10. SınıfTarih Dersi

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 5. Ünite (2021-2022)

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 10. sınıf tarih ders kitabındaki 5. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 5. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 5. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 5. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 5. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 5. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı 5. Ünite Cevapları

10. sınıf tarih ders kitabının beşinci ünitesi olan Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595), yedi kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu yedi kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının beşinci ünitesi olan Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595) ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 8 kavramı yanıtladık.

Fatih Kimdir?

Çoğunluğun İslam’a inandığı toplumlarda, bir bölgeyi savaşarak zafer sonucu kazanan hükümdarların aldığı ünvan.

Feth-i Mübin Nedir?

Parlak ve apaçık zafer anlamına gelmektedir. İslam dininde Allah’ın müjdelediği ve desteklediği çeşitli alanlarda olabilecek zafer demektir. İstanbul’un fethi de daha önce ayetlerde vurgulandığı iddia edilerek bu isimle anılır.

Yavuz Kimdir?

Keskin, sert, güçlü ve çetin anlamlarına gelen bir isim ve sıfattır. Osmanlı Devleti’nin 9. Padişahı olan Sultan I. Selim de bu sıfatı taşımaktadır.

Kanuni Kimdir?

Yasaya ilişkin, yasa hakkında, yasal, kanuncu anlamına gelmektedir. Osmanlı Devleti’ne 46 yıl hükümdarlık yapmış olan I. Süleyman’ın adalete yaklaşımı sebebiyle aldığı ünvanıdır.

Kapitülasyon Nedir?

Bir devletin çeşitli amaçlarla başka devletlere özel olarak verdiği ayrıcalıklar demektir. Ekonomik, ticari, eğitim, idari ve daha birçok konuda verilebilir. Osmanlı Devleti zamanında dış milletlere toprakları üzerinde kendi okullarını açabilme, vergi verme yükümlülüğünü kaldırma, inanç özgürlüğü ve seyahat hakkı gibi kapitülasyonlar vermiştir. Kapitülasyonlar; karşı tarafın yararına olurken, bu hakları tanıyan ülke vatandaşlarının zararına da olabilir.

İmtiyaz Nedir?

Ayrıcalık anlamında kullanılmaktadır. Belirli kişi veya kurumlara özel olarak verilen haklara karşılık gelir.

Hilafet-i Ulya Nedir?

İslam dünyasında tasvir edilen büyük, yüce makamdır ve bu makamın temsilcisi halife ismini alır.Allah’ın temsilcisi olarak kabul edilen “halife” sıfatı, uzun yıllar Osmanlı Devleti’nde kalmış, devletin hükümranları bu yetkiyi kullanarak etkinliklerini artırmak istemişlerdir.

Protestan Nedir?

16. yüzyılda İncil’in esasından uzaklaştığı iddia edilerek Martin Luther ve Jean Calvin liderliğinde yapılan reformlar sonucu doğan Hristiyanlık mezhebine denir. Hristiyanlığın üç büyük mezhebinden biri olarak kabul edilir.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının beşinci ünitesi olan Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595) ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 4 soruyu yanıtladık.

II. Mehmet, İstanbul’u Fethetmek İçin Ne Gibi Hazırlıklar Yapmıştır?

Bulundukları coğrafyada etkinliğini artırabilmek için Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u alması çok büyük önem arz etmekteydi. Bu sebepten II. Mehmet, bölgenin ele geçirilmesinde yardımcı olacak birçok çalışmalarda bulundu. Bu hazırlıklardan biri de Bizans’a gelecek olası yardımları engellemek ve yakın bölgedeki diğer devletleri Osmanlı tarafına çekmekti. Dış devletlerin elçileriyle iyi ilişkiler kurulması amaçlandı. Venediklilerle yapılan anlaşmalar güncellenirken, Macarlarla üç yıllık bir mütareke ile anlaşıldı. Bosna kralı ve Sırp despotu da Osmanlı Devleti tarafına çekildi. Bizans’a gelecek yardım, Mora ve Arnavutluk’a gönderilen kuvvetler ile kesilmeye çalışıldı.

Böylece zaman da kazanılmış oldu. Denizden gelebilecek yardımı engellemek ve güç kazanmak adına Anadolu Hisarı tamir edildi ve boğazın tam karşısına Rumeli Hisarı inşa edildi. Eski gemiler de tamir edilerek donanmaya katıldı ve 350-400 gemi Osmanlı Devleti’nin kullanımı altına alındı. Saruca Sekban, Muslihhiddin ve Urban tarafından büyük toplar kullanıma hazır hale getirildi. İlk havan topları olarak da kabul edilebilecek olan aşırtma sistemli toplar icat edildi. Askeri gereçlerin sevkiyatı ise Haliç üzerine kurulan köprüyle sağlandı. Kuşatma kuleleri ve tahribat için hazırlıklar da tamamlandı. İstanbul’u kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanacağını iddia eden devlet adamları da vardı. Uzun istişareler sonucu İstanbul’un kuşatılmasına karar verildi ve danışma için de epey geniş bir plan oluşturuldu. İstanbul, tarihte ilklerle dolu bir kuşatmaya tanıklık etti ve sonunda Bizans’tan fethedildi.

I. Süleyman Dönemi’nde Osmanlı Devleti’nin Gücünün Zirvesine Çıkmasının Nedenleri Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahı olan I. Süleyman, bu devletin en uzun taht ömrüne sahip padişahıdır. Onun döneminde birçok gelişme olmuştur. “Büyük Türk” olarak da alınmış ve “Muhteşem” sıfatı ile de anılmaya başlanmıştır. Adalet kavramına bağlılığı, kanunlar üzerindeki kapsamlı çalışmaları ve hukuk alanında etkileri onun kendisinden sonraki dönemlerde “Kanuni” ismini almasına da sebep olmuştur.Ününün bu kadar yayılmasının birçok sebebi vardır. Bunların başlıca gelenlerinden; adaleti, halkını sayıp koruması ve büyük fetihleri sayılabilir. Almanya’da Protestanlığın yayılmaya başladığı dönemlerde tahtta olan I. Süleyman, bölgedeki mezhep çatışmaları ve ayrılmalardan da faydalanmış, büyük bir fetih planı hazırlamıştır. Avrupa’daki bu karışıklık kendisine karşı oluşabilecek bir Haçlı Ordusu’na da engel olmuştur. 1521 senesinde Belgrad’ın fethiyle Orta Avrupa işgali için çok önemli bir merkez edinilmiştir.

Ertesi sene ise Rodos Osmanlı topraklarına katılmış, Mısır ile İstanbul arası büyük ölçüde temizlenmişti. Rodos, ileriki dönemlerde Akdeniz fetihleri için de bir üs haline gelecekti. 1525 senesinde esir düşen Fransa kralına yardım sözünde bulunarak da bölge siyasetinde büyük söz sahibi olmuştur. Bunlardan sonraki hedef ise Macaristan’dır. Mohaç’ta büyük bir zafer elde etmiş ve 1526 yılında Macar Krallığı tarihten silinerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. Avrupa devletlerinin bu başarıdan sonra Osmanlı Devleti’ne ve dolayısıyla I. Süleyman’a duyduğu ilgi arttı. Viyana kuşatıldı ve bu da dış devletlerin Osmanlı’nın büyümesinden endişe duymasında etkili oldu. 1532 yılında Hırvatistan ve Slovenya’dan önemli kasabalarla şehirler Osmanlı Devleti hakimiyetine girmiştir. Alman topraklarında yapılan sefer sonrası Osmanlı Devleti istediği koşullarda 1533 yılında bir antlaşma imzalatmıştır. Avusturya belirli bölgelerde vergiye bağlanmıştır. 1541 senesinde yeniden bir sefer düzenlenerek Alman kuvvetleri bozguna uğratılmış ve Budin Osmanlı Devleti’ne bir beylerbeylik merkezi ilan edilerek katılmıştır.

Zivetgar’a düzenlediği büyük sefer ise onun son seferidir. Zivetgar’ın fethedilmesinden bir gün önce vefat etmiştir ve son askeri zaferini görememiştir. Epey bilinen bir hükümdar olmuştur ve döneminde Osmanlı Devleti hem toprak hem ekonomik hem de siyasi bir güç olarak epey büyümüştür. Epey geniş sınırlara ulaşmıştır. Toplumu üzerinde izlediği adaletli ve güven verici politikalarla da halkın refah seviyesinin artmasında katkısı olmuştur. Bu özetlenenler ile Osmanlı Devleti büyük ölçüde sınırlarını genişletmiştir.

XVI. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti Hangi Devletlerle Mücadele Etmiştir?

Osmanlı Devleti 16. yüzyılların başlarında Venedik ile mücadele ederek büyük bir zafere imza atmıştır. Bununla birlikte İran coğrafyasına hâkim olmak adına Safeviler ve İran ile, Ayrıca Avusturya coğrafyasına düzenlenen seferlerden yola çıkarak Lehistan ve Avusturya devletleri ile mücadele etmiştir. Buna ek olarak Akdeniz üzerindeki büyük devletler arasındaki rekabette de İspanya devleti ile güçlü bir mücadele sürmüştür.

Kızılelma Ülküsü’nün Türk Siyasi Tarihine Etkileri Nelerdir?

Kızılelma ülküsü, Türk tarihi ve kültüründe önemli bir yer kaplamaktadır. Kızılelma Ülküsü Türk tarihi için bir idealdir. Kızılelma kelimesini öbekler halinde inceleyecek olursak eğer öncelikle kızıl rengi, Türk kültürüne işlemiş ve oldukça değer görmüş bir renktir. Elma ise Türk kültüründe bereketi ve sağlığı sembolize etmiştir. Ayrıca Ayasofya önüne heykelini diktiren Doğu Roma İmparatoru Justinianos’un elinde bir küre yer almaktadır. Bu küre dünyayı temsil etmektedir, söylentilere göre ona da Kızılelma denmiştir.

Fakat her şeyden öte bu sembol Eski Türkler tarafından daha çok kızıl top anlamında kullanılarak Ay’ı ve Güneş’i simgelemiştir. Bu semboller çoğunlukla bayrakların üstünde yer almıştır. Dolayısıyla Kızılelma Ülküsü bayrak ile ilişkili devletin topraklarına kavuşması, zafer elde etmesi ya da bir hedefe odaklanması olarak Türk tarihi ve kültüründe yer edinmiştir. Dolayısıyla Kızılelma İslam’ın yayılacağı mekân olarak düşünülmektedir. Bunun bir örneği Kanuni Sultan Süleyman’ın savaşa gidecek olan askerlerine “Kızılelma’da buluşuruz.” demesidir. Bunun üstüne yeniçeriler de “Kızılelma’ya dek varırız” diye naralar atarak bölgeleri fethetmek için yola çıkar. Sonuç olarak da Kızılelma Ülküsü Türk siyasi tarihinde hem hakimiyetin genişletilmesi hem de güçlenmesini sembolize ederek bir ülkü haline gelmiştir.

Ayrıca Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan Osmanlı padişahları albümü içerisinde de yedi padişahın elinde elma resmedilmiştir. Hatta bu albüm içerisinde Çelebi Sultan Mehmed’den başlayarak III. Murad’a değin çocuğunun Kızılelma ile resmedildiği göz önüne çıkmaktadır. Bu doğrultuda Kızılelma aslında Orta Asya Türklerini Osmanlı Türklerine bağlayıcı özellikte bir ülküdür. Üstüne üstlük Payitaht Abdülhamid tarafından Kızılelma fethedilen bölgenin dağı ve suyundan öte insanlık çerçevesinde sistemi ve düzeni korumak, toplumun vicdanını ve gerekliliklerini göz önünde bulundurmak olarak ifade edilmiştir.

Konu İçindeki Sorular

10. sınıf tarih dersinin beşinci ünitesi olan Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595) ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Osmanlı Devleti’nin İstanbul’un Fethi’nden Önceki Batı Siyasetinin Genel Özellikleri Nelerdir?

İstanbul’un Fethi öncesi Osmanlı Devleti, Batı siyasetinde Fetih politikasının izini sürmüştür. Bunun doğrultusunda ilk hedef, gayrimüslim topraklarını ele geçirmek olmuştur. Bu hedef doğrultusunda dikkat etmiş oldukları en önemli nokta ise İslam’ı usulüne uygun bir şekilde yaymak olmuştur. Bu politika gaza ve cihat anlayışı olarak ileri sürülmüştür. Öncelikle Osmanlı Devleti kendi beylik karındaşları ile mücadele etmek yerine Bizans prenslikleri gibi güçlü siyasi yapıdan yoksun olan devletler ile mücadele etmeyi uygun görmüştür. Bu sayede o bölgelerde düzeni kurmak İslam’ı yaymak gibi hedefler doğrultusunda ilerlemek Osmanlı Devleti’ni başarıya ulaştıracak adımlardan biriydi.

İkinci olarak ise bu politika sebebi ile Bizans ve haçlı devletler ile mücadele edilmiştir. Üçüncü olarak ise imar ve iskân politikası uygulanmıştır. Bu politikanın önemi büyüktür çünkü örneğin fethedilen yerlerde köprüler ve kervansaraylar kurularak alınan vergilerin fazlasının geri ödemesi yapılmıştır. Dolayısıyla Osmanlı Devleti fethettiği yerde sömürgecilik yapmak ya da istilacı olmak yerine düzeni ve toplumun refahını göz önünde bulundurmuştur. Bu sayede yerleşkelerdeki toplumun saadeti göz önünde bulundurularak öncelikler belirtilmiştir. Ayrıca Türkmenler, Anadolu içinden getirilerek alınan yerlere düzgün bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu olaylar doğrultusunda Türk kültürü ve uygarlığının devamlılığı açısından farklı toplumların kaynaşması ve aynı haklara sahip olması amaçlanırken iskan politikası da en uygun bir şekilde yerine getirilmiştir.

Bu sayede en çok da toplum ve devletin bağlılığı, birbirlerine olan güveni arttırılmak istenmiştir. Son olarak da Balkanların fethi öncesinde Tarikatın şeyhleri, fethedilmesi planlanan yerlere giderek toplum arasında Osmanlı Devleti’nin adaletini, demokrasisini ve en önemlisi de hoşgörülüğünü yansıtarak ve paylaşarak toplumun refaha kavuşma isteğini ve toplumun Osmanlı Devleti’ne olan inancını arttırmıştır. Bunun yanı sıra Katolik dinine mensup topluluklar tarafından eziyetlere maruz kalan toplum Osmanlı Devleti’ne hayran kalarak daha çok refaha muhtaç hale gelmiştir. Bu nedenle tekke ve zaviyelerin fetih öncesi politikasında toplum ve devlet ilişkisi büyük bir önem arz etmektedir.

“Dünya Tek Bir Devlet Olsaydı, Başşehri İstanbul Olurdu.” Napoleon’un Bu Düşüncesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Napolyon’un sözlerinin doğrultusunda en önemli nokta İstanbul şehrinin coğrafi konumunun etkisi olabilir çünkü Anadolu ve Rumeli topraklarını bir araya getiren ve başkent olmuş tek yerdir. Bu sayede kentler arasında kara ve deniz ticareti ekonomiyi dinç tutmak için ideal bir hale gelmiştir. Ayrıca farklı bölgelerde ayağı olan İstanbul birbirinden farklı din ve kültürlere ev sahipliği yapmıştır.

Sonuç olarak Napoleon da Dünya’nın başşehri İstanbul gibi bir düşünce ile İstanbul’un ekonomik ve ticari açıdan kervansaraylar aracılığı ile zenginliği, yer özellikleri ve dört mevsimi doğrultusunda tarıma elverişli olması, farklı kültürlere sunulan tekke ve zaviyeler aracılığındaki zengin içerikli eğitimi, sağlığı, genişçe limanları gibi özelliklerini göz önünde bulundurarak birçok açıdan güçlü bir yer olabileceği kanısına varmış olabilir. Üstüne üstlük İstanbul şehri tarihten bu yana zaten birden fazla sayıda devletin başkentliğini etkili ve verimli bir şekilde sürdürdüğü gözlenmiştir.

Ayrıca birçok güçlü devlet ve dini mensupların da gözbebeği haline gelmiştir çünkü içerisinde önemli bir Ortodoks merkezi olan Ayasofya’yı ve kutsal emanetleri içermesi ile bütün bahsettiğim özellikler İstanbul bölgesine olan ilgiyi arttırmıştır. Buna ek olarak besin açısından Akdeniz’de meydana gelen tektonik çöküntüler mikro klimaların oluşumuna sebep olurken tarımdan hayvancılığa kadar geniş perdeli bir ticaretin ve geçim kaynaklarının doğuşuna sebep olmuştur. Dolayısıyla İstanbul birçok kez kuşatılmak istenmiştir. Sonuç olarak geniş çaplı ve verimli bir sisteme sahip İstanbul’un Napolyon’un ifadeleri doğrultusunda şehrin önemi oldukça vurgulanmıştır.

Pedro, İstanbul’u Diğer Önemli Avrupa Şehirleriyle Kıyaslamanın Büyük Yanlışlık Olacağını Hangi Gerekçelerle Söylemiş Olabilir?

(Bu Soru Sayfa 124’teki Metne Göre Yanıtlanmıştır.)

Pedro’nun ifadesinde yer alan sözleri, aynı Napolyon’un düşünceleri gibi İstanbul’un önemi üzerinde durmuştur. Öncelikle İstanbul’un coğrafi konumunun etkisi ile farklı kültürlerin birleşim noktasında olması İstanbul şehrinin farklı din ve kültürler çerçevesinde birçok gelenek ve göreneği içerisinde barındırmaktadır. Bu sayede İstanbul şehri farklı kültürlerin birbirine adaptasyon sağlamalarına olanak verdiği bir mekân haline gelmiştir. Ancak diğer Avrupa şehirlerinde bu tarz bir bağlayıcı bir coğrafi özelliğe, farklı toplumlara ve azınlıklara ev sahipliği söz konusu değildir. Bütün bunlara ek olarak İstanbul şehri özellikle ipek yolunun kilit noktası haline gelmiştir. Dolayısıyla İstanbul şehri sanayi, ticari ve ekonomik açıdan göz alıcı bir şehir olmaya adaydır.

Buna ek olarak sanayi açıdan da gelişmiştir örneğin ipek dokuyan fabrikalar yer almaktadır. Üstüne üstlük İstanbul şehrinde hem kara hem de deniz yollarının aktif bir şekilde kullanılabilmesi sayesinde İstanbul üzerinden ticaret yollarının zenginliği, kervansarayların bolluğu göz önündedir ve Avrupa şehirleri ile kıyas kabul edilemeyecek kadar aktiftir. Buna ek olarak Avrupa’da mezhep farklılıkları zulümlere ve savaşlara dönüştüğü zaman, tam tersine Osmanlı Devleti dini açıdan bir hoşgörüye sahip olmuş ve Müslüman olan Boşnakların fikirlerine anlayış göstermiştir.

Hatta Bizans toplumu “İstanbul’da Latin Katedrali görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz.” ifadesi ile bu olayı destekler niteliktedir. Bunun en önemli kaynağı İstanbul şehrinin Asya ve Avrupa kıtasını birleştirmesi ve doğal limanı olan Haliç sayesindedir. Özellikle İstanbul şehri birçok din mensubu hükümdarların gözbebeği olmuştur çünkü Ortodoksluk merkezi olan Ayasofya ve kutsal emanetler de İstanbul’da bulunmaktadır. Bu sebepler doğrultusunda Pedro İstanbul’un önemini vurgulayarak diğer kentler ile kıyas olamayacağını ileri sürmüştür.

İstanbul’un Tarihte Birçok Kez Kuşatılmasına Rağmen Bu Kuşatmaların Başarısız Olması, Şehrin Hangi Özelliklerinden Kaynaklanmaktadır?

İstanbul şehri ne yazık ki tarihten bu yana birden fazla devletin kuşatma denemelerine maruz kalmıştır. Ancak neredeyse çoğu başarısızlık ile sonuçlanmıştır. Bunun nihai sebepleri arasında İstanbul’u çevrelemiş olan surlardır. Bu surlar yüksekçe ve oldukça dayanıklı olduklarından dolayı bölgeyi güvende tutmaya yaramıştır. Buna ek olarak, herhangi bir saldırıda bu yüksek ve dayanıklı surların varlığı İstanbul yerlilerine oldukça zaman kazandırmıştır.

Bu doğrultuda Bizans İmparatorluğu da, İstanbul’un coğrafi konumundan yararlanarak hem deniz yolu hem de karayolu sayesinde bu zaman içerisinde ya da öncesinde Avrupa kentlerinden yardım sevki alabilmiştir. Bunun yanı sıra Bizans İmparatorluğu, kendi çıkarları doğrultusunda II. Mehmet’in yani genç bir padişahın iktidara geçmesini Osmanlı Devleti için bir dezavantaj olarak kullanmak istemiştir. Bu doğrultuda diğer Avrupa kentleri ile denge politikası uygulamışlardır. Bu politika sayesinde İstanbul şehrinin kuşatmaları başarısız hale gelmiştir. Bir diğer en önemli nokta ise İstanbul’un tamamen ele geçirilmesi için hem karadan hem de denizden kuşatmak gerekiyordur. Ancak bu kuşatma denemeleri iki koldan da zorlu olması sebebi ile başarısızlık ile sonuçlanmıştır.

İstanbul’un Fethine “Feth-i Mübin” Denmesinin Nedenini Araştırarak Bulduğunuz Sonuçları Paylaşınız.

Feth-i Mübin, hakkın batıla karşı kazandığı zafer anlamına gelmektedir. Çok eskiden, Hz. Muhammed (S.A.V), İstanbul’a mektup yollamış ve Doğu Roma İmparatorunu Müslümanlığa çağırmıştı. İmparator ve halkı bu çağrıyı reddetmişlerdi. Bunun üzerinden belli bir zaman geçince Müslümanlar, insanları kutlu dine çağırabilmek amacıyla cihadlar gerçekleştireye başladılar. Hz. Muhammed(S.A.V), özellikle İstanbul ile ilgili şu hadisi söylemiştir: “İstanbul elbette feth olunacaktır; O’nu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir”. Bunu duyan Eyüp Sultan, İstanbul’u fethetmeye çalışmış ancak ne yazık ki başarısız olmuş ve İstanbul’un surları önünde şehit düşmüştür. Şehir çok uzun süre boyunca Hristiyan himayesi altında kalmıştır, ta ki Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedinceye kadar.

Hz. Muhammed’in hadisini gerçekleştirmesi, bu fethe “Feth-i Mübin” yani basitçe hayırlı fetih denmesinin sebeplerinden birisidir. Ayrıca bu şehrin fethiyle beraber Eyüp Sultan’ın naaşı bulundu ve usülüne göre gömüldü. Bu kalbi imanla dolu Ensar’ın hak ettiği vedaya kavuşması da bu fethin “Feth-i Mübin” diye anılması sebepleri arasındadır. Son olarak, bu fetih Osmanlı Devleti için de hayırlı bir fetih olmuştur. Bu sayede Osmanlı uzun süre devam edecek bir Yükselme Devri’ne girmiş ve tarihte bu fetihle bir çağ kapayıp yeni bir çağ açmıştır. Devlet halkı bu fetih sonrasında bolluk ve bereket görmüş, uzun süre Osmanlı iyi bir şekilde ve adilce yönetilmiştir.

Fatih’in, Merkezî Otoriteyi Güçlendirmek İstemesinde İstanbul’un Fethi’nin Etkileri Neler Olabilir?

İstanbul’un Fethi, Fatih Sultan Mehmet’in rüştünü ispat etmesini sağlamış ve ona hem halk hem de saray tarafından büyük bir saygı duyulmasına sebep olmuştur. Bu sayede güven duymadığı insanları görevlerinden aldığında ona karşı bir tepki doğmamış, güvendiği adamları önemli mevkilere olaysız bir şekilde getirebilmiştir. İşin sonunda kendisi başta, güvendiği adamları önemli mevkilerde olmak üzere merkezi otoritenin kurulmasını sağlamıştır.

Üstelik, Fatih Sultan Mehmet başa geldiği sırada dış devletin temsilcileri tarafından da tecrübesiz ve toy görüldüğü için devletin merkezi otoritesini tehdit edici aktivitelere girişme veya bu aktiviteleri destekleme eğilimindelerdi. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesi dış devletlerin bu denemelerini sonlandırmadıysa bile en azından azalttı ve ülkenin iç yapısını Fetret Devri’nde olduğu gibi bir hale getirme ihtimallerini ortadan kaldırdı.

Bununla beraber; her şeyden önemlisi, Doğu Roma İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılmasıyla birlikte Rumeli ve Anadolu arasındaki bağlantı güçlenmiş ve ülkenin bütünlüğünü korumada ve merkezi otoritenin sağlanmasında toprak bütünlüğü de önemli bir rol oynamıştır. Doğu Roma İmparatorluğu, Osmanlı ile çok eskiden beri savaşması ve Osmanlı’ya sürekli sorunlar çıkarması nedeniyle merkezi otoriteye büyük bir tehditti. İstanbul’un Fethi bu devlete son verdiği için Fatih Sultan Mehmet, iç idaresine tehdit oluşturan bireyleri önemli pozisyonlardan alabildi, çünkü eğer bu Doğu Roma İmparatorluğu hala varken yapılsaydı merkezi otorite için bir sorun teşkil edebilirdi.

Otranto Fethi’nin Amaçları Neler Olabilir?

Fatih Sultan Mehmet’in uzun dönem hedeflerinden bir tanesi, İtalya üzerinde ilerleyip Roma’yı fethetmekti. Bunun için de cesur komutanlarından birini bu iş için ayırdığı askerlerinin başına koymuştur. Otranto da İtalya üzerinde yer alan ve denizin yakınında yer alan bir bölgedir. Burada bulunan Otranto Kalesi’nin fethedilmesinin birkaç ana sebebi vardır. Bu sebeplerden birincisi, Otranto Kalesi’nin bir konumudur. Otranto Kalesi, denizin çok yakınında ve neredeyse yarımadaya bir girişi tutması sebebiyle öneli bir karakol sayılabilir. Bu karakolun alınması, İtalya’ya Osmanlı ordusunu arkadan vurabilecek veya çevreleyebilecek başka bir kuvvetin destek olarak gelmesini engeller. Böyle bir kuvvet, Roma’nın ele geçirilmesi işini imkansız hale getirmesi bir yana, büyük zaiyat verilmesine sebep olurdu.

İkinci olarak, Otranto Kalesi’nin Fethi Osmanlı askerlerine sadece Roma’ya düz bir şekilde ilerlemenin yanında birkaç seçenek daha sağlamıştır. Öncelikle, Osmanlı askerleri bu sayede kötü veya beklenmedik bir durum gerçekleşmesi durumunda Otranto Kalesi’ne çekilme seçeneğine sahipler. Bu kaleyi gereği kadar savunmayı seçip Osmanlı’dan destek kuvvetler gelmesini bekleyip daha güçlü bir şekilde saldırabilirler. Üstüne üstlük eğer Osmanlı’da bir iç sorun çıkarsa, Fatih Sultan Mehmet başka bir sefere gitmeye karar verseydi, Roma’ya karşı olan bu sefer çok fazla zafiyete neden olursa ya da herhangi bir başka durum oradaki kuvvetlerin Osmanlı’ya geri dönmesini gerektiriyor olsaydı Otranto Kalesi’nin fethi Osmanlı askerlerinin kaçmasına imkan tanıyordu.

Cem Sultan’ın Vefatı Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile İlişkilerinde Ne Gibi Değişikliklere Yol Açmıştır?

Cem Sultan hayattayken, Osmanlı Devleti Avrupa ile ılımlı bir siyaset izlemiş ve diplomatik ilişkiler yürütmüştür. Çünkü Cem Sultan Avrupa’ya kaçtığı için Avrupa’nın Cem Sultan’ı kullanarak Osmanlı’daki merkezi otoriteyi sarsmasından korkuluyor. Merkezi otoritenin sarsıldığı Fetret Devri’nin korkunç anılarını tekrar etmek istemeyen II. Beyazıt risk almak istememiştir. Hem bu sebepten hem de savaş sevmeyen yapısından ötürü II. Beyazıt Avrupa’yla barışçıl bir ilişki yürütmüştür. Cem Sultan meselesini diplomatik anlaşmalar yaparak ve barış içinde çözmeyi hedeflemiştir. Cem Sultan’ın vefatından sonra ise Osmanlı’nın Avrupa politikası yine fethetmek üzerine kurulu olmuştur. Cem Sultan’ın ölmesi aslında Osmanlı’nın korktuğu taht kavgası veya tahtta iddia gibi şeylerin gerçekleşemeyeceği anlamına geliyordu. Üstelik, Osmanlı bir anlada barış içinde ve diplomatik yollar izleyerek hareket etmeye zorlandığı için kendini tutak zorunda kalmıştı ancak Cem Sultan’ın ölümü Osmanlı’yı serbest bıraktı.

Bu sebeple Osmanlı, Cem Sultan’ın yarattığı tehdit sonlanınca ilk iş Avrupa’ya karşı olan saldırgan politikasına geri döndü. Cem Sultan’ın soyu hayatta olmasına rağmen Cem Sultan’ın ölümüyle birlikte harekete geçilmesinin sebebi ise bu çocukların Osmanlı toprağına ayak basmamış ve bu nedenle destek görme olasılıklarının çok düşük olmasıydı. Ne var ki, Cem Sultan Osmanlı’da yetişmiş bir padişah olduğu için Osmanlı toprağı içinde destek görme olasılığı ve tahtı ele geçiremese bile Avrupa’nın kolayca alabileceği kadar zayıflatması ihtimal dahilindeydi. Şehzade Selim’in yanında yer alan ordunun da kendisine bir faydası olmayacağını bilen II. Beyazıt’ın Cem Sultan hayattayken diplomasi oyunu oynamaktan başka bir seçeneği yoktu ve bu yüzden onun ölümü böyle derin bir değişime neden olmuştur.

Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde, Osmanlı Devleti’nin Doğu’ya Yönelik Siyaset İzlemesinin Amaçları Nelerdir?

Yavuz Sultan Selim döneminde Doğu’ya yönelik bir siyaset izlenmiştir çünkü Osmanlı Devleti’nin Akkoyunlular Devleti’ne son vermesiyle birlikte bu tampon bölge ortadan kalkmış ve Safeviler Osmanlı Devleti’nin sınır komşusu haline gelmişlerdir. Ne yazık ki Safeviler iyi sınır komşuluğu yapmamışlar ve Osmanlı’da çeşitli sıkıntılara sebep olmuşlardır. Öncelikle, ana mezhepleri Şii mezhebi olduğu için Osmanlı içerisindeki Şii Müslümanları Sünni Müslümanlara isyan etmeye ve ülkede isyanlar çıkarmaya sevk etmişler ve birden fazla tahriklerinde başarılı olmuşlardır. Ayrıca kendileri başlatmadıkları isyanları bile tüm güçleriyle desteklemiş ve Osmanlı’da genel bir iç karışıklığa sebep olmuşlardır.

Bu iç karışıklıklar da genel olarak Safeviler Osmanlı’nın doğu komşusu olduğu için Osmanlı’nın doğusunda gerçekleştiği için Yavuz Sultan Selim çoğu seferini ya Safevi Devleti’ne karşı yapmış ya da çoğu kez askerlerini doğu tarafındaki bir isyanı veya sorunu çözmek için kullanmak zorunda kalmıştır. Ayrıca, daha sonrasında Memluk Devleti de çeşitli sıkıntılara sebep olmuştur. Hac için gelenlerin su içebilmesi için su kuyularını açmayı reddetmesi ve birkaç uyarıdan sonra bile bunu yapmaması Yavuz Sultan Selim’i bir kez daha Doğu’ya doğru bir sefere mecbur bırakmıştır. Bu seferin sonrasında da yine doğu taraflarında bir Osmanlı Beyliği’ni ortadan kaldırmak zorunda kalan Yavuz Sultan Selim, Doğu’ya doğru daha aktif bir siyasi politika izlemeye Osmanlı’nın doğu tarafında bulunan sınır komşuları ve doğuda gerçekleşen iç tehditlerden dolayı zorlanmıştır.

Yavuz’un, Safevi Devleti Üzerine Kararlı Bir Şekilde Gitmesinin Sebepleri Nelerdir?

Yavuz’un Safevi Devleti üzerine gitmesinin çeşitli nedenleri mevcuttur. İlk olarak, siyasi açıdan bakıldığında Safevi Devleti Osmanlı için her fırsatta sorunlar çıkarmış ve Doğu sınırlarında sürekli olarak bir rahatsızlığa neden olmuşlardır. Safeviler üzerine yapılan seferler ve yarım çözümler kısa süreli etkiye sahipti. Safevi Devleti bir süre sonra ülkede çıkardıkları sorunlara aynen devam ediyordu. Bu da Yavuz Sultan Selim’in ülkesine sürekli bir sıkıntı oluşturan bu devlete son vermekte ısrarını açıklıyordu. İkinci olarak, Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasındaki çekişme de Safevilerin üzerine kararlı olarak gidilmesinde bir etkendi. Bu iki hükümdar arasındaki çekişme o kadar şiddetliydi ki sık sık iki taraf da birbirlerine kinayeli mesajlar gönderiyorlardı.

Ayrıca bu süreçte mesajları getiren elçiler genelde idam ediliyorlardı. Bir hikaye de aralarındaki bu nefreti açıklar: “Bir gün Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’den bir hediye bohçası aldı. Bu bohça ağzına kadar insan pisliğiyle doluydu. Yavuz Sultan Selim de Şah İsmail’e karşılık olarak bir paket yolladı. Şah İsmail paketi korkarak açtığında bir de ne görsün: paketin içi gül lokumu ile dolu. Paketin üzerinde de söyle bir not: ‘Bizim orada insan ne yerse karşısındakine onu ikram eder, sen bana ne yiyorsan onu gönderdin, ben de sana aynısını yapıyorum.’.” Bu iki sebepten ötürü Yavuz Sultan Selim, düşmanı Şah İsmail doğrudan bir savaştan kaçmış olsa bile onu kovalamaya devam etmiş ve pes etmemiştir.

Padişahların Halife Unvanını Almaları, Osmanlı Siyasi Hayatında Ne Gibi Değişikliklere Neden Olmuştur?

Padişahlar yaptıkları seferlerde kazandıkları topraklar sayesinde İslam dünyası yöneticisinin yani halifenin takdirini kazanmıştır. Bir süre sonra ise bu başarıları onların halife görevini de devralmalarına aracı olmuştur. Bu unvan ve görev din ve devlet işlerinin karışmasına kademeli olarak sebep olmuştur. Cihat anlayışıyla yapılan seferlere bir de din etkisi ve şehitlik mertebesinin kutsallığı ve benzeri özellikler ve terimler eklendikçe ordu eskiden olduğu halde bile güçlü iken daha da hırslanmıştır. Padişah aynı zamanda bu ünvanı sayesinde diğer İslam ülkelerinin devlet işleri ve devlet politikaları hakkında da dolaylı yoldan söz hakkı elde etmiştir.

Başka siyasi bir etki ise zamanında Bizans merkezi olan ve Hristiyanlık dünyasında büyük ve geniş bir yere sahip olan İstanbul şehrinin (o zamanın başkenti) resmiyette yeni İslam ve hilafet merkezi olmasıdır. Yavuz ise dine bağlılığından ötürü İstanbul’un kazanacağı siyasi etkenliği ve gücü düşünmeden Haremeyn’in koruyuculuk vasfına sahip olmaktan gurur duymuştur. Yukarıda bahsettiğim bütün gelişmeler çerçevesinde Yavuz Sultan Selim’in Şirvanşahlar Hükümdarlığı mertebesinde bulunan ikinci İbrahim’e gönderdiği “Büyük Hilafet” anlayışını fetihname ile harmanlayıp birleştirerek oluşturup belirtilen kişiye çeşitli mesajlar iletmek için ulaştırdığı yargısına varıldığını söylemek doğru olur. Bahsedilen Hilafet çağrısını niteliğinde olan fetihname yazıtında Padişah Yavuz Sultan Selim Han, vilayetteki bütün İslam devlet ve cemiyetlerinin kendisine itaat edeceğini ve dinleyeceğini buyurmuş ve Şirvanşah Hükümdarı ikinci İbrahimden kendisi için çalışmasını talep etmiştir.

Osmanlı Devleti’nin Habsburg İmparatorluğu’na Karşı Fransa’ya Destek Vermesinin Amaçları Neler Olabilir?

Habsburg İmparatorluğu aynı Osmanlı İmparatorluğu gibi Birinci Dünya Savaşı öncesi dünyanın güçlü hanedanlarından biri olmuştur. Ancak savaş sonrası bölünmüş ve prenslikler kurularak bu hanedan sürülmüştür. Yukarıdaki benzerliği de göz önüne alarak bu iki imparatorluğun ve hanedanın birbirlerine karşı taşıdıkları benzerliğin fark edilebileceği su götürmez bir gerçektir. Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu en güçlü zamanlarında neredeyse aktif durumdaki bütün dünyaya hüküm sürmekteydi. Ticaret yolları, savaşlar, antlaşmalar, korsanlar, para ve benzeri dünyanın düzenini alakadar eden bütün alanlarda Osmanlı hanedanı etkin konumdaydı.

Bu sebeple Padişah başta olmak üzere devlet kontrolsüz bir şekilde ne isterse elde edebilme potansiyeline sahipti çünkü hem asker hem de para bol miktarda mevcuttu. Bir sonuca varmak gerekirse Osmanlı İmparatorluğu rakipsiz sayılabilirdi. Ancak son zamanlarda politik karmaşıklıklar, isyanlar, taht kavgaları ve gelişen medeniyet seviyesi ile halkın artan baskısı sebebiyle güçten düşüyordu. Tam bu sıralarda ona rakip olabilecek tek güç olan Avusturya kökenli Habsburg İmparatorluğu dişlerini göstermeye başladı. Gerek din farklılıkları gerekse siyasal açgözlülük sebebiyle birbirlerini yiyip bitiren, birbirlerine karşı hakaretler savuran bu iki devlet savaş eşiğindeydi. Ancak aynı Osmanlı İmparatorluğu gibi Habsburg Hanedanı’nın da kendi içinde ve etrafında düşmanları vardı. Bu düşmanlardan en takdire şayan ve potansiyele sahip olanı ise Fransa’ydı. Bu sebeple Osmanlı İmparatorluğu Fransa’yı destekleyerek kendi çıkarlarını düşmanımın düşmanı dostumdur politikası ile korudu.

Daha Önceki Padişahlar da Kanun Yaptığı Halde I. Süleyman’a Niçin Kanuni Denmiştir?

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti ve Hanedanı hem siyasal hem tarımsal hem de stratejik açıdan çok önemli ve verimli topraklara 600 yıl boyunca hükümdarlık yapmıştır. Herhangi bir bölgeyi böyle inanılmaz uzun bir süre hüküm altında tutmak ve kontrol edebilmek yalnız başına pek zorken diğer devletler tarafından sürekli arzu edilen ve medeniyetler beşiği olarak bilinen Anadolu’ya hüküm sürebilmekse çok iyi sistematik ve kanuni bir sistem ile mümkündür. Kanuni Sultan Süleyman’da namını yönetim şekli ve kendini adanmış duruşuyla kazanmış, adını tarihe kazımıştır. Çoğu Padişah gibi ekmek elden su gölden geçinip halkın dert ve şüphelerini umursamamaktansa kendini din, dil, ırk fark etmeden bütün insanların haklarının korunmasına ve adalet sistemine adamıştır.

Sahip olduğu geniş yetki alanı ve şeyhülislam fetvasının temsilcisi olması sebebiyle başta İslam Dünyası olmak üzere topraklarındaki bütün devletlerin hukuki düzenini kurmakta ve korumakta görevini bilinçli ve düzgün bir şekilde yerine getirebilmiştir. Bütün bu bilgiler ışığında sorunun cevabına ulaşılabileceği aşikardır. Elbette bütün padişahlar kanunlar çıkarmış ve devleti farklı yönlerden kalkındırmaya ve değiştirmeye çalışmışlardır ancak Kanuni Sultan Süleyman uyguladığı kanunlara bağlı kalmış hem kendi hanedanına hem de halka örnek olmuş, güven aşılamıştır. Bu sebeple kendisine “Kanuni” ünvanı – daha doğrusu- sıfatı yakıştırılmış ve ismine kazınmıştır.

Martin Luther’in Başlattığı Protestanlık Hareketinin, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki İlerleyişi Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Martin Luther Hrıstiyanlık dünyasının önemli ve devrimci kişiliklerinden bir tanesidir. Başlattığı Protestanlık hareketi ise dünyada dinler dengesini ve anlayışını değiştirmiştir. İnsanların günlük hayatından tutun devlet hukuklarına kadar yaşamlarında derin değişikliklere sebep olmuştur. Martin Luther sanat fakültesinden mezun olduktan sonra ailesinin isteğiyle hukuk lisansı yapmaya başlamasına rağmen bir süre sonra okuldan vazgeçmiş ve bir manastırda keşişlik yapmaya başlamıştır. Kendini adamış olduğu bu yaşam biçimi sayesinde bulunduğu manastır onu Vatikan’a göndermiştir. Martin Luther dini uygulayan, kurallar koyarak insanları etkileyen kilisenin ve kilise çevresinin yozlaştığını gözlemlemiş ve kendi içinde hoşnutsuzluk yaşamıştı bu gezide. Yozlaşmanın sebebi ise kilisenin ruhsal otorite ve rehberlik yolundan çıkıp görevini boşlayarak siyasi ve ekonomik bir merkez haline gelmesiydi. Bu durumu fark etmesinden itibaren geçen yıllarda Martin Luther kendini daha da geliştirerek kilise uygulamalarına bakış açısını temelden reforma uğratmaya başlamıştır.

Bu dönemlerde kilisenin aklını kaçırarak saçma bir şekilde başlattığı endüljans satışları ile birlikte dinin pis dünya işlerine alet edildiğini gözlemleyen Martin Luther harekete geçme gerekliliği duymuştur. Bu sebeple artık efsaneleşmiş bir an olarak bildiğimiz eylemi gerçekleştirir. 31 Ekim 1517 gününde Wittenberg Kilisesi’nin girişine 95 maddeden oluşan bir bildiri, bir tez asar Martin Luther.

İnsanlar tartışmaya, farklı görüş grupları oluşmaya başladığında ise Martin Luther bu tezi farklı dillere çevirerek etki ve bilgi alanını genişletmiştir. Kraliyet ve hanedanların koyu Katolik olmaları sebebiyle de devletler içinde görüş kavgaları başlamıştır. Zamanla bu durum bütün Avrupa’nın kendi içinde birbirleriyle durmadan didişmelerine sebep olan bir mezhep meselesine dönüşmüştür. Bu sıralarda Osmanlı Devleti ise bu durumdan (karışıklıktan) Protestanları destekleyerek yani ateşin alevlenmesine yardım ederek faydalanmıştır. İç düzene sahip olmayan bir Avrupa hem Osmanlı Devleti’ne bir tehdit oluşturmamış hem de Osmanlı’nın Avrupa’ya saldırabilmesi adına hem askeri hem de politik bir yem olarak kendisini dünyaya sunmuştur.

Fransuva’nın Kanuni’den Yardım İstemesinin Gerekçeleri Nelerdir?

Fransa Kralı I. Fransuva’nın Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektubu Matrakçı Nasuh isimli gezgin bir yazarın Kanuni Sultan Süleyman’ın seferlerini gözlemlerle anlattığı ünlü “Süleymanname” eserinde bulabilir ve inceleyebiliriz. Mektubu incelediğimizde daha ilk cümleden karşımıza incelenip anlamlandırılabilcek bir sürü malzeme çıkıyor. Kral Fransuva Kanuni Sultan Süleyman’a hitap ederken sayısız iltifat sunuyor ve merhamet aynı zamanda yardım için yalvarıyor. Onu diğer bütün dünya hükümdarlarından üstün kılarak oluşturduğu üslubunda kendisinin(Kral Fransuva) hep onun yanında olduğunu, onun düşmanlarının kendisinin düşmanı, onun dostlarının kendisinin dostları olduğunu belirtiyor.

Mektubun içeriğine gelirsek, Kral Fransuva’nın öncelikle kendisini tanıttığını ve Fransa ülkesinde bir karışıklıktan bahsettiğini gözlemliyoruz. Bu karışıklık “Şarlken” isimli bir kişinin kendini Sezar ilan ederek siyasette yalanla yüksek mertebelere ulaşmasından kaynaklanıyor. Kral Fransuva ise bu durumu çözüme kavuşturmak için yapılması gerekenin savaşmak ve bu kişiyi ortadan kaldırmak olduğunu savunuyor. O zamanın dünya hakimi olan Kanuni Sultan Süleyman’dan isteği ise bu aşamada net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Osmanlı Donanması’nın adı ülkelerce tanınan ve takdir edilen Hayreddin Paşa’sı kötü hükümdarları bertaraf etmekle ünlü olduğundan Kanuni Sultan Süleyman’dan bu kişinin donanmasıyla ona yardım etmesini talep ediyor. Aynı zamanda Macaristan coğrafyası tarafından da Osmanlı Ordusundan askerlerin baskı kurup saldırmasını böylece güçlerin birleştirilmesiyle bu kötü, hayırsız ve pis kişinin kellesinin vurulabileceğini belirtiyor. Sonuç olarak Kral Fransuva Avrupa bölgesinin eski huzuruna ve parlaklığına dönebilmesi için Osmanlı Devleti’ne yardım talebinde bulunuyor.

Avusturya Arşidükünün Protokolde Osmanlı Sadrazamına Eşit Sayılması Ne Anlama Gelmektedir?

Osmanlı Devleti’nde hiyerarşik protokol gereğince yönetim ve askeri güç öncelikle padişah ve ikinci olarak sadrazam şeklinde sıralanır. İstanbul Antlaşmasının maddeleri çerçevesinde is Avusturya İmparatorluğunun arşidük mertebesindeki kişinin Osmanlı Devleti’ndeki sadrazam rütbesiyle eş değer tutulması ise Osmanlı’nın Avusturya’ya karşı üstünlüğünün kabul edilmiş olduğunun bir göstergesidir.

XVI. Yüzyılda Avrupa’da Türklere Karşı İlginin Artmasının Sebepleri Neler Olabilir?

“Fransa’da 1480 ile 1609 yılları arasında Osmanlı Devleti’yle ilgili 80’den fazla kitap yazılmıştır. İngiltere’de tüccar ve seyyahların Osmanlılarla ilgili hatıratları yayımlanmıştır. XVI. yüzyılda bir gazete ise Almanlara, Türkleri tanıtmıştır. Avrupa’da bu yüzyılda Türklerle ilgili çıkan kısa haberlerin 2460 nüshasından 100 tanesi Almanya’da çıkmıştır.”

Birçok devletin Osmanlı’ya İlgisinin artmasının birçok nedeni vardır, bunlarına başına Osmanlı o sıralar Avrupa ve dünyada büyük bir güç olarak sayılabilmesidir ancak Osmanlı ile arasını iyi tutan devletlerin bazılarının daha spesifik amaçları da vardır. Mesela Venedik ve Cenevizlilerden örnek vermek gerekirse bu iki devlet de refah seviyesini uzun süredir muhafaza eden devletlerdir. Bu durumlarını deniz ticareti üzerinden ticaret yaparak kazanmışlardır. Özellikle Venediklilerin Akdeniz’deki deniz kuvvetlerinin ve ticaret gemilerinin gelişmişliği onları Akdeniz hâkimi sıfatına sokuyordu, aynı sıfat Karadeniz’deki Cenevizliler için de geçerliydi. İki devlette uzun yıllar savaşlardan uzak durup Bizans İmparatorluğu ile iki denizde de ticaretlerini sürdürmüşlerdi.

Bizans İmparatorluğu’nun Osmanlılar nedeni ile karadan ticaret yapamamalarını fırsat bilip, güçlü ticari ağlar kurmuşlardı fakat İstanbul’un Fethi‘nden sonra bu bağları koparmak istemeyen bu iki devlet Osmanlı ile arayı sağlam tutup, çok yerde Osmanlı’nın çıkarına olacak görüşmeler ve işler yapmışlardır. Diğer bir tarafta yeni kurulan küçük devletler Avrupa’daki büyük güç olan Kutsal Roma İmparatorluğu’na karşı ellerinden fazla bir şey gelmediği için çözümü Kutsal Roma’nın karşısındaki Osmanlı’ya sığınmakta bulmuşlardır. Bu yüzden çoğu tarafta sessiz kalmış yön tutmamış veya kendi dinlerinde olan bir devlete destek vermemiş buna karşın bazı savaşlarda Osmanlı’ya yardım etmişlerdir. Yani Osmanlı’nın büyük güç olduğu bu dönemde herkes menfaatleri uğruna Osmanlı ile ara iyi tutup gerektiği yerde övüp yüceltmişlerdir. Tabi ricai ise yaranmaya çalışmışlardır.

Devletlerin Rekabetlerinde Uyguladıkları Stratejileri Etkileyen Önemli Unsurlar Neler Olabilir?

10. sınıf tarih kitabının 150. sayfasının sonunda da bahsedilen Cenevizli ve Venediklilerin Osmalı Politikası başlığı altındakilerden bahsedecek olursak; 15. yüzyılda Cenevizli ve Venedikliler içinde bulundukları Osmanlı toprakları, Osmanlı Devleti ve doğuya kadar uzanan ticari yollarını korumak gibi sebeplerden dolayı Osmanlı ile arasını sıkı tutuyor ve Osmanlı’ya da tehdit eden Orta Çağ’daki Haçlı Seferlerine yani, (aynı dine mensup olmalarına rağmen) Papa’ya destek göndermiyorlardı. Bu sıralarda da Fatih Sultan Mehmet idealleri doğrultusunda Venedik’in Akdeniz’in Doğusunda (Osmanlı suları sayılabilecek yerlerde) kurduğu egemenliği yıkıp kendi egemenliğini öne çıkarmak istiyordu.

Bu durumda Venedik ile Osmanlı arasında bir savaş kaçınılmaz gözüküyordu. Fakat, Venedik Osmanlı ile arasında oluşabilecek olası bir çatışmada Osmanlı donanmasının gücü yüzünden hasarlı çıkacak taraf Venedik olacaktı. Bu yüzdendir ki Venedik oluşabilecek herhangi bir kışkırtmadan uzak kalıyordu. Aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet Karadeniz’de ve Ege’deki Cenevizli kolonilerinin sonunu getirmek istiyordu. Bu yüzden iki krallık da çok dikkatli davranıp kesinlikle Osmanlıya aksi bir davranış göstermemeye çalışıyorlardır. Hatta bazı savaşlarda Venedikliler ve Cenevizliler Papa tarafında yer almak yerine savaşa katılmıyorlar, hatta gemilerini Osmanlı donanmasının altına veriyorlar. Bu durum bize açıkça gösteriyor ki Venedikliler ve Cenevizliler Osmanlıların gücünün farkında ve onlarla iyi anlaşmaya çalışıyorlar ve aralarındaki ilişkilerde çok dikkatli oluyorlar. Bu sayede kendileri için çok önemli olan ticareti ve ticaret yollarını ellerinde tutup koruyabiliyorlar.

Osmanlı Devleti’nin XVI. Yüzyılda İzlediği Dış Siyasetin Uzun Vadede Etkileri Neler Olabilir?

İlk olarak sayfa 152’deki metni inceleyecek olursak; bilgide 1500’lü yıllarda Osmanlının özellikle Osmanlının Balkanları, Anadolu’yu ve Kuzey Afrika’yı fethetmesinden sonra artık Osmanlı Batı ve Avrupa için Doğuda kalan bir çok yeri temsil ediyor ve birçok önemli yolun bir kısmını elinde bulunduruyordu. Bu nedenler doğrultusunda Osmanlı dünyaca bilinen bir devlet ve bir küresel kuvvet oldu. Hangi dine mensup olduğunu önemsemeden yürüttüğü politikalar ve hoşgörülüğü sayesinde fethettiği yerlerdeki toplumsal düzeni bozmayarak olası ayaklanmalarında önüne geçmiştir.

Hatta bazı dönemlerde Avrupa’daki bazı ayaklanmalarda (Protestan Ayaklanması vb.) şair ve yazarlar Osmanlı hükümetini över nitelikte eserlerinde bahsetmişlerdir. Geniş toprakları sayesinde birçok farklı denize kıyısı olan Osmanlı, donanmasıyla kıyısı olan bütün denizleri büyük oranda himayesi altına almış hatta bazı küçük devletleri işgalci Avrupa devletlerine karşı koruyordu. Bu sayede deniz kara üzerinden gidilemeyen yerlere deniz üzerinden gidilerek fethedilmesi engelliyordu. Sonuç olarak sınır devleri hep küçük devletler olarak kalmış ve buralarda büyük Avrupa devletleri ile savaşmak zorunda kalmayacaktı. Bu küçük devletleri koruyup kollayan politika sayesinde uzun vadede hem fethedilen küçük devletler durumdan o kadar da mutsuz olmayacak aynı zamanda da diğer küçük devletlerin de kendisini hor gören büyük Avrupa devletlerine karşı özgürlük arayışında ayaklanmasını sağalacaktı. Yani hem kendi sınırlarını koruyup hem de düşmanlarını kendi ordusunu kullanmadan meşgul edebilecekti.

Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki Milli Devletleri Desteklemesinin Amaçları Neler Olabilir?

Yukarıda bahsedilen konunun sorusuyla bağlantılı olan bu soruda yine sayfa 153’te verilen metinden kolayca çıkarım yapabiliriz. Fatih Sultan Mehmet’in Yeni Çağ’ı açmasının ardından filizlenen Fransa, Hollanda, İngiltere gibi milli devletler, uzun zamandır topraklarda büyük güç olan Kutsal Roma İmparatorluğunun korkusu içindeydi. Çünkü bu dini kullanıp büyük topluluklara hükmeden bu devlet karşısında milli devletlerin ellerinden bir şey gelemezdi. Bu yüzden yine en az Kutsal Roma kadar güçlü ve eski bir devlet olan Osmanlı Devleti’nde umut görmüşlerdi. Bu yüzden birçok ortamda belki de Osmanlı’ya kendilerini gösterebilmek için Osmanlı’yı savunmuş ve onlarla ittifak kurmanın ne kadar mantıklı ve iyi bir karar olduğu konusunda diğer devletleri ikna etmeye çalışmıştır.

Bunun farkında olan Osmanlı Devleti de Kutsal Roma’ya karşı düzenlediği seferlerde Milli Devletleri mutlu edecek sebepler uğruna bu seferleri düzenlemiştir. Bu sayede iki taraf da Kutsal Roma İmparatorluğu’na karşı sonradan resmileşecek ittifaklar kurmuşlardır. Birkaç örnekten bahsetmek gerekirse İspanyolların istila tehlikesine karşı İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth Osmanlı ile bir ittifak arayışı içerisindeydi. Hatta fazlasıyla belgede diğer Milli Devletlerin Osmanlı’dan “Büyük Türk” “Güçlü Türk” olarak bahsedilmiştir. Başka bir olay ise İtalya’nın fethi için Yunanistan’da başlayan 1583 Korfu seferi hakkında Venedik’te Fransız elçisi Osmanlı’yı savunur ve korur nitelikte uzunca konuşmuştur ve Osmanlı Devleti’ni haklı çıkarmaya çalışmıştır.

Kanuni’nin Donanma İçin Büyük Bir Harcama Yapmasının Gerekçeleri Nelerdir?

Osmanlı’yı Kutsal Roma’ya karşı en büyük güç olarak gören birçok küçük devlet Osmanlı tarafını tutmuşlar ve Osmanlı’ya çoğu yerde destek verip kendilerini kanıtlamayı ve Osmanlı’ya güzel gözükmeyi amaçlamışlardır. Bu yüzden birçok devlet savaşlarda Osmanlı’ya erzak ve araç yardımı yapıp bazen de yanlarında savaşmışlardır. Kanuni’den önce birkaç örnek vermek gerekirse önceki soruda da yazdığımız gibi Cenevizliler bazı savaşlarda Osmanlı’nın ticaret gemilerini birer savaş gemisi gibi donanmasına katması için devretmiştir. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi ise Kanuni döneminde yapılan Osmanlı-Fransız İttifakıdır: ders kitabında yazdığına göre 1534’te Fransız hakimiyetinde olan Tunus’un ele geçirilmesinden sonra, Fransa çözümü Osmanlı ile yapılacak olan bir ittifakta bulur. Tabi bu ittifak haçlı birliğine karşı yapılmış en büyük darbelerden de biridir.

Fransa’nın bu yolu seçmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesi de kendi deniz donanmasının o kadar da güçlü olmamasıdır. Fakat bu eksiklik maddi olarak değil komutanların yetersizliğindendir. Bu sebeple Fransa o dönemlerde adı çok duyulan ve yetenekleri karşısında korku içinde bırakan deniz donamasının komutanı olan Barbaros Hayreddin Paşa’ya yani Osmanlı’ya başvurur. Çünkü Şarklen devletine karşı zafer elde edebilecek tek komutan Barbaros Hayreddin Paşa’dır. Hatta tarih sayfalarında öyle yazar ki kalelerin sadece Barbaros’un donanmasını görmesi yeterliymiş teslim olmak için. Yani sorunun cevabına gelecek olursak Osmanlı başka devletlerin donanmalarını da desteğini aldığı için yatırılan para yok azdır.

İspanya’daki Müslüman ve Yahudilere Yardım Edilmesi, Osmanlı Devleti’nin Hangi Özelliğini Ortaya Koymaktadır?

Tarih ders kitabından da anlaşılabildiği gibi İstanbul’un Fethi’nden sonra şu anki Cebelitarık boğazının üst kısmında bulunan ve Müslüman bir sultanlık olan Gırtana emirliğinin İspanyollar tarafından fethedilmesi İspanyol krallıklarının çoğunu birleştirdiği için bir İspanyol ittifakı ve birliği kuruldu. Bu Osmanlı’nın fethinin ardından gelen kötü bir haberdi. Fethedilen toprakların içinde yaşayan Yahudi ve Müslümanlar Haçlı birliğinden yani Hristiyan olmadıkları için bu topraklardan uzaklaştırılmış ya da Hristiyan olmaları yönünde baskı görmüşlerdi.

Bunun üzerine yarımadadan kaçarak Osmanlının altındaki Müslüman Kuzey Afrika devletlerine göçebe olarak sığınmışlardır. Bu Müslüman göçmenlerin yanında 2. Beyazıt’ın güven ve koruma taahhüdüyle beraber yarımadadan kovulan Yahudiler de Osmanlı’nın kanatları altına girmiştir. Bu Osmanlı’nın Hoşgörülü ve Yardım sever özelliğini ortaya çıkarır çünkü Osmanlı, Avrupa devletleri gibi kendi dinleri dışındakilere ayrımcılık göstermek yerine kendine sığınan farklı ırk ve dine mensup olan bütün insanlara kapıları açmış ve hoşgörü ile karşılamıştır.

Aynı Dönemde Osmanlı Devleti, Sınırları İçerisindeki Gayrimüslimlere Nasıl Davranıyordu?

Osmanlı’da bulunan gayrimüslim milletlere Rumlar, Bulgarlar, Ermeniler ve Yahudiler örnek verilebilir. Bunun yanı sıra Osmanlı’da bir rivayete göre 72 adet millet yaşamıştır ki bu halk ağzında: Biz Osmanlı’da 72 millet yaşardık, ibaresiyle Türk diline yerleşmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim azınlıkların sahip oldukları haklar hakkında bazı batılı tarihçiler objektif davranmamaktadır fakat bir kısım objektif tarihçiler, Osmanlı Devleti’nin içinde yaşayan gayrimüslimlere baskı uygulamadığını, tam aksine azınlıkların büyük ölçüde yerel ve toplumsal özgürlüğe sahip olduklarını, Avrupa’da yaşayan azınlıklara kıyasla çok daha hoşgörülü muamele gördüklerini kabul etmişlerdir.

Osmanlı’da yaşayan bu milletlerin özellikle gayrimüslim olanları Müslümanlara göre hem devletten hem de halktan farklı bir tepki görmüştür. Gösterilen tepkiler sonucu ise Osmanlı hanedanı, gayrimüslimleri rahatsız etmemek için kendilerine birçok hak vermiştir. Bu haklara kendilerine ​gavur denememesi örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca azınlıkların özgürce ibadet etme hakkı bulunmaktaydı. Azınlıkların dini yapılarının (kilise ve havra) iç teşkilatlanma devlet tarafından müdahale edilmezdir. Bunun dışında birçok gayrimüslim sarayda da sayısız önemli göreve sahip olmuştur. Devşirme sistemi ile gayrimüslim ailelerden alınan çocuklar, Osmanlı Devletinde büyük rütbelere sahip olmuş, edindikleri rütbelerle ana vatanlarına büyük faydaları dokunmuştur. Özetlemek gerekirse Osmanlı İmparatorluğunda gayrimüslimlere tam anlamıyla bir hoşgörü politikası uygulanmaktaydı, hatta devlet erkanın da sahip oldukları görevlerle Anadolu’daki müslüman halktan devlet yönetiminde daha fazla etkileri bulunmaktaydı.

XV ve XVI. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti Dünya Gücü Haline Gelirken Stratejik Rakiplerine Karşı Uyguladığı Politikalar Nelerdir?

XV ve XVI. yüzyıllarda Osmanlı Devleti dünya gücü hâline gelirken stratejik rakiplerine karşı uyguladığı politikaları incelemek için öncelikle Osmanlı Devleti ile ilişki içine giren ülkeleri tanımamız gerekir. Belirtilen dönemde Avrupa’da ve Asya’da ​Venedik, Ceneviz, İspanya, Portekiz, Hollanda, Safeviler, Memlûkler, Avusturya (Habsburg İmparatorluğu), Fransa, İngiltere ve ülkeleri önemli yerlere sahiptir. Osmanlı Devleti’nin dış politikası da bu ülkelerle olan ilişkilerini kapsar. İlk olarak Osmanlı-Ceneviz ilişkisini incelemek gerekirse, çıkar çatışmasının ortak bir çıkar bulmaya dönüştüğü görülür. Bulunduğu coğrafyalar sebebiyle Cenevizlilerle hep içli dışlı olan Osmanlı Devleti, yüzyılın başına kadar bir çıkar çatışması içerisindeydi. Ancak özellikle yüzyılın ortalarınada Osmanlı Devleti’nin muhteşem diplomatik zekası sayesinde Cenevizliler, Osmanlı safına çekilmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin bir diğer stratejik rakibi olan Portekizler ile olan ilişkisi de önemlidir. Hindistan’a giden deniz yollarını ele geçirmek için yapılan başarısız bir Hint deniz seferinin ardından Osmanlı İmparatorluğu, Yemen ve Habeşistan’ı ele geçirmiştir. Bu toprak kazanımı Osmanlı Devleti’nin deniz yollarındaki gücünü arttırmış ve bir dünya gücü olmasına katkı sağlamıştır. Habsburg Monarşisine bağlı minik beylikleri destekleme suretiyle yapılan politikalar da Osmanlı Devletinin Avrupa’da bir süper güç olmasına yardım etmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Doğu’da Safevi tehdidini bitirmesi de Osmanlı’nın yüzünü Batı’ya dönmesine yardımcı olmuştur. Son olarak Avrupa’da gerçekleşen yüzyıl savaşlarında protestanların desteklenmesi ve Afrika’da bulunan Müslümanların desteklenmesi, Osmanlı Devleti’nin dünya gücü hâline gelirken stratejik rakiplerine karşı uyguladığı politikalardandır.

Coğrafi Keşifler’de Ekonominin Ön Plana Çıkmasının Nedenleri Neler Olabilir?

Coğrafi Keşiflerden önce güç ve itibar, sahip olunan toprak ile ölçülürdü. Bunun sebebi, ana üretimin tarım olması ve tarımın da toprakta yapılmasıydı. Emtia, alınıp satılabilen her şey, Coğrafi Keşifler öncesi fazlasıyla kısıtlıydı. Bu sebeple insanların çok şey alıp sattığı kompleks bir ekonomi zaten oluşmamıştı. Coğrafi Keşifler bu durumu tamamiyle değiştirdi. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerle ivme kazanan gemicilik ile pusulanın Avrupalılar tarafından öğrenimi, Coğrafi Keşifler döneminde kaptanların uzak denizlere açılabilmelerini sağladı. Dönemin hükümdarları da uzak denizlere açılan bu kaptanları birçok sebepten dolayı destekledi.

Bu sebeplerin başlıcaları İstanbul’un Osmanlı Devleti tarafından fethi ile ipek yolu ve baharat yolunun kontrolünün Avrupa elinden çıkması, Avrupa’da değerli madenlerin fazlasıyla seyrek bulunması örnek gösterilebilir. Belirtilen sebeplerle gerçekleşen Coğrafi Keşifler, Avrupayı birçok açıdan değiştirmiştir. Yeni ticaret yollarının bulunması, Doğu medeniyetleri ile Batı medeniyetleri arasındaki ticari etkileşimi arttırmış, artan ticaret de ekonominin ön plana çıkmasını sağlamıştır. Aynı zamanda Coğrafi Keşiflerin gerçekleştirildiği yerlerden gelen ucuz mallar, Avrupa’da bir mal enflasyonuna sebep olmuş, bu da itibar simgesinin topraktan ziyade paraya dönüşmesini sağlamıştır. Sahip oldukları parayla da ticaret yapan Avrupalı tüccarlar ve krallar, yeni bulunan ticaret yollarını da kullanarak ticaret eylemini gerçekleştirmiş ve böylelikle ekonominin önem kazanmasını sağlamıştır. Özetlemek gerekirse, Coğrafi Keşiflerin sonucu olarak gerçekleşen paranın öneminin artması, ekonominin de öneminin artmasına sebep olmuştur.

Coğrafi Keşifler’in Osmanlı Devleti’ne Etkilerini Araştırarak Sonuçları Yazınız.

Coğrafi Keşiflerden önce güç ve itibar, sahip olunan toprak ile ölçülürdü. Bunun sebebi, ana üretimin tarım olması ve tarımın da toprakta yapılmasıydı. Emtia, alınıp satılabilen her şey, Coğrafi Keşifler öncesi fazlasıyla kısıtlıydı. Bu sebeple insanların çok şey alıp sattığı kompleks bir ekonomi zaten oluşmamıştı. Coğrafi Keşifler bu durumu tamamiyle değiştirdi. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerle ivme kazanan gemicilik ile pusulanın Avrupalılar tarafından öğrenimi, Coğrafi Keşifler döneminde kaptanların uzak denizlere açılabilmelerini sağladı. Dönemin hükümdarları da uzak denizlere açılan bu kaptanları birçok sebepten dolayı destekledi.

Bu sebeplerin başlıcaları İstanbul’un Osmanlı Devleti tarafından fethi ile ipek yolu ve baharat yolunun kontrolünün Avrupa elinden çıkması, Avrupa’da değerli madenlerin fazlasıyla seyrek bulunması örnek gösterilebilir. Belirtilen sebeplerle gerçekleşen Coğrafi Keşifler, Avrupayı birçok açıdan değiştirmiştir. Yeni ticaret yollarının bulunması, Doğu medeniyetleri ile Batı medeniyetleri arasındaki ticari etkileşimi arttırmış, artan ticaret de ekonominin ön plana çıkmasını sağlamıştır.

Aynı zamanda Coğrafi Keşiflerin gerçekleştirildiği yerlerden gelen ucuz mallar, Avrupa’da bir mal enflasyonuna sebep olmuş, bu da itibar simgesinin topraktan ziyade paraya dönüşmesini sağlamıştır. Sahip oldukları parayla da ticaret yapan Avrupalı tüccarlar ve krallar, yeni bulunan ticaret yollarını da kullanarak ticaret eylemini gerçekleştirmiş ve böylelikle ekonominin önem kazanmasını sağlamıştır. Avrupa bu eylemleri gerçekleştirirken Osmanlı Devleti maalesef Avrupa’nın gerisinde kalmıştır, bu da Coğrafi Keşifler’in Osmanlı Devletine negatif etkiye sahip olmasını sağlamıştır. Özellikle yeni ticaret yollarının bulunması Osmanlı Devletinin sahip olduğu stratejik noktaların öneminin azalmasına sebep olmuş, Osmanlı Devletinin ticari geliri azalmıştır. Aynı zamanda Avrupa’da miktarı hızla artan altın, gümüş gibi değerli madenler de Osmanlı Devletinin ekonomisinin Avrupalı devletlerin ekonomisinin gerisinde kalmasına sebep olmuştur.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının beşinci ünitesi olan Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595) ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölümü Cevapları

Aşağıdaki terimleri birer cümle ile açıklayınız.

Fetih Nedir?

Bir ülkeyi, bölgeyi veya şehri savaşarak ele geçirmektir.

Büyük Türk Kimdir?

Kanuni Sultan Süleyman.

Kayser-i Rum Nedir?

Rum diyarının yani Anadolu’nun hükümdarı demektir. Bu unvanı Fatih Sultan Mehmet kullanmıştır.

B Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

Osmanlı Devleti’nin Mohaç Savaşı’nı Kazanmasında Etkili Olan Askeri Taktikler Nelerdir?

Turan taktiği ve ateşli silahların direk askerlerin üzerinde kullanılması gibi taktikler kullanılmıştır.

Mısır Seferi’nin Sonuçları Nelerdir?

Memlük Devleti sona ermesiyle Türk – İslam dünyasının liderliği Osmanlılara geçti. Suriye, Filistin, Mısır, Hicaz gibi önemli bölgeler Osmanlıların kontrolüne girdi. Halifelik kurumu Osmanlılara geçti. Osmanlılar Baharat Yolu’nun kontrolünü ele geçirdiler.

Preveze Deniz Savaşı’nın Önemi Nedir?

Preveze Deniz Savaşı’nın zaferinden sonuçlanmasından sonra Akdeniz, tamamen Osmanlıların kontrolüne girdi. Akdeniz adeta bir Türk gölü oldu.

Osmanlı Devleti’nin, Avrupalı Devletlere Kapitülasyon Vermesinin Nedenleri Nelerdir?

Olası bir Hristiyan birliğini engellemek, Osmanlı Devleti’nde ticareti geliştirmek, Coğrafi Keşifler‘den kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmak.

C Bölümü Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. C 2. E 3. E 4. D

Ç Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları “Zigetvar’daki Büyük Türk” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Cenazesinin 83 Gün Boyunca Defnedilmemesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Ordunun moralini bozmamak ve seferin başarılı olmasını sağlamak için gizlenmiştir.

TİKA Tarafından Başlatılan Kanuni Türbe Projesi’nin Amaçları Nelerdir?

TİKA’nın amacı Kanuni Sultan Süleyman’ın bu bölgede bulunan gömülü iç organlarını bulmak, Türbeyi çıkarmak, etrafındaki yapıları onarıp tarihi eser statüsüne getirmek ve bu sayede Türk-Macar ilişkilerini iyileştirmektir.

Kanuni’nin 72 Yaşında Zigetvar Seferi’ne Çıkması Hangi Kişisel Özelliklerini Yansıtmaktadır?

Devletin geleceğini her şeyden önce düşündüğünü, azimli olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda o yaşta bir sefere çıkmak korkusuzluğunu da gösterir.

Herrlichesgebaü, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi’nin Yıkılmasına Niçin Karşı Çıkmıştır?

Türbeyi pahalı bir tarihi eser olarak değerlendirdiğinden bir kültürel mirasın yıkılmasını istememiştir.

“Ahşa” Ne Demektir?

Ahşa: Bağır yani göğüs demektir.

TİKA’da Çalışan Bir Görevli Olsanız, Hangi Kültürel Mirasın Ortaya Çıkarılması İçin Bir Proje Hazırlardınız? Neden?

Türk tarihi ve kültürü içinde önemli yere sahip Yunus Emre, Battal Gazi, Nasreddin Hoca gibi kişilerin Anadolu’daki gerçek mezar yerlerini bulma projesini hazırlardım.

Hazırladığınız Projenin İsmi Ne Olurdu?

“Anadolu’nun Yüzleri”

Aşağıdakilerden Hangisi Macaristan’a Gelen Orduların Evvela Kanuni Türbesi’ne Uğramasının Nedenlerinden Biri Olamaz?

Doğru Cevap: D şıkkı yani Devletin ikinci kurucusu olarak kabul edilmesi.

Aşağıdaki soruları “Yavuz Sultan Selim” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız. 

Yavuz, Devlet Adamlarının Seçiminde Niçin Titizlik Göstermiş Olabilir?

Devlet adamlarının doğru seçilmesi devletin kanunlarının uygulanmasını direk belirleyici unsunlardan biri olduğu için ve kanunların adaletli bir şekilde uygulanması devletin geleceği ve konumu açısından önemli olduğu için.

Devlet Adamlarının Padişaha Söylemeye Cesaret Edemediklerini Bilim Adamlarının Söyleyebilmelerinin Nedenleri Neler Olabilir?

Devlet işlerinin nasıl yürütülmesi gerektiği üzerine konuları içermektedir.

“Kadirşinas” Ne Demektir?

Kadirşinas: Değerbilir yani bir şeyin veya kimsenin kıymetini bilen demektir.

Yavuz’un Ölümünden Sonra Çamurlu Kaftanının Sandukasının Üzerine Örtülmesini Vasiyet Etmesinin Nedenleri Nelerdir?

Padişah bile olsan insan olduğu ve ilim adamlarının ilimin ne kadar değerli olduğuna ilgi çekmek için.

Piri Reis’in Dünya Haritası’nı Yanından Ayırmamasının Gerekçeleri Neler Olabilir?

Bu değerli bir hediye olmakla birlikte aslında Yavuz Sultan Selim’in Piri Reis‘e verdiği esere ve bilime verdiği önemi göstermektedir.

Yavuz’un, Sefer Sırasında Bile Kitap Okumasının Nedenleri Neler Olabilir?

İlimin gündelik değil her anlık bir uğraş olması ve bilgi kazanımının devamlı yapılması gerektiği, insanın devamlı kendini geliştirmesi gerekliliği.

Aşağıdaki soruları “Ticaret ve Strateji” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız. 

“Avrupalılar Bütün Dünyayı Öğrendi.” Cümlesiyle Hangi Olaydan Söz Edilmiş Olabilir?

Coğrafi Keşifler.

Süveyş Günümüzde Hangi Devletin Sınırları İçindedir?

Mısır.

Ekonominin Uluslararası İlişkilere Etkileri Neler Olabilir?

Baharat Yolu, Kral Yolu, İpek Yolu, Kürk Yolu.

Ömer Talib, Değerlendirmesinde Hangi Ticaret Yolundan Bahsetmektedir?

İpek ve Baharat yolları.

“Aydın” İfadesi Hangi Anlama Gelmektedir?

Aydın: Eğitim almış ilim irfan sahibi anlamına gelmektedir.

Osmanlı Devleti, Yemen Kıyılarını Niçin Ele Geçirmelidir?

O bölgedeki kanalları ve ticaret limanlarını kontrol edebilmek için.

İslam Ülkelerinde Altın ve Gümüşün Azalmasının Siyasi ve Ekonomik Etkileri Neler Olabilir?

Devletin ekonomi gücünü düşürüp para biriminin değersizleşmesini sağlar. Ticareti azaltır. Alım gücünün düşmesi ile bu da bizi güçsüz bir ekonominin güçlü bir siyasi güç olamayacağı noktaya getirir. Parası olan devlet çoğu zaman güçlüdür.


Not: 10. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamını için 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Bu Yazılar İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi (adblock) kapatarak web sitemizin yayın yapmasına destek olunuz. Ders: Tarih Ekibi tamamen gönüllü çalışarak Türkiye’de tarih öğretiminin niteliğinin geliştirilmesine kaktı sunmayı amaçlamaktadır. Tüm çalışmalarımız için tek gelir kaynağımız reklamlar. Bu noktada bie destek olursanız çok seviniriz.