi destekçisi olan Türkmenler, kısmi olarak o bölgede bulunmuşlardır. Geri kalan kısım Anadolu ile ilgilenmektedir. Gözü Anadolu’da olan şahlar arasında Şah İsmail ve ondan sonra gelen şahlar vardır. Anadolu ile ilgilenmelerindeki asıl neden ise batıya doğru bir yayılım politikası izlemektir.

Osmanlı Devleti de bu amaçları doğrultusunda bir engel oluşturduğu için zayıflatılması gereken bir devlet olarak görülmüştür. Safevi devleti, bu amaç doğrultusunda Doğu Anadolu bölgesinde Alevilik mezhebinin yayılmasına destek olmuştur. Osmanlı topraklarındaki aşiretlerin taraf değiştirmesi, Osmanlı’nın zayıflaması için büyük bir etkendir. Safevi devleri aynı zamanda Alevi Türkmenlerin üzerinde halihazırda bulunan baskının da artmasına ortam hazırlamıştır. Osmanlı Devleti’nde barınan ve bir baskı altında tutulan Alevi inancına sahip bu Türkmenler, Şah İsmail yönetimindeki Safevi Devleti tarafından önem verilen topluluklar olmuşlardır. Kendilerine daha iyi davranıldığı kanısına varan Türkmenler, özellikle devlet yönetiminde görevi olanlar, Safevi Devleti’ne katılmışlardır. Osmanlı Devleti’nde göçmen olarak barınan bu Türkmenlerin haricinde yerleşik bir hayata sahip olan diğer Türkmenler de sık sık ayaklanmalar çıkarmışlardır. Türkmenlerin Safevi Devleti’ne bağlanmasını savunan bu isyanlar, Osmanlı Devleti için büyük bir sorun teşkil etmiştir.

Konu İçindeki Sorular

11. sınıf tarih dersinin birinci ünitesi olan Değişen Dünya Dengeleri Karşısında Osmanlı Siyasetı̇ (1595-1774) ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

XVII. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Stratejik Rakipleri Kimler Olabilir?

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Stratejik Rakipleri;

Avusturya

Kanuni zamanında yapılan barış antlaşmasıyla başlayan Osmanlı-Avusturya ilişkisi, 17. yüzyıla kadar süregelen Osmanlı’nın aleyhine olan beylik ayaklanmaları ve Avusturya’nın bu durumu fırsata çevirip akın etme çabaları sonucunda sık sık bozulmuştur. Zitvatorok Antlaşması (1606) yapılana kadar da aradaki düşmanlık devam etmiştir.

Venedik

Osmanlı Devleti ve Venedik arasındaki deniz üstünlüğü temelinde ilerleyen savaşlar uzun süre devam ettiği gibi 17. yüzyılda da devam etmiştir. İki ülke de ticari anlamda bir diğerinden üstün olma isteğiyle bu savaş durumunu sürdürmüştür. 17. yüzyıl başlarında Girit adası hariç Ege adalarının çoğunluğunu ele geçiren Osmanlı, stratejik önemi sebebiyle uzun süren kuşatmalar sonucu Girit’i Venedik’in elinden almıştır (1669). Ancak bu süreç iki taraf için de zorlu geçmiştir.

Rusya

Osmanlı Devleti ve Rusya’nın ilişkileri II. Bayezid dönemine kadar dayansa da, sıkıntılı durumlar 17. yüzyılda iki ülke arasında gerçekleşen savaşta Dinyeper Kazakaları paylaşılamayınca başlamıştır. Antlaşma yapılıp topraklar paylaşılana kadar devam etmiştir.

İran

Osmanlı Devleti’nin doğuyla olan siyasi ilişkilerinin temelinde İran ile olan anlaşmazlıkları ve ilişkilerini söylemek mümkündür. İran ve Osmanlı arasındaki sınır paylaşamama problemi 11. yüzyılda başlamış ancak 17. yüzyıl da dahil olmak üzere yıllar boyu devam etmiştir. Osmanlı Devleti, aynı dönemde süren Avusturya savaşı ve ülke içinde karışıklık yaratan Celali isyanları ile uğraşırken İran Şahının saldırmasıyla uzun süreli bir savaş başlamıştır. (1603-1639)

Lehistan

Osmanlı Devleti ile Lehistan’ın II. Murat dönemine dayanan bir ilişkisi vardır. Tarihte Lehistan’ın Osmanlı Devleti himayesinde kaldığı bir dönem vardır ve bu süreçte genelde iyi anlaşılmıştır. Ancak 17. yüzyılda iki ülke anlaşamayınca savaşlar yaşanmıştır.

XVI. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Dünya Gücü Olmasında Etkili Olan Politikalar Neler Olabilir?

  • 16. yüzyılda Balkanlar’da siyasi birlik olmaması, Osmanlı Devleti’nin bu iki bölgede üstünlük sağlamasında önemli bir etken olmuştur. Osmanlı, Balkanları kendi himayesi altına alırken İstimalet (gönül alma) politikası uygulayarak dini, kültürel ve güvenlik konuları açısından kolaylık göstermiştir. Ayrıca İskan politikası (yerleştirme politikası) uygulayarak himayesi altına aldığı yerlere Türk halkından insanlar eklemiştir. Bunun sonucunda idari gücünü arttırmakla kalmayıp, ekonomik hayatta canlılığı arttırmıştır.
  • Bu dönemde Anadolu’daki diğer ülkelerin siyasi yapılanması sağlanmadığından ötürü, Osmanlı’nın karşısına rakip olabilecek güçte bir ülke bulunmamaktadır.
  • Osmanlı’dan başlayarak tüm Anadolu’da aktifleşen Ahilik Teşkilatı’nın, Anadolu halkının Osmanlı’ya olan güven duygusunun artmasında etkisi çok büyüktür. Ahilerin taşıdığı ahlak, doğruluk, iyi huy ve erdem anlayışı insanların hayatlarının her alanında birbirine saygı ve sevgisini arttırmış, ülke içi problemleri azaltmıştır.
  • Dönemin İslam ülkelerini Osmanlı Devleti’ne bağlayan en önemli neden, Osmanlı’nın o dönemde izlediği Gaza ve Cihad politikasıdır. Birçok kez önemli bir motivasyon aracı olarak kullanılan Gaza ve Cihad politikası; fethedilen yerlerde İslamiyet’i yaymak, Allah için savaşmak, Müslüman topraklarını genişletmek anlamlarına gelmektedir.
  • O dönemde Osmanlı’da yetiştirilen ve başa getirilen devlet adamlarının oldukça sağlam alt yapıyla gelmesinin bu konuda oldukça katkısı vardır. Osmanlı Devleti, 16. yüzyılda altın çağlarını yaşarken ülke içi eğitime de altın çağlarını yaşatmıştır.
  • Osmanlı Devleti’nin dünya gücü olmasındaki en önemli etkenlerden biri ülke içi birliğini koruyabilmiş olmasıdır. Bu da ülkenin izlediği “merkeziyetçilik” anlayışından gelmektedir. Öylesine büyük ve bulunduğu dönem sebebiyle isyanlara ev sahipliği eden bir ülkenin, birlik ve bütünlüğü sağlamak amacıyla siyasi ve idari yönetimi hükümete bağlamış olması şehirlerin bireyselleşme isteğinde bulunmalarını engellemiştir.
  • Son olarak Osmanlı Devleti bulunduğu coğrafi konum sebebiyle, hem siyasi hem ekonomik hem de sosyal açıdan bir çok avantaja sahiptir. Boğazları, verimli toprakları, komşuları ve daha bir sürü etken Osmanlı’yı diğer ülkelerden ayırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Askeri Yönden Zayıflamasının Diplomasiye Olan Etkileri Neler Olabilir?

Osmanlı Devleti’nin ilk kurulduğu zamanlarda, askeri donanması oldukça güçlüydü. Bu sebeple diploması Osmanlı Devleti’nin gündeminde çok önemli bir yerde değildi. Bu dönemde Osmanlı, askeri anlamda dönemin teknolojisini içinde barındırmakla kalmamış kendine has taktikler üretmişti. Dolayısıyla istenilen savaş yapılarak elde edilebiliyordu. Ancak teknolojiye ayak uyduramayıp askeri anlamda zayıflamaya başlayınca, Osmanlı’nın kaderi imzalanan antlaşmalara kaldı. Savaşları kazanamadıklarından ötürü maddeler öne sürülürken karşıdaki devletten diplomatik anlamda daha avantajsız durumda kalıyorlardı. Böylece aynı Zitvatorok Antlaşması’nda olduğu gibi istedikleri bazı şeylerden vazgeçmek durumunda kaldılar. Askeri gücü zayıflayınca, diğer ülkeler üstünde oluşturulan diplomatik baskı ellerinden gitmiş oldu ve Osmanlı taviz vermek zorunda kaldı.

Zitvatorok Antlaşması, dış ülkelere Osmanlı Devleti’nin askeri gücünü kaybettiğini kanıtlamış bununla beraber dış politikadaki prestijini sarsmıştır. Avusturya, Osmanlı Devleti gibi dünya gücü olarak varsayılan bir devletle aynı kefeye konulmuş, diplomatik anlamda eşit şartlarda değerlendirilmiştir. Ayrıca bu savaşın kaybedilmesi, Osmanlı’nın uzun süredir devam eden Balkanlarda hakimiyet sağlamak içerikli diplomatik çalışmalarının ve hedeflerinin Avusturya tarafından kesilmesine sebep olmuştur. Savaş yıllarca sürdüğünden dolayı Osmanlı, bu süreçte başka saldırı ve isyanlara uğraştığından çoğunlukla o günü çıkarabilmek amacıyla kısa vadeli siyasete yöneldi. Ayrıca bu savaşın kaybedilmesi sonucunda Osmanlı Devleti, Avrupa devletleri ile arasında olan diplomatik ilişkilerde Mütekabiliyet kavramını esas almak durumunda kalmıştır. Osmanlı Devleti, diğer devletler üzerindeki diplomatik üstünlüğünü kaybetmiştir.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Uzun Savaşlardan Diplomasiye (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Avusturya ile Osmanlılar Arasında Yaşanan Uzun Savaşların Osmanlı Devleti’nin Dış Siyasetine Etkileri Nelerdir?

Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki ilişkiler Mohaç Meydan Muharebesi ile başlamıştır. 1526 yılında gerçekleşen muharebede Osmanlı her anlamda Avusturya’dan güçlü durumdadır. Ancak 17. yüzyılda Osmanlı’nın güçlü zamanları sona ererken Avusturya güçlenmeye başlamış ve üstünlüğünü her alanda göstermiştir. Avusturya ile Osmanlı Devleti arasındaki savaşlar çok uzun yıllar sürmüştür. Bu durum sonucunda iki ülkede yorgun düşse de aynı dönemde ülke içi ve dışında yaşanan diğer saldırılarla da uğraşmak zorunda kalan Osmanlı Devleti, her anlamda bitik bir hale gelmiştir. Ünü tüm dünyaya yayılmış askeri birliklerinin modernleşememiş olması, teknolojiyi orduya entegre edememiş olması onun girdiği savaşları kaybetmesine sebep olmuştur. Savaşları kaybettikçe güçlü olmasının karşı ülkelere verdiği cayma faktörü ortadan kalkmıştır.

Ayrıca savaş sonucu yapılan siyasi antlaşmalarda otoriter yapısını kaybetmiştir. Avusturya ile yapılan antlaşmalarda Osmanlı Devleti aleyhine birçok madde konulmuştur ve Osmanlı siyasi konumu sebebiyle buna ses çıkaramayacak duruma düşmüştür. Diğer ülkelerin Osmanlı’ya siyasi alanda bakış açısının değişmesindeki ilk adım bu savaşlarla atılmıştır. Hantal bir devlet haline gelen Osmanlı hakimiyeti altına aldığı ülkelerde siyasi gücünü kaybetmiş ve hızla toprak kaybetmiştir. Kendi içinde siyasal birliğin bozulması tehdidi altına girmiştir çünkü bozulan devlet yapısı sebebiyle ayaklanmalar başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin çöküş dönemine girmesi Avusturya ile yapılan savaşlarla başlamıştır. Bu dönemden sonra dünya gücü unvanını kaybetmiştir. Diğer ülkeler siyasi olarak Osmanlı’ya yüklenmeye başlamıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Avusturya ile Uzun Savaşlar Dönemi (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Safevilerle Uzun Süren Savaş Döneminde, Osmanlı Devleti’nin Batı’ya Karşı Uyguladığı Siyasetin Genel Özellikleri Nelerdir?

Safeviler ile Osmanlı Devleti arasında oluşan en büyük problem iki devletin de Doğu Anadolu Bölgesi’nin ekonomik öneminin farkında olup aralarında paylaşamıyor olmalarıdır. Aralarındaki anlaşmazlık çok uzun süre boyunca karşı çıkmalar, bölgede kavgalar ve ayaklanmalar şeklinde devam etmiştir. Bu anlaşmazlık bir türlü sonuçlanamayıp, iki taraf da Doğu Anadolu’ya hakim olma düşüncesinden vazgeçmeyince çözüm savaşta bulunmuştur. 23 Ağustos 1514 yılında, Safeviler ve Osmanlı Devleti arasında Çaldıran Savaşı gerçekleşmiştir. Bu savaş Osmanlı’nın Doğu Anadolu’ya hakim olması ve Safevileri ortadan kaldırmasıyla sonuçlanmıştır. 16. yüzyılda olan gelişmeler ve alınan zaferler sayesinde gittikçe gelişen ticaret bir devlete dönüşen Osmanlı’nın bu büyümeyi sürdürebilmesi için arasını diğer devletlerle iyi tutması gerekmiştir.

Safevilerle uzun süreli bir savaşa girmiş öncesinde de saldırılarla iki ülkenin de hem gündemi hem de ordusu birbiriyle meşgul durumdadır. Bu dönemde Batı ile uyumlu ve sakin siyasi ilişkiler kurmak zorundadır. Çünkü ordunun çoğu İran çevresinde Safevilere karşı saflarını korumuştur ve Batı ülkelerinin düşük bir ihtimal de olsa agresif tutum göstermeleri durumunda karşı koyulabileceğinden emin değillerdir. Ayrıca Osmanlı, o dönemde Batı Otuz Yıl Savaşları ile uğraşırken zayıf durumlarından faydalanamamıştır. Genel olarak iki taraflı anlaşılmış ve siyasi açıdan Batı ile ilişkilerin hareketsiz geçtiği bir dönemdir. İki taraf da başka askeri ve siyasi ilişkilerle meşgul olduğundan taraflar için olumlu ya da olumsuz bir durum yaşanmamıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Osmanlı-Safevi Savaşları (1578-1639) (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Sultan II. Osman’ın Tahttan İndirilmesinin Nedenleri Nelerdir?

Sultan 2. Osman, bir diğer adıyla Genç Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesi olarak Osmanlı tarihine geçmiştir. 2. Osman, Sultan 1. Mustafa’nın tahttan indirilmesinden sonra 14 yaşında Osmanlı padişahı olmuştur. Genç yaşında yaptığı hatalarla dikkat çeken 2. Osman, tahta geçtiği ilk zamanlarda Damat Halil Paşa’yı görevinden almıştır. Damat Halil Paşa’nın görevinden alınma sebebi ise 1. Mustafa’nın tahta geçirilmesinde katkı sağladığı düşünüldüğü içindir. Avrupa’da etkisini gösteren Otuz Yıl Savaşları’na Lehistan üzerinden sefer düzenleyen Sultan 2. Osman halk tarafından tepki çekmiştir. Bu durumun nedeni ise askere normalden daha az bahşiş vermesi ve ulemanın arpalıklarını kesmesi gibi nedenlerdir.

Bu sebeplerden dolayı Kapıkulu askerleri Otuz Yıl Savaşları’nda başarı gösterememiştir. Genç Osman, yaptığı hatalar arasına Kazak ordusuna karşı aldığı yenilgiyi de eklemiştir. Kaybettiği yenilgiden sonra Genç Osman’a barış teklifi gelmiştir ve kabul etmiştir. Barış teklifinden sonra Hotin Kalesi Osmanlı Devleti’nde kalmıştır. Kazaklara karşı kaybettiği savaştan Kapıkulu askerlerini sorumlu tutan Osman, Kapıkulu Ocaklarını kaldırmak ister. Osman’ın yapmış olduğu yenilikler ve kararlardan rahatsız olan kesimlerin isyanı ile padişah tahttan indirilir. 2. Osman, tahttan indirilmesinden sonra Kapıkulu askerleri tarafından Yedikule Zindanları’nda öldürüldü. Sultan 2. Osman’ın naaşı, öldürülmesinden sonraki gün Sultanahmet Camii’nde cenaze namazı kılınmıştır. Cenaze töreninden sonra babasının da bulunduğu Sultanahmet türbesine defnedilmiştir.

Karlofça Antlaşması’nın Osmanlı Diplomasisine Etkileri Nelerdir?

Karlofça Antlaşması, 26 Ocak 1699 yılında Osmanlı Devleti ile Kutsal İttifak devletleri adı altında toplanan Avusturya, Venedik ve Lehistan arasında imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. Karlofça Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin Gerileme Dönemi başlamıştır ve Osmanlı diplomasinde değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişlikler birisi Osmanlı Devleti’nin, Avrupalı devletler için tehlike olmaktan çıkmasıdır. Osmanlı, ilk defa yabancı devletlerin arabuluculuğu yapması ile, bu devletler İngiltere ve Hollanda’dır, dış siyasette güç kaybettiğinin bir göstergesidir. Bu antlaşma ile güç kaybeden Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin siyasetlerinin etkisi altında kalmıştır. Bu sebepten dolayı diğer ülkelerle denge siyaseti izleme kararı almıştır. Osmanlı’nın izlemiş olduğu denge politikası sömürgeciliğinin başında olan İngiltere ve Hollanda için önemli bir durumdur.

Osmanlı Devleti’nin, Karlofça Antlaşması ile aldığı diğer darbelerden birisi de askeri ve ekonomi alanlarıdır. Karlofça Antlaşması öncesinde bazı devletlerden vergi ve asker alan Osmanlı, bu hakimiyetini antlaşma ile kaybetmiştir. Bu ülkelere örnek olarak da Erdel ve Lehistan verilebilir. Bir diğer güç kaybı ise Osmanlı halkından gelmiştir. Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması ile büyük toprak parçaları kaybetmiştir. Devlet, Osmanlı halkından ve askerden tepki görmemek için kaybedilen toprakları sanki kaybedilmemiş gibi göstermeye çalışmıştır. Halkı, antlaşmanın toprakların korunduğuna dair bir belge olduğuna inandırmaya çalışmıştır. Osmanlı izlemiş olduğu bu politika diplomaside güç kaybettiğine dair bir kanıttır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Karlofça Antlaşması Sonrası Dış Siyaset (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Osmanlı Devleti’nin XVIII. Yüzyılda Avrupalı Devletlere Karşı İzlediği Siyasetin Genel Özellikleri Nelerdir?

18. yüzyılda Gerileme Dönemi’nde olan Osmanlı Devleti, eskisi gibi Avrupalı devletlere karşı
baskın ya da üstün bir politika anlayışına sahip değildir. Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyılda izlemiş olduğu politikaya Avusturya örnek verilebilir. 18. yüzyılda Avrupa’da birçok savaş meydana gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin Avusturya’ya yönelik politikalarının amacı Avusturya’yı Avrupalı devletlerden soyutlandırmak ve tarafsız kalmasını sağlamaktır. Avusturya’nın görmüş olduğu bu politika rahatsız etmemiştir. Avusturya’yı (Venedik) asıl rahatsız eden Osmanlı Devleti değil, Hristiyan aleminin zarar görmeye başlamasıdır. Güçlü devletlerden ve sömürgeci devletlerden biri olan Fransa ise Osmanlı Devleti’nin yürütmüş olduğu politika kendileri için iyi bir olay olacaktır. Fransa, Avusturya ile mücadele içinde olduğu için Osmanlı Devleti ile ilişkilerini iyi tutmaya çalışır.

18. yüzyılda yaşadığı toprak kayıpları sonucunda politikasını daha da içe çeviren Osmanlı Devleti, Avrupa’daki Devletlerin birleşip ittifak oluşturması karşısında Osmanlı donanması zayıf kalmıştır. Her Antlaşma sonucu politikasını daha da savunma ağırlıklı olarak değiştirmiştir. Osmanlı Devleti, her ne kadar savunmaya yönelik politikalar izlemeye başlamış olsa da, yapılan antlaşmalarda topraklarının bölüşülmesine elinden geldiği kadar itiraz etmiştir. Ancak büyük bir kısmında başarılı olamamıştır. Aslında Osmanlı Devleti savaş alanında başarılı olsa da Karlofça Antlaşmasından sonra zayıflayan diplomasisinden dolayı savaş sonraları yapılan antlaşmalarda masa başında kaybetmiştir. Yani Osmanlı Devleti 18. yüzyılda Avrupa devletlerine karşı çok zayıf bir diplomatik yol izlemiştir.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak XVII. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Dış Politikası (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Yeni Çağ Avrupası’ndaki Hangi Gelişmeler, Günümüzdeki Devletler Hukukunun Oluşumunda Etkili Olmuştur?

12. yüzyılın başta gelen ülkeleri olan İngiltere ve Fransa Roma Hukukunu temel alarak bir yönetim biçimi geliştirmişlerdir. Bu sistemin en önemli özelliklerinden biri Papa’dan bağımsız olmasıdır. Bu özellik de diğer ülkelerden farklı olduğu kadar sömürgeciliğin başlangıcı olarak da sayılmaktadır. Fransa ve İngiltere’nin geliştirmiş olduğu bu sistem Avrupa’da kilise ve krallık mücadelesini de doğurmuştur. Bu sebepten dolayı kiliseye olan güven olan güven azalmıştır ve Hrıstiyanlığın inandırıcılığı azalmıştır. 17. yüzyıla kadar devam eden bu mücadelelerle beraber Habsurg Hanedanı Avrupa’ya hakim olamamıştır ve bölgede yeni oluşan çoğulculuk politikası egemen olmuştur.

Otuz Yıl Savaşları (1618-1648)

İngiltere ve Fransa’nın oluşturduğu sistem ile dine olan inanç azalmıştır ve dinin arkasında birtakım politikalar oluşmuştur. Bu politikalar siyasi, ekonomik ve sosyal politikalar örnek verilebilir. Bu politikaların ve mücadelelerinin iki sebebi bulunmaktadır. Birinci sebep Habsburg Hanedan’ın bölgede tek güç olma isteğidir. Habsburg Hanedanı topraklarını evlilik ya da veraset yoluya büyütüyor ve bu sonuçla beraber bölgede başta Fransızlar olmak üzere ayaklanmalar başlamıştır. Diğer sebep ise Martin Luther başlatmış olduğu Protestanlık hareketidir. Bu hareket ile Avrupa’daki bölgelerde dini ayrışmalar oluşmaya başlamıştır. Özellikle Almanya’nın büyük prensliklerinden olan Saksonya ve Brandenburg Martin Luther’in düşüncelerini savunmuştur. Oluşan bu sonuçlardan dolayı Almanya İmparatorluğu Martin Luther’i savunmayı yasaklamıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Westphalia Antlaşması Nedir? Nedenleri, Sonuçları ve Maddeleri başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları’nın Devam Ettiği Dönemde Osmanlı Devleti’nin Batı Siyasetinde Etkisiz Kalmasının Sebepleri Neler Olabilir?

Otuz Yıl Savaşları 1618-1648 yılları arasında Avrupa devletlerinin mücadele ettiği bir savaştır. Avrupa tarihindeki gelmiş geçmiş en uzun ve en kanlı savaş olarak geçmektedir. Taraflardan kısaca bahsedilmek gerekirse İsveç, Fransa, Hollanda, Danimarka, Bohemyalı Asiler, Protestan İmparatorluk Prenslikleri, Avusturya ve birçok ülke bulunmaktadır. Otuz Yıl Savaşları sürdüğü dönemde Osmanlı Devleti pasif bir devlet olarak kalmıştır. Zaten Gerileme Dönemi’nde olan Osmanlı Devleti, kendisine ittifak bulmaya çalışmaktadır ancak bu konuda başarılı olamamıştır. İlim ve aydınlanma çağını geçmiş ve daha da ileri giden Avrupa, Osmanlı Devleti’ni çok arkasında bırakmıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti’ni ordusu da zayıflamaya başlayınca büyük toprak parçaları kaybetmeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin Batı siyasetinde etkisiz kalmasının başlıca nedenleri şunlardır: Otuz Yıl Savaşları sırasında İran bölgesine yönelmesi, Osmanlı Devleti’nin Yeniçerilerle uğraşması ve ayaklanmaları engellemesi, merkezi otoriterinin zayıflaması ve iç meselelerle uğraşıp etkisiz kalması. Osmanlı Devleti’nin Otuz Yıl Savaşları sırasında İran’a yönelmesi tamamen zaman kaybı ve çaresizliktir. Avrupa’dan zaten uzak kalan Osmanlı, çareyi Orta Doğu’ya yönelme olarak düşünmüştür. Yeniçerilerin ayaklanmasının sebebi ise askere verilen maaş. Osmanlı Devleti o yıllarda ciddi bir ekonomik çöküş yaşamaktadır ve çoğu askerin maaşını ödeyememiştir. Bu sebeplerden dolayı da Osmanlı Devleti otoritesi zayıflamaya ve çökmeye başlamıştır.

Ayrıca, Avrupa’daki aydınlanmaları ve bilimsel gelişmeleri yakalayamayan Osmanlı Devleti, yönetimde, bilimde ve sosyal alanda Avrupalı devletlerden geri kalmıştır. Rönesans ve Reform ile birlikte özgür düşünce ortamına kavuşan ve üstündeki baskıları hafifleyen Avrupa insanı, üretici bir anlayış sergilemiş, bilimsel araştırma yolundaki engellerin zayıflamasıyla yeni buluşlara sahip olmuş ve bilgiler edinmiştir. Din baskısının ve mezhep farklılıklarının neden olduğu zorlamalar ve kısıtlamalar azalmaya başlayınca üzerinde konuşulabilecek ve tartışılabilecek konular artmıştır.

Modern Devletlerin Ortaya Çıkmasında Avrupa’da Yaşanan Hangi Gelişmeler Etkili Olmuştur?

Birçok açıdan modern devletler incelediğinde, geçmişten günümüze kadar neredeyse her alanda köklü değişikliklere gittikleri görülmektedir. Elbette ki bu köklü değişimler birden bire olmamıştır, bu değişimleri tetikleyen birçok önemli nedenin bir araya gelmesiyle beraber toplumlar bir bakıma modern devlet haline gelmeye mecbur bırakılmışlardır. Bu nedenlerden ilki olarak feodal devlet yapısı gösterilebilir. Zamanla gelişen silahlar ile beraber küçük krallıkların halk üzerinde yarattıkları baskı gittikçe artmaya başlamıştır ve bu durum bir noktada feodal yapının çökmesine neden olmuştur. Her zaman sahip olduklarından daha çok hakimiyet peşinde koşan krallar bu yeni silahları halkı daha da kontrol altına almak için kullanmak isteyince bir noktada mutlakiyete duyulan ihtiyaç karşı konulamaz hale gelmiştir.

İkinci neden olarak ise yine artan teknoloji ve ilerleyen bilim sayesinde gerçekleşen Coğrafi Keşifler gösterilebilir. Coğrafi keşifler ile beraber sömürgeciliğe yönelen Avrupa devletleri sömürgecilik ile zenginleşmişlerdir. Bu doğrultuda güçlenen devletlerin kendi devletlerini kurma arzusu ile beraber Roma’dan ayrılmaları, modern devlete gidilen yolda önemli bir adım olmuştur. Üçüncü sebep olan Roma’nın yıkılışı da buradan gelmiştir ve bu olay sonucu kurulan ulusal kiliseler ile beraber ortaya çıkan anlaşmazlıklar beraberinde din temelinde var olan birçok savaş getirmiştir. Bu savaşlar kilise için beraberinde büyük zararlar getirmiştir. Çünkü savaşlar sonunda güçlenen taraf devletler olurken etkinliğini kaybeden taraf da kiliseler olmuştur. Tüm bu etkenlerin sonucu olarak da modern devletlerin ortaya çıktığı söylenebilir.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Avrupa’da Değişim Çağı (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Sömürgeciliğe Maruz Kalan Toplumların, Günümüzde Yaşadıkları Sorunlar Neler Olabilir?

Öncelikle bahsedilen devletlerin uzun zaman boyunca baskı ve kötü yaşam şartları altında kaldığı düşünülürse, sözü edilen devletlerin ne kadar kalıcı ve geri dönüşü olmayan köklü hasarlar aldıkları daha kolay anlaşılabilir. Bu devletler birçok geri dönüşü olmayan değişime mecbur bırakılan devletlerdir ve değişen koşullara ayak uydurmaktan başka çareleri olmamıştır. Bu nedenle sömürgecilik döneminde edindikleri alışkanlıklar ve genel olarak toplumsal özellikler günümüze kadar ertkisini ağır bir şekilde göstermektedir. Bu sorunların ilki kuşkusuz ki sahip oldukları kültürü kaybetmeleridir. Kültür bir toplum için en önemli değerlerden biridir ve sömürgeciliğe maruz kalan toplumlar genellikle sömürgeci devletin baskısı nedeniyle kültürlerini koruyamazlar ve eninde sonunda kaybetmenin eşiğine gelirler.

Aynı zamanda sömürgeci devletin baskısı nedeniyle sömürge altında kalan toplumlar milli dillerini de kaybederler. Çünkü sömürgeci devlet kendi dillerinin konuşulması için topluma baskı uygular. Bir diğer etkisini günümüzde dahi hissettiren değişim ise sömürge altında kalan topraklardaki doğal kaynakların hırpalanması ve belki de kullanılamayacak, o bölgede yaşayan toplumun yararlanamayacağı hale getirilmesidir. Bu değişim zincirleme etkisi gibi beraberinde başka bir değişimi de getirir. Bu değişim toplumların dışa bağımlı olma halidir. Sömürge altında kalan çoğu devlet günümüzde dahi hala hem siyasi olarak hem de ekonomi olarak bağımlı bir şekilde yaşamlarını sürdürmektedir. Aynı zamanda sömürge altında kalan toplumların birçoğunda hala sömürgecilik zamanından kalma kısıtlamalar ve kurallar geçerli bir şekilde uygulanmaya devam etmektedir. Son olarak da milli şuurun yok olmasından bahsedilebilir. Sömürge altında kalan toplumlar ağır bir şekilde asimile olmaktadırlar.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Sömürgecilik Hızlanıyor (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Ticari Amaçlarla Kurulan Şirketlere, Askeri Yetkiler Verilmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Sömürgeci ülkeler sömürmek için gittikleri ülkede ticari şirketler kurarlar ve böylece o ülkenin ekonomisini kendi kontrolleri altına alarak hem halkı daha çok muhtaç etmeyi hem de tüm kaynaklardan en verimli şekilde yararlanmayı hedeflerler. Aynı zamanda çoğu zaman bu şirketlere askeri yetkiler de verilir ve durumun birçok alt nedeni bulunmaktadır. Bu nedenlerden ilki birçok sömürgeci devletin bir yarış halinde olduğu bölgelerde daha etkin bir rol oynamaktır. Çünkü askeri güç bir ülkenin savaş gücünü gösterir ve her şeyin savaşla halledildiği o dönemlerde askeri güç her zaman daha baskın hale gelmek için kullanılan bir unsur olmuştur.

İkinci neden ise yeni sömürgeleştirilecek yerler ve böylece kullanılabilecek daha fazla kaynak ve daha fazla toprak elde edilmesidir. Bu durumlar elbette ki kolay bir şekilde olmamaktadır ve yeni yerler keşfetmek için zor kullanmak o dönemlerde bir nevi gereklilik durumundadır. Tam olarak bu noktada askeri güç devreye girmektedir ve ticari şirketler askeri güçlerini kullanarak zorla da olsa sömürgeleştirilecek yeni yerler keşfetmektedirler. Bir diğer neden ise ticari şirketlerin devlet adına aldıkları kararların geçerliliğinin ve yasallığının sağlanmasıdır. Çünkü bu yasallığın sağlanması için askeri yetkiler bulunması gerekli bir durumdur. Ticari şirketlere askeri yetkilerin verilmesinin en önemli nedeni ise elbette ki sömürge altında olan halkı daha çok baskı altına almak ve daha kolay esir edebilmektir. Çünkü sömürge altında olan bir halk askeri güce karşı koyamayacak durumdadır.

Osmanlı Donanması, Kadırgadan Kalyona Neden Geçmiştir?

Barbaros Hayrettin Paşa’nın geliştirdiği ve kendi becerileri ile oluşturduğu kadırgalar Osmanlı denizcilik tarihinde oldukça uzun yıllar boyunca kullanıldı. Barbaros Hayrettin Paşa’ya göre bu gemiler en etkili savaş gemileri pozisyonundaydı. Bu gemiler genel olarak yelkenleri olan ve oldukça büyük olan gemilerdi ve bu nedenle birçok dezavantajları bulunuyordu. İlk olarak yelkenle haraket eden gemiler oldukları için rüzgar olmadığı dönemlerde oldukça yavaşlıyorlardı ve hatta durma seviyesine dahi geliyorlardı. Kullanıldığı bölgenin de Akdeniz olduğu düşünülürse oldukça uzun bir süre rüzgarsız bir hava durumu gözlenmekteydi ve bu durum kadırgalar için büyük bir dezavantajdı.

Tüm bu negatif yönlere karşın kadırgalar Osmanlı donanması için oldukça uzun bir süre önemli bir rol oynadı. Fakat ardından Osmanlıların Venediklilerin donanmalarında kalyon kullandıklarını görmeleri ve kalyonların kadırgalara karşı üstünlüklerinin olduğunu farketmeleri ile beraber Osmanlılar da kalyon üretimine ve kullanılmasına geçmeye karar verdi. Kalyonlar kadırgalara göre daha fazla insan taşıyabiliyordu ve aynı zamanda daha fazla top da taşıyabiliyordu. Bunun yanı sıra topların ateşlenme gücünün kadırgalardan daha fazla olması kalyonlar için çok büyük bir artıydı. Genel olarak bakıldığında kalyonlar daha büyüktü, daha fala top taşıyordu ve daha güçlü ateşliyorlardı. Aynı zamanda Venediklilerin kalyonları kullanarak Osmanlı Devleti’ne karşı hamleler yapması bir bakıma Osmanlı Devleti tarafından kalyonlarla karşı kalyonların kulllanılması gerektiği izlenimini oluşturdu ve nitekim de öyle yaptılar.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Osmanlı Denizciliğinde Kadırgadan Kalyona Geçiş (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Batı Siyasetinde Meydana Gelen Değişiklikler Nelerdir?

Bu dönem Osmanlı Devleti için oldukça önemli ve keskin bir geçiş dönemi görevi görmektedir. Bu dönemde Osmalı Devleti ciddi adımlar atmış ve birçok politikasını değiştirme kararı almıştır. Yavaş yavaş Batı devletlerine yüzünü çevirmeye başlamış ve bu devletlerde yaşanan gelişmeleri Osmanlı Devleti ve halkına uygun hale getirerek sistemi değiştirmek için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Örnek vermek gerekirse Batıda yaşanan gelişmeleri Osmanlı Devletine uyumlu hale getirmek amacıyla birçok ıslahat yapılmıştır. Bu yeniliklerin en başında gelen ve en önemlilerinden biri olan askeri alanda yapılan yeniliklerin de bu değişim döneminde önemli bir yeri olduğu söylenebilir. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin adeta taklitçi bir devlet gibi Batı’yı taklit etme çabasına girdiği görülmektedir.

Bu doğrultuda genel olarak Batı odaklı olmak üzere dışarıya dönük bir siyasete geçiş yaptıkları da açıkça söylenebilir. Bu dönemi kısaca özetlemek gerekirse temelinin Sultan II. Mustafa döneminde imzalanan Karlofça Antlaşması ile atıldığı söylenebilir. Bu dönemin 18. yüzyıl ıslahatlarının adeta başlangıcı olduğu görülmektedir. Hemen ardından gelen III. Ahmed döneminde ise “Lale Devri” olarak bildiğimiz yenilikler yapılmıştır ve Batılı tarz Osmanlı’ya gelmeye başlamıştır. Zaten bu dönemden sonra da yenilikçi hareketler sürekli bir şekilde çoğalarak devam etmiştir. Sonuç olarak da 18. yüzyılın sonlarına doğru gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin oldukça değiştiği ve gerek toplumun gerek ekonominin gerek ise askeri sistemin modernleşme sürecinde oldukça yol aldığı söylenebilmektedir.

İsveç Kralı XII. Şarl’ın Osmanlı Devleti’ne Sığınma Nedenleri Nelerdir?

İsveç Kralı XII. Şarl tarih 3 Mayıs 1709 iken Poltova şehrini kuşatmak istemiştir. Poltova şehrini kuşatmada başarılı olunamamıştır çünkü Poltova şehrini kuşatmak için çağrılan yardım askerleri Poltova’ya gelmemiştir. Ayrıca, şehirde de Rus ordusuna ait büyük bir üs vardır ve bu engeli yardım olmadan geçmeleri imkansızdır. Bunun üzerine İsveç Kralı XII. Şarl ordusuyla beraber Osmanlı Devleti’ne iltica talebinde bulunmuştur. Bu isteğin altında yatan temel neden Rusya ile hali hazırda olan savaşı devam ettirebilmektir. Osmanlı’nın o zamanki askeri ve ekonomik gücünü kullanarak Rusya’yı alt etme düşüncesindeydi. Bu isteğini hayata geçirmek için de Osmanlı topraklarında kaldığı süre boyunca hem saraydaki insanları hem de halkı Ruslara karşı kışkırttı.

İstanbul’daki temsilcisi sayesinde de saraydaki devlet adamlarına ağır bir Rusya düşmanlığı çağrısında bulundu. Osmanlı Devleti’nin kaynaklarını ve imkanlarını kullanarak Rusya’ya olan savaşını devam ettirmek isteyen İsveç Kralı XII. Şarl, bu amacı uğruna Gülnuş Valide Sultan’a yaptığı ziyaretlerinde bile onu Rusya’ya karşı kışkırtıyordu. Hedefine ulaşmakta başarılı olan XII. Şarl, Osmanlı Devleti’nin Rusya ile savaşa girmesinde büyük rol oynamıştır. Rus Çarı I. Petro Prut Savaşı‘nda Baltacı Mehmed Paşa’ya yenilmiştir ve barış antlaşması imzalanmıştır. Böylece Osmanlı İstanbul Antlaşması’nda kaybettiği toprakları tekrar kazanmıştır ve Ruslara karşı siyasi üstünlük elde etmiştir. Tüm bu olanlara rağmen, Osmanlıyı Ruslara karşı kışkırtmaya devam etmiştir. Bunun sonucunda da Osmanlı Devleti XII. Şarl’ı Osmanlı topraklarından çıkarmak istemiştir.

Prut Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin, Rusya’nın Barış Teklifini Kabul Etmesinin Sebepleri Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nin kaynaklarını ve imkanlarını kullanarak Rusya’ya olan savaşını devam ettirmek isteyen İsveç Kralı XII. Şarl’ın da zorlamalarıyla beraber Osmanlı Devleti ve Rusya arasında savaş çıkmıştır. Bu savaşın adı Prut Savaşı’dır ve 1711 yılında olmuştur. Osmanlı Devleti saflarında Baltacı Mehmed Paşa’nın komuta ettiği bir ordu olurken Rusya tarafında da Rus Çarı I. Petro vardır. Baltacı Memed Paşa’nın yönettiği ordu Rus Çarı I. Petro’nun komuta ettiği orduya karşı savaş esnasında avantajlı durumlara gelmiştir. Tüm bunlara rağmen savaş devam etmemiştir çünkü Rus tarafı Osmanlı tarafına barış tekliflerini iletmişlerdir.

Baltacı Mehmed Paşa’nın bu barış teklifini kabul etmesinin altında şu nedenler yatmaktadır: Yeniçerilerden oluşan ordusuna güvenmemesi, Osmanlı’ya karşı olarak eskiden olmayan ittifakların kurulabileceği korkusu, ordusunun çok yıpranmış olmasıdır. Baltacı Mehmed Paşa savaştan önceki gün ordudaki yeniçerilerin hiç istekli olmadığını ve kolaylıkla durdurulabileceklerini sezmiştir. Bununla beraber Mehmed Paşa, ordusuna olan güvenini azaltmıştır. Bununla beraber, Rusya’nın yanına savaşta katılabilecek bir ittifak da Mehmed Paşa’yı korkutmuştur. Çünkü, ordusuna olan güvenin azalmasıyla beraber böyle bir durum gerçekleşirse eğer ordusunun çok kolaylıkla yıpranabileceğini düşünmüştür. Baltacı Mehmed Paşa barış teklifini kabul edip ordusunu geri çekmiş olsa da savaşın sonunda her türlü kazanan tarafta olmuştur. Mehmed Paşa barış teklifini kabul ederek Osmanlı’ya İstanbul Antlaşması’nda kaybettiği toprakları geri kazandırmıştır ve Osmanlının Ruslara karşı siyasi üstünlük elde etmesine katkıda bulunmuştur.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Prut Savaşı Nedir? Prut Antlaşması Maddeleri Nelerdir? başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Markisi’nin Osmanlı’nın Ele Geçirilmesini, Avrupa’nın Karşılaşacağı İlk Devrim Olarak Sunmasının Nedenleri Neler Olabilir?

D’argenson Markisi, Fransız siyaset adamıdır. Kendisi, 1736 ve 1739 yılları arasında bir Türk İmparatorluğu olan Osmanlı Devleti’nin ele geçirilip paylaşılması için kendi fikirlerini dile getirmiştir. Ayrıca D’argenson Markisi, Osmanlı Devleti’nin ele geçirilip paylaşılmasını Avrupa’nın karşılaşabileceği büyük bir devrim olarak görmektedir. Markisi, Osmanlı İmparatorluğunu Hristiyan olan Avrupa topluluğu için büyük bir engel olarak nitelendirir. Bunun nedeni de D’argenson Markisi’ye göre eğer ki Osmanlı İmparatorluğu ele geçirilip paylaşılırsa Osmanlı Devleti içinde ve yakınlarında din olarak Hristiyanlığın hakim olduğu yeni devlet ve imparatorlukların kurulabilmesinin daha kolay olacağıdır.

Buna örnek olarak kendisinin de konuşmasında bahsettiği gibi “kadim” olarak nitelendirdiği Yunanistan’ın, Ege adalarının ve Nil Nehri’nin tekrardan canlandırılmasını istemiştir ve buna bağlı olarak da Osmanlı Devleti’nin ele geçirilme şartını koymuştur. Daha çok din üzerinden nedenlerini sıralayan Markisi, Osmanlı Devleti’nin Avrupalı devletler tarafından ele geçirilip paylaşılma durumunda İslam dininin de buna bağlı olarak etkinliğini yitireceğini düşünmektedir. Buna karşı olarak da Hristiyanların da prestijini arttırabileceğini düşünür. Bu işlemi nasıl gerçekleştireceğine de konuşmasında şöyle bahsetmiştir: Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki Hristiyanların kutsal mekan olarak kabul ettiği yerleri restore edip daha güzelleştirerek ve imparatorluk sınırlarını mantıklı bir şekilde bölüp Hristiyan krallarını yerleştirerek (buradaki amacı ise Hristiyan kralların düzgün bir şekilde yerleştirip sınırlar üzerinde sağlam bir dini otorite kurmaktır). Genel olarak dinsel nedenler ve onun getirisi olacak ekonomik nedenlerden dolayı Osmanlı Devleti’nin Avrupalılar tarafından ele geçirilip paylaşılmasını istemiştir.

Osmanlı Devleti ile İran Arasında Yapılan Savaşlar Sonunda, Kasr-ı Şirin Antlaşması’nın Esas Alınmasının Nedenleri Nelerdir?

Kasr-ı Şirin Antlaşması’nın ilk olarak yenilenmesini yıl 1746’da Kerden Antlaşması ismi altında Nadir Şah ile yapılan uzlaşmada görüyoruz. Tüm bu olaylardan sonra olan Erzurum Antlaşması’yla (1823 ve 1847 yılları arasında) Osmanlı Devleti sınırlarının doğu kısmındaki problemler tamamıyla çözülmüş oldu. Kasr-ı Şirin Antlaşması’nı genel olarak ele alırsak Osmanlı Devleti’ne yadırganmayacak oranda yarar sağladığını söyleyebiliriz. Buna örnek olarak Bağdat’ın Osmanlı Devleti’nde kalmasını gösterebiliriz. Çünkü zamanın Bağdat’ı dünyanın önde gelen ticaret merkezlerinden biriydi ve Bağdat’a giriş yapacak olan ürünlerin vergisi de tamamıyla Osmanlı Devleti’ne kalacaktı. Bu gelişme Osmanlı Devleti hazinesi için olumlu bir gelişme olsa da Osmanlı halkı da bu işten karlı çıkacaktır.

Bağdat şehri üzerinden Osmanlı topraklarına dağıtımı gerçekleştirilen ürünler için halk ekstra bir ücret ödemeyecektir ve böylece Osmanlı halkı da ekonomik olarak rahatlayacaktır. Bununla beraber Osmanlı Devleti ve İran arasında olan anlaşmazlık da son bulmuştur. Bu gelişmeler sonrasında da İran, Osmanlı Devleti’nin hakimiyetini kabul etmiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması’nın esas alınmasında siyasi ve ekonomik nedenler büyük rol oynarken coğrafi nedenler de vardır. Kasr-ı Şirin Antlaşması ilk kez imzalandığında İran ile paylaşılan sınırı o bölgedeki coğrafi yükseklikler ve kayalıklar belirlemiştir. Bu antlaşma tekrar esas alındığında da bu sınırlara dokunulmamıştır. Çünkü böyle bir sınır bölgesinin farklı bir durumda ele alınması iki ülke için de kontrol sıkıntıları doğuracaktır.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının birinci ünitesi olan Değişen Dünya Dengeleri Karşısında Osmanlı Siyasetı̇ (1595-1774) ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölüm Cevapları

Aşağıdaki ifadeleri birer cümleyle açıklayınız.

Zitvatorok Antlaşması Nedir?

Osmanlı ve Avusturya arasında imzalanan bu antlaşma sayesinde imparatorluk ve arşidüklük arasındaki savaş sona ermiştir.

Karlofça Antlaşması Nedir?

Osmanlı’nın Gerileme döneminin başlangıcı olarak sayılan bu anlaşma Kutsal İttifak Devletleri ile imzalanmıştır.

Westphalia Antlaşması Nedir?

Otuz yıl ve Seksen yıl savaşları sonunda imzalanmış bu barış anlaşmasına Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ve Fransa destektir.

Çeşme Baskını Nedir?

Bu deniz muharebesi Osmanlı ve Rus donanmaları arasında gerçekleşmiştir, Rusların galibiyeti ile sonuçlanmıştır.

B Bölüm Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

Zitvatorok Antlaşması’nın, Osmanlı Devleti’nin Batı Siyasetinde Meydana Getirdiği Etkiler Nelerdir?

Osmanlı İmparatorluğu genel olarak anlaşma sonunda eski gücünü kaybetmiştir ve bu durum ülkenin Batı’daki konumu başta olmak üzere pek çok siyasi etkiye sahiptir. Avusturya üzerindeki hakimiyetini kaybeden Osmanlı, Batı’da ilerlemelere devam edememiştir. Aynı zamanda Yükselme devri de son bulmuştur.

Karlofça Antlaşması, Osmanlıların Siyasetinde Ne Gibi Değişikliklere Neden Olmuştur?

Osmanlı İmparatorluğu gerileme dönemine resmi olarak girmiş bulunmaktadır, Osmanlı ilk kez bir anlaşma ile topraklarını paylaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu siyasal açıdan eski konumunu yitirmiş ve dahası Orta Avrupa’da hakimiyeti sona ermiştir.

Sömürgeciliğin Yaygınlaşmasında Etkili Olan Gelişmeler Nelerdir?

Sanayi Devrimi ile birlikte kaynak arayışı her zamankinden daha da çok oldu. Dünyada kaynakların eşit dağılmaması dolayısıyla gücü olan imparatorluklar daha güçsüzlerin kaynaklarından ve iş gücünden yararlanmaya başladı. Bu olay gün geçtikçe daha da fazla imparatorluğun katılmasıyla yaygınlığını artırdı.

Rusya’nın Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nden Elde Ettiği Çıkarlar Hangileridir?

Rusya Osmanlı tarafından ilk kez imtiyaz almıştır. Osmanlı’dan savaş tazminatı almıştır ve Osmanlı artık Karadeniz’i Türk Sularından sayamaz hale gelmiştir.

C Bölüm Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. D 2.B 3.A 4.E 5.C 6.E 7.C 8.D 9.E 10.E

Ç Bölüm Cevapları

Aşağıdaki soruları “Balkanlara Seyahat” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Yazar Hangi Antlaşmadan Bahsetmektedir?

Westfalya Anlaşması

Bu Antlaşmanın Sadece Osmanlı’nın Değil Avrupa Tarihinin En Önemli Antlaşmalarından Biri Olmasının Nedenleri Nelerdir?

Hristiyan kuvvetlerini de ilgilendirmektedir.

Antlaşmanın Yapıldığı Sremski Karlovci’deki Büyük Çadırın Yerine Bir Kilise İnşa Edilmesinin Nedenleri Nelerdir?

Hristiyan topluluğu olduğu için ve Türklerin kapıdan girişini yasaklamak amacıyla yapılmıştır.

Çadırın Yerine Yapılan Kilisenin Doğu Kapısının Örülerek Türklerin Bir Daha Bu Kapıdan Girmemesinin Niyaz Edilişinin Nedenleri Neler Olabilir?

Küçük düşürme ve alay amacı gütülmüş olabilir.

Yazar Seyahate Çıkarken Kitap Bavulunu Niçin Götürmüş Olabilir?

Yazar, yazının devamında sahifelerden bahsetmektedir. Bu nedenle kitaplara olan ilgisini anlayabilmekteyiz.

Yazar Saraybosna’yı Niçin Bursa’ya Benzetmiş Olabilir?

Halkın yardımseverliği ve kendisi ile olan sohbetleri nedeniyle bu çıkarımı yapmış olabilir.

Sırbistan’ın, Osmanlı Tarihinin En Muhteşem Sahifeleri ile Dolu Olmasının Nedenleri Nelerdir?

Hem en güzel zafer hem de en kötü trajedilere sahip olması nedeniyle.

Yazarın Tuna Nehri’ni Çağdaş Türk Tarihinin Akıp Geçtiği Önemli Bir Podyuma Benzetmesinin Gerekçeleri Neler Olabilir?

Konumun tarihi açıdan önemli olması nedeniyle.

Aşağıdaki soruları “IV. Murat” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Sultan IV. Murad’ı Diğer Padişahlardan Farklı Kılan Özellikler Nelerdir?

İrade ve hafızası onu ön plana çıkaran özelliklerindendir. Aynı zamanda olan biteni anlamaya çalışan bir kişiliği vardır.

“Musikişinas” Ne Demektir?

Müzik ile ilgili kimselere verilen bir isimdir.

IV. Murad’ın Vesayet Altında Bulunmasının Sebepleri Neler Olabilir?

Yaşı henüz küçüktür ve başta Kösem Sultan olmak üzere saray sakinlerinin baskısı her daim üzerindedir.

Bu Dönemde Çok Sayıda Alim, Şair ve Tarihçi Gibi Şahsiyetlerin Yetişmesinin Sebepleri Neler Olabilir?

IV. Murad’ın kendisinin de sanata ilgi duyması nedeniyle sanatı ve sanatçıyı maddi manevi desteklemesi, Osmanlı’nın bu alanda ilerlemesini sağlamıştır.

İradesi Kuvvetli Devlet Yöneticilerinin Devletin Bekasına Etkileri Neler Olabilir?

İradesinin kuvvetli olması iç sorunları büyük derecede azaltacak ve halkın birliğini sağlamada büyük rol alacaktır.

Aşağıdaki soruları “Köprülü Mehmed Paşa” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Köprülü Mehmed Paşa’nın Sadrazamlığa Getirilmesi, Hangi Yönden Daha Önce Benzeri Görülmemiş Bir Olaydır?

Kendisi görev başına gelmek için birtakım şartlar koymuştur.

Köprülü’den Önceki Sadrazamların Görevlerini Tam Olarak Yerine Getirememesinin Nedenleri Nelerdir?

Asker ve saray müdahelesi dolayısıyla işlerini yapamamaktadırlar.

Köprülü Mehmet Paşa’nın Tayin ve Azilleri Kendisinin Yapmak İstemesinin Nedenleri Nelerdir?

Kendine en uygun insanları seçerek iyi bir iş çıkarmak istedi.

Selef Ne Demektir?

Bir görevi önceden yapmış kişi.

“Padişah, Sadrazamla İlgili Olumsuz Söylentilere İtibar Etmeyecek.” Şartının İleri Sürülmesinin Sebebi Nedir?

Yüksek mertebedeki insanların pek çoğunun ölümü dedikodular ve devamında idamdandır. Kendini sağlama almıştır.

Osmanlı Devleti Zamanında Sadrazamlığa Getirilmek İsteseydiniz Şartlarınız Neler Olurdu?

Bu tarz şartlar koyardım. Gayet işe yarar ve makuller.


Not: 11. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamı için 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları destek@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

İlgili Yazılar
1 Yorum Yapıldı
  1. Saniye Diyor ki:

    baya yanıtlamışsınız tşk bu kadar yormayın kendinizi

Yorum Yapın

İlk Siz Haberdar Olun!
E-posta adresinizi girin, yeni içeriklerimiz e-posta adresinize gelsin.