8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları – 4. Ünite (2021-2022)

8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları

8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite başlıklı bu yazımızda 8. sınıf MEB inkılap tarihi ders kitabındaki tüm ünitelerin içindeki soruların cevaplarını hazırladık.

8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • ÜNİTE BAŞINDA: “Anahtar Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • ÜNİTE İÇİNDE: “Konu Başı”, “Konu Ortası”, “Konu Sonu”, “Etkinlik” ve “Tartışalım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi aşağıdaki yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı 4. Ünite Cevapları

8. sınıf inkılap tarihi ders kitabının dördüncü ünitesi olan Atatürkçülük ve Çağdaşlaşan Türkiye, dokuz kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu dokuz kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Anahtar Kavramlar

8. sınıf inkılap tarihi ders kitabının dördüncü ünitesi olan Atatürkçülük ve Çağdaşlaşan Türkiye ünitesinin Anahtar Kavramlar bölümünde yer alan 7 kavramı açıkladık.

Aşar Vergisi Nedir?

Osmanlı Devleti’nde çiftçilerden ürettikleri ürününün %10’unu alan vergidir.

Tevhid-i Tedrisat Nedir?

TBMM tarafından kabul edilen ülkedeki bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekâletine (Milli Eğitim Bakanlığına) bağlanmasını kabul eden yasadır.

Medeni Kanun Nedir?

Medeni Kanun, TBMM tarafından 22 Kasım 2001’de kabul edilmiş sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda gelişimi sağlayan yasadır.

İnkılap Nedir?

İnkılap yenilik ve devrim anlamlarına gelen herhangi bir konuda herhangi bir şeyin yenilenmesidir.

Misak-ı İktisadi Nedir?

17 Şubat-4 Mart 1923 tarihinde İzmir’de olan iktisat kongresinin bir diğer adıdır. İzmir İktisat Kongresi‘nde Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik alandaki kuralları belirlenmiştir.

Milli Egemenlik Nedir?

Milli egemenlik bir ülkenin kendi iradesiyle geleceğine karar vermesidir.

Saltanat Nedir?

Bir yönetim biçimidir. Bu yönetim biçiminde bir yönetici vardır ve yöneticilik babadan oğula geçer.

 

Konu İçindeki Sorular

8. sınıf inkılap tarihi dersinin dördüncü ünitesi olan Atatürkçülük ve Çağdaşlaşan Türkiye ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları (Konu Başı, Konu Ortası, Konu Sonu, Etkinlik ve Tartışalım) yanıtladık.

İlke Nedir? Araştırınız.

İlke insanların bağlı olduğu temel düşünceye prensibe denir. İnsanlar bu prensiplere inanıp güvenirler ve bu prensiplere bağlı kalırlar. Bu prensipler insanlar tarafından oluşturulur ve bu prensipler toplum arasında yayılabilir. Eğer ilkenin toplum tarafından benimsenmesi isteniyorsa ilkelerin toplumsal değerlerle alakalı ve toplumun gelişimini sağlayacak değerler olmalıdır.

Atatürk İlke ve İnkılaplarının Ortaya Çıkmasında Türk Halkının Hangi İhtiyaçları Etkili Olmuştur? Söyleyiniz.

Atatürk ilke ve inkılaplarının ortaya çıkmasında Türk halkının çağdaşlık anlamında batıdan geri kalması, ekonomik anlamda diğer ülkelerden geride olması, sosyal hizmetler konusunda geri olması ve kültürel anlamda çağdaşlaşmaya gerek duyması gibi özellikler etkili olmuştur. Bu özelliklerin ardından ülkenin diğer ülkelerden geri kalmaması için bazı gelişimler ortaya çıkarması gerekiyordu ve bunların sonucunda Atatürk ilke ve inkılapları ortaya çıktı. Atatürk ilke ve inkılapları toplumu geliştirmeye ve uluslararası anlamda güçlendirmeye yönelikti.

Cumhuriyetin Getirdiği Değerleri Yaşatmak ve Geliştirmek İçin Neler Yapılabilir? Tartışınız.

Türkiye Cumhuriyeti’nin resmen oluşumu 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilan edilmesine dayanmaktadır. Cumhuriyet temel olarak topluma kendini yönetebilme ve özgürce yaşayabilme olanağı sunmuştur. Böylelikle toplumdaki bireyler daha refahı yüksek bir şekilde yaşamaya başlarken ülke de daha hızlı bir şekilde kalkınır seviyeye yükselmiştir. Bu nedenle Atatürk’ün de dediği gibi cumhuriyetin korunması ve geliştirilmesi gereklidir. Bu amaç için en temel aksiyon Atatürk ilkelerini benimsemek ve sürdürmektedir. Atatürk ilkeleri cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık olarak belirlenmiştir. Ayrıca bu ilkeleri ve ayrıca Atatürk inkılaplarını hatırlatan milli bayramları kutlamak da önemlidir. Bu bayramlara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı verilebilir.

Günümüzde Yürürlükte Olan Anayasadaki Siyasal Hakların Neler Olduğunu Araştırınız.

Bireylerin haklarını aramak adına güncel kanunları bilmeleri büyük önem arz eder. Yürürlükteki siyasal haklar da kişinin hakim olması gerektiği unsurlardan biridir. Türk vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti çerçevesince bulunan bu haklara aşağıdakiler örnek verilebilir:
– Türkiye Cumhuriyeti Devletindeki vatandaşları Türk Vatandaşlığı Kanuna göre Türk’tür.
– Seçme ve seçilme hakkı: 5 Aralık 1934 itibariyle Türkiye’de oylamadan bağımsız olarak
kadınlara tam kapsamlı seçme ve seçilme hakları sunulmuştur.
– Siyasi partilerde bir fonksiyon alma hakkı
– Kamu hizmetlerinin parçası olma hakkı
– Dilekçe verme, bilgilendirilme ve kamu denetçisine ulaşma hakkı
Bu siyasi hakların farkına vararak kişi daha etkili bir vatandaş olabilir. Böylelikle topluma, kendisine ve çevresindekilere yararlı bir birey olarak gösterilebilir.

Atatürk’ün Zengin Hatıra Mirası Olarak Bahsettiği Miras Neleri Kapsar? Açıklayınız.

(Bu soru sayfa 129’daki metne göre yanıtlanmıştır.)

Atatürk’ün zengin hatıra mirası olarak bahsettiği miras genelde milliyetçilik olarak kabul edilir. Ancak bu miras sadece milliyetçilik ile sınırlı olmamakla beraber Türklerin kültürel ve tarihsel geçmişini de kapsar. Bunun sebebi milliyetçilik anlayışınını ve politikalarını da Türklerin kültürel ve tarihsel geçmişinin oluşturmasıdır.

Türkler geçmişte ırklar arası veya dinler arası ayrımcılıkta bulunmamıştır. Herkesi eşit bir biçimde görerek hareket etmiştir. Bu düşünceyi günümüzde eski kilise ve camilerin bu kadar yakın konumlarda bulunmasından da destekleyebiliriz. Türklerin milliyetçilik anlayışında ırk ve din gibi kavramlar önemsizdir. Önemli olan ortak lisan, mazi, kültür ve ahlaktır. Diğer ülkelerde ve milliyetlerde daha ırkçı ve ayrıştırıcı bir milliyetçilik anlayışı benimsenir. Bunu bu milliyetlerin tarihi olaylarından ve olgularından anlamak mümkündür. Türkler diğer milliyetlerin aksine belirtildiği üzere ayrıştırma yapmamıştır. Daha birlik ve beraberliğe dayanan ortak düşüncelerin önemsediği, kültürel bir milliyetçilik anlayışı oluşturmuştur. Buna Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu‘nun kurulmasını ve ülkenin kültürel birliğini korumayı amaçlayan diğer çalışmaları da örnek gösterebiliriz. Atatürk’ün hatıra mirasını zengin, bir diğer deyiş ile değerli olarak belirtmesinin sebebi de bundan kaynaklıdır.

Atatürk Milliyetçiliğine Göre Dış Politika Anlayışı Nasıldı? Açıklayınız.

Atatürk milliyetçiliğine göre barış her zaman ön plandadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh (barış), cihanda sulh (barış)” sözü de bu görüşü destekleyen bir konumdadır. Yurt dışı politikaları genellikle ırkçı olmamakla beraber birliktelik ortamı çerçevesinde kurulmaya çalışılmıştır. Türkler misafirperverlik anlayışlarını yut dışı politikalarında da ciddiye alarak gelen yöneticilere ve devlet başkanlarına barışçıl ve arkadaş canlısı, aynı zamanda yaptıkları minik jestler ile oldukça misafirperver davranmıştır. Buna İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye’yi ziyareti sırasında Atatürk’ün ve halkın yaklaşımı ve karşılıklı saygı ve sevgi ilişkisinin aşılanmaya çabalanmasını örnek olarak gösterebiliriz.

Türkler bu barışçı yaklaşımlarının yanında her zaman akılcı ve özgürlükçü olmuş. Özgürlüklerinden asla vazgeçmemiş, herhangi bir devletin himayesine girmeyi veya borç almayı her zaman reddetmiştir. Bu akılcı ve özgürlükçü yaklaşıma Kurtuluş Savaşı’nın ardından Osmanlı’nın önceki dönemlerden Düyun’u Umumiye’den kalan borcuna karşı yapılan davranışlardan örnekleyebiliriz. “Bu borç Osmanlı’nın borcuydu ve şu an Ermenistan, Yunanistan gibi Osmanlı’ya bağlı bulunmayan devletlerin borçlarını da o devletlerin ödemesi arzu edilir.” şeklinde bir açıklama yapılarak sadece Türkiye sınırları içinde alınan borçları ödemeyi önermiştir, bu açık bir şekilde akılcılığın göstergesidir. Aynı zamanda borçlarını ekonomik durumunun kötü olmasına rağmen gururlu bir biçimde ödemiş, gerektiğinde 2. Dünya Savaşı esnasında bu borcu ödeyebilmek için fedakarlıklar yapmıştır. Borcun faizi ile beraber bitişi tam bir yüzyıl sürmüştür. Bu Türkiye’nin özgürlüğü için fedakarlıklar yaptığını ve gururlu bir dış politika anlayışı sergilediğini gösterir.

Bütün Vatandaşların Kanun Önünde Eşit Olması ve Kimseye Ayrıcalık Tanınmaması Atatürk İlkelerinden Hangisi Veya Hangileri İle İlgilidir? Söyleyiniz.

Eşitliğe olan vurgu nedeniyle bu söz Atatürk ilkelerinden Halkçılık ile ilgilidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi halkçılık ilkesini bireylerin yasa önündeki eşitliği ve bireyler arasında aile ve sınıf arasındaki ayrımcılığın önlenmesi olarak tanımlamıştır. Ayrıca Türkiye halkının farklı sınıfların bütününden oluşmuş olarak değil, sosyal yaşamın gereklilikleri ile mesleklerin paylaşımı sağlanmış bir toplum olarak ifade edilmesi hedeflenmiştir. Halkçılık ilkesinin daha genel bir amacı ise halkın halkı yönetmesi ile birlikte çağdaş demokrasiye sahip olmaktır. Bu ilke ulusal egemenlik anlayışını topluma sunar. Bu ilke ile devlet ulusun refah düzeyini geliştirmek ve kaynakların bireylere adil bir şekilde dağıtılması için çalışır. Ulus içinde ise birlik beraberlikle işlerin yürütülmesini hedefler. Bu ilke yolunda toplumda kimseye ayrıcalık tanınmaz, kanunen herkes eşittir. Böylelikle halkçılık ilkesine bağlı olarak kimse birbirini maddi düzeyi, dili, dini, mezhebi ya da ırkı nedeniyle küçük göremez.

Devletçilik İlkesi Çerçevesinde Cumhuriyet Döneminde Çeşitli Alanlarda Yapılan Yatırımlara Örnekler Veriniz.

Devletçilik, altı ana Atatürk ilkelerinin biri olarak yer alır. Devletçilik, devletin çıkarları yönününde ulusal ekonominin düzene sokulması gerekliliğini sembolize eder. Atatürk’ün bu ilke ile gerçekleştirmek istediği temel amaç öngörülen çağdaş Türk toplumu için ekonominin ulusal ve güçlü bir hale gelmesidir. Sahip olduğu insancıl politikalar ile ise devletçilik ilkesi ılımlı devletçilik olarak da anılmaktadır. Bu ilke devlete serbest piyasanın giremediği yerlere girme olanakları verse de birey her zaman devletin önünde konumlanır. Cumhuriyet dönemi içerisinde bu ilke etrafında yapılan yatırımlara Denizbank’ın kurulması, Etibank’ın açılması, özel kurumların milli değerler kazanmasının sağlanılması, Sümer Milli Koruma kanunlarının ilanı ve tasarlanan beş yıllık iki kalkınma planları verilebilir.

Din ve Vicdan Özgürlüğünün Korunmasında ve Geliştirilmesinde Laikliğin Önemini Açıklayınız.

İnsanlar ya zorunda oldukları şeyleri yaparlar ya da inandıkları şeyleri yaparlar. İnsanları bir dine inanmaya zorlayan bir devlet istediğini insanlara yaptıracaktır ancak kendi milletini kaybedecek ve yakın bir dönemde yıkılacaktır.

Mesela Arap imparatorlukları Müslümanlığı zorunlu yaptıkları için çok uzun bir süre iktidar kalmamışlardır. Çünkü bu devletlerde din ve vicdan özgürlüğü yoktu. Osmanlı İmparatorluğu kendi içinde din ve vicdan özgürlüğüne yer vermiş ama laiklik uygulamamıştır, bu da insanların Reform hareketlerinden sonraki “din ile devlet işlerinin” karıştırılmaması düşüncesiyle Osmanlıdan soğumasına, dolaylı ve doğrudan yollarla Osmanlı’nın yıkılmasına sebep olmuştur. Mesela ABD’de laiklik ilkesi yayımlanan ilk anayasadan beri bulunmaktadır.

Bu laiklik ABD’nin içinde farklı dinlerin ve ırkların gelişmesinde yardımcı olmuştur bu da ABD’nin turistlik yerlerinden olan Türk Sokağı, Çin Sokağı gibi bölgelerin oluşmasını sağlamıştır. Kısacası ABD’de laiklik ile din ve vicdan özgürlüğü korunmuş bu sayede de ABD’de ekonomik kazanç elde edebilmiştir buna rağmen bazı ülkelerde laiklik uygulanamaz bunun sebebi halkın düşünceleri ve inandıklarıdır. Mesela İran’da Pehlevi Hanedanlığı döneminde laiklik ilan edilmiş ve insanlara din ve vicdan özgürlüğü sağlanmıştır buna rağmen halk kendi içinde laikliği kabul etmemiş ve Müslüman olmayanları linçlemiş ve dışlamışlardır. Bunun sonucunda Pehlevi Hanedanlığı kısa bir süre içinde kurulup yıkılmıştır.

Sonuç olarak din ve vicdan özgürlüğü bir devletin halkı için en önemli unsurlarından biridir ve günümüzde din, vicdan özgürlüğünü sağlamak için bir devletin dini olmamalı yani o devlet laik olmalıdır.

Laiklik İlkesi Neden Türk İnkılabının En Vazgeçilmez Unsurlarından Biridir? Açıklayınız.

Atatürk, Türkiye’yi 6 ilke üstüne kurmuştur. Atatürk İlkeleri; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, inkılapçılık ve laikliktir. Yani Atatürk laikliğin Türk devleti için ne kadar önemli olduğunu anlamış ve bunu en önemli 6 ilke içine eklemiştir.

Türk insanları uzun yıllardır hatta Türkiye’den önce her zaman laiklikten yoksun olarak yaşamışlardır, bu da Türk insanlarının arasına farklı bir dinin girmemesine ve gelişmemesine sebep olmuştur. Farklı bir dinin girmemesi de insanların kendi hayatını sorgulamamasına ve bu yüzden de sorgulama kabiliyetinin durmasına hatta gerilemesine sebep olmuştur. Bu yüzden Türk insanı Reform hareketlerinden sonra gelişen Avrupa’yı yakalayamamıştır. Bunu araştırarak bulan ve yorumlayan Atatürk laikliğin bir devlet için ne kadar önemli olduğunu anlayabilmiş ve bunu da Türkiye üzerine uygulayabilmiştir. Bunun sonucunda Türkiye Atatürk önderliğinde yavaş yavaş laikleşmiş ve Türk insanı çok hasret kaldığı sorgulama yeteneğine kısa bir süre de olsa yeniden kazanmıştır. Atatürk de Türk insanının sorgulamasını istediği için bu inkılabı gerçekleştirmiştir. Ancak Demokrat Parti döneminde laiklik ilkesi geri plana alındığı için Türkiye’nin gelişmesi yavaşlamıştır. Sonuç olarak laiklik Türkiye’nin gelişmesinde ve kurulmasında laikliğin uygulanması çok önemli ve kritiktir.

Aşağıdaki Görseller, Atatürk İlkelerinden Hangileriyle İlgilidir? Boşluklara Yazınız.

(Bu soru sayfa 133’teki görsellere göre yanıtlanmıştır.)

Birinci görselde elinde fötr şapkasıyla Atatürk’ü görüyoruz. Bu fotoğraf 1925 yılında gerçekleşen Şapka Devrimi’ni çağrıştırıyor. Şapka Devrimi’nin temelinde din-devlet işlerinin birbirinden ayrılması vardır. Dini anlayışlara göre farklı başlıklar (sarık, fes vb.) kullanan memurlara şapka zorunluluğu getirilmiştir. Şapka Devrimi laiklik ilkesinin bir sonucudur. Şapka Devrimi’nden önce de mesleki kıyafetlerde değişikliler yapılmıştı. Şapka Kanunu ile kapsam genişletilmiş oldu.

İkinci fotoğrafta erkekleri ve kadınları aynı karede görüyoruz. Cumhuriyet devrimleriyle kadınlarımız bugün medeniyetin beşiği olarak görülen Avrupa’daki kadınlardan önce haklarına kavuşmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda erkeklerle birlikte savaşan kadınlarımız, sosyal hayatta da birlikte çalışmaya hatta birlikte eğlenmeye başlamıştır. Atatürk’ün kadınlara verdiği değeri pek çok anıda okuyoruz. Bu fotoğraf da Atatürk’ün kadınlara verdiği değerin somut halidir. Fotoğrafların ortak paydası devrimlerdir. Atatürk, devrimlerin günlük yaşamda karşılık bulması için rol model olmuştur. Şapkayı ilk kendisi giymiştir. Kadınlarla ilk sinema seyreden de Atatürk’tür.

Türkiye’nin Geleceği Açısından Atatürk İlkelerine Sahip Çıkılmasının Önemini Tartışınız.

Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, inkılâpçılık ilkelerinin ortak paydası ulus olmaktır. Bu ilkeler cumhuriyetimizin ilk yıllarında sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda devletimize ivme kazandırmakla kalmamış Türkiye Cumhuriyeti’nin kılavuzu olmuştur. Son dönemde yaşadığımız darbe girişimleri, salgın hastalık ve ekonomik sıkıntılarla ilkelerin ne kadar önemli olduğunu acı bir şekilde tecrübe ediyoruz. Yaşadığımız sıkıntıların temelinde Atatürk ilkelerinden uzaklaşmış olmamız yatmaktadır. Gelişmelere toplumumuzu kapatırsak din-devlet işlerini ayıramazsak stratejik kurumlarımızı özelleştirirsek neler yaşayacağımızı görmekteyiz.

Bu ilkeler birdenbire ortaya konmamıştır. İlkelerin her biri toplumların yaşamlarından tarih içinden süzülerek oluşmuştur. Tam bağımsız Türkiye için hem ana ilkelerin hem de yardımcı ilkelerin rehberliğine ihtiyacımız var. Özellikle yaşadığımız coğrafyada millet olarak bir arada kalmamız için ilkeler tercih değil zorunluluktur. Onurlu bir şekilde, tam bağımsız yaşamak istiyorsak 1937 yılında anayasamıza girmiş olan ilkeler sadece yazıda kalmayıp günlük hayatımızda davranışa dönüşmesi şarttır. Bizlerin görevi de ilkelere sahip çıkarak geleceğimizi aydınlatmaktır.

Atatürk İlkelerinin Bir Bütün Olarak Temel Amacı Nedir? Açıklayınız.

Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk yönetime katkı sağlayarak Atatürk ilkelerini yürürlüğe koymuştur. İlk olarak ülkenin kurucu ve tek partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkesi olarak 13 Mayıs 1935 tarihinde Atatürk İlkeleri uygulamaya konulmuştur. Daha sonrasında Atatürk ilkeleri 1924 Anayasası’na 1937’de çıkan kanunla eklenmiş ve ulusallaştırılmıştır. Atatürk İlkeleri; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık olarak sıralanabilir. Bu ilkelerin ortak amacı toplumun daha refahlı yaşamasını sağlamaktır bunun için ise birlik ve beraberlik ön plana çıkarır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlaşması ve güçlenmesini sağlamaktadır. Atatürk İlkeler; Türkiye’yi özgürleştirmek, çağdaşlaştırmak, güçlendirmek ve devamlılığını sağlamayı amaçlar. Türkiye Cumhuriyeti tüm Atatürk İlkelerinin ortak etkisi ile daha çağdaş ve sağlam temeller üzerine kurulmuştur.

İnkılap ve İhtilal Kavramları Arasındaki Farkı Araştırınız.

İhtilal temel olarak halkın memnun olunmayan sosyal, ekonomik ya da sosyal yönetimde fark yaratmak amacı ile yasalardan bağımsız gerçekleştiren aksiyonları adlandıran olaylardır. İhtilale eş anlamlı olarak devrim verilebilir. Bunun yanı sıra inkılap toplumsal yapıyı geliştirmek amacıyla gerçekleştirilen yapısal farklılaştırma süreçleridir. İhtilaller toplumu iyi yönde etkileyen yenilikler olarak da görülebilir. İnkılap silah gücüyle gerçekleştirilirken daha kanunlara bağlı ve köklü değişimdir. İhtilallere örnek olarak Fransız İhtilali, 31 Mart Ayaklanması, Bab-ı Ali Baskını, Kabakçı Mustafa İsyanı verilebilir. Diğer bir taraftan Harf İnkılabı, Soyadı Kanunu, Şapka ve Kıyafet İnkılabı, Saat, Takvim ve Uzunluk Ölçüleri İnkılabı ve Türk Medeni Kanunu İnkılabı inkılaplara örnek olarak gösterilebilir.

Atatürk Hangi Nedenlerle Farklı Alanlarda İnkılaplar Yapmıştır? Açıklayınız.

Türk halkının gereksinimlerinden doğan Türk inkılabı ile millî bağımsızlık ve millî egemenlik ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Bir taraftan birçok alanda kurumların çağdaş hale getirilmesi çalışırken diğer taraftan da işgal güçlerine karşı mücadele edilmeye çalışılmıştır. Yeni Türk Devleti’nde yapılan sosyal, siyasi, eğitim ve kültür, hukuk, ekonomik ve sağlık inkılapları alanlarındaki gereksinimlerinden dolayı ortaya çıkmıştır.
Atatürk birçok inkılap yapmıştır. Bunlar:

Milliyetçilik: Mustafa Kemal’in bu ilkesinin temeli, “Kendini aynı milletin insanları olarak gören kişilerin, o milleti yükseltme istekleri” vardır. Mustafa Kemal’in kendi görüşlerine göre kendini Türk olarak hisseden ve gören tüm insanlar Türk’tür.

Halkçılık: İnsanların din, ırk, dil, cinsiyet, dil ve siyasi düşünce farklılıkları gözetilmeksizin hukuki açıdan eşitlik olması ve milletin devlet için değil devletin millet için çalışması ve var olmasıdır.

İnkılapçılık: Mustafa Kemal Atatürk’ün koymuş olduğu ilkelerinden bir tanesi olan İnkılapçılık ilkesi, çağdaşlaşmayı ve yeniliklere açık olmayı içeren ve hedefleyen bit ilkedir.

Laiklik: Atatürk ilkelerinden biri olan Laiklik ilkesi, temelinde kısaca tanımlarsak; devlet ve din işlerinin birbirinden bağımsız olarak devam ettirilmesi ve yürütülmesi anlamına gelir.

Devletçilik: Bu ilkede, devletin kültürel ve sosyal anlamda gelişmesi amaçlanmıştır. Bu ilkenin amacı, Türk ekonomisini kalkındırmak amaçlı baraj, yol ve fabrika gibi faaliyetler yapar.

Cumhuriyetçilik: Cumhuriyetçilik ilkesindeki temel amaç, halkın devlet yönetiminde söz hakkı olduğu, başkanların halkın oyuyla seçildiği yönetim şekline girmesidir. Cumhuriyetçilik ilkesinde halkın özgürlükleri ve hakları kanunlarla güvence altına alınmıştır.

Milli Mücadele’nin Hazırlık Döneminde Yeni Bir Devletin Kurulacağına Yönelik Belirtiler Nelerdir? Açıklayınız.

Milli Mücadele dönemi öncesi Atatürk genelge ve kongrelerde alınmış olan kararlar içinden ulusal olanlarına karar vermiş, milli sınırlar içinde yurt bölünmez bir bütündür, parçalanamaz sözü milli sınırlar içerisinde ilk defa bahsedilmiştir.

Aynı zamanda Osmanlı kendisine verilmiş görevi yerine getirmez ise yurt savunulacak ve bir süreliğine geçici bir hükümet kurulacak, milli irade hakim kılınacak ve Kuva-yı Milliye’yi etkin kılınacak şekilde kararlar alınmıştır. Bunun sonucunda olusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik hedeflenmiş, Osmanlı kendisine verilen görevi yerine getirmediği sürece yeni bir hükümet kuralacağı açıklanmıştır. Milli Mücadele döneminde birçok kongre ve genelge yapılmıştır. Bunlar: Balıkesir Alaşehir Kongreleri, Amasya Genelgesi, Havza Genelgesi, Erzurum Kongresi, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve Sivas Kongresi’dir. Bu kongre ve genelgeler Milli Mücadele döneminin hazırlık yıllarında yeni bir devletin kurulacağına dair belirti örnekleri olarak verilebilir.

Mustafa Kemal, Saltanatın Kaldırılması Konusunda “Bitmiş Bir Gerçek” Sözüyle Ne Demek İstemiştir? Açıklayınız.

(Bu soru sayfa 135’teki söze göre yanıtlanmıştır.)

Saltanat sistemi, kısaca tüm ülkeyi tek bir hanedanın yönetmesidir ve Osmanlı Devleti de yüzyıllar boyunca saltanat sistemi ile yönetilmiştir. Türk Devleti’nin ilk anayasasında yer alan “Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir.” maddesi karşısında saltanat, büyük bir engeldir. Yani ülkede egemenliğin sağlanması için saltanatın kaldırılması gerektiği açıktır.

İtilaf Devletleri, Lozan Konferansına katılmak üzere BMM Hükümeti ile birlikte İstanbul Hükümetini de davet etmişlerdi. Bu şekilde hükümetler arasındaki görüş ayrılıklarından faydalanacaklardı. İstanbul Hükümeti bunun üzerine konferansa katılmak için BMM Hükümetine telgraf çekti. Telgraf mecliste büyük tepkilerle karşılandı ve saltanatı kaldırmanın bir gerekçesi oldu.

Bu konular üzerine Mustafa Kemal bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Mustafa Kemal saltanat hakkında “bitmiş bir gerçek” sözünü kullandı. Bu söz ile Mustafa Kemal saltanatın gereksiz bir şey olduğunu ve ne olursa olsun kaldırılacağını vurgulamıştır. Böylece bu konunun herkes tarafından kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Saltanatın Kaldırılmasına Rağmen Halifeliğin Devam Etmesinin Sebepleri Nelerdir? Açıklayınız.

Halifelik, Hz. Muhammed’in ölümü sonrasında onun dinsel ve siyasal görevlerini yürütmek üzere oluşturulan bir yönetim biçimidir. Halifelik kavramı, Osmanlı Devleti hanedanlığına Yavuz Sultan Selim döneminde gelmiştir. Saltanatın kaldırılması olayında, ilk olarak saltanat ve halifelik birbirinden ayrılmıştır ve son halife Abdülmecid Efendi seçilmiştir. Sonrasında saltanat kaldırılmıştır. Böylece laiklik yolunda ilk adım atılmıştır.

Saltanatın 1 Kasım 1922’de kaldırılmasına rağmen halifelik daha sonra kaldırılmıştır. Bunun en büyük sebebi o zamanın koşullarının halifeliği kaldırmak için uygun olmayışıydı. Ayrıca o zamanlar dini inanç çok güçlüydü. Bu sebeplerden dolayı, eğer halifelik ve saltanat aynı anda kaldırılırsa ülkede büyük tepki çekebilirdi ve BMM’ye karşı isyanlar oluşabilirdi. Ancak halifeliğin de olduğu gibi bırakılması tehlike oluşturabileceği için halifeliğin dini boyuttaki yetkileri sınırlandırılmıştır. İlerleyen zamanlarda halifelik, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve laik yapısı için tehdit oluşturmaya başladı. Bu sebepten dolayı halifelik 3 Mart 1924’te kaldırıldı.

Bir Devlet İçin Başkentin Önemi Nedir? Söyleyiniz.

Devletler belli başlı kişiler tarafından yönetilir, bu kimi zaman bir kral kimi zamansa bir Cumhurbaşkanıdır. Meclise sahip olan ülkelerin meclis binasının bulunduğu bir şehir bulunur. Bu şehir başkenttir. Başkentler ülkelerin sembolleri gibidir, ülkenin yönetim ile ilgili işleri orada gerçekleşir ve bu önemli olmasının sebeplerinden biridir. Aynı zamanda ülkenin bel kemiği olan bu şehirlerin işgal edilmesi durumunda ülke tamamen ele geçirilmiş olur. Bu da ülkenin bu şehre bağlı olduğunu bize gösterir. Ayrıca diplomatik ilişkilere sahip ülkelerin elçilikleri de bu şehir de bulunur. Türkiye’de de Cumhurbaşkanlığı sarayı, meclis binası ve elçilikler de başkent olan Ankara’da bulunur.

Ankara’nın Başkent Yapılmasında Stratejik Konumunun Ne Gibi Etkisi Olmuştur? Açıklayınız.

Daha öncesinde Osmanlı’ya da başkentlik yapan İstanbul Cumhuriyet geldikten sonra görevini Ankara’ya devretmiştir. İstanbul çok ünlü bir şehirdi. Çoğu devletin burada gözü vardı. Ancak bu şehir Osmanlı döneminde başkent olduğu için işgal edilmesi durumunda ülke tamamen ele geçirilmiş olacaktı. Kısacası ele geçiren taraf hem Osmanlıyı yıkacak hem de İstanbul’u alacaktı. Bunun olmasını istemeyen Atatürk hem coğrafi konumunun güzel olmasından hem de trenlerin oradan geçmesini istediğinden dolayı Ankara’yı başkent seçmiştir. Sadece bunlardan dolayı değil milli mücadele sırasında çok emek veren Ankara halkı da bu şehrin seçilmesine sebep olmuştur. Kısacası ulaşım koşulları, jeopolitik konumu, stratejik konumu ve halkın desteği ile Ankara başkent seçilmiştir.

Milli Mücadele Dönemi’nde Milli Egemenliğe Dayalı Bir Devlet Kurulmasına Rağmen Cumhuriyetin İlanı Niçin Daha Sonraya Bırakılmıştır? Tartışınız.

Cumhuriyet bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet, en yüksek gücün, oy kullanma hakkına sahip vatandaşlara ait olduğu ve onlar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak seçilen temsilciler tarafından kullanıldığı bir devlet olarak tanımlanır. Milli egemenlik, cumhuriyet sisteminin ülkeye kazandırılmasından daha öncelikli bir durumdur. Çünkü milli egemenlik bir devlet için en acil ve önemli husustur. Milli egemenlik bir devleti devlet yapan şeydir, öyle ki milli egemenlik olmadan milli mücadele dönemi de daha zor yönetilirdi. Mustafa Kemal Atatürk milli mücadele döneminde bile 23 Nisan 1920’de kurulmuş olan TBMM’yi bir yönetim aracı olarak kullanmıştır. Bu Atatürk’ün, bir ülkenin kendi kendini yönetebilmesine verdiği değer ile ilgilidir.

Meclis Hükümeti Sistemi İle Kabine Sistemi Arasındaki Farkı Araştırınız.

Meclis hükümeti sistemi ile kabine sistemi oldukça farklı sistemlerdir. Meclis hükümeti sisteminin başlıca özellikliği güçler birliği ilkesidir. Kabine hükümetinde ise güçler ayrılığı söz konusudur. Meclis hükümetinde yürütme ve yasamanın sorumlusu olan kişiler aynıdır. Yani başbakan ve meclis başkanı aynı kişilerdir. Kabine hükümetinde ise bu görevler başka insanlara aittir. Meclis hükümetinde, meclis, bakanları tek tek kendisi seçer. Kabine hükümetinde ise başbakan bakanları seçen organdır. Seçilen bakanlar da ardından cumhurbaşkanı tarafından onaylanır. Meclis hükümeti sisteminde hükümetin kurulması uzun zaman alır. Kabine sisteminde ise (koalisyon olacağı durumlar hariç) hükümetin kurulması uzun zaman almaz. Eşgüdüm konusu da iki hükümet sistemindeki farklardandır. Eşgüdüm meclis hükümetinin bakanlar kurulunda bulunmaz, kabine hükümetinin bakanlar kurulunda ise bulunur.

Mustafa Kemal “Cumhuriyet Rejimi Demek, Demokrasi İle Devlet Şekli Demektir.” Sözüyle Cumhuriyet Yönetiminin Hangi Özelliğini Vurgulamıştır? Açıklayınız.

Demokrasi aslında cumhuriyet yönetim biçiminin temel yapı taşıdır. Demokrasi insanların kendi görüşlerini belirterek eşit şartlar altında oy vermesidir. Cumhuriyet ise demokrasiyi kullanarak insanların kendilerini yönetecek insanları seçmesine denir. Mustafa Kemal bu sözünde cumhuriyet rejiminin demokrasi ile olan bağlantısını açıklamıştır. Cumhuriyet ile demokrasi arasındaki bağlantı şu şekildedir. Demokrasi insanların eşit ve özgür bir şekilde oy çoğunluğuyla karar vermesidir. Cumhuriyette ise insanlar bu kara vermeyi kendi yöneticilerini seçmek için kullanırlar. Bu da cumhuriyet ile demokrasi arasındaki bağlantıdır. Mustafa Kemal demokraside herkesin hakları eşittir. Bu yüzden de Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes eşittir kimse kimseden üstün değildir algısını yaratmak istemiştir. Aynı zamanda Mustafa Kemal bu cümlesinde cumhuriyet rejiminde halkın kendi özgür iradesiyle kendi yöneticilerini seçebileceklerini ve halkın yönetimde söz sahibi olmaya hak kazandığını vurgulamıştır. Mustafa Kemal bu cümlesinde aslında meclisin devamlılığının sağlanacağınıda vurgulamıştır. Çünkü cumhuriyet ve demokrasi bunu gerektirir.

1921 Anayasası’ndan Kısa Bir Süre Sonra Niçin Yeni Bir Anayasa Hazırlanmıştır? Açıklayınız.

1921 anayasası oluşturulduğu zaman ülke savaştaydı ve savaş döneminin hızlı ve kolay ilerlemesi gerektiği için savaş dönemine uygun yasalar çıkartılmıştı. Örneğin 1921 anayasasında meclis güçler birliği ilkesine uygundu. Yasama, yürütme ve yargı yetkileri sadece meclise aitti ve bu da pek demokratik bir yönetim biçimi değildi. Tüm yetkiler meclisteydi. Bir karar almak için bunun sadece meclisten geçmesi yetiyordu. Fakat bu anayasada eşitlik ve milli irade pek yoktu. Kurtuluş savaşı son bulunca cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetinde en önemli özelliği olan demokrasiye uygun bir anayasaya ihtiyaç duyuldu ve 1924 anayasası çıkarıldı. Yeni çıkarılan 1924 anayasasında daha çok demokrasiye, yeni ilkelere ve milli iradeye rastlanılıyordu. Bunun sebebi 1921 anayasasındaki demokrasi eksikliğiydi. 1924 anayasasında sadece yasama meclise aitti yürütme ve yargı farklı kuruluşlara verilmişti. Bu sayede de meclis sadece yasa çıkarabilen bir organa dönüşmüştü. Daha eşit bir yönetim biçimi kazanmıştı.

Aşağıdaki İfadelerin Saltanat ve Cumhuriyet Kavramlarındaki Karşılıklarını Boşluklara Yazınız.

(Bu soru sayfa 139’daki tabloya göre yanıtlanmıştır.)

Meclis-Padişah

Millet-Padişah

Hak ve Özgürlükler Fazla-Hak ve Özgürlükler Az

Referandum-Soyağacı

Süreli-Sonsuz

Cumhuriyet yönetimlerinde saltanat rejimindeki padişah gücünün aksine yönetimdeki etkin güç halkın seçtiği meclistir. Egemenliğin kaynağı ise saltanatlarda padişah olup cumhuriyete dayalı yönetim anlayışlarında ise egemenliğin kaynağı yönetimdeki etkin gücü seçen halktır. Saltanatlarda yönetimin tek bir kişinin elinde olması sebebiyle hak ve özgürlükler o kişinin isteklerine uygun olarak düzenlendiği için hak ve özgürlükler kısıtlı, Cumhuriyet yönetimlerinde ise hak ve özgürlükler halkın kendi seçtiği kişiler tarafından halkın gözetiminde korunduğundan dolayı kişilerin hak ve özgürlükleri saltanat sistemlerine kıyasla daha çoktur.

Saltanat yönetimlerinde devletin başına geçecek kişi ülkenin hanedanının soy ağacına göre belirlenirken, cumhuriyet yönetimlerinde ülkenin başına geçecek kişi ülke halkının oy kullanarak yaptığı referandumlarda belirlenir. Bu şekilde ülke hanedanından birinin seçildiği saltanat sistemlerinde ülkenin başına geçen kişinin tahttan indirildiği istisnai durumlar haricinde o kişi ölene kadar tahtta durur. Bunun yanında cumhuriyet yönetimlerinde ülke başına geçirilen kişiler 4 ila 5 yıl kadar ülkenin başında durur. Daha sonrasında ise tekrar seçim yapılarak yeni ülke başkanı belirlenir.

Halifenin TBMM Tarafından Atanmasını TBMM’nin Otoritesi Açısından Değerlendiriniz.

Halifelik kurumunun TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) tarafından atanması, TBMM’nin halifeliğin üstünde olduğunu yani halifeliğin yalnızca kendilerinin izni ile var olabileceğini göstermiş ve halifeliğin yalnızca TBMM’nin izin verdiği sürece hareket edebileceğini ifade etmişlerdir. Düşünüldüğünde neden TBMM halifeliği gelecekte kaldıracak olmasına rağmen halife atandı sorusuna yanıt olarak ise, TBMM’nin genel olarak Müslümanlığı kabul etmiştir. Yüzyıllar boyu halifelikle yönetilmiş bu topraklar için kendisine bağlı olarak çalışan bir halifenin halkın arasından onları (Ankara Hükümetini) din düşmanı olarak etiketleyip halkı hükümete karşı ayaklandıran bir halifenin varlığından çok daha iyi ve ülkenin türlü savaşlardan yeni çıkmış olduğundan dolayı ülke yönetimi adına daha rahat olduğu için düşünülmüştür. Bu sayede halifeliğin ilan edilmesi ile din taraftarı kimselerin düşmanlığını üzerlerine çekmemiş olup ülke devamlılığını yeniden bir düzene koyacak, ülkenin siyasi, askeri ve toplumsal olarak savaşın ve geçmişin yaralarını sarmak için yeterli vakit bulunmuş oldu.

Halifeliğin Kaldırılması Atatürk İlkelerinden Hangilerinin Güçlenmesine Katkı Sağlamıştır? Açıklayınız.

Halifeliğin kaldırılması Atatürk ilkelerinden laiklik ikesinin güçlenmesinde katkı sağlamıştır. Halifeliğin olması ve bir “ülke dini” bulunması laik değerlere karşıdır ve modern değildir. Sosyal ve demokratik bir ülkenin halifelik ve “devlet dini” bulundurması söz konusu değildir. 3 Mart 1924 tarihinde mecliste kabul edilen bir kanunla halifelik kaldırılmıştır. Aynı gün kabul edilmiş olan diğer kanunlar ile Şeriye ve Evkâf Vekâleti kaldırılmıştır. Bu kurumun yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Bu kurum sonra başbakanlığa bağlanmıştır. Bu sayede din işleri ve siyaset ayrılmıştır. Laik devlet kavramının yerleştirilmesi yönünde de önemli bir adım atılmıştır. Bu sayede de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’I kendi coğrafyasında laikliğin güçlü bir sembolü haline gelmiştir.

Hukuk Kurallarının Zaman Zaman Değiştirilmesinin ve Yenilenmesinin Nedenleri Nelerdir? Açıklayınız.

İnsanlar, toplum adı verilen çeşitli büyüklük ve yakınlıklardaki sosyal yapılarda yaşarlar. Hukuk kuralları, beraberlerinde getirdikleri yaptırımlar ile toplumsal yaşamı düzenleyen en hakiki yapılardır. Toplumlar değiştikleri ölçülerde onları yöneten hukuki kanunlar da değişebilir. Bu durumlarda, yeni alışkanlık ve kurallar ortaya çıktıkça yeni yaptırımsal ve zorlayıcı güçler de anayasalara işlenir. Güncel olmayan kanunlar davranışları denetleyemez ve denetleyici güçlerini yitirmiş olurlar. Denetleyemeyen bir kanun, insanlar içim bir yük haline gelir. Bu durumda o kanunun yeniden denetleyici hale getirilmesi veya kaldırılması gerekir. Olumsuz durumların engellenmesi için hukuksal kuralların sık ve denetimli bir şekilde uygulanması da gerekmektedir. Sonuç olarak hukuki kuralların değişmesi haksızlıkların önüne geçilmesi açısından önemlidir.

Medeni Kanun İle Kadınlara Sağlanan Sosyal ve Ekonomik Haklardan Hangileri Aile Kurumunun Oluşturulması ve Korunması İle İlgilidir? Açıklayınız.

Medeni Kanun ile kadınlara sağlanan haklar; ailede eşitlik, soyadı kullanma, evlilik ikametgahı, çocukların velayeti, iş seçimi şeklindedir.

Ailede Eşitlik: Medeni Kanun ile konut, çocukların adı, gideceği okul, alacağı eğitim gibi seçimlerde kadın ve erkeğin oynadığı rol eşit hale getirilmiştir. Eskiden bu konularda kocanın sözü geçmekteydi ancak Medeni Kanun sayesinde bu eşitlik sağlandı.

Soyadı Kullanma: Medeni Kanun ile kadın hem kendi soyadını hem de kendi kocasının soyadını kullanıp iki soyadına sahip olabiliyordu. Eskiden kadın kocasının soyadını kullanmak zorunda kalıyordu ancak Medeni Kanun sayesinde kadın iki soyadını birlikte kullanabiliyor.

Evlilik İkametgahı: Medeni Kanun’dan önce erkeğin ikametgahına göre evlendirme memurunun ve mahkemelerin yerleri belirlenirdi. Ancak Medeni Kanun ile bu madde ile kadın ve erkek eşit hale getirildi. Aile isterse kadının ikametgahına yakın, isterlerse erkeğin ikametgahına yakın bir mahkeme seçebiliyor.

Çocukların Velayeti: Medeni Kanun’dan önce ailenin herhangi bir anlaşmazlık durumunda babanın oyu geçerli oluyordu. Yani baba isterse çocukları kendine alıp isterse anneye bırakabiliyordu. Ancak Medeni Kanun ile anne ve baba eşit hale getirildi.

İş Seçimi: Medeni Kanun’dan önce bir ailedeki erkek, kadının mesleğini seçebiliyordu. Ancak Medeni Kanun kadına kendi mesleğini seçebilme yetkisi tanıdı.

Mecelle Yerine Niçin Yeni Bir Medeni Kanun Kabul Edilmiştir? Açıklayınız.

Mecelle devamlı değişen hukuk sistemine ayak uyduramıyordu. Çünkü Mecelle o dönemki şeriat hukukunun eskimişliğine çare olarak hazırlanmıştı. Batı kendini yenilemeye devam ederken İmparator da ona ayak uydurmaya çalışıyordu. Bir yandan da şeriatta düzenlemelere gidiyordu. Bu da iki başlı toplum yapısına yol açtı. Mecelle’ye sürekli yeni maddeler ekleniyor ancak yetersiz kalıyorlardı. Bu yüzden Mecelle değiştirilmeye çalışılmış ancak bu sırada yasanın Avrupa kanunları tarafından desteklenmesi uygun görülmüştür. Bu düşüncenin oluşmasının sebebi Lozan görüşmeleridir. Mecelle yetersiz görüldüğü için yeni bir kanun arayışına girişilmiş ve bu sırada en uygun yasa İsviçre Medeni Kanun’u uygun görülmüştür. Bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi de onay verince hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Mecelle durdurulmuştur ve İsviçre Medeni Kanun’unun alınma süreci hızlanmıştır. Bunun sonucunda İsviçre Medeni Kanun’u ufak değişiklerle Türk Medeni Kanun’u olarak yürürlüğe girmiştir.

Türk Medeni Kanunu İle Kadınlara Verilen Sosyal ve Ekonomik Haklara Birer Örnek Yazınız.

Türk Medeni Kanunu ile tek eşle evlenme kabul edilmiştir ve evliliğe yaş sınırı getirilmiştir. Ayrıca evlenmede kadının rızasının alınması zorunlu hale getirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’ndan sonra evlilikte resmi nikah zorunlu oldu. Artık miraslardan erkek ve kadının eşit pay alması sağlandı. Mahkeme durumlarında erkek ve kadınaların şahitlikleri eşit olarak değer görmeye başlandı. Kadınlar artık kendi istedikleri mesleklere girme hakkı kazandılar. Kadınlar artık erkeklerle eşit haklarla boşanabilir hale getirildiler.

Medeni Kanun Dışında Türk Hukuk Sisteminde Başka Hangi Alanlarda Düzenleme Yapılmıştır? Yazınız.

İtalya’dan 1926’da Ceza Kanunu getirilmiştir. İsviçre’den 1926’da Borçlar Kanunu ive Hukuk Usulü Kanunu ve 1932’de İcra ve İflas Kanunu getirilmiştir. Almanya’dan da 1926’da Ticaret Kanunu, 1929’da Ceza Muhakemeleri Usulü ve Deniz Ticaret Kanunu getirişmiştir. Bu sayede hukuk sistemi yenilenmiş ve çağdaş hale getirilmiştir.

Bir Ülkenin Kalkınmasında Eğitimin Rolü Nedir? Açıklayınız.

Yoksulluğun azaltılmasında eğitimin rolü çok büyüktür. Eğitimin bazı avantajları arasında ekonomik büyümeyi hızlandırma ve ülkenin ekonomisini artırma yer alır. Hatta bebek ölüm oranını düşürür, insan ömrünü uzatır. Eğitim, büyük faydaları olduğu için bir ülkede önemli bir yatırımdır. Eğitim, ömür boyu kazancı garanti eder. Eğitim barışı teşvik eder, okullardan ve kolejlerden ayrılma oranlarını azaltır ve sağlıklı rekabeti teşvik eder. Eğitim seviyesi yüksek olan ülkelerde bilim de daha gelişmiştir. Bilimin gelişmiş olduğu ülkeler de dünyanın ilk defa karşılaştığı sorunlarda bilimin gelişmemiş olduğu ülkelere oranla daha donanımlı olurlar. Eğitim sayesinde yeni nesiller yetişir ve ülkenin geleceğe karşı olan durumu belli olur.

Osmanlı Devleti’nde Farklı Türde Okulların Bulunması Ne Gibi Sorunlara Yol Açmıştır? Tartışınız.

Osmanlı Devleti’nde farklı türde okullar olması kültürel çeşitliliği beraberinde getirmekle birlikte kültür çatışmasına sebebiyet vermiştir. Yabanı okulların öğretim müfredatı ve öğretim çerçevesi Türk okullarından fazlasıyla farklıydı. Müfredatın ve öğretilerin farklı oluşu birlik olma duygusunu yok etmiştir. Örneğin Fransız azınlık okullarında ayrılıkçı fikirler üzerine kurulu dersler işlenmesi toplumsal birliği ve devlete olan bağlılığı olumsuz etkilemiştir. Toplum ortak bir payda da buluşamamıştır. Ayrıca Devlet okulların öğretim programlarını günümüzdeki gibi merkezi şekilde kontrol etmediğinden çocuklara ayrılıkçı fikirler aşılanmış, azınlıkların devlete olan bağlılığı azalmıştır. Devleti çöküşünde farklı türlerde okullar bulunması büyük bir etkendir, otoritelerin okul yöneticilerinin çocuklara aşıladığı ayrılıkçı fikirler ve milliyetçilik buna örnektir. Başka bir açıdan ise Osmanlı devletinde okullar aynı zamanda Enderun, Askeri okul şeklinde de ayrılmaktaydı. Lakin bu ayrılık devlette herhangi bir sorun teşkil etmemekteydi çünkü devletin devamlılığı için gerekli olan mesleki yeterliliğe sahip insanların yetiştirilmesi sağlanmaktaydı.

Resmi ve Özel Kurumlarda Yeni Türk Harflerinin Kullanılmasının Zorunlu Hale Getirilmesi Atatürk İlkelerinden Hangisiyle İlgilidir? Açıklayınız.

Resmi ve özel kurumlarda yeni Türk harflerinin kullanılması milliyetçilik ve halkçılık ilkeleriyle ilişkilendirilebilir. Halkçılık ilkesi ile ilişkilendirilmesinin sebebi bu inkılap ile halkın daha kolay okuyup yazabiliyor olmasının amaçlanmasıdır. Arap alfabesini öğrenmek halk için fazlasıyla zor iken yeni alfabeyi öğrenmek daha kolaydır. Halkın okuma yazma oranını arttırmak amaçlı yapılmış bir inkılap olduğu söylenebilir. Milliyetçilik ilkesi ile ise Türkçenin Arap alfabesine uygun olmayışı ve Latin alfabesine daha uygun oluşu bu inkılapın sebeplerinden biri olarak gösterilebilir. Türkçenin etimolojik yapısının ortaya çıkarılması zengiliğinin açığa çıkmasına vesile olur milliyetçilik ilkesi ile bu anlamda bağdaştırılabilir. Türk harflerinin kullanımının zorunlu kılınması aynı zamanda inkılapçılık ilkesi ile de bağdaştırılabilir. Atatürk’ün bu inkilabı yapmasındaki amaçlardan biri de Türk ulusunun uygar devletler arasına girmesi olmuştur. Uygar devletler arasına girmenin ise milli kültürün gelişimi ile olduğunu dile getirmiştir buradan da milliyetçilik ilkesi ile bağlantılı olduğu görülmektedir.

Atatürk’ün “Tarih Yazmak, Tarih Yapmak Kadar Önemlidir. Yazan Yapana Sadık Kalmazsa Değişmeyen Hakikat İnsanlığı Şaşırtacak Bir Mahiyet Alır.” Sözünü Açıklayınız.

Mustafa Kemal Atatürk, bu sözündeki “tarih yapmak” ifadesi ile tarihte bir olayın yapılmasını veya gerçekleşmesini kastetmiştir. Burada kastedilen ise günlük ve önemsiz olaylar değillerdir. Tarihin yapılması, büyük mücadelelerin verilmesi ve birçok insanın hayatını etkilenmesi ile ilgili olayları kasteder. Sözün genel anlamı ise şudur: biz, insanlar olarak, hayatımızı geçmişten ders çıkararak idame ettirmeliyiz. Aynı zamanda geçmişten bize bırakılan kültüre sahip çıkmalıyız. Mustafa Kemal Atatürk, bu sözü ile bağlantılı olarak 12 Nisan 1931 tarihinde Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştur. Bu kurum Türk tarihine odaklanmıştır ve Türklerin tarihi ile ilgili dünyadaki ders kitaplarında yanlış ve asılsız bilgilere karşı entelektüel bir çaba harcamıştır. Atatürk’ün de dediği şekilde yazanın yapana sadık kalması önemlidir, çünkü tarih biz insanlığın geçmişe baktığı bir bilimdir.

Milli Birlik ve Beraberliğin Güçlendirilmesinde Dilin Etkisi Nedir? Açıklayınız.

Osmanlı Devleti’nde Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerin yer aldığı Osmanlı Türkçesi kullanılmıştır. Osmanlı Türkçesi ağırlıklı olarak edebi eserlerde ve devlet makamlarında kullanılmıştır. Ancak, halk kendi arasında daha sade bir konuşma Türkçesi kullanmıştır. Bu iki dil kullanımı durumu ülke içerisinde iki dil kullanımı izlenimi yaratmıştır. Dil birliği, bir ülkenin milli birlik ve beraberlik kazanmasında son derece etkili ve önemlidir. Mustafa Kemal Atatürk, dil alanında yapılan çalışmaları ile Türkçe dilinin, Türkiye’de, hem edebiyatta hem sanatta hem de bilimde esas dil haline getirilmesini istemiştir. Bu sayede hem okuma yazma bilmeyen vatandaşların okuma yazma öğrenmeleri daha kolay bir hale gelmiş hem de Türkçe uluslararası alanda bir bilim dili olarak kabul edilmiştir.

Atatürk’ün “Sanatsız Kalmış Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuştur.” Sözünü Açıklayınız.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından söylenmiş olan “Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur.” sözü, sanatın önemini yansıtır. Sanatın önemini yansıtması düşüncesini biraz daha açıp detaylandırarak ele alalım. Bu sözde sanatsızlığa milletin hayat damarının kopmuş olması denmektedir. Dolayısıyla sanat da milletin hayat damarı anlamına gelmektedir.

Hayat damarı, kendisi sayesinde yaşanılan, kendisi sayesinde varlığı ve gelişim süreci devam edilen şey olarak ya da yaşama tutunulan dal olarak açıklayıp tanımlayabiliriz. Aynı zamanda hayat damarının kopmasını da kendisi sayesinde yaşanılan, kendisi sayesinde varlığı ve gelişim süreci devam edilen şeyin eksikliği ya da yokluğu olarak tanımlayabiliriz. Bu sözde sanat, sayesinde ülkenin ve milletin varlığı, gelişim süreci devam eden gelişmişlik faktörlerinden biri olarak anlatılmıştır. Sanatsızlık ise kendisi sayesinde yaşanılan, kendisi sayesinde varlığı ve gelişim süreci devam edilen bu gelişmişlik faktörünün eksikliği ya da yokluğu olarak tanımlanmıştır.
Bu söz çok doğrudur çünkü sanat halkın vizyonunu geliştirmek, bakış açısını değiştirmek gibi yollarla halkın ufkunu açar. Sanatsız bir toplum ise körelir ve geriler.

Aşağıdaki Kelimelerin Türk Dil Kurumu’ndaki Karşılığını Araştırınız. Dil Bilimci Olsaydınız Bu Kelimelerin Türkçe Karşılığını Nasıl İfade Ederdiniz?

(Bu soru sayfa 147’deki sözcüklere göre yanıtlanmıştır.)

Televizyon: BVE Dörtgeni
Ben televizyon kelimesine Türkçe karşılık olarak ‘‘BVE dörtgeni’’ ismini verirdim. BVE, “bilgi ve eğlence”nin kısaltmasıdır. Televizyon sayesinde insanlar haber, belgesel ve benzeri bilgilendirici programlar izleyebilir. Ayrıca televizyon üzerinden diziler, çizgi filmler, spor programları da izlenebilir, bu programlar eğlence amaçlıdır. Dolayısıyla televizyon bilgi elde edilmesini sağlar ve eğlence amaçlı da izlenebilir. Bu sebeple Türkçe karşılığına “Bilgi ve eğlence dörtgeni” ismini verdim.

CD: Veri Doldurma Dairesi – VDD
Ben CD kelimesine Türkçe karşılık olarak “Veri doldurma dairesi” ismini verirdim. CD, compact disc anlamına gelmektedir yani yoğun disk demektir. CD, sayısal optik veri saklama alanı olarak tanımlanır. Bu sebeple veri doldurma dairesi şeklinde adlandırırdım. Daire sözcüğünü ekleme sebebim ise daire şeklinde olmasıdır.

Flash Bellek: Bilgi Depolayıcı
Ben Flash Belleğe Türkçe karşılık olarak “Bilgi depolayıcı” ismini verirdim. Flash bellek, olduğu kapasite boyutuna bağlı olarak bir miktar bilgiyi toplar ve saklar. Bu sebeple bilgi depolayıcı şeklinde isimlendirirdim.

Selfie: Ayna Fotoğraf
Selfie kelimesine Türkçe karşılık olarak “ayna fotoğraf” derdim. Çünkü selfie otoportre fotoğraf olarak tanımlanır. Ayna, bizim kendimizi yani otoportremizi görmemizi sağlar.

SMS: Küçük İleti Sistemi – KİS
SMS, short message service anlamına gelir ve kısa mesaj hizmeti şeklinde Türkçeye çevrilir. Ben bunu biraz değiştirerek “küçük ileti sistemi” olarak adlandırırdım.

Navigasyon: Adresbulur
Navigasyon, gidilecek adrese ulaştıran en elverişli yolu bulan, gösteren bir sistemdir. Amacı, gidilecek adrese ulaştırmaktır diyebiliriz. Bu sebeple Türkçe karşılık olarak “adresbulur” ismini verirdim.

Caps: Doğru Anı Yakalamak – Day
Caps, “captures” kelimesinin kısaltmasıdır bu sebeple ben de Türkçe karşılığının da kısaltması olmasının iyi olacağını düşünerek “day” şeklinde bir kısaltma yazdım. Capture, yakalamak anlamına gelir. Ben de Türkçede “Doğru anı yakalamak” şeklinde adlandırılmasının güzel olacağını düşündüm.

Self Servis: Özhizmet
Self servis, kendi kendine hizmet sunma anlamına gelir. Bu sebeple Türkçe karşılık olarak “özhizmet” kelimesini buldum.

Toplumsal Alanda Düzeni Sağlamaya Yönelik Kurallardan Birkaçını Söyleyiniz.

Topumsal alanda düzeni sağlamak için insanların davranışları, ilişkileri vb. bazı kurallardan yararlanılır. Bunlardan örnek verecek olursak din kuralları ile başlayabiliriz. Din kurallarının toplumsal düzene yön verdiğinin rahat bir şekilde anlayabiliriz. Din insanlar arasındaki ilişkiler dışında yöneticilerin halka yön vermesinde de oldukça etkilidir. Zira insanları manipüle etmenin en kolay yolu dindir. İkinci olarak Hukuk kurallarından bahsedebiliriz. Örneğin bir insan hukuk kuralları olmasa istediğini yapmakta özgürdür. Bir insan öldürmek isterse öldürebilir veya hırsızlık yapmak isterse yapabilir. Fakat bunların hukuk açısından bir cezası vardır. İşte bu yönüyle hukuk toplumsal alanda düzeni sağlar. Son olarak görgü kuralları açısından bakalım. Görgü kurallarında hukuk kurallarında olduğunun aksine zorunluluk söz konusu değildir. Bu duruma örnek verecek olursak, yoldan geçen herhangi iki kişinin birbirini selamlaması zorunlu değildir bu nedenle bu bir görgü kuralıdır. Fakat askerlere bakacak olursak, birbirlerini selamlamaları zorunludur bu nedenle bu bir hukuk kuralıdır.

Toplumsal İlişkileri Düzenleyen Kuralların Olmaması Veya Uygulanmaması Durumunda Ortaya Çıkabilecek Sorunları Tartışınız.

Bu kuralların olmaması durumunda iktidarın insanları yönlendirememesi gibi durumlar çıkar ve isyanlar, ayaklanmalar ve başkaldırılar gibi olaylar meydana gelebilir. Öte yandan ülkede suç oranları artar. Hırsızlıklar, cinayetler daha fazla olur ve bunların bir cezası da olmayacağından dolayı bu olaylar hiçbir zaman bitmez. Görgü kuralları olmadığından dolayı insanların arası soğur ve kimse kimseye selam vermez. Ülkeyi yönetenler de kalmaz çünkü onların iktidarda olmasını gerektirecek bir sebep yoktur. İnsanları yönetmek de mümkün olmaz. Kısacası bu biz bu kurallar sayesinde varız ve bu kurallar olmazsa yaşama hakkımız bile olmaz. İsteyen bize istediğini yapabilir ve biz bu durum karşısında hiçbir şey yapamayız. Bu kurallar toplumun temel taşını oluşturur ve bu kurallardan biri bile olmazsa toplumun bütün dengesi bozulur.

Osmanlı Devleti’nde Halkın Farklı Renkte Kıyafetler Giymesi Devletin Hangi Özelliğinden Kaynaklanmaktadır? Açıklayınız.

Osmanlı Devletindeki çoklu kültür yapısından bağlı olarak renkli ve farklı kültürlerden giysiler giymeleriydi. Osmanlı devletinde halk farklı kültürlerden giysiler giymekteydi. Bunun sebebi Devlet Gayrimüslim ve Müslümanların benzer veya aynı giysiler ve kıyafetler giymesini istemiyordu. Bu hem Müslüman gurubuna aykırı hem de Osmanlı kültürüne ters bir yapıda olduğu için Osmanlı devletinin her bir bölgesinde yasaklanmıştı. Eğer bu yasaklanmasa insanların hangi kültürden veya hangi kültür kuşağından oldukları çok basit bir şekilde belli olabiliyordu. Bu devletin çok kültür anlayışına bağlanabilirdi. Saray teşkilatlanmasında görevlilere olan statü konumlandırmalarını ve görevlerini belirtecek şekilde giydirmeye yoğun önem verilmesi, saray da ve saray dışı teşkilatlanma hareketlerinde kıyafet, kostüm, Kavuk, başlık, kaftan, aksesuar, serpuş ve diğer unsurların görev ve memuriyet mertebelerini gösteren üniformalar olarak seçilmesi sebebiyledir.

Şeyhlik, Dervişlik, Emirlik Gibi Unvanların Kaldırılmasının Sebebi Nedir? Açıklayınız.

Bu unvanlar kaldırılarak laikliğin toplum içerisindeki yerini çok önemli bir düzeyde artırmıştır. Kişilerin kendi iradeleriyle var olmalarının önü açılmış, toplumsal ilişkiler, akılcılık ve bilimsellik temeline dayandırılarak çağdaş ve laik bir toplum olma yönünde ilerleme sağlanmıştır. Ayrıca halkın dini duygularının sömürülmesi ve kötüye kullanılmasının önüne geçilmiştir. Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun; bütün tarikatlarla birlikte şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır. Ayrıca yasa ile Türkiye Cumhuriyeti içinde padişahlara ait ya da bir tarikata çıkar sağlamaya yönelik tüm türbeler kapatılmış, türbedarlıklar kaldırılmıştır. Yasaya aykırı davrananlara para ve hapis cezası getirilmiştir. Bu gibi olaylar Türkiye Cumhuriyeti gibi yeni bir devlet için sorun yaratacak problemler oldukları için yasaklanmıştır.

Takvim, Saat, Ölçü ve Tartı Sistemleri Hangi Amaçlar İçin Kullanılır? Açıklayınız.

Zamanın nasıl ölçüldüğü binlerce yıldır birçok uygarlığın odak noktası olmuştur. Düzenli olarak tahmin ettiğimiz birçok ölçüme (uzunluk, yükseklik, kütle vb.) benzer şekilde, zaman ölçümünün tarihçesi ve temeli ve son on yılda yapılan iyileştirmeler büyük ölçüde fark edilmemektedir. Ancak zamanın doğru ölçümünün, içinde yaşadığımız dijital çağın çoğunun temelini oluşturduğunu söylemek yeterli. Günün saatinin ölçümünün tarihi, günün saatini tahmin etmek için güneş saatlerini ve değişen mevsimleri belirlemek için gök cisimlerinin hareketini kullanan Mısırlılara ve Babillilere kadar uzanabilir. Gerçekte, dünyanın dönüş hızı, bir zaman ölçeği tasarladıkları standarttı. Onlarca yıl boyunca yaptıkları özenli ölçümler, bugün kullandığımız takvimin temelini oluşturdu ve bize günün saatini tanımlamak için hala kullandığımız sistemi sağladı.

Ölçü ve Tartı Birimlerinin Ülkelere Göre Farklılık Göstermesinin Sebepleri Nelerdir? Açıklayınız.

Ölçü ve tartı birimlerinin farklı ülkelerde farklı olmaları tarihsel süreçlerle ilgilidir. Bu farklılığın en büyük örneği Amerika Birleşik Devletleri’nin emperyal ölçü sistemini kullanmasıdır. Bu sistem dünyanın geri kalanının kullandığı metrik sistem ile oldukça farklıdır, hatta karşılaştıracak olursak oldukça inefektif ve karmaşıktır. Günümüzde ABD İngilizler yüzünden emperyal ölçü sistemini kullanmaktadır. Britanya İmparatorluğu yüzlerce yıl önce Kuzey Amerika’yı sömürgeleştirdiğinde, kendisi de alt standartlaştırılmış Orta Çağ ağırlıkları ve ölçülerinden oluşan karışık İngiliz emperyal ölçü ve tartı sistemini getirdi. Amerika Birleşik Devletleri 1776’da bağımsızlığını ilan ettiğinde, eski sömürgeler hala kıtada tek tip ölçüm yapmakta zorlanıyorlardı. Ölçü ve tartı birimlerinin hala farklı olmaları günümüzde ticarette küçük çaplı sıkıntılar yaramaktadır.

Uluslararası Takvim, Saat, Rakam ve Ölçü Birimlerinin Kabulünün Ekonomik Hayata Getirdiği Kolaylıklar Nelerdir? Söyleyiniz.

Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde birden fazla millete mensup vatandaş barındırdırması sebebiyle birden fazla takvim, saat, rakam ve ölçü birimleri kullanılmıştır. Farklı ölçü birimlerinin kullanılması ve çoğunun sabit bir değere bağlı olmaması (örneğin kulaç, karış, dönüm, adım…) sebebiyle günlük yaşamda, ekonomide, uluslararası ilişkilerde pek çok yanlış anlaşılma yaşanmıştır. Bu tarz sıkıntıların önüne geçilmesi ve Avrupa ülkeleriyle iletişimi ve ticareti kolaylaştırmak adına takvim, saat, rakam ve ölçü birimlerinde uluslararası standartlar kabul edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin kullandığı hicri takvim ve rumi takvim cumhuriyetle beraber miladi takvimin kabulüyle kullanımdan kaldırılmıştır. Benzer şekilde alaturka saat yerine alafranga saat, Arap rakamları yerine uluslararası rakamlar, arşın ve kulaç benzeri ölçü birimleri yerine metre ve santimetre, okka ve dirhem gibi ağırlık ölçü birimleri yerine de kilogram ve gram kullanılmaya başlanmıştır.

Mustafa Kemal’e Verilen Atatürk Soyadının Nereden Geldiğini Araştırınız.

Atatürk soyadı Mustafa Kemal’e 17 Aralık 1934 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarafından verilmiştir. Mustafa Kemal’e Atatürk soyadının verilmesi kararının altında İsmet İnönü’nün imzası vardır. İnönü soyadı da İsmet İnönü’ye Atatürk tarafından verilmiştir. Mustafa Kemal’e verilen ilk soyadının Öz olduğu şeklinde bir yanlış bilgi bulunmaktadır. Fakat bu hata Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını veren kanun maddesindeki bir ifadenin yanlış anlaşılması üzerine gelişmiş bir durumdur. Mehmet Şakir Ülkütaşır’ın bir anı kitabında Atatürk soyadının nasıl oluştuğu bahsedilmiştir. Atatürk’e soyadı önerisiyle Çankaya Köşkü’ne gelen heyet “Türkata” ve “Türkatası” soyadlarını Mustafa Kemal’e sunmuştur. Fakat dilbilimci Naim Nazım Onat “Türkata” ve “Türkatası” soyadlarının kulağa hoş duyulmadığını ve fonetik olarak telafuzunun rahatsız olduğunu belirtip “Atatürk” soyadını önermiştir.

Aile Büyüklerinizle Sözlü Tarih Çalışması Yaparak Soyadınızın Seçilme Nedenlerini Sınıfınızda Paylaşınız.

Aile büyüklerimle yaptığım konuşma sonucunda “İşcen” olan soyadımın, “çalışkan” “çalışmayı seven” “işçi” anlamına geldiğini öğrendim. Bunu Cumhuriyetin ilanı döneminde, dedemin dedesinin çalıştığı işe, yaşam tarzına, sosyal çevresine ya da kişiliğine ilişkilendirebiliriz. Bunlar dışında Kurtuluş Savaşı esnasında, cephelere veya yaşadığı bölgeye çalışarak sağladığı yardımlar sonucunda veya Osmanlı zamanında çalıştığı işler, çevresine yaptığı yardım ve katkılar sonucu -ki bu kısım net değil, sadece bir tahmin- da bu soyadı almış olabilirler. Ya da bu soyadı belki de onun için kullanılan bir lakaptan yola çıkılarak da verilmiş de olabilir. Ama aile büyüklerimden bu konuda bilgisi olan çok kişi kalmadığı için, dile getirdiğim bilgilerin büyük bir kısmı tahminlerden oluşmakta. bütün bunları bir araya toplarsak ailemin geçmiş zamanda gözle farkedilir derecede çalışkan olduğu için bu soyadı almış olabileceği sonucuna ulaşabiliriz.

Her Aileye Bir Soyadı Verilmediğini Düşündüğünüzde Okulunuzda Veya Sınıfınızda Ne Gibi Durumlarla Karşılaşırdınız? Açıklayınız.

Çok basit düşünmek gerekir ise, bazen sınıfta olan aynı isimli arkadaşlarımıza seslenirken karışıklık olmaması için soyadlarını da kullanıyoruz. Eğer soyadı olmasaydı bu sıkıntı çıkarabilirdi. Çoğu zaman üst yıl gruplarımızla aynı isme sahip olduğumuz zamanlar oluyor, bi konu hakkında aslında dokuzuncu sınıf olan “Kerem” yerine onuncu sınıflardan olan başka bir “Kerem” ile iletişime geçebilirdik. Bu hem karışıklığa hem de başka birisini boşu boşuna rahatsız ve meşgul ederdi. Bunun dışında sınavlarda büyük bir sorun çıkardı. Örnek vermek gerekirse sınav kağıdında yazan isim “Fatma” olurdu, ama bu hangi “Fatma” bunu bilemezdik. Kayıt sisteminde de büyük karışıklıklar olurdu. Veli isimleri karışırdı ve ayarlanılan görüşmelerde aksaklıklar oluşabilirdi. Yani konuyu kısaca özetlemek gerekir ise eğer, hitap ve seslenmelerde güçlükler yaşardık; resmi evraklarda, resmi görüşmelerde sıkıntılar çıkabilirdi ve insanları gereksiz yere meşgul ederdik.

Kadınlara Siyasi Haklar Verilmesini Demokrasinin Gelişmesi Açısından Tartışınız.

Demokrasi, halkın kendi iradesiyle yöneticiyi seçmesidir. Halkın içinde 2 farklı cinsiyet vardır. Kadın ve erkek. Yalnızca erkeklerin halkın iradesinde söz sahibi olması kadınlar için büyük bir haksızlıktır. Erkekler ne kadar seçmeyi ve seçilmeyi hak ediyorsa kadınlar da eşit oranda hak etmektedir. Toplumun kaderini belirleme konusunda erkek ve kadınlar ortak hareket etmelidir. Bir başka açıdan bakmak gerekirse başkanlık, milletvekilliği ve benzeri yöneticilik görevleri, herkesin yapabileceği bir iş değildir.

Büyük bir özveri ve ikna kabiliyeti ister. Kadınların da seçme ve seçilme hakkını elde etmesinden sonra siyasi yöneticilik yapabilecek kişilerin sayısının matematiksel olarak 2 katına çıktığını söyleyebiliriz. Ayrıca kadınların sadece ev işlerini yapan, çocuk bakan, evden nadiren çıkan, sosyal hayatının çok az olduğu bir toplumun kadınlara yöneticilik gibi bir hak tanımak da yalnızca Mustafa Kemal tarafından yapılabilirdi. Türk kadınlarına seçme ve seçilme hakkı birçok medeniyetin öncesinde verilmiştir. Hatta İngiltere’deki kadınların siyasi haklar isterken açtığı pankartta şöyle yazmaktadır: “Biz Türk kadınlarından daha mı değersiziz”. Anlamak isteyenler için bu slogan pek çok şey ifade edebilir.

Kadın Haklarıyla İlgili Bilgilerinizi Kullanarak Aşağıdaki Cümleyi Tamamlayan Bir Paragraf Oluşturunuz ve Defterinize Yazınız.

(Bu soru sayfa 152’deki metne göre yanıtlanmıştır.)

Devlet ve toplum hayatında kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması, çağdaş uygarlığa uyulmasında önemli bir yer tutar. Çünkü çağdaş uygarlıklarda halkın tamamının bir görevi olmalıdır. Çocuklar okula gider, yetişkinler de işe giderler. Yetişkinlik yaşına gelmiş kişilerin çalışması ve sistemin bir çarkı olması son derece ehemmiyet arz etmektedir. Kadınlar toplumun yarısını oluşturmaktadır. Erkeklerden fiziksel açıdan tek farkları cinsel organlarıdır. Erkekler gibi fikrini belirtme, iş dünyasına atılma haklarına sahip olmalıdırlar. Bunlara ek olarak kadınlar genel olarak çoğu mesleğe yakıştırılmamaktadırlar. Birkaç örnek verelim: şoförlük, çöpçülük, mühendislik, askerlik… Çağdaş toplumda sayısız görev vardır ve bu görevlerden sorumlu kişiler vardır. Kadınlar da toplumun bir parçası olduğu için sistemin her alanında içinde olması doğaldır. Her kadının fikrini ifade edebileceği bir siyasetçi olmak istemesi veya ülkesinin sınırlarını korumak için asker olmak istemesi farklı karşılanmayıp fazlasıyla desteklenmelidir. Böylece kadınlar daha çok moral bulup diledikleri mesleği seçebilirler.

“Üretim” ve “Tüketim” Nedir? Açıklayınız.

Üretim: Üretim insanların ihtiyaç ve isteklerinden doğmuştur. Bu nedenle üretim insanların ihtiyaçlarını karşılamak için vardır. Üretim kelimesinin kavram anlamı: Üretimin ülkenin ekonomisinde katkısı vardır. Üretim doğal veya yapay kaynak kullanarak istekleri ve ihtiyaçları karşılamak için bir şeyler üretmeye denir. Daha genel bir bakışla üretim, “ekonomik değeri olan mal veya hizmetlerin yaratılmasına izin veren tüm faaliyetler” olarak tanımlanabilir. Burada önemli olan üretim sonunda üretilen mal veya hizmetlerin ekonomik bir değere sahip olması veya bir değer yaratmasıdır. Üretim kelimesinin toplumsal anlamı: Yaşam ve toplumun gelişimi için gerekli nesneleri elde etmek için doğal çevrelerini değiştiren insanların faaliyetleri ve süreçleri.

Tüketim: Tüketim kelimesi kavram anlamıyla “Tüketme eylemi” anlamına gelir. Tüketim toplumsal açıdan; üretilen mal ve hizmetler; Keynesyen ekonomide tüketim, bireysel tüketim harcamaları anlamına gelir ve tüketim fonksiyonu ile temsil edilir. Tüketim fonksiyonunun en önemli kısmı marjinal tüketim eğilimidir. MPC, üretilen her yeni gelirin yüzde kaçının tüketici harcamaları için kullanıldığını gösterir.

Bir Ülkede Üretim ve Tüketim Dengesinin Bozulması Ne Gibi Durumlara Neden Olur? Tartışınız.

Bir ülkede üretim ve tüketim dengesi bozulsaydı ülke ekonomik açıdan ve toplumsal açıdan sıkıntı yaşardı. Üretim oranı tüketim oranından az olsaydı ülkenin ekonomisi batmaya yakın durumda olabilirdi. Bütün mallara zam gelirdi. Zam geldiğinde ülkedeki vatandaşlar ürünleri alamazdı ve tüketim oranı da azalırdı. Toplumsal açından tüketim oranı daha fazla olsaydı açlık artabilirdi. Çünkü ürünlere ekonomiden dolayı zam gelirdi. Bu ürünleri alamayan insanlar aç kalırdı. Peki eğer Üretim tüketimden fazla olsaydı ne olurdu? Üretim daha fazla olsaydı ekonomik açıdan ülke yükselebilirdi. Çünkü ürün miktarı artardı ama tüketim azalınca ürünleri alan sayısı azalıyor. Bu yüzden çalışaların maaşları azalabilirdi ama ülke zenginleşebilirdi. Üretim artınca açlık sıkıntıları, bir ürüne maddi durum yetmemesi gibi sorunlar olmazdı.

İzmir’de Toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde Alınan Misak-ı İktisadi Kararlarından Hangileri Millî Ekonomiyi Oluşturmak Amacıyla Alınmıştır? Açıklayınız.

İzmir İktisad Kongresi’nde alınan sanayi dallarından ham maddesi ülkemizde bulunanlarla uğraşılması, vatandaşları yerli malına teşvik edilmesi, yabancı sermayenin sınırlardan kabulünün kurala bağlanması, tarımda makineleşmeyi sağlayan makinelerin Türkiye’ de üretilmesi, madenlerin ülkenin çıkarlarına uygun işletilmesi, yabancı bütçelerin tekel oluşturmasına izin verilmemesi, kabotaj konusunda bağımsızlık sağlanarak Türk limanlarının Türk denizcilere bırakılması gibi kararlar milli ekonomiyi kurmak amacıyla verilmiştir. Bu kararlar dışında daha pek çok karar alınmıştır. Fakat diğer kararlar daha çok ekonomiyi geliştirmeye odaklıyken bu kararlar ekonominin millileştirilmesine odaklanmıştır. Ekonomiyi geliştirmek her ne kadar önemliyse bu geliştirilen ekonominin yerli bir sermayeye dayalı olması da o kadar önemlidir. Çünkü ekonomik bağımsızlık olmadan tam bir bağımsızlıktan söz edilemez. Eğer ekonomi dışa bağımlı olursa Osmanlı’da olduğu dış devletler iktisadi faaliyetlerimize müdahale eder. İncelendiği zaman bu kararlar yabancı sermayeyi gerektiren işlemleri mümkün olduğunca dışlamaktadır. Yerlerine yerel kavramlar koymaya çalışmaktadır.

Türkiye İktisat Kongresi’nde Ekonominin Hangi Sektörlerine Yönelik Kararlar Alınmıştır? Açıklayınız.

Türkiye İktisat Kongresi’nin düzenleniş amacı ekonominin ileride takip edeceği yolu belirlemek ve şekillendirmekti. Osmanlı İmparatorluğu döneminde iktisadi gelirin önemli bir kısmı tarımsal faaliyetlerle karşılanıyordu. Fakat gelişmekte olan bir devlet için dönemi takip etmek önemli bir kriter, eğer ekonomik faaliyetler devrin gerisinde kalırsa gelişme gözlemlenemez. Bir yerden ekonomik rekabete yenik düşüp başka ülkelerin pazarı haline gelinir. Türkiye İktisat Kongresi’nin toplanma amacı da bu geride kalma durumunu engellemekti. Yani odaklanılan, üzerinde çalışmalar planlanılan sektörler gelecekte de devlete gelir sağlayabilecek konulardı. Bu kongre sonucunda sanayi çalışmalarına ağırlık verildi. Özel sektöre destek verilmesine rağmen sermaye eksikliği sebebiyle ağır sanayi fabrikalarını devlet kendisi kurmak zorunda kaldı. Benzer şekilde ticaret sektörü konusunda da çalışmalar yapılmasına yönelik kararlar alındı. Bu iki alan dışında Denizcilik yönünde de özellikle Türk limanlarının millileştirilmesi gibisinden çalışmalar yapıldı.

Vergi Adaleti Ne Demektir? Açıklayınız.

Verginin asıl amacı devletin halk için yapacakları karşılığında halkın çalışan kesiminden belirli bir miktarda para almasıdır. Ne kadar vergi alacağını da bireyin gelir durumuna göre karar verir. Mesela asgari maaş alan birinin maaşı 3.577 TL 50 kuruştur. Ama vergileri çıkarırsak geriye kalan net maaş 2.850 TL 90 kuruş olur. Fakat normal maaşı 5000 TL olan biri vergileri çıkarırsak net maaşı 3.450 TL olur. Asgari maaş alan bireyin vergisi yaklaşık 727 TL’dir. Fakat aylık maaşı 5000 TL olan bireye bakarsak toplam vergisinin 1550 TL olduğunu görürüz. Buradan da maaş arttıkça verginin de belirli bir oranda arttığını görürüz. Bu oranın olması vergi adaletini sağlar. Eğer vergi adaleti olmasaydı az maaş alanlarla onlardan fazla maaş alanlar arasında adaletsizlik olacaktı. Ayrıca eğer maaşı olmayandan da vergi isteselerdi geliri olmayanlar vergileri karşılayamazlardı. Bu yüzden devletler vergiyi bireylerin maaşına uyguladıkları orana göre belirlerler.

Atatürk, Sanayileşmeyi Niçin Milli Bir Dava Olarak Görmektedir? Söyleyiniz.

Mustafa Kemal Atatürk gittiği Avrupa gezilerinde sanayileşmenin devletler için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu anlamıştır. Sanayisi gelişen ülkelerin ekonomileri de gelişir. Halk sanayileşmeyle beraber daha rahat ve refah içinde hayatlarını sürdürürler. Devletler sanayileşmeyi yapmak ve devam ettirebilmek için ise ham maddeye ihtiyaç duyarlar. Bu duydukları ham madde ihtiyacını karşılamak için ise güçlü devletler güçsüz devletleri sömürmeye başlar. Devletlerin sömürülmemesi için yani güçlü devlet olabilmeleri için ekonomilerinin güçlü olması gerekir. Ekonominin güçlü olması dünyada söz sahibi olduğun anlamına da gelir. Mesela o dönemki İngiltere’ye bakarsak ekonomisinin güçlü olduğunu ve dünyada söz sahibi olduğunu görebiliriz. Fakat Osmanlı’ya bakacak olursak ekonomisinin zayıflamış olduğunu ve dünya genelinde ülkelerin Osmanlı’yı dikkate almadığını görürüz. Atatürk bunları çok iyi biliyordu. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyetini geliştirecek olan şeyin sanayileşme olduğuna inanıyordu. Bu nedenle sanayileşmeyi önemsiyordu ve milli bir dava olarak görüyordu.

“Borsa” Nedir? Araştırınız.

Borsa veya daha bilindik bir ad olan sermaye piyasasının değişimi, insanların satın alıp satabileceği menkul kıymetler, emtialar, döviz, sanal para, altın, Euro, Dolar ve benzeri değerlerin halka açık bir şekilde satılma veya satın alınma işlemlerinin yapıldığı organize olan bir piyasadır. Bu piyasa üretken faaliyetleri desteklemekte bulunan bir yatırım sistemi oluşturmaktadır. Borsa ise yatırım gibi amaçları elde etmek için kullanılır. Borsa yatırımcıları yatırım eylemleri için çok daha güvenli bir ortam oluşturmakla kalmayıp onun yanında düzenli işlem sistemi ile daha güncel olan fiyatlara ve tam zamanlı alışveriş yapmak daha kolay olduğu için devamlı kullanılan ve popüler bir sistemdir.

Borsanın birtakım türleri de bulunmaktadır. İthal veya tarımsal malların alım satımına yönelik oluşturulan ticari mal borsaları borsanın ilk türlerinin örneklerinden biridir. Bunların ardından sonra ise borsa çağ ile uyum sağlayıp paslanmayan değerli kaynakların ticaretinde aktif rol oynamış ve uzmanlaşmıştır. Ardından özel borsalar ve uzman ürün borsaları meydana gelmiştir.

Yandaki Görselde Çocuklar, Ellerinde Bulunan Dövizlerle Ne Anlatmak İstemişlerdir? Söyleyiniz.

(Bu soru sayfa 157’deki görsele göre yanıtlanmıştır.)

1. Dünya Savaşı zorlu bir savaştı yeni devletler kuruldu imparatorluklar parçalandı ve bir sürü ölüm ve yıkım oldu. Savaş esnasında her ne kadar zor olsa da savaşın ardından bir o kadar daha zorluk insanlığı bekliyordu. 1. Dünya Savaşının ardından kıtlık, açlık, yoksulluk ve benzeri problemler yaşanmaya başlamıştı. Görselde çocukların babaları için iş aradıklarını görünce işsizliğin başladığını düşündüm. Bunun sebepleri fabrikalar borçlardan dolayı işçileri işten çıkarmış olabilir. Bundan dolayı insanlar işsiz kalıp açlık ve yoksulluk ile yaşamlarını sürdüremeye başlamış olabilirler. İş yerlerinin işçi azaltmasından ötürü insanlar isyanlara protestolara başlamış olabiliriler. Oradaki çocuklar ise hem kendilerini hem de ailelerini düşünüp protestoya katılıp babalarının işsiz kalıp ailelerinin yoksullukla mücadele etmesinden dolayı isyan etmiş olabilirler. Tüm bunlardan yola çıkarak o yaştaki çocukların oyuncaklarıyla oynayıp mutlu günler geçirmesi gerekirken protestolara katıldığını görünce savaş her ne kadar bitse de yoksulluğun hala izlerine rastlandığını söyleyebiliriz.

“Hisse Senedi”, “Şirket”, “Holding” Kavramlarını Araştırınız.

Hisse Senedi: En sık başvurulan yatırım araçlarından biri olan hisse senetleri satışı halka açık olan şirket paylarıdır. Şirketler ana parasındaki belli oranları hisse senetleri halka arz ederler ve böylece hisse senetlerine yönelik talepler de şirketin ana parasının artmasına ve şirketin zenginleşmesine katkı sağlar.

Şirket: Ortak bir sermayenin ortaya konulmasıyla yapılan bir yatırım sonucu belli bir alanda hizmet veya ürün arz eden kuruma şirket denir. Şirketlerde hiyerarşik bir yapı hakimdir. Şirketlerin müdürleri ve altlarında çalışan elemanları vardır. Kurumsal bir yapı verimlilik, gelir/gider ve kar/zarar gibi konularda kolaylık sağlamaktadır. Holding: Holdingler genellikle ana sermayeyi sağlayan aileler veya kişiler tarafından yönetilirler. Holdingler şirketlerin aksine daha büyük çaplıdır ve farklı alanlarda faaliyet gösteren birden fazla şirkete ev sahipliği yaparlar. Birden fazla şirketin merkezi yönetimi holdinglerdir.

1929 Ekonomik Bunalımı ABD’deki Sosyal Hayatı Nasıl Etkilemiştir? Açıklayınız.

Temelde üretim ve tüketim arasındaki dengesizlik sebebiyle New York Borsasının 24 Ekim 1929’da Amerika Birleşik Devletlerinde ortaya çıkan bu ekonomik kriz bütün dünyaya yayılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa ülkeleri dışındaki üretim hacminin büyük ölçüde artması ile zenginleşen Amerika Birleşik Devletleri savaşta yıkım yaşayan ülkeler borç verdi. Savaşın sebep olduğu zarardan dolayı tedbir olarak tekelleşen küçük çaplı şirketlerin oluşturduğu ve yetersiz kanun ve düzenlemelerin olduğu Amerikadaki güvensiz ekonomik ortam Amerika Birleşik Devletlerinin verdiği borçlarının geri ödenmesi ile beraber üst üste binerek işsizlik gibi sorunlara sebep oldu. Hisse değerlerinin de dibe vurmasıyla kriz gerçekleşti. Bütün bu kayıplar insanlarda psikolojik sıkıntılara sebep oldu. Aileler dağıldı, statü sahibi kişiler toplum içindeki pozisyonlarını kaybettiler, aileler kendi meyve ve sebzelerini yetiştirmeye başladı.

Türkiye İktisat Kongresi’yle İlgili Kavramların Eksik Harflerini Tamamlayıp Bulduğunuz Sözcükleri Aşağıdaki Tabloya Yazınız.

(Bu soru sayfa 158’deki bulmacaya göre yanıtlanmıştır.)

Ekonomi-İzmir-Sanayi

Yukarıdaki kavramların kısaca yorumu;

Tabloda gördüğümüz Devletçilik ilkesi Atatürk’ün 6 ilkesinden biridir ve ekonomi ile alakalıdır. Devletçilik ilkesinin asıl amacı Türk ekonomisinin modernleşip, güçlenmesi ve dışa bağımlı olmadan ulusallaşmasını sağlamaktır. Atatürk’ün Devletçilik ilkesi ılımlı devletçiliktir. Ilımlı Devletçiliğe göre ekonomi serbest piyasa ve bireyi temele alır fakat serbest piyasa ve bireyin eksik kaldığı yerlerde devlet duruma el koyar. Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet tarafından açılan ve açılmasına yardım edilen fabrikaların temelinde de devletçilik ilkesi vardır. Bu bağlamda İzmir iktisat kongresinde de alınan bazı kararlar vardır. Bu kararlardan bazıları; hammaddesi ülkemizde yetişen ürünlere göre belli bir planda sanayileşilmelidir. Özel sektörlerin yetemediği yerlere devlet tarafından el atılmalıdır. Milli olmayan tekellerden kaçınılmalıdır gibi olmuştur. Kısacası ekonominin gelişip güçlenmesi için bazı uygulamalar ve ilkeler olmuştur devletçilik ilkesi bunlardan biridir. Yapılan uygulama ise İzmir iktisat kongresidir. Bu kongreye göre ekonomi millîleştirilmeli, sanayi organları geliştirilmeli, gereksiz harcamalardan kaçınılıp tasarruf edilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Sağlıkla İlgili Temel Görevleri Nelerdir? Araştırınız.

Öncelikle Türkiye sosyal bir devlettir. Bu kapsamda vatandaşlarına güzel bir sağlık hizmeti sunmalı ve zengin-yoksul fark etmeksizin eşit şartlar altında sağlık hizmetinden yaralanmalı. Herkes bedenen ve zihnen tam olarak sağlıklı olmalıdır. Türkiye’nin sağlıkla ilgili temel görevleri kısaca;

  • Eğitim ve araştırma çalışmalarında bulunma ve zaten var olan çalışmalara yardımda bulunma.
  • Kanunlarımız da bulunan görevleri yerine getirmek.
  • Yapılan çalışmalar ve verilen hizmetleri olabildiğince verimli yapmak, tasarruf etmek.
  • Toplum sağlığını tehdit eden virüslerin ülkeye girmesini önlemek.
  • Hastalıkların belirlenmesi ve tedavi edilmesi.
  • Devlet ve özel sağlık kurumlarının açılmasının planlanması.
  • Kullanılan ilaçların yapılış aşamasını kontrol edip denetlemek, bu ilaçların halka ulaşımını sağlamak ve bu ilaçları fiyatlandırmak Türkiye Devleti’nin temel görevleridir.

Vatandaşların Sağlık İmkanlarından Ücretsiz Olarak Yararlanması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Hangi Özelliği İle İlgilidir? Açıklayınız.

Devletin vatandaşlarının, sağlık imkanlarından para vermeden yardım alması, Türkiye’nin sosyal devlet olma anlayışı ile ilgilidir. Bu da eğitimin, ulaşımın ve sağlığın tüm vatandaşların temel ve özgür hakkı olması ve bunun için para verilmemesi ile ilgilidir. Sosyal devletinin anlamı ise devletin sosyal olarak barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata sürekli devam eden yani aktif müdahalesini gerekli olarak gören bir anlayıştır. Sosyal devletin özellikleri ise ülkelerin sosyal devlet olabilmesi için o ülkede bazı özelliklerin bulunması gerekir. Sosyal devlette insanların sahip olabileceği fırsat eşitliğine önem verilir. Ayrıca sosyal bir ülkede halka eşit bir şekilde para dağıtımı ve asgari bir şekilde yaşam şartları sunulur. Sosyal devletin en önem verdiği görevlerden biri ise o devlette yaşayan insanların görevlerini yerine getirebilmesi için bazı olanaklar sağlanmasıdır. Kısacası sosyal devlet anlayışı insanları eşit olarak görmektir.

Aile, Çalışma Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İle Sağlık Bakanlığının, İş Sağlığı ve Güvenliği Konusunda Yaptığı Çalışmaları Araştırınız?

İş güvenliği ve sağlığı ile iş sırasında yaşanan kazaları ile meslek hastalıklarının önlenmesi konusunda araştırma ve inceleme planları yapmak, programlamak ve bu planları uygulamak.

Meslek Hastalığı Nedir? Araştırınız.

Meslek hastalığı iş yeri ortamında olan faktörlerin etkileri ile gerçekleşen olayların genel adıdır. Meslek hastalığı, sigortalı insanın çalıştığı veya yapmış olduğu işin niteliği nedeniyle sürekli yeniden gerçekleşen bir nedenle ya da işin yürütülme şartları nedeniyle uğradığı geçici ya da kalıcı hastalık, bedensel ya da ruhsal olan engelli olma halleridir.

İş Güvenliği Tedbirleri Alınmış Kurum ve Kuruluşlarda Meslek Hastalığına Yakalanma Riski Var Mıdır? Tartışınız.

Evet, iş güvenliği tedbirleri alınmış yerlerde hastalığa yakalanma ihtimali her zaman vardır. Çünkü insanlar her ne kadar tedbir alsa da bu tedbirler işe yaramayabilir. Örneğin duvara tırmanan işçinin belinde bir halat vardır. Fakat bu halat eskimişse bu insan yere düşebilir.

Meslek Hastalığı Riski Yüksek Olan Meslekler Hangileridir? Örnek Veriniz.

Meslek hastalığı yüksek olan mesleklerden biri bilim insanı olmaktır. Çünkü deney yerlerinde çok fazla kimyasal maddeyle uğraşırken bilim insanlarının üstüne asit gibi maddeler gelirse ve bilim insanının üstünde herhangi bir koruyucu kıyafet olmazsa o bilim insanına ciddi bir şekilde zarar gelebilir.

Okulunuzda İş Sağlığı ve Güvenliği Alanında Alınan Tedbirleri Araştırınız. Bu Konuyla İlgili Bir Afiş Hazırlayınız.

Covid-19 sebebiyle kapalı alanlarda, derslerde, yemek aralarında, yatakhanelerde kendi odalarımızın dışında çıktığımızda maske takmamız zorunlu. Yatakhanelerde, tuvaletlerde, sınıflarda, yemekhane girişinde, koridorlar ve benzeri noktalarda maske ve dezenfektan dispanserleri konulması bulaş riskini en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Yemekhanede öğrenciler yatakhanedeki oda arkadaşlarıyla beraber yemek yedikleri bir oturma düzeninde otururlar. Böylece temas en aza indirilmiş olur.

Afiş hazırlanmaktadır…

Atatürk İnkılapları Bir Bütün Olarak Ele Alındığında İnkılapların Yapılmasındaki Temel Gerekçelerin Neler Olduğunu Açıklayınız.

Osmanlı Devletinin çökmesinin en büyük sebebi olarak çağın gerekliliklerini yerine getirip teknolojinin hızına ayak uyduramaması verilebilir. Ekonomik, siyasal, askeri alanlardaki yeniliklere ayak uyduramayan ve yüzyıllardır süregelen bir sistemi güncellemeden devam ettirmeye çalışan Osmanlı Devleti ve halkı pek çok alanda geri kalmış ve eski ihtişamlı zamanından eser kalmamıştır. Yeni bir Türk devleti kuran ve bunu çağın gerekliliklerine göre cumhuriyetle yönetilmesini düşünen Atatürk, bu yeni Türk devletinin Türk devletine yakışır bir şekilde uluslararası siyasette sözü geçen bir devlet olması için yenilikler ve inkılaplar gerçekleşmiştir. Bu inkılaplar neticesinde eğitimde, ekonomide, tarımda, toplumsal yaşamda çağdaş bir toplum oluşturulmuştur. Vatandaşların refah seviyesi artmış uluslararası alanda söz hakkı sahibi olmuşlardır. Bunun dışında tüm ayrıcalıklar kalkmış ve bireyler eşit haklara sahip olmuşlardır.

Mustafa Kemal’e Göre Türk Gençliğinin En Önemli Görevi Nedir? Açıklayınız.

Mustafa Kemal Atatürk, Türk gençliğinin en önemli görevlerine Nutuk adlı eserinde değinmiştir. Nutuk’un son kısmı Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile son bulmaktadır. Atatürk, Gençliğe Hitabesinde Türk gençliğine seslenmiş ve ona görevlerini, sorumluluklarını ve yeteneklerini hatırlatmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’e göre Türk gençliğinin en önemli görevi cumhuriyeti sonuna korumak ve sürdürmektir. Bu yolda Türk gençliği pek çok zorluk beklemektedir. Bunlar hem dışarıdan hem de ülkenin kurumlarına sızmış iç güçler olabilir. Atatürk’ün gençliğe verdiği sorumluluk bu kötücül ve cumhuriyete ve demokrasiye zarar vermeye çalışan güçleri durdurmaktır.

Mustafa Kemal’in Türk Gençliğine Gösterdiği Hedefler Nelerdir? Açıklayınız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine gösterdiği hedeflerin başında cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak ve onu geliştirmek gelmektedir. Atatürk Onuncu Yıl Nutku’nda az zamanda çok büyük işler başardıklarından ve pek çok alanda inkılaplar gerçekleştirdiklerinden bahsetmiştir. Mustafa Kemal Atatürk o ana kadar yapılan çalışmaları onurlandırsa da yapılacak daha çok şeyin olduğu ve kat edilecek daha çok uzun yollar olduğundan bahsetmektedir. Türk gençliğine zeki, çalışkan ve karakterli bireyler olmalarını, bununla beraber bilimin önderliğinde hareket edip Türk milletini ve cumhuriyetini uygarlık yolunda ilerlemek gerektiğini belirtmektedir. Yeniliklere açık olmak bunun başında gelmektedir. Benzer şekilde her zaman geleceğe yönelik hareket etmek ve çağdaş bir kafa yapısına sahip olmak da önemli bir unsurdur.

“Milli” ve “Evrensel” Sözcüklerini Açıklayınız.

Milli kelimesi: bir milleti ilgilendiren, o millete özgü olan, ulusal olan anlamına gelmektedir. Milli kelimesi, günümüzde kullanıldığında ve geçmişte kullanıldığında verdiği his değişmiştir. Çünkü milli kavramının kendisi de değişen dünyayla beraber değişime uğramıştır. Bu değişimin sebebi kavramların günümüzde ortaya çıktığı milletlerle sınırlı kalmayıp dünya çapında yayılmalarından kaynaklanmalıdır.

Evrensel kelimesi ise: Bütün insanlığı ilgilendiren, dünya çapında, dünya ölçüsünde olan anlamına gelmektedir. Evrensel kelimesi, yakın tarihte ortaya çıkan bir kelimedir çünkü kavramlar ve olaylar eski zamanlarda günümüzde olduğunun aksine bu derece hızlı yayılmıyordu. Günümüzde kitle iletişim araçlarının sayesinde dünya artık her tarafına kolayca ulaşabileceğimiz bir yer haine geldi. Günümüzde gerçekleşen bir olay dünyanın diğer ucunda bilinebilmekte, araştırılabilmekte ve takip edilebilmektedir. Günümüzde ortaya çıkan bir kavram, bir ürün, bir düşünce diğer milletler tarafından da kullanıldığı için günümüzde “milli kavramı” yerini evrensel kavramına bırakmıştır.

Bir Milletin Kendi Tarihini Doğru Bir Şekilde Araştırıp Öğrenememiş Olması Ne Gibi Durumların Ortaya Çıkmasına Yol Açar? Tartışınız.

Bir milletin tarihi o milletin hafızası konumundadır. Yaşadıkları şeylerin iyi olanlarıyla övünen ve yaptıkları hatalardan dersler çıkaran bir millet güçlü bir millettir. Bir milletin yaptıklarıyla övünebilmesi veya ders çıkarabilmesi için kendi tarihini doğru bir şekilde öğrenmesi, anlaması ve benimsemesi gerekir. Atatürk tarihin doğru ve kapsamlı bir şekilde öğrenilmesinin gerekli ve önemli olduğunu şöyle ifade eder “Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve kapsamlı uygarlıklara da sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.” “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

Bir milletin kendi tarihini doğru bir şekilde öğrenmemiş olması pek çok olumsuz duruma sebep olur. Öncelikle, bir millet kendi tarihini doğru bir şekilde araştırıp öğrenmezse kendi tarihine karşı yapılan eleştirilere gereken karşılığı veremez. Verse dahi bunu kanıtlayamaz. İkincisi, kendi tarihini doğru bir şekilde araştırıp öğrenmemiş olması kendi geleceği için vereceği kararlarda kendi milletinin geçmişte verdiği kararla karşılaştırma imkanına sahip olmaz. Bu da vereceği kararlara benzer olaylarla karşılaşmış olan atalarının tecrübelerinden faydalanamamış olmasına yol açar. Sonuç olarak, bir milletin kendi tarihini araştırmamış olması çok çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Bu sorunların ortaya çıkmasını engellemek için millet kendi tarihini doğru bir şekilde araştırıp öğrenmesi gerekmektedir.

Atatürk İlke ve İnkılaplarının Dayandığı Temel Esaslardan Sizce En Önemlisi Hangisidir? Söyleyiniz. Bu Temel Esaslara Bir Ekleme de Siz Yapmış Olsaydınız Neyi Eklerdiniz? Yazınız.

Devletçilik ilkesi Atatürk ilke ve inkılaplarının dayandığı temel esasların en önemlisidir. Çünkü devletçilik ilkesinde devletin, toplumun refahını arttırmak için çalışması, ekonomik ve kültürel alanlarda çalışarak toplumunu kalkındırmasını amaçlar. Sosyal devlet ilkesine uygun olarak hareket eder. Bu çalışmasının sonucunda da daha aydın bir toplum meydana getirir. Devletin ekonomik, askeri, siyasi ve benzeri alanlarda ilerlemesine katkıda bulunur. Eğer bu ilkelere bir ekleme yapacak olsaydım özgürlük gibi bir ilke eklerdim. Bu ilkede toplumun herhangi bir özgürlüğünün kısıtlanmasının engelleneceğini, özgürlükleri kısıtlanan insanların acilen özgürlüklerinin gözetilmesi ve bu özgürlükleri kısıtlayan insanların ivedi bir şekilde mahkemede veya adaletin karşısında yargılanacağını eğer böyle bir durum devlet tarafından yapılırsa acilen devletin başını yönetimden kaldırılacağını belirtirdim. Eğer ülkenin özgürlüğü başka bir devlet tarafından kısıtlanıyor ise tüm halkın ülkesini korumak için beraber çalışacağının zorunlu olduğunu belirtirdim.

 

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

8. sınıf İnkılap tarihi dersinin dördüncü ünitesi olan Atatürkçülük ve Çağdaşlaşan Türkiye! ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

Aşağıdaki Tabloda Yer Alan Farklı Alanlarda Yapılan İnkılaplardan Yararlanarak Soruları Cevaplayınız. Cevaplarınızı Boşluklara Yazınız.

1-m, b, f, h 2-a, ı, e, g, j 3-ç, d, l 4-c, k 5-i 6-f

Aşağıda Harflerle Gösterilen Gelişmeleri İlgili Oldukları Kavramlarla Eşleştiriniz.

I-d II-a III-ç IV-b V-c

Aşağıdaki Kavramlarla Doğrudan İlgili Olan Atatürk İlkelerini Boşluklara Yazınız.

Milliyetçilik

Cumhuriyetçilik

İnkılapçılık

Laiklik

Yukarıdaki Gelişmeler Mustafa Kemal’in Hangi Alanda Yaptığı Çalışmalara Örnektir? Yazınız.

Musiki Muallim Mektebi 1924 yılında müzik öğretmenleri yetiştirmek için açılmış bir okuldur. Türkiye’de ilk kez burada müzik öğretmeni yetiştirilmiştir. Bu kurum ileride Ankara Devlet Konservatuarı’na dönüşmüştür. Bu mektebin ilk öğretmenleri Riyaseticumhur Filarmoni Orkestrası’ndan gelmekteydi. Öğrencileri de 6 kişilik bir kadro olarak Erkek Muallim Mektebinden gelmekteydiler. Bu okul müzik ve sanat anlamında çok büyük işler gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemal’in sanat alanında yaptığı bir çalışmadır.

İstanbul’daki Resim ve Heykel Müzesi 1973 yılında Türkiye’nin ilk güzel sanatlar müzesidir. Çok uzun bir süre böyle kalmıştır. Türkiye’deki çoğu önemli sanat eseri burada bulunmaktadır. Bu müze de Mustafa Kemal’in sanat alanında yaptığı çalışmalara örnektir.

Güzel Sanatlar Fakültesi güzel sanatları ve Türkiye’deki sanatın ve sanatçıların sayılarının artması için kurulmuş bir fakültedir. Bu fakülte de Mustafa Kemal’in sanat alanında yaptığı bir çalışmadır. Yani bu üç çalışma da Mustafa Kemal’in sanat alanında yaptığı çalışmalara örnek olarak gösterilebilir.

Urfa Milletvekili Yahya Kemal Bey, Kadınlara Hangi Alanda Haklar Verilmesini İstemiştir? Yazınız.

Urfa Milletvekili Yahya Kemal Bey, kadınlara milletvekili seçilme hakkını vermek istemiştir. Fakat meclis Yahya Bey’in kadınlara milletvekili olarak seçilme hakkını verecek önergesi reddetmiştir. Hatta reddedilmesi alkışlanmıştır. Bu bize 1920’lerdeki toplumun kadınlara karşı bulunan cinsiyetçi yargılarının meclis gibi demokratik bir alanda bile bulunabileceğini gösterir. Bu sadece Türkiye’ye özgün bir durum değildi o zamanlar. İngiltere kadınlara seçme seçilme hakkını 1918’de vermiştir. Özgürlük ülkesi olarak bilinen Amerika bile kadınlara seçme seçilme hakkını 1920’de vermiştir. Türkiye’nin oluşumuna denk gelen bu dönemin anayasa üzerinde bir etkisi olmuş olabilir.

1934 Yılında Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Verildiği Halde, Bu Konunun 1924 Anayasası Hazırlık Çalışmalarında Görüşülüp Tartışılmasını Yorumlayınız.

1924’te kadınların seçme seçilme hakkı tartışılırken 1934’te kadınlara bu doğal hakkın verilmiş olması o zamanlar yeni kurulan Türkiye geliştikçe halkın da entelektüel olarak geliştiğinin bir göstergesidir. Bu 10 yıllık süreç içerisinde Türkiye’de yapılan değişiklikler ve dünyanın cinsiyet eşitliği konusundaki bakış açısının değişimi de bu farklılığın nedenlerinden olabilir.

Aşağıda Boş Bırakılan Yerleri Tablodan Yararlanarak Uygun Sözcüklerle Doldurunuz.

10-Türk Tarih Kurumu

11-Tevhid-i Tedrisat Kanunu

12-Onuncu Yıl Nutku

13-Millet Mektepleri

14-Medeni Kanun

Aşağıdaki Soruları Cevaplayınız.

15-A 16-C 17-A 18-C 19-A 20-B 21-D 22-C 23-D 24-D 25-D

Yorum Yap

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi