9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 2. Ünite

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 2. Ünite (2019-2020)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 2. Ünite başlıklı bu yazımızda 9. sınıf MEB tarih ders kitabındaki 2. ünite içinde yer alan tüm konu içi soruların cevapları ile 2. ünite başında yer alan Hazırlanalım, 2. ünite sonunda yer alan Ölçme ve Değerlendirme bölümü soruları cevaplarını hazırladık. Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 2. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı 2. Ünite Cevapları

9. sınıf tarih ders kitabının ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri, altı kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu altı kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabının ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 3 soruyu yanıtladık.

(Sayfa 12) Hazırlanalım: Medeniyetlerin Ortaya Çıkmasında Coğrafyanın Etkileri Nelerdir?

İlk uygarlıklar genelde avlanılabilen hayvanların yoğun olduğu ve/veya suya yakın yerlere kurulmuştur. Mesela Mısır uygarlığı Nil Nehri’nin yakınlarına, Sümerler Fırat ve Dicle’nin arasına ve çevresine kurulmuştur vb. Bu durumda uygarlıkların genel olarak kaynaklara yakın yerlere kurulmuştur diyebiliriz. İleriki zamanlarda ticaret gibi kavramlar geliştikten sonra sadece belirli kaynakları pazarlayarak diğer kaynaklara ulaşılabildiğinden bu etken bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır, mesela bir su kaynağına erişimi olmayan bir ülke madenlerini satarak ticaret yoluyla su satın alabilir. Ticari yönden oldukça basit gibi görünüyor ama işin içine politika da girdiğinde durumlar biraz karışıyor. Çünkü bazı ülkeler bu suyunun bulunmaması zaafını kullanarak onlara suyu çok pahalıya pazarlayabiliyor, başka ülkelerin daha ucuza satmasına karşın diplomatik gücünü kullanabiliyor. Yani konunun biraz dışına çıkmış olacak ama ek bir yorum olarak bir ülkenin doğal kaynakları dışa bağımlılığını azaltır diyebiliriz.

(Sayfa 12) Hazırlanalım: Yaşadığınız Bölgeye En Yakın Tarih Öncesi Döneme Ait Yerleşim Yerleri Nerelerdir?

Hazırlanmaktadır…

(Sayfa 12) Hazırlanalım: Konar-göçer ve Yerleşik Toplumların Ekonomik Faaliyetleri Nelerdir?

Konar-göçer yaşam şekliyle yerleşik yaşam şekli arasında ciddi farklar görmek mümkündür. Mesela ekonomik alanda çok büyük değişimler olmuştur. Çünkü yerleşik hayatta yapabildiğimiz bazı şeyleri konar göçer yaşam şeklinde yapamıyorduk; aynısı tam tersi için de geçerli. Konar göçer yaşam biçiminde hayvancılık ön plana çıkarken yerleşik hayata geçtikten sonra tarımın hayvancılığın önüne geçtiğini görürüz. Yerleşik hayat öncesinde tarım mümkün olmadığından insanlar hep etle beslenmekteydi. Bu yüzden o zamanlarda sindirim zorlukları, kabızlık, kolesterol gibi rahatsızlıklar çok sık görülmekteydi.

Şu anki yerleşik hayatta ekonomik hayatta sanayi, eğitim, sanat, spor, bilim gibi dallara ayrılmış meslek dallarından belli bir bölümünde kendini geliştiren bireyler topluma yararlı olabileceği şekilde mesleklere sahip olurlar. Bu düşük maaşlı yararlı bireylerden adeta sömürülen para büyük şirketler tarafından daha fazla güç ve para için harcanılır. Bu onlara güç ve para sağlayacak olan alanlarda işçi çalıştırmaları gerektiğinden bir çok kişi de bu alanlardan ekmeğini kazanır. Devletimiz de tıpkı bu büyük şirketler gibidir. Bizden aldığı parayla yeni şeyler üretir ve bu alanda işçiler çalıştırarak insanların ekmeğini kazanmasını sağlar. Eğer üretim devam ederse de gittikçe güçlenir. Bu üretim ne yazık ki ülkemizde aktif şekilde gerçekleştirilememekte ancak pek çok iş imkanımız bulunmaktadır.

Mesela Ege ve Akdeniz bölgelerimizde turizm, Karadeniz’de balıkçılık ve kerestecilik, belirli bölgelerde madencilik ve pek çok türde ürünün tarımı yapılmaktadır. Bunun dışında dokumacılık, ticaret gibi dallarda uğraşmak da mümkün ancak ülkenin gelirinin büyük çoğunluğu vergilerle sağlanmakta. Başka ülkelere bakacak olursak Norveç’te en büyük ekonomi kaynağı balıkçılık, insanlar sırf bunun pazarlamasını yaparak ülkelerini ayakta tutabiliyorlar. Bazı Ortadoğu ülkeleri için bu temel gelir alanı da petroldür; yani demin belirttiğimiz gibi, ayakta kalmak için artık her kaynağa aynı anda erişimimizin olması günümüzde zorunlu değil.

Konu İçindeki Sorular

9. sınıf tarih dersinin ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Sayfa (29) Tartışalım: Yazıdan Önceki Dönemlerde İnsanlığa Ait Yaşam İzleri Neler Olabilir?

Yazı, insanlar için bir dönüm noktası haline gelmiştir. “Tarih yazı ile başlar”, sözüne bakacak olursak bu sözün çıkış noktası tarihte yaşanmış olayların yazının tuttuğu önemli yeri anlatmak için kullanılmıştır. Tarihçiler yazının önemini dikkate alarak tarihi iki ana başlık üzerinden incelemektedirler. Yazının öncesi dönemlere “Tarih Öncesi Çağlar” sonrasına “Tarih Çağları” adını vermişlerdir.

Tarih Öncesi Çağlar döneminde insanlığa ait yaşam izleri bulmak Tarih Çağları’nkinden daha zor olması şaşılacak bir durum değildir. Ama bu hiç iz bırakmadıları anlamına gelmemektedir. Misal, Tarih Öncesi Çağ’da insanlar soğuk, fırtına, kar gibi tabiat olaylarının yanı sıra dıştan gelecek tehlikelere karşı korunmak/önlemlerini almak için doğal olan ağaç kavukları ya da mağaralar gibi kuytu yerlere sığınmışlardır. Bu yaşam alanları için de bir süre sonra sanatı keşfeden insanlar insanları ve hayvanları, hayatlarında olan olayları tasvir eden duvar resimleri çizmeye ve boyamaya başlamışlardır. Bu duvar resimleri bize Tarih Öncesi Çağlar’dan kalan en büyük ip ucu olma özelliğini taşımaktadır.

Sayfa (30) Tartışalım: Tarımın Başlamasıyla İnsan Hayatında Ne Gibi Değişiklikler Yaşanmıştır?

Tarımla birlikte besine ulaşmak için göç etmesi gerekmeyen toplumlar yerleşik hayata geçmiştirler. Yerleşik hayata geçen insanlar, yerleşim yeri edindikleri yerlerde coğrafik özelliklerin uygun olmasına dikkat etmişlerdir. Ayrıca yerleşik hayata geçen insanlar zamanla ahır ve kümes hayvancılığı da yapmaya başlamışlardır. Çarşı ve pazar kurarak, han ve hamamlar yapmışlardır. Bunun sonucunda da kalıcı mimari eserler yapılmaya başlanmıştır. İnsanlar ilerleyen zamanlarda ise bitkilerden giyecek eşya yapmayı öğrendiler. Eskiden hayvan derilerinden eşyalar yapıldığını bilen insanlar, tarımla birlikte hayvanlarını daha çok besleyerek daha fazla eşya yapmayı öğrendiler. İnsanlar ellerinde kalan bu fazla eşyaları, verimsiz toprakları yüzünden hayvanlarını besleyemeyip bu tür eşyalar yapamayan toplumlara satmaya başladılar. Bunun sonucunda ise ticaret ortaya çıktı. Ticaretin artması ile hırsızlık da artmıştır. Bunun sonucunda insanlar, kervanlar halinde mal satmak yerine, kendilerine bu eşyaları satabilecekleri evler yaptılar. Yani bir bakıma yerleşik ticarete geçiş yaptılar.

Sayfa (31) Yorumlayalım: Yazıdan Önceki Dönemde Çatalhöyük’te Yaşayan İnsanların Faaliyetleri Hakkında Neler Söylenebilir?

Çatalhöyük’te yaşayan insanlar Cilalı Taş Devri’nden Tunç Devri’ne geçerken hem tarımsal hem de sanatsal yönden kendilerini geliştirmişlerdir. Bu dönemde Çatalhöyük’te yaşayan insanlar duvar resimleri çizmeye, heykeller inşa etmeye ve diğer sanat dallarıyla uğraşmaya başladılar. Çatalhöyük’te insanlar daha merkezi yerlere hareket etmesi sonucu Çatalhöyük’ün nüfusu ve nüfus yoğunluğu artmıştır. Bu nüfusun aşırı artma döneminde Çatalhöyük’ün klasik kum taşı evleri yetmiyordu. O yüzden Çatalhöyük’te yaşayan insanların evsiz kesimi kendilerine günümüzde gecekondulara benzer kerpiç evler yaptılar.

Halk önce bunu sıcak karşılamadı ama bir süre geçtikten sonra bunlar da Çatalhöyük’ün birer parçası oluverdi. Ondan sonra bu kerpiç gecekondular bir akım olarak belirdi ve kum taşından rahat evi olanlar bile kerpiç ev yapmaya başladılar. Birbirinden güzel yapıda kerpiç evler çıkmasına rağmen hava koşulları ve Çatalhöyük’teki güç sahibi bireyler tarafından bu kerpiç evler yıkılmıştır ama eğer Çatalhöyük’e giderseniz kerpiç ev temellerini görebilirsiniz. Kerpiç evlerin kerpiçleri doğa tarafından çözüldüğü için sertleşmiş bir biçimde olsa da Çatalhöyük’te bulunmamaktadır ama kerpiç evlerin olması gereken yerlerde ağaçlar görmek mümkündür.

Sayfa (32) Tartışalım: Medeniyet Tanımında Yer Alan Milletlerarası Ortak Değerler Neler Olabilir?

Hazırlanmaktadır…

Sayfa (32) Araştıralım: Türkiye’deki Tarihi, Arkeolojik ve Coğrafi Mekanlardan Hangileri “UNESCO Dünya Mirası” Listesinde Yer Almaktadır?

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Dünya Miras Alanı olarak belirlenmiş 1092 miras yer almaktadır. Türkiye’de Dünya Miras Alanı olarak bu listede 1 Ocak 2020 itibariyle 16’sı kültürel, 2’si karma olmak üzere 18 miras yeri vardır.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Türkiye’de bulunan kültürel ve doğal miras alanları hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için UNESCO Dünya Mirası Listesi Türkiye (2020 En Güncel Liste) başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Sayfa (33) Cevaplayalım: Göbeklitepe, Çatalhöyük ve Çayönü Merkezlerinin İnsanlık Tarihine Etkileri Nelerdir?

Anadolu’da yerleşik yaşama ve medeniyete dair ilk yerleşim alanları Göbeklitepe, Çatalhöyük ve Çayönü gibi yerlerdir. Bu yerleşim yerlerinin insanlık tarihine etkileri neler olmuştur?

Çatalhöyük (Konya)

Çatalhöyük’ü daha dikkatli şekilde inceleyecek olursak karşımıza tam anlamıyla bir medeni insan topluluğu çıkar. Bu yerleşim yerinde binalar arasında boşluklar, sokaklar yoktur. İnsanlar bir yerden başka bir yere gitmek istediklerinde komşularının çatılarının üzerinde yürürler. Bu günkü evlerin aksine dikey kapıları yoktur, insanlar çatılarındaki kapaklar sayesinde evlerine girerlerdi. Bunlar gibi özellikler sadece o zamanki mimari düzey ile ilgili değil, aynı zamanda kültürel özellikler, dini inanışlar ve koşullar hakkında da bilgi vermekte. Mesela binaların bitişik olmasının sebebi muhtemelen yırtıcı hayvanların içeri girmesini engellemek veya su baskınlarını önlemek; kısaca dış etkenlerden korunmaktır. Detaylı incelemeyle bu “dış etkenler” belirlenebilir ve bu da bize bölgenin o zamanki coğrafi özellikleri hakkında bilgi verir. Kültürel özellikler ve dini inanışları hakkında edindiğimiz bilgilere örnek verirsek de mezarlarına bakmak yeterli.

Çatalhöyük’te yaşayan halk, ölenleri sıkıca bağlayıp evlerindeki mezarlara, ailelerin yanına gömerlerdi. Ancak bu yan yana gömülen ailelerin arasında bir kan bağı bulunmadığı anlaşıldı, kan bağı olan insanlar birbirinden farklı evlere gömülmüşlerdi. Bu da akla şöyle bir senaryo getiriyor: Çatalhöyük’te bebek doğduğunda anne babasının yanında büyümüyor, rastgele aileler onlara bakıyordu. (Son düşüncelere göre o zamanlarda kadın birden fazla erkekle ilişkiye girerdi, kimden olduğu bilinmeyen çocuğa herhangi bir aile bakardı.) böyle olmasının sebebi ise bizi yine o zamanın koşullarına getiriyor.

O zamanlarda erkekler sürekli ava gidiyor, her gün geri dönmeme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlardı. Eğer herkesin bir ailesi olsaydı eve dönenler sadece kendi yavrusunun bulunduğu yuvaya avını götürecekti, çünkü canlıların hormonları kendi yavrularına öncelik tanıyacak şekilde evrimleşmiştir. Ancak bu yöntem sayesinde Çatalhöyük’te avların eşit dağılımı ve birliktelik sağlanmış, toplumun yaşam ömrü uzatılmıştır. Gördüğünüz üzere Çatalhöyük’ün sadece binlerce yıl dayanabilen parçalarına bakarak pek çok algıya ulaştık. Bu algılar da bizim ilk medeniyetler hakkında bilgi sahibi olmamızı, “medeniyet” kavramının anlamını daha iyi anlamamızı sağlar.

Göbeklitepe (Şanlıurfa)

Anadolu’daki ilk yerleşim aynı zamanda bütün dünyadaki en eski yerleşim yerleri olan Çatalhöyük ve çok da uzağında olmayan Göbeklitepe’dir. Göbeklitepe’nin yaklaşık 12 bin yıl önce inşa edildiği düşünülmekte, Çatalhöyük ise yaklaşık 9 bin yıl önce. Çin uygarlığının M.Ö. 1500’lerde, Hint uygarlığının M.Ö. 2500’lerde, Maya uygarlığının M.Ö. 2600’larda, mısır uygarlığının M.Ö. 3500’lerde, Sümerli uygarlıklarının 4000 yıl öncesine dayandığını düşünecek olursak, arkeolojik açıdan oldukça önemli olduklarını söyleyebiliriz. Aynı zamanda özellikle Göbeklitepe’de arkeologların ezberini bozan bilgiler ortaya çıkmıştır. En basitinden eskiden tarımın yerleşik hayatı getirdiği düşünülürken şu anda yerleşik hayatın tarımı getirdiği düşünülmekte. Bunun sebebi Göbeklitepe etrafındaki ilk tarım izlerine inşasından yaklaşık 500 yıl sonra karşılaşılması.

Bu insanlar avlanmaya hala devam ederken yerleşik hayata geçmişler, bu şekilde tarımı bulmak zorunda kalmış olmaları da şu anda elimizdeki en iyi bulgu. Bu arada, Göbeklitepe’ninin bir yaşam yeri değil aslında bir ibadethane olduğunu ve yakındaki yaşam alanlarından gelen insanların orada ibadetlerini yaptıklarının tahmin edildiğini unutmayalım. Böyle düşünülmesinin nedeni göbekli tepedeki devasa T şeklindeki heykeller ve sıkı sık karşılaşılan (genelde hayvanlar ve erkek organları) heykeller ve oymalardır.

Çayönü (Diyarbakır)

Anadolu’daki diğer ilk yerleşim yerlerinden bir başkası ise bundan 9000 yıl öncesinde, Diyarbakır’ın kuzeyinde bulunan Çayönü’dür. Çayönü Ergani Ovası’nda kurulan en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Araştırmalar sonucu Ergani Ovası’nda M.Ö. 12 binlerde meşe ağaçlarından bir orman olduğunu işaret etmektedir. Yani burada yabani keçi, sığır veya koyunlar gibi hayvanlarda yaşamıştır. Bu açıdan yemek bakımından bu alanın son derece zengin olduğunu söylemek mümkündür.

Bir süre sonra avcı-toplayıcı insanlara ev sahipliği yapan bu alan M.Ö. 10200 yıllarından itibaren insanların yerleşik hayata geçtiği ilk alanlardan birisi haline gelmiştir. Yabani baklagillerin tarıma katılması ve yabani olan bazı hayvanların evcilleştirilmesi burada gerçekleştirilmiştir. Bu önemli gelişmelerden dolayı bilim adamaları uygarlığın doğduğu yer olarak anmaya başlamıştır. Kazılar sonucunda obsidyen ve bazalt gibi taşlarla delici aletler ve süs eşyaları yapılmasına vesile olmuştur. Bir süre sonar hayvan kemiklerinden çengel, iğne gibi aletler yapılırken bakırın çıkarılması ile başka devletlerden yaklaşık 2000 yıl önce bakırı kullanmayı öğrenmişlerdirler.

Sayfa (34) Cevaplayalım: Destanların Kültürel Hayattaki Önemi Nedir?

Destanların kültürel hayattaki temel önemi anlatılarla geldiği için hem eski, daha doğrusu atalardan kalma bazı kültürel ögeleri taşımakla beraber anlatıcıların o zamanın kültürünün etkisi ile yeniden yorumlayabilmesi nedeniyle geçmişin genel bir harmanını sunmasının yanında doğrudan aktarılması ihtimaline dayalı bir sisteme sahiptir. Özellikle insanın küçük yaşlardaki kültürel ögelere dayalı ilk benliği kazandığı zamanlar için fazlasıyla önem arz eder. Örneklemek gerekirse ikizlerin her birinin farklı bir kültürün gelenekçi ortamlarda büyütülüp 4-5 yaşında bir araya getirildiklerinde fikir ve bakış açısı farkı edinmeleri fazlasıyla açık bir örnektir. Pekâlâ hayata bakış açısı olarak Ergenekon Destanı ile Odysseia Destanı’nın düşünce açısından aynı olduğunu kimse söyleyemez.

Bunun dışında toplumları yönetmek gibi birtakım politik faydaları da vardır. Sözlü tarihin milliyetçilik ile kesiştiği yönleri nedeniyle kolektif bir toplum yapısı oluşturmaya fazlasıyla yardımcı olur destanlar. Uç milliyetçilik ve geleneklere aşırı bağlanma kaynaklı gericiliğin de nedenlerinden biri budur. Fikir değişimi sonucunda anarşist olayları da tetikleme ihtimali de bulunsa da özellikle kolektif bilinçaltının kullanımı ve isyanları bastırma gibi pek çok işlevde sözlü kültürün yanında milliyetçi destanların kullanılabildiğini görürüz.

Sayfa (35) Cevaplayalım: Ateşin Kullanılmasının İnsan Hayatına Etkileri Nelerdir?

“Proceeding of the National Academy of Sciences” (PNAS) isimli bilim dergisinde yayımlanmış bir açıklamaya dayanarak ateşin yaklaşık olarak 1 milyon civarı yıl önce keşfedildiğini söyleyebiliriz. İnsanlar ateşi kontrol altında tutabildiklerini keşfetmeleriyle birlikte gıdaları pişirmeye başlamış ve gıda yoluyla bulaşma ihtimali olan hastalıkların oldukça büyük bir çoğunluğunu engellemiştir. Ayrıca bu gıdaların muhafaza edilme süresini uzatmış ve besin bulma zorluğu olan zamanların daha rahat bir şekilde atlatılmasını sağlamıştır. Yaşadıkları soğuk alanlarda (kutup bölgeleri gibi) ışık ve ısı ihtiyaçlarını karşılamış, sosyal olarak kaynaşmayı ilk defa ateşin etrafında kurdukları bir çemberde gerçekleştirmiştir. Ateşten çıkan dumanı kullanarak iletişim kurmuş, vahşi hayvanlara ve öbür insan topluluklarına karşı kendini savunmuş, madenleri ısıtarak işleyip şekil verebilmiştir.

Aslında ateşin keşfi insanlık tarihinde yaşanan en önemli gelişmelerden biridir. İnsanlar ateş etrafında otururken bugün konuştuğumuz dillerin ilk hallerini üretmiş ve sosyalleşmiştir. Ateş ayrıca kibrit, çakmak gibi bazı yeni icatların da bulunmasına vesile olmuştur. İlk insanlar ise ateş yakmak için önce çakmak taşını kullanmış daha sonra ise çubukları birbirine sürtmüş ve bu şekilde sürtünmeden yararlanarak ateş yakmıştır.

Sayfa (36) Tartışalım: Yukarıdaki Sözlerden Hareketle Yazının İnsan Hayatındaki Önemi ile İlgili Neler Söylenebilir?

Yazı geçmişten günümüze bir köprü kurar. Kültürün, bilimin, her türlü inanışın ve sanatın sürekliliğini sağlar. M.Ö. 2000 yılının ilk yarısında, Sümer kentinde, öğrencilerin günlük ödevlerinin olduğu uygulama kil tabletler bulunmuştur. Bu yazılar acemice çiziklerden ve mezun olma noktasında olan öğrencilerin aldığı belgelere kadar çeşitlilik göstermektedir. Bu belgeler, bize eğitim ve öğrenim hakkında birtakım bilgiler vermektedir. Sümer okulları mesleki eğitim vermeyi amaçlamışlardır. Özellikle tapınak ve sarayın ekonomik ve yönetsel gereksinimleri karşılama amacı ile kurulmuşlardır.

Okul, bilim ve kültür merkezi haline gelmiştir. Tanrıbilimi, bitkibilimi, hayvanbilimi, madenbilimi, coğrafya, matematik ve dil bilgisi eğitimi alan öğrencilerden, zaman zaman bu bilimlere katkıda bulunan bilim adamları ve bilginler yetişmiştir. Başlangıçta büyük bir olasılıkla tapınağa bağlı olan Sümer okulu, zaman içinde dinden bağımsız bir kurum haline gelmiştir. Öğretmenlerin ücretleri velilerden karşılanmıştır. Sümer okullarında mecburi bir eğitim bulunmamaktadır. Sümerliler, çocuklarını hem statü hem de ekonomik fayda sağlamak amacıyla okula göndermek istemişlerdir. Okulun asıl amacı öğrencilere yazı ve Sümercenin öğretilmesidir. Daha sonra kendilerine özgüven ve edebi metinler hazırlama öğretilmiş, her alandaki konular bilimsel yöntem ve sınıflandırılmalarla yapılmıştır. Bu yöntemler M.Ö. 3000 yılının ortalarından itibaren Sümer okullarında kitap haline getirilmiştir.

Sayfa (37) Yorumlayalım: Sümerlerin Yazıyı İcat Etmesi İnsanlık Tarihinde Ne Gibi Değişikliklere Neden Olmuştur?

Sümerler, yazıyı icat eden ve simgeler halinde bir iletişim dili ortaya koyan bir uygarlıktır. Bu sayede iletişimin sağlanmasında ve ekonomik gelişmelerin ilerlemesinde önemli bir etken oluşturmuşlardır. İnsanlık tarihinde edebiyatın gelişmesinden önce yazının icadı sayesinde tarım ve ticaret gelişmeye başlamıştır. Yazının icat edilmesi ile insanoğlu, elde ettiği birikimleri nesilden nesile sağlıklı bir biçimde aktarma fırsatı bulmuştur. Yazı, bilgi ve tecrübelerin tekrar edilmesinin önüne geçerek eski birikimlerin üzerine yenilerinin eklenmesini sağlamıştır. Her toplum, yazıyı aldığı toplumun dilinden ve kültüründen etkilenmiştir. Bu sayede toplumlar arası yazı geçişiyle birlikte dil etkileşimi de görülmüştür. Hâkim güçlerin dillerini bulundukları bölgelerde kabul ettirmeleri nedeniyle medeniyet çevreleri oluşmuştur. Dini, ticari ve edebi belgeler kayıt altına alınmıştır. Kanunlar yazılı hale gelmiştir. Herkes kanunları öğrenmiş ve uygulamıştır. Matematik işlemleri ve hesap yapma kolay hale gelmiştir. Haklar kayıt altına alınmıştır. Bilimsel gelişmeler artmıştır. Teknoloji gelişmiştir. Eğitim verebilme imkânı artmıştır.

Sayfa (37) Cevaplayalım: Yazının ve Yazı Araçlarının Gelişimine Hangi Milletler Katkı Sağlamıştır?

Mısırlılar, kullandıkları resimlerle yazının her iki şeklini de genişletip basitleştirmişlerdir. Basitleştirdikleri bu yazıya hiyeroglif yazısı denmektedir. Mısırlıların hiyeroglif yazısında üç binden fazla işaret olduğu tespit edilmiştir. Bu yazı biçimi resimlerden kurtulamadığı için alfabeye geçememiştir. Hititler ve Persler, yazılarını kilden tuğlalar üzerine ucu sivri bir çubukla yazmışlardır. Kullandıkları yazı çok ince ve birbirine benzemektedir. Bundan dolayı kullandıkları yazıya “çivi yazısı” adı verilmiştir. Çinlilerin kullandığı en eski hiyeroglifler M.Ö. 1766 yılına aittir. M.S. 200’lü yıllarda ise son şeklini bulmuştur. Bundan sonra Çin hiyeroglifleri bazı yerel değişikliklere uğramıştır ancak büyük bir değişiklik göstermemiştir. Çinliler bugün de hiyeroglif yazısını kullanmaktadırlar.

Fenikeliler daha önceki yıllarda Suriye’nin sahillerine yerleşmişlerdir. Ülkeleri tarım bakımından yetersiz olduğundan dolayı denizcilik ve ticaretle uğraşmışlardır. Bu nedenle ticaret yaptıkları ülkelerin uygarlıklarını incelemişler ve yaymışlardır. Bunun sonucunda 26 harften meydana gelen bir alfabe doğmuştur. Bu alfabe Yunanistan’dan İtalya’ya geçmiştir. İtalya’dan da bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Sümerler kil tablet üzerine yazmışlardır.

Mısırlılar Nil nehrinin vadisinde yetişen papirüs bitkisinin yapraklarına fırça ile yazmışlardır. Papirüsün tabletlere göre daha dayanıklı olma, kolay saklayabilme gibi avantajları olmasına rağmen sadece Mısır’da yetişmesi önemli bir dezavantajdır. Sonraki dönemlerde Bergamalılar hayvan derisinden parşömen adı verilen kâğıdı üretmeye başlamışlardır. Bu kâğıt türü diğerlerine göre daha dayanıklı olmasına rağmen maliyeti çok yüksektir. M.Ö. 2. yüzyılda Çinliler ilk defa selülozdan kâğıt üretmişlerdir. Çinlilerden kâğıt yapımını öğrenen Türkler ve Müslümanlar bu teknolojinin Avrupa’ya ulaşmasını sağlamışlardır. Matbaanın Çin’de icadı ve Uygurlar, Müslümanlar aracılığıyla Avrupa’ya ulaşması ile yazı tüm evlere hızlı ve ucuz bir şekilde girmeye başlamıştır. İlk bilgisayar ENIAC ile birlikte yazı dijital ortama geçmiştir.

Sayfa (43) Tartışalım: Geçmişten Günümüze İnsanın Günlük Yaşamını Kolaylaştıran Gelişmeler Nelerdir?

Hazırlanmaktadır…

Sayfa (43) Yorumlayalım: Konar-göçerler ile Yerleşik Toplumların Karşılıklı İlişkileri Hakkında Neler Söylenebilir?

En eski çağlardan, yani insanların besin ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla toprağı kullanmaya başlamalarından bu yana göçebeler ve yerleşik toplumlar karşı karşıya gelmiştir. Yaşanan tüm olaylar, onları ayırmış ve birbirlerini küçümsemelerine neden olmuştur. Çiftçiler için önemli olan küçük bir kasaba, bacası tüten bir kulübe, tohum atarken sabanın ardında bıraktığı iz, bir verdiğinde beş ya da on katıyla geri dönen tohumlardır. Göçebeler içinse uçsuz bucaksız diyarları, özgürlüğü ve onlara hayat veren sürüler önemlidir. Göçebeler kaçacak yeri ve yolu olmayan çiftçilere baskın yapar ve ganimetleri topladıktan sonra geldikleri gibi hızla çekip giderlerdi. Göçebeler, kendilerine yakın yerlerde yerleşim yerleri bulunan çiftçilere saldırmak yerine; nedeni bilinmeyen bir şekilde onları korurlar ve gözetirlerdi. Onlardan uzak yerlerde bulunan topluluklara gitmeyi tercih ederlerdi.

Konar göçer toplumlar ve yerleşik toplumlar arasında çok büyük farklar vardır. Konar göçer toplumların hayatını devam ettirmek yani gelir elde etmek için uğraştıkları iş hayvancılık, avcılık ve ticarettir. Bu işlerden en çok hayvancılığa önem vermiş ve en çok da hayvancılıkla uğraşmışlardır. Yerleşik toplumlar ise tarım, hayvancılık, ticaret meslekleriyle uğraşmışlardır. Bu mesleklerden en çok tarıma önem verip en çok tarımla uğraşmışlardır. Konar göçer ve yerleşik toplumların arasındaki ilişki ise çok iyi değildir çünkü genelde konar göçerler, yerleşik toplumlardan zorla veya arkadaşlık neticesinde hep yararlanmışladır. Yerleşik toplumlar bu yüzden konar göçer toplumlara güvenememiş, onlara karşı sürekli tedirgin bir hayat yaşamışlardır ve konar göçerlere “hırsız” demişlerdir. Konar göçerler ise buna karşılık yerleşik toplumları “tutsak” olarak adlandırılmıştır.

Sayfa (45) Cevaplayalım: Günümüzde Siyasi Nedenlerle Yaşanan Göçlere Örnekler Veriniz.

Tüm bu göçlerin yanında bir de siyasi nedenler yüzünden göç eden insanlar da vardır. Günümüzde de gördüğümüz bu göçler bazen haklı bazen de haksız olarak gerçekleşir ve hukuk sistemine olan güvensizlik gereği de gerçekleşir. İnsanların siyasi nedenlerle göç etmesi sosyal düzenin de değişmesine neden olur ve bu gibi sebeplerden dolayı göç her şartta kötü ve zor bir olaydır. Siyasi göçlere örnek olarak, Suriye’de yaşanan savaş sonucu ülkemize yani Türkiye’ye göç gelmesi, 1980lerde Bulgaristan’ın Türklere yaptığı etnik baskılar sonucu vatandaşlarımızın ülkemize gelmesi, Doğu bölgelerinden terör nedeniyle vatandaşlarımızın göç etmesi, İsrail’in dini, etnik baskıları sonucu Filistinlileri göçe zorlaması ve Afganistan’da yaşanan siyasi sorunlar yüzünden meydana gelen göçler örnek olarak verilebilir.

Sayfa (48) Tartışalım: İnsanların Birlikte Yaşama Gereksinimleri Hangi Kurumları Mecburi Hale Getirmiştir?

İnsan ırkı tek başına yaşayamaz ve sosyalleşmesi gerekir ve bu sosyalleşme ihtiyacı doğrultusunda bazı kurumlar ortaya çıkmıştır. İnsanlar sosyalleştiği zamanda başka insanlara karşı kendi sınırlarını ve çizgilerini koymuştur ve buda kültürlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ancak bu kurumlar sadece kültür ile alakalı değildir bu kurumlar aynı zamanda da insanların temel haklarıyla da alakalıdır. Hastane bunlardan bir tanesidir hastane, insanların hastalandığı zaman gidip tedavi olduğu bir sağlık kurumudur.

Emniyet kurumları da insanların korunmasıyla alakalıdır. İnsanlar sosyalleşince birtakım problemler de ortaya çıkabilir. Bunu önlemek içinde emniyet kurumları vardır. Ancak insanlar arasında her zaman birtakım problemler çıkacaktır. Bu problemler için de adalet kurumları vardır. Adalet kurumları insanların kendi haklarının savunması zarar veren insanın da birtakım cezalar alması için vardır. Ve bunlardan en önemlisi eğitim kurumlarıdır eğitim kurumları her şeyin başıdır eğer düzgün eğitim alınmazsa bu kurumlar hiçbir zaman doğru işlenmeyecektir, eğitim kurumları insanların düzgün bir eğitim alması için vardır ve herkesin eğitim alabilmesi için eğitim ücretsizdir.

Sayfa (48) Araştıralım: Günümüzde Kabile Anlayışına Sahip Topluluklar Hangi Bölgelerde Yaşamaktadır?

Günümüzde kabile anlayışına sahip topluluklar çok fazla yoktur. Ancak var olan kabile toplulukları kendilerinden farklı hiçbir insanla konuşamayacağı hatta göremeyeceği izole ortamlarda yaşarlar bu topluluklar kendilerinin yanına gelen insanlara karşı çok saldırgan ve agresif yaklaşırlar çünkü bu topluluklarda koruma içgüdüsü çok gelişmiştir ve her yanlarına gelen insanları kendilerine zarar verecek varlıklar olarak görürler. Bu topluluklar şu anda Afrika ve Amazon ormanları gibi izole edilmiş yerlerde yaşamaktadır. Bu topluluklara örnek olarak Sentinel kabilesi verilebilir. Sentinel kabilesinin yaklaşık 60 bin yıldır aynı adada izole bir biçimde yaşadığı düşünülüyor. Sentinellilerle ilk kez 1880’de Maurice Vidal Portman tarafından iletişime geçildi. Portman tarafından adadan zorla kaçırılan 6 Sentinelli ile iletişim kurmaya çalıştı ancak Sentinelliler Portman’ın kedileriyle iletişim kurmalarına izin vermediler.

Sayfa (56) Yorumlayalım: Mısır ve Hitit Ordularınının Birbirlerine Üstünlük Sağlayamamalarının Nedenleri Neler Olabilir?

Mısır ve Hitit orduları arasında gerçekleşen Kadeş Savaşı’nda iki ordu da birbirine üstünlük sağlayamamıştır bu durumun nedenleri ise her iki ordunun güçlerinin birbirine yaklaşık olarak eşit seviyede olmasıdır. Ordulardaki savaşçı sayısı ve savaş arabaları yaklaşık olarak aynıydı. Aynı zamanda her iki tarafta birbirinin açıklarını değerlendirememiştir ve de taktiksel hatalarda bulunmuştur. Bu hataları ise doğru bir şekil lehlerine döndüremedikleri için iki tarafta bir üstünlük sağlayamamıştır.

Sayfa (57) Tartışalım: Türk Töresinin Siyasi ve Sosyal Hayata Etkileri Nelerdir?

Hazırlanmaktadır…

Sayfa (57) Araştıralım: Türk Töresinde Hırsızlık, Cinayet ve Ordudan Kaçma Suçlarının Cezası Nedir?

Hazırlanmaktadır…

Sayfa (59) Cevaplayalım: Urkagina ve Hammurabi Kanunları’nın Meşruiyet Kaynakları Nelerdir?

Urkagina bir Sümer imparatorudur. Sümer imparatoru adaletli yönleri ile tanınmıştır. Devlet işlerinin yazılı kanunlara dayandırılması ve kendisinden sonraki hükümdar ve yöneticilerin de bu kanunlara bağlı kalabilmesini istemiştir. Yazılı kanunlar oluşturmuştur ve yürürlüğe koymuştur. Açık bir şekilde suç maddelerini belirtip ceza karşılıklarına da yer vermiştir. Bu kanunlar zamanla Urkagina ismini almış almış ve günümüze kadar bu şekliyle ulaşmıştır. Urkagina Kanunları dönemin imparatoru tarafından bizzat oluşturulmuştur. İmparatorun imzası ve onayını içeren kanunlar olduğu için kanunlara uyulmak zorunda kalmıştır. Kanunlar ile imparator kendi sınırlarını bile belirlemiş ve kendini de kanunlara tabii tutmuştur.

Hammurabi Kanunları ise Babiller tarafından oluşturulmuştur ve yürürlüğe onulmuştur. Babil imparatoru Hammurabi bu kanunları bizzat kendisi oluşturmuştur. Bu kanunlar ile de farklı sınırlar ve haklar kral için getirildi. Her iki kanunu da incelediğimizde meşruiyet kaynağının bizzat devlet yani hükümdarlar olduğu görülecektir. Meşruiyet olarak devletin yani en yetkili kaynak olarak hükümdarın gösterilmesi kanunların daha çabuk uygulanması ve kabullenmesini sağladı. Bu kanunlardan internet sitelerinde tam olarak belirtilmemiş olsa da bildiğimiz şey ağır suçlar karşısında idam veya para cezası tarzı uygulamalar vardı.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabının ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölümü Cevapları

Aşağıdaki terimleri birer cümleyle açıklayınız.

Meşruiyet Nedir?

Politik bir yapıya, devlete veya hükümete bağlı kalıp kalmamak durumudur. Ayrıca siyaset biliminde bir teoriyi benimseyip benimsememek gerektiğini de belirleyen yaklaşımdır. Bir iktidar sahiplerinin veya kural sisteminin haklı olması veya olmamasıdır. Siyasi iktidarın toplumun isteğine ve onayına dayandırılmasıdır.

Monarşi Nedir?

Tek bir hükümdarın yönetici olduğu yönetim biçimidir.

Aristokrasi Nedir?

Aristokrasi, yönetimin soylu kesimin elinde bulunduğu yönetim biçimidir.

Mezopotamya Neresidir?

Orta Doğu’da, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgeye İlk Çağ’da verilen addır.

B Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

1. Eflatun insanların yazıyı kullanmaya başladığında kendi belleklerini kullanmayı bırakıp unutkanlığın baş göstereceğini düşünür ve bu yüzden insanların kendi belleklerini kullanmaları gerektiğini düşünür.

2. Göç eden toplumlar birlikte hareket etme ve haberleşme konusunda öne geçmişlerdir. Bu faaliyetleri tatbikat olarak gerçekleştirmişlerdir. Bu yüzden de askeri alanda daha gelişmişlerdir.

3. Yazıdan önce haberleşmede mektup gibi bir şey kullanılamayacağı için insanlar at üstünde saatlerce yol gidip haberleşiyorlar veya bağırarak, yakarak haberleşiyorlardı. Yazının bulunmasıyla iletişim çok daha kolay bir hale gelmiştir.

4. Hammurabi Kanunları’nın genel özellikleri basit mantıkla göze göz, dişe diş olarak yorumlanmaktadır. Bu kanunlar suçun ağırlığında bir ceza verir.

5. Mısırlıların gizemli mimariler ortaya koymalarının ana sebebi inançlarıdır, hayatları boyunca mistik ögelere inanç beslemişlerdir.

6. Asurlular, Lidyalılar, Fenikeliler, Soğdlar. Soğdlar, Orta Asya’da hüküm sürüp Orta Asya’nın en temel ekonomik merkezi niteliğindedirler. Asurlular, Mezopotamya’da bulunup Anadolu’da da varlık göstermişlerdir. Lidyalılar parayı bulduklarından dolayı ticarette çok gelişmişlerdir. Fenikeliler de bulundukları yer tarıma ve hayvancılığa elverişsiz olduğu için deniz ticaretine yönelmişlerdir.

7. Eski çağlarda o bölgede yaşayan uygarlıklar hakkında bilgi edinmek için bu arkeolojik kazılar yapılmaktadır ki 9000 yıllık bir geçmişe sahiptir.

C Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları “Tarihi Aydınlatan Bir Yer: Göbeklitepe” başlıklı metinden hareketle cevaplayınız.

1. Toprakları çok bereketli olmasından dolayı aynı zamanda haritada bir hilal şeklinde olmasından dolayı Bereketli Hilal adıyla anılır.

2. Göbeklitepe‘deki tapınak daha sonra inşa edilecek olan tapınaklara bir nevi yol göstermiş ve inancın sembolü olarak bulunmuştur.

3. Araştırmacılar semboller üzerine çalıştığına 13.000 yıl önceki bir kuyruklu yıldız hakkında bilgiler elde etmişlerdir. Bu o dönemde astronomi çalışmalarının yapıldığına kanıt olarak gösterilebilir.

4. Ayasofya, Aspendos, Sardes Artemis Tapınağı (Manisa), Efes Celsus Kütüphanesi, Afrodisias’daki Tetrapylon, Afrodisias’daki stadyum, Antoninler Çeşmesi Sagalassos (Burdur), Aizanoi Zeus Tapınağı.

Ç Bölümü Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. Cevap: D Yazıdan önce kil tabletler olamaz.

2. Cevap: E Bu olayların hepsi Doğu ve Batı’yı kaynaştırmıştır.

3. Cevap: E Akadlar İlk Çağ’da yoktur.

4. Cevap: A Coğrafi konumları sayesinde tarıma yönelmişlerdir.

5. Cevap: B Kollektif cezada suçtan suçlunun yakınları da etkilenir.

6. Cevap: C Friglerde kolonizasyon göremeyiz.

7. Cevap: D Ticari nedenleri bu göçlerin nedeni olarak alamayız.

8. Cevap: E Geometri ve Eczacılık.

9. Cevap: C Urartu ve Fenikeliler coğrafi konumlarından dolayı bu alanlarda gelişmişlerdir.

10. Cevap: C İskender ve Roma’da bu etkileri görürüz.


Not: 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 2. Ünite başlıklı yazımız, MEB tarih ders kitabındaki 2. ünite içinde yer alan tüm konu içi soruların cevapları ile 2. ünite başında yer alan Hazırlanalım, 2. ünite sonunda yer alan Ölçme ve Değerlendirme bölümü soruları cevaplarını kapsamaktadır.

9. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamı için 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler (2019-2020) başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yanıtını daha ayrıntılı öğrenmek istediğiniz tüm soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi