9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı – Yeni Müfredata Göre (2021-2022)

2020-2021 9. Sınıf Tarih Dersi 1. Dönem 2. Yazılı Sınavı

9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı

Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’ne göre öğrencilerin başarısı; öğretim programı öğrenme kazanımları esas alınarak dersin özelliğine göre yazılı sınavlar, uygulamalı sınavlar, performans çalışmaları ve projeler üzerine alınan puanlara göre belirlenir. Tarih dersinde öğrenci başarısını tespit edebilmek için kullanılan araçlardan biri de yazılı sınavlardır. Bu yazımızda 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı örneğini paylaşıma açıyoruz.

9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı

Tarih dersi yazılı sınavları ile ilgili 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı örneği aşağıda yer almaktadır. 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 1. Yazılı örneği yönetmelik gereği açık uçlu sorulardan oluşmaktadır. Ancak 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı içine kısa yanıtlı, doğru-yanlış, eşleştirmeli veya çoktan seçmeli test gibi sorular da eklenebilir.

Aşağıdaki 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı örneği 2021-2022 eğitim öğretimi yılı için yeni müfredata göre hazırlanmıştır. Bu yazılı sınavda sınav kapsamındaki ilgili kazanımlardan 10 soru bulunmaktadır. 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı sınavı  içerisinde analiz ve değerlendirme düzeyindeki kazanımlara yönelik birden fazla soru yer almaktadır.  Bu tarih yazılı sınavı içerisinde yer alan sorular puanlanmamıştır. Puanlama işi tarih öğretmenine bırakılmıştır.

Tarih dersi öğretim programında yer alan becerilere ve kazanımlara göre hazırlanan 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı sınavını bilgisayarınıza kopyalayarak üzerinde düzenleme veya değişiklik yapabilirsiniz.

Yanıt Anahtarı: 9. Sınıf Tarih 1. Dönem 2. Yazılı cevap anahtarları sorulardan hemen sonra aşağıda ayrı bir başlıkta yer almaktadır.

2021-2022 9. Sınıf Tarih Dersi 1. Dönem 2. Yazılı Sınavı

2021-2022 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

……………………………… LİSESİ

9. SINIF TARİH DERSİ 1. DÖNEM 2. YAZILI SINAVI

SORULAR

1. İlk Çağ’da ortaya çıkan ilk siyasi organizasyon (ilk devletler, ilk yönetim şekilleri) türleri nasıldı? Bununla bağlantılı olarak şehir devletlerinin (site, polis, nom vb.) siyasi yapısı hakkında bilgi veriniz.

2. Hukuk, Yasa, Kanun, Kural, Töre kavramlarını açıklayarak Urkagina ve Hammurabi Kanunları’nın meşruiyet kaynakları belirtiniz.

3. Orta Çağ imparatorluklarının (Roma, Bizans, Sasani, Moğol) askeri durumları hakkında bilgi veriniz.

4. Orta Çağ’da Avrupa’da yaşanan Veba Salgını (1347-1351) ile kediler arasında nasıl bir ilişki vardır?

5. Artı ürün nedir? Artı ürün nasıl ortaya çıkmıştır?

6. Orta Çağ’daki ticaretin toplumsal tabakalaşma ve sınıflar üzerindeki etkisi neler olmuştur?

7. Orta Çağ’da ücretli askerlik sistemi nasıl işlemiştir? Tarih boyunca başka devletlerde çalışan ücretli Türk askerleri hakkında bilgi veriniz.

8. Orta Çağ’da devletlerin kullandığı savaş araç gereçleri ve silahları nelerdir? Top ve tüfek gibi ateşli silahlar ne zaman, niçin ve nasıl kullanıldı?

9. Cengiz Han Yasası’na örnekler vererek bu kanunlar hakkında genel tarihi bilgi veriniz.

10. 12 Levha Kanunları kim tarafından, ne için, nasıl ve ne zaman oluşturulmuştur?


2021-2022 9. Sınıf Tarih Dersi 1. Dönem 2. Yazılı Sınavı Cevap Anahtarı

9. SINIF TARİH DERSİ 1. DÖNEM 2. YAZILI SINAVI

YANITLAR

1. Bilinen ik siyasi organizasyonlar antik medeniyetlere ait kabile veya şehir devletlerinindir. Bu medeniyetlerin başında duran kişiler ise genelde kral veya feodal yöneticilerdir. Bahsedilen yöneticilerin ise bağlı olduğu bir üst yönetici vardır. Bu üst düzey yöneticiye “büyük kral” denir. Aslında bu sistem günümüzde bulunan muhtar-vali-cumhurbaşkanı sisteminin genelleştirilmiş hali olarak da açıklanılabilir. Medeniyetin yaşam stilleri de bahsedilen yöneticinin otoritesine bağlıdır. Eğer güçlü ve yetkili bir yönetici var ise, merkezi bir devlet yapısı oluşurken; güçsüz ve yetkiyi elinde yeteri kadar bulunduramayan bir yöneticinin bulunduğu halk ise kabileler merkezinden daha bağımsız bir biçimde yönetilmektedir.

Zamanın ilerleyişi ile maden keşifleri sonucu demir ve benzeri metaller kullanılmaya başlandı ve elde edilen bu materyaller ile sivri ve kesici, silah niteliği taşıyan eşyalar üretildi. Bu ve bunun gibi yenilikler sonucu rekabet ortaya çıkmaya başladı çünkü tüm bölgelerde ortaya çıkan maden çeşitleri ve farklıydı ve bu güç farklılığına sebep oluyordu. Bu durumlar sonucu üstünlük sağlamayı amaçlayan farklı topluluklar üstünlük sağlama amacı ile devlet, ordu ve komutan gibi kavramlar ortaya çıkmaya başladı ve “herhangi bir yere hükmetmek” kavramı yaygınlaştı. Bahsedilen olaylar sonucu kültür ve ırk farkları ortaya çıktı ve bu farklılıkları birleştirerek imparatorluk görünümü kazanıldı.

2. Hukuk: Toplumun düzenlenmesi bağlamında devletin temellendirdiği ve güçlendirdiği ve bu doğrultuda belirlediği yasalardır.
Yasa (Kanun): Yasama gücü doğrultusunda eylemler gerçekleştiren devletin düzenleme amacıyla tüm vatandaşlara zorunlu tuttuğu kural veya kurallar bütünüdür.
Kural: Herhangi bir şeye yön veren ilke ve ilkelerdir.
Töre: bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş geleneklerin, göreneklerin, ortak alışkanlıkların kısaca yazısız kuralların bütünüdür.

Tanımlardan anlaşılabilir ki kurallar yasaları, yasalar ise hukuğu oluşturmaktadır. İlk şehir devleti ve imparatorluklar da başlangıçta önce kuralları ardından yasaları belirlemiş, devamında ise hukuk sistemlerini oluşturmuştur.

Urkagina ve Hammurabi yasaları hakkında açıklamada bulunmak gerekirse, Hammurabi kanunları, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda sahip olunan kültürden yola çıkarak oluşturulan yasaların uygulanmasıdır. Yapılan kanunların ana amacı vatandaşların ve yöneticilerin hayatını olduğundan daha düzenli hale getirmektir.

Urkagina kanunları, getirildiği dönemden kaynaklı olarak kesin bir biçimde söylenebilir ki din adamlarının halk üzerinde yapmış olduğu baskıyı azaltmak amacıyla yayınlanmıştır. Toplumların düzeninde değişimler yaratmış kanunlardan biri olan Urkagina, insan hukuk arayışı açısından temsili olarak en önemli kanunlardandır.
İki kanunun arasındaki temel farklara bakıldığında söylenebilirki Hammurabi kanunları Urkagina kanunlarına göre daha sert bir yapıdadır. Ayrıca Hammurabi kanunları daha ırkçı bir yaklaşım ile ve miras, ceza gibi konuları aynı anda içinde bulundurarak daha kapsamlı bir biçimde hazırlanmıştır.

3. Bizans ve Roma İmparatorluğu: Augustus’un kumuş olduğu Roma ordusu, sahip olduğu ortalama 300.000 kişilik asker popülasyonu ile Antik Çağ’ın en büyük ordularından biridir. Roma İmparatorluğu’nun asker alımı sisteminde dönemdeki insan popülasyonun çok kalabalık olmaması ve neredeyse her dönemde asker ihtiyacı bulunulmasına rağmen, yalnızca Roma vatandaşı olan insanların orduya alınma durumu söz konusudur. Ordu da bulunan askerlerin siyaset ile ilgilenmesinde bir sakınca bulunmuyordu. Bunun muhtemel sebebi ise bulunulan dönemde yöneticilerin genelde asker olmasıdır. Bizans İmparatorluğu’da genel olarak Roam imparatorluğu ile benzer geleneklere sahiptir. Roma İmparatorluğu’ndan farklı olarak Bizans ordusunun büyük bir kısmını piyade ve süvariler oluşturmaktadır.

Sasani İmparatorluğu: Sasani İmparatorluğu bakıldığında, Orta Asya’da yer alan Türk toplumlarına askeri açıdan en çok benzeyen imparatorluktur. Sasani devleti orduya önem veren ve iktidarı ordunun yönlendirdiğini kanısında olan bir imparatorluktur. Bu doğrultuda uyguladıkları savaş taktikleri, gelenekleri ve askeri düzenleri diğer toplum ve orduları da büyük ölçüde etkilemiştir.

Moğol İmparatorluğu: Moğol imparatorluğunun savaş taktikleri Roma ve benzeri orduların aksine güç gösterisi veya doğrudan saldırıya değil, doğru saldırı taktik ve yöntemleri ile hızı dengeleyecek bir biçimde oluşturulan “zekice” olarak nitelendirilebilecek bir sistem üzerine kuruludur. Kültürel ve geleneksel açıdan incelelenecek olunursa ise söylenebilir ki, Moğol askerleri dışı metal vb. madenlerden içi ise deriden bir miğfer takardı. Bu miğferin ana iki amacını iklimin olumsuz etkilerinden korunmak (deri kullanımından anlaşılabilir) ve kafa darbelerinden oluşabilecek zararları en düşük seviyeye getirmektir (Demir, bronz gibi metallerin kullanılması).

4. Veba ve kediler arasındaki ilişkinin temeli cadılar ve veba arasındaki ilişkiden gelmektedir. Veba’nın yaşandığı dönemde salgın dolayısıyla artan ölüm oranları sonucu bazı insanlar bunun Tanrı’nın veya bir insan topluluğunun suçu olduğunu düşünmüştür. Açıklanan insan topluluklarından en fazla göze çarpanları ise cadı, bir diğer söylem ile bedeni herhangi bir güç tarafından ele geçirilmiş olduğu düşünülen insanlardır. Cadı olarak nitelendirilen bu insanlar, hastalığın yayılmasını engellemek amacı ile diri diri yakılmıştır. Ancak salgın ve ölüm oranlarının devamlılığını yitirmediği anlaşılınca suçlanacak biri bulmak amacı ile çevre tekrar incelenmeye başlanmış; bunun sonucunda ise dışarıda gece çok fazla gezmeleri ve parlayabilen gözlere sahip olmaları sebebi ile kediler cadıların büyüledikleri hayvanlar olarak görülmeye başlanmıştır.

Bunun sonucunda ise cadı olarak nitelendirilen insan topluluklarında yaşanan durumun bir benzeri yaşanmış, kediler toplu bir biçimde katletmişlerdir. Ancak sonrasında fark edilmiştir ki kediler, bu salgın sürecinde savunma anlamında en önemli silahlardan biri konumundadır. Bunun sebebi ise virüsün fare biti ile taşınması ve kedilerin fareleri avlama içgüdüsüne sahip olmasıdır. Kedilerin azalması ile ekolojik dengenin bozulması sonucu fare sayısı artış göstermiş, salgının yoğunluğu büyük bir artış göstermiştir. Bu durum yorumlanırsa görülebilir ki insan oldukça bencil bir hayvandır. Ekolojik denge, hayvan hakları gibi etkenleri düşünmeden veya detaylı bir gözlemde bulunmadan yalnızca kendi kazançları ve hayatları doğrultusunda, hem hayvanların hem de hemcinsi olan Homo Sapiens’in varlığını riske atmıştır.

5. Bilindiği üzere Maslow teorisinde en temelde ve en altta bulunan katman temel ihtiyaçlardır. Barınma, yeterli beslenme, giyinme bazı temel ihtiyaçlardır. Belirtilen temel ihtiyaçlar doğrultusunda gereken tüm ürünler karşılandıktan sonra fazladan üretilen tüm ütünler “artı ürün” olarak değerlendirilir. Gıda, içecek çeşitleri, kumaş parçaları olası artı ürün örnekleridir.

Bilindiği üzere modern zamanlar öncesi dönemlerde teknoloji ve ulaşımın yeteri kadar gelişememiştir. Bu sebeple bazı dönemlerde kıtlıklar yaşanmıştır. Kıtlık yaşanan dönemlerde yaşamı devam ettirebilmek ve insanları olabildiğince sağlıklı tutmak için depolamaya önem gösterilmiştir. Buna örnek olarak Mısır bölgesinde yer alan uygarlıkların yaşanan kuraklığın etkisi ile gerçekleşen kıtlık sonucu sulama kanalları yaptığı bilinir. Sulama kanallarının getirdiği anlık verim sonucu artı ürünler ortaya çıkmıştır. Yaşanan artı ürün artışı sebebi ile ise depolamaya ve bu ürünlerin yönetimi ile ilgilenilmeye gerek duyulmuştur. Bu gerek duyulma sonucu tüccar, esnaf vb. birçok meslek ortaya çıkmıştır. Yorum yapmak gerekirse, bu mesleklerin devamlılığı günümüzde hala artı ürün varlığı ve kullanımının aktif olduğunu gösterir.

6. Orta Çağ’daki Asya ile Avrupa arasındaki ticaret faaliyetleri genellikle ticaret yolları vasıtasıyla gerçekleşmiştir. toplum içerisinde ticaretle uğraşan bir sınıfın toplum içerisinde yer etmesine yol açmıştır. Bu ticaret faaliyetleri sonucu yeni bir sınıf belirginleşmiş. Bu yeni belirginleşen sınıf, coğrafi keşifler sırasında keşfedilen yeni yerlerin değerli kaynaklarını sömürerek güçlenecek Avrupa’yı karışıklığa sürükleyen klişenin güç kaybetmesine neden olan reform hareketiyle ise kilisenin kaybettiği güç ve itibarı kendisi kazanacaktır. Toplumsal tabakalaşma kavramı insanoğlunun ürettiği sosyo-ekonomik, politik sistemler sonucu ortaya çıkan bir sınıflandırma ile ilgili sosyolojik bir kavramdır ve toplumların maruz kaldığı eşitsizlikleri indike eder. (Orak) Toplumsal tabakalaşma tarımsal üretimin artışı ve zenginliğin artması sonucu artmıştır. Tarih boyunca ise kölelik, kast sistemi ve mevkiye bağlı sistemler toplumsal tabakalaşmaya örnek verilebilir. Ticareti elinde bulunduranın güç sahibi olduğu ve karar verme yetkisinin ona verildiği bir devirde toplumsal farklar ticaretin bir güç kaynağı haline gelmesi sonucunda oluşmuştur.

7. Orta Çağ Avrupası devletlerin içlerinde merkezi otoritenin yoksunluğu sebebiyle kurulan derebeylikler tarafından yönetiliyordu. Orta Çağ’da bir devletin gücü o devletin ekonomik ve askeri durumuna bakılarak ölçülürdü. Doğu Roma, Sasani ve Moğol imparatorlukları Orta Çağ’ın en güçlü imparatorluklarıdır. Doğu Roma ordusunun büyük çoğunluğu paralı askerlerden oluşmaktaydı. Doğu Roma ordusu İstanbul’da bulunan ve sayıları fazla olmayan merkez kuvvetleri haricinde eyalet askerleri ve Doğu Roma’ya tabi olan devletlerin gönderdiği birlikler bulunmakta iken Moğol ordusu, Mete Han’ın geliştirdiği onluk ordu sistemine göre teşkilatlanmış bir merkezi ordusu bulunmaktaydı.

Devletlerin güçlü olarak adlandırılmalarında ve dünya düzeninde söz sahibi olmalarında iki temel şarttan birisi olan askeri gücü bulundurmak farklı yöntemlerle sağlanmıştır. Bu yöntemlerden bir tanesi de ücretli askerlik sistemidir. Bu sistem içerisinde Türkler de yer almıştır. 11. Yüzyılda Türkler, Doğu Roma ordusunda bulunan Türkler Doğu Roma ordusunun ücretli askerler tarafından oluşturulan kısmının büyük bir bölümünü oluşturmaktaydılar. Peçenek, Kuman ve Uzlardan oluşan bu Türk ücretli birliği Anadolu’da bulunan kendi soydaşlarına karşı Doğu Roma adı altında savaşmıştırlar. Doğu Roma’nın kullandığı bu ücretli asker uygulaması Malazgirt Savaşı’nda kendi aleyhine işlemiştir. Kendi ordusunda bulunan ücretli Türk askerler karşı tarafın Türk devleti olduğunu öğrendiklerinde taraf değiştirmişlerdir.

8. Orta Çağ’da devletlerin kullanıldığı savaş araç gereçlerini incelerken savaşlarda kullanılan birlikleri de incelememiz gerekir. Avrupa’ya Orta Çağ’dan sonra 8. yüzyılda gelmesine karşın Çin ve Orta Doğu’da uzun zamandır kullanılan üzengi at kullanımını önemli ölçüde etkilemiştir. Üzenginin kullanıldığı Orta Doğu ve Çin’de askeri birlikler savaşlarda ve keşif görevlerinde önemli rol üstlenmelerine karşın Orta Çağ Avrupa’sında çok hafif silahlarla donatılmış askerler izcilik ve destek faaliyetlerinde rol üstlenmişlerdir. Piyade birlikleri kendi aralarında çeşitlenmekteydiler: okçu birlikleri, kılıç ve kalkanlı birlikler, mızraklı birlikler ve sadece kılıçlı birlikler bu çeşitlerden en yaygın olanlarıdır. Bu birlikler kullandıkları savaş araç gereçlerinin onlara sağladığı avantaj ve dezavantajlar sebebiyle kimi durumlarda en ön cephede tutulurken kimi durumlarda ise geri planlarda tutulmuşlardır. Bu birliklerin savaş araç ve gereçlerine bakılırsa ortalama bir okçu asker Avrupa’da çoğunluğu bez bazı durumlarda az miktarda çelik içeren zırhlar kuşanır. Silah olarak, değişkenlik gösteren boyutlarda yaylar ve oklar kullanırlar.

Ortalama bir kılıç ve kalkanlı asker Avrupa’da çelik bir zırhla beraber çoğunlukla tahtadan yapılma bir kalkana sahiptir. Silah donanımı olarak kılıçları ortalama boyutlarda olup yanlarında bir de hançer bulundurmaktadırlar. Ortalama bir sadece kılıç bulunduran asker kalın bir çelik zırh kuşanmış olup silah olarak uzunluğu yüz on beş santimetre ile iki metre arasında değişmekte olan bir kılıç bulundurur. Orta çağın sonlarına doğru yaygınlaşan top ve tüfek gibi ateşli silahlar kuşatmalar sırasında yoğun olarak kullanılmıştır. Toplar kuşatılacak köy, kasaba, şehir surlarının etrafına belirli aralıklarla yerleştirilir önden önce barut doldurumu yapılır sonrasında top konularak ateşe hazır hale getirilir ve bombardıman başlardı.

Toplar büyük ölçekli olmadıkları sürece fiziksel olarak yeterli etkiyi bırakmaktan ziyade savaştaki moral algısı üzerinde etkili olurdu. Orta Çağ’da kullanılan tüfekler günümüz tüfeklerinin atası olup hareket kapasitelerinin kısıtlı olmasından ötürü sabit şekilde kuşatmalarda kuşatan taraf ya da kuşatılan taraf tarafından kullanılmışlardır. Top ve tüfekler orta çağın sonunda gösterdikleri gelişme sonucu önemli birer savaş aleti haline gelmiş ve İstanbul’un Fethi sırasında kullanılan top ve tüfek teknolojisi sayesinde Orta Çağ bitip Yeni Çağ başlamıştır.

9. Cengiz Han Yasası, Cengiz Han’ın Moğol ordusuyla fethettiği geniş topraklara yayılan Moğol İmparatorluğu’nun düzen, tertip ve yönetimini sağlamak için metinleştirdiği yasalardır. Cengiz Han Yasası cezalandırmanın ağır ve çoğunlukla ölüm ile sonuçlandığı bir yasa sistemidir. Moğol İmparatorluğu Cengiz Han liderliği döneminde ulaştığı geniş sınırlar içerisinde (Japon denizinden Polonya içlerine ve Macar ovalarına kadar Çin, İran, Rusya, Kazakistan dahil çeşitli ülkeleri içine alan bir sınır) yer alan insanların yönetilmesi Cengiz Han Yasası’na dayanarak yapılıyordu.

Cengiz Han Yasası’nın uygulanması için bu uygulamaları gerçekleştiren kesim bin altı yüzlü yılların ikinci yarısından itibaren genel olarak ikiye ayrılan Moğol feodal kesiminin bir tanesi olan “Jasakun noyan”dır (tam yargılama yetkisine sahip olan noyanlar). 36 maddelik bu metinleştirilmiş yasalar halk düzenini sağlamak, kabile töresinin üzerine dönemin modern hukukunun işlenmesi, Moğol İmparatorluğunun daiminin sağlanması, Moğol İmparatorluğu içerisinde yer alan farklı millet ve dine mensup insanları bir arada bulundurabilmek ve tek dünya devleti fikrini uygulayabilmektir (dünyanın tek, güçlü ve refah seviyesi yüksek bir devlet tarafından yönetilmesi fikri). Cengiz Han yasalarından madde 10, 11, 17’ye bakılacaktır:

10. Madde: Cengiz Han karar vermiştir ki, Allah’ın Kur’an’ını okuyanlar, hukuk adamları, hekimler, âlimler, kendilerini ibadet ve riyazete verenler, müezzinler ve ölü yıkayanlar vergi ödemeyecek ve çalışma mecburiyetinde olmayacaklardır.

11. Madde: Bütün dinlere sayı gösterilecek. Aralarından ayrım yapılmayacak. Cengiz Han, bütün bu emirlerini, tanrıya inanılması için verir.

17. Madde: Cengiz Han emretmiştir, herhangi bir mezhebe ayrıcalık gösterilmeyecektir. Sözler vurgulanarak söylenmeyecektir. Onur veren unvanların kullanılması yasak edilmiştir. Sultan veya her kim ile konuşulursa, sadece onun adı zikredilmelidir.

Bu üç yasanın ortak noktası din olgusu etrafında şekillenmiş olmalarıdır. Cengiz Han Yasası’na dini bir boyut kazandırmakta olup dinler arası ayrımı ve din olgusunun han üzerindeki üstünlüğünü engellerler.

10. İlk siyasi oluşumların sosyal ve siyasal düzenleri, disiplinleri ve yönetimleri sözlü kurallar çerçevesinde yapılmaktaydı. Bu sözlü kurallar örf ve adetlerden oluşmaktaydılar. Daha sonrasında bu sözlü kurallar yazılı hale gelmiştir. 12 Levha Kanunları bu yazılı kurallar arasında önemli bir yere sahiptir çünkü bu kanunlar günümüz Avrupa hukukunun temelini oluşturmaktadır. Hazırlanış tarihi İsa’dan önce 450 yılları civarıdır. Yazılma amacı ise Roma imparatorluğunun alt kesimi (Plebler) ve üst kesimi (Patriciler)arasındaki sınıfsal farkı azaltmak amacıyla oluşturulmuştur. Pleb-Parti arasında çıkan anlaşmazlıklarda davaların taraflı kararlara varması, aile içi hukuk problemleri, cezalandırma vakalarının eşit kararlara varılmaması ve hakların alıkoyulması sırasında verilen taraflı kararlar 12 Levha Kanunları’nın yazılmasının sebepleri arasında bulunmaktadır. 12 Levha Kanunları Roma tarihi için hem Pleblere hem de Patricilere hitap etmeyi başarması sebebiyle önemli bir konumu vardır. Tarih içerisinde ise Yazılı hukuk alanında Avrupa açısından önemli bir kazanımdır. Tarihte Roma İmparatorluğu’nun hukuk alanındaki en önemli atılımlarından birisi olarak kabul edilmektedir.

 


Tüm Yazılı Sınavlar: Tarih dersi yazılı sınavları ile ilgili örnek sınavların tamamını incelemek için Tarih Dersi Yazılı Sınavları – Yeni Müfredata Göre (2021-2022) başlıklı yazımızı ziyaret edebilirsiniz.

Yorum Yap

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi