11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 2. Ünite

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 2. Ünite (2020-2021)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 11. sınıf tarih ders kitabındaki 2. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 2. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 2. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 2. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 2. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 2. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı 2. Ünite Cevapları

11. sınıf tarih ders kitabının ikinci ünitesi olan Değişim Çağında Avrupa ve Osmanlı, üç kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu üç kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının ikinci ünitesi olan Değişim Çağında Avrupa ve Osmanlı ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 12 kavramı yanıtladık.

Lale Devri Nedir?

Avusturya ile imzalanmış olan Pasarofça Antlaşması ile 1718 yılından 1730 yılına kadar sürmüştür. Tarihe ise eğlencenin ve zevkin büyük rol oynadığı dönem olarak geçmiştir.

Reform Nedir?

Diğer adıyla Yenilikçi Devrim, 16. yüzyılda başlamış ve Avrupa devletlerini etkilemiştir. Katolik Kilisesi’ni desteklememeye yönelik bir dinsel eylemdir. Kilisenin bozulmaya başlaması ve bununla beraber ıslahat fikrinin ortaya çıkması. Rönesans hareketleri. Almanya’da siyasal birliğin olmaması ve prenslerin dinde yenilikler yapmaya çalışanları desteklemesi.

Rönesans Nedir?

Rönesans “yeniden doğuş” anlamına gelen bir kavramdır. Eski Yunan – Roma kültüründe olan özgür düşüncenin yeniden doğuş sürecidir.

Merkantilizm Nedir?

Ekonomiyi güçlü kılmak için ihracatın ithalattan daha önemli bir konumda olması gerektiğini savunan Batı Avrupa kaynaklı bir teoridir.

Ruhban Sınıfı Nedir?

Genellikle Hristiyanlıkta görülen din büyüklerinin, meslek olarak da din adamlığını yapması dolayısıyla verilen isimdir.

Matbaa Nedir?

Yazıları ve işlenmiş görüntü birimlerini çoğunlukla kağıt üzerine olmak üzere işleyen bir matbaa makinelerinin bulunduğu yerin ismidir.

Hümanizm Nedir?

Düşünce kaynağı ve merkezi olarak insanı alan bu düşünce biçimindeki en önemli etken insanın ta kendisidir.

Kapitülasyon Nedir?

Bir devletin başka bir devlete genellikle savaşlar sonrasında gerçekleşen bir antlaşma sonucunda sosyal ve ekonomik olarak tanıdığı ayrıcalıklardır.

Burjuvazi Nedir?

Sosyal konumunu almış olduğu eğitiminden, parasından ve başka insanları çalıştıran statüsünden alan bir sosyal sınıftır. Yerel halk ve işçiler bu sınıfa dahil değillerdir.

Sekülerleşme Nedir?

Dinlerin bize dayatmış olduğu ahiret ve diğer dini sorumluluklardan ziyade şu an yaşanılan hayata odaklanmanın gerekli olduğunu savunan bir hareket biçimidir.

Rasyonalizm Nedir?

Diğer adıyla Akılcılık, bilginin temel kaynağının duyumlar veya deneyimler üzerinden değil de insanın zihnindeki düşüncelerden oluştuğunu savunan bir görüştür.

Bilim Devrimi Nedir?

Rönesans dönemi içerisinde gelişen bu değişim; tıp, gökbilim, matematik, biyoloji, kimya ve fizik gibi bilim alanlarında yaşanan aydınlanmalar ve değişimlerin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının ikinci ünitesi olan Değişim Çağında Avrupa ve Osmanlı ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 4 soruyu yanıtladık.

Orta Çağ Avrupası’nda Öne Çıkan Kurumlar Hangileridir?

Orta Çağ’da Avrupa’daki en önemli ve güçlü kurum dini bir kurum olan Roma Katolik Kilisesi ve bu kiliseye bağlı Papalık makamıdır. Özellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Avrupa’daki güç dengesi bozulmuş ve halk bir otorite arayışı içerisine girmiştir. Oluşan bu otorite boşluğunu Papalık makamı doğru zamanlarda attığı politik adımlarla doldurmuştur ve böylece İtalyan şehir devletleri arasında öne çıkarak Avrupa genelinde söz hakkına sahip olmuştur. Ayrıca Papalık makamı, dönemin önde gelen üniversiteleri üzerinde de büyük bir etkiye sahip olmuş ve bu kurumları kendi bağlı olduğu öğretilerini yaymak için kullanmıştır. Sahip olduğu güç ile kendi mahkemelerini kurmuş ve kendisine ve öğretilerine karşı çıkanları bu mahkemelerde yargılayarak bilimsel çalışmaları engellemiş ve kendi otoritesini de sağlamlaştırmıştır. Kilisenin kazandığı güçle beraber vergiler toplamaya başlamış ve böylece Papalık giderek zenginleşmiş ve ruhban sınıfı artan ekonomik gücüyle beraber otoritesini arttırmıştır.

Dini hayatın dünyevi ve ekonomik hayattan daha önemli olduğuna inanan kilise mülkiyet sisteminin tartışılmasını yasaklamış, başka kişilere ait olan varlıkları kendi hazinelerine eklemiş. Böylece kilisenin çok fazla artan gücü ve zenginliği aristokrat ve burjuva kesim üzerinde hoşnutsuzluklara yol açarak bir anlamda kendi sonunu getirmiştir. Aristokratlar maddi kaynak için tüccarlara başvurmuş ve böylece Burjuvazi güç kazanmış ve kilise ile Papalık makamının Avrupa üzerindeki etkileri giderek azalmıştır. Böylece Rönesans ve Reform hareketleri sonucu Orta Çağ’ın en güçlü kurumu kilise eski otoritesini kaybetmiştir.

Osmanlı Devleti’nin Avrupalı Devletlere Kapitülasyonlar Vermesinin Dış Politikadaki Etkileri Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde ilk defa 1569 yılında Fransızlara verilmiştir. 18. yüzyılda kapitülasyon anlaşmalarının tek taraflı olmaktan çıkıp iki taraflı olmasına kadar dönemin padişahının yabancılar için bir inayeti olmuştur. Böylece kapitülasyonlar dış politikada olumlu etkiye sebep olarak Osmanlı ile Avrupalı devletler arasındaki ilişkileri güçlendirmiş ve zenginleşen Avrupa ülkelerinin vatandaşları ticaretleri sırasında Osmanlı limanlarını kullanması Osmanlı ekonomisine canlılık katmıştır. Padişahın istediğinde geri alabildiği ve her yeni padişahın tahta çıkmasıyla yenilenen bu anlaşmalar 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması ile iki taraflı hale gelmiştir. Kapitülasyonlar 18. yüzyıl ve sonrasında Osmanlı Devleti’nin ekonomisi üzerinde negatif etkilere sahip olmaya başlamıştır.

Avrupalı devletler daha fazla kapitülasyon elde edebilmek için giderek eski gücünü kaybeden Osmanlı Devleti’ni baskı altına almış ve zorlamaya başlamıştır. Kapitülasyonların içerikleri değiştirilerek Avrupalı devletler için Osmanlı açık pazar ve ucuz ham maddenin kaynağı haline gelmiştir. Öyle ki 1788 yılında Fransız elçisi Osmanlı Devleti için “Fransa’nın çok zengin bir kolonisi” ifadesini kullanmıştır. Böylece kapitülasyonlar Osmanlı Devleti’nin dış politikada giderek güçsüzleşmesine ve Avrupalı Devletlerin istedikleri her konuda Osmanlının iç işlerine karışmasına zemin sağlamıştır. Osmanlı Devleti’ndeki bankaların, demiryollarının vb. işletmelerin yabancıların kontrolüne geçmesi geçmesi ekonomiyi çökertmiş, gayrimüslimlerin Avrupalı elçiliklerden imtiyazlar kazanması Osmanlının kendi içindeki otoritesini azaltmıştır. Sonuç olarak kapitülasyonların tek taraflı olduğu dönemde Osmanlı Devleti’nin dış politikasını güçlendirecek halde olduğunu, ancak Pasarofça Antlaşmasıyla yanlış dış politikalar izlemesine ve ülkede Avrupalı tüccarların istediklerini yapabildiği bir duruma yol açarak ekonominin ve otoritenin zarar görmesine sebep olmuştur.

Amerika’nın Keşfinin Avrupa’da Meydana Gelen Ekonomik Gelişmelere Etkileri Nelerdir?

Rönesans sonrası Avrupa toplumlarındaki bilimsel gelişmeler, beraberinde ekonomik gelişmeleri de getirmiştir. Bunun sonucunda Avrupa’da ham maddeye ihtiyaç artmış, ancak Avrupa kıtasındaki kaynakların yetersizliği nedeniyle ekonomi çıkmaza girmiştir ve ham madde arayışı başlamıştır. Bu nedenle kaşifler yeni rotalar ve kaynaklar için gemileriyle denizlere açılıp zengin kaynaklar aramışlardır. Amerigo Vespucci’nin Amerika kıtasının keşfi Avrupa devletleri için ekonomik çıkmaz için bir umut sağlamıştır. Sonrasında yaşanan göç dalgasıyla Avrupa’nın o dönemki güçlü devletleri İngiltere, İspanya, Hollanda ve Portekiz gibi devletler gittikleri yerlerdeki kaynaklara el koymaya ve sömürgeler oluşturmaya başlamıştır. Avrupa’daki düşük gelirli kesim için Amerika kıtası yeni iş alanları sağlaması açısından da hem Avrupa’nın o dönem içinde bulunduğu durumu göstermekte hem de Amerika kıtasının Avrupa için bir çıkış yolu olduğunu göstermiştir.

Ekonominin denizaşırı topraklardaki kaynaklarla desteklenmesi deniz ticaretinin ve taşımacılığının önemini arttırmıştır. Ancak bu yeni kaynaklar Avrupalı devletler arasında rekabetin artmasına neden olmuştur. Aniden zenginleşen İspanya İngiltere ile mücadele etmesi ve zenginliğin paylaşımı düzenleyecek bir düzen tutamaması nedeniyle ekonomik ve yönetimsel açıdan zarar görmeye başlamıştır. Bunun yanında Avrupalı devletler gibi sömürge elde edemeyen Osmanlı Devleti Amerika kıtasından gelen altın ve gümüş akışı nedeniyle parasının değer kaybetmesiyle yeni madenler açmaya zorlanmış ve ekonomik zorluklar içine girmiştir. Böylece Osmanlı Avrupalıların yeni kaynak keşifleri sonrasında ekonomik üstünlüğünü yitirmiş, Akdeniz ticaretinin de azalmasıyla gerileme dönemine girmiştir.

Matbaanın Kullanımının Okuryazar Sayısının Artmasına Katkısı Nelerdir?

Rönesans ve Reform süreci sonrasında ortaya çıkan özgür düşünce ortamı Avrupa’yı bilimin merkezi haline getirmiştir. Bu yeni kaynakların büyük kitlelere ulaştırılmasında en önemli unsurlardan biri de matbaa olmuştur. Modern anlamdaki ilk matbaa Alman Gutenberg tarafından geliştirilmiştir ve sonrasında, özellikle 19. yüzyıldan sonra, Almanya ve İtalya’da kullanımı artmıştır. Matbaanın yaygınlaşmasıyla o döneme kadar yalnızca üst sınıflarda bulunan ruhban ve aristokratların yararlanabildiği kitaplara halk da ulaşabilmiştir. Çünkü artık matbaa yaygınlaşmış, kağıt ucuzlamış ve seri üretim artmış ve böylece daha çok kitap basılabilmiş ve kitap fiyatları düşmüştür. Gutenberg’den sonraki yarım asırda Avrupa genelinde yüzlerce şehirde 1.700’den fazla matbaa açılmıştır.

Bu durum Viyana İmparatorluk Kütüphanesinde seksen yılda 70.000 kitap artışıyla seksen bine, Berlin Kraliyet Kütüphanesinde ise 1786 yılına kadar yine seksen bin kitaplık civarı bir miktara ulaşmıştır. Böylece kitaplara ulaşım kütüphanelerde kitap sayısının artmasıyla da kolaylaşmıştır. Halihazırda Rönesans sonrası bilginin ve antik Yunan filozoflarının düşüncelerinin önem kazanması öğrenme isteğine sahip olan halkın kitaplara ulaşması eğitimin de artmasıyla okuma oranında önemli ölçüde ilerleme kaydedilmesini sağlamıştır. Bu dönemde Avrupa ortaya çıkan bilime değer veren ortam ve eğitimli kitlenin yarattığı temel günümüzde bile Avrupa’nın bilginin ve gelişmenin merkezi olmasına yol açmıştır. Matbaanın önemini belirtmek gerekirse, örneğin Osmanlının matbaaya geçişinin daha sonra olması Avrupa’daki gelişime ayak uyduramamasına ve sonucunda yeni düzen içinde yerini koruyamayacak parçalanmasına sebep olan nedenlerden biri olmuştur.

Konu İçindeki Sorular

11. sınıf tarih dersinin ikinci ünitesi olan Değişim Çağında Avrupa ve Osmanlı ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Marc Bloch’a Göre Üç Esasın, Bugünkü Avrupa Medeniyetine Etkileri Neler Olabilir?

Marc Bloch (Mark Bloh) Üç esasın, bugünkü Avrupa medeniyetine etkileri neler olabilir? sorusunu yanıtlayalım. Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Avrupa’daki otorite boşluğunu Avrupa’nın çoğunluğunun hristiyan olması nedeniyle Papalık doldurmuştur ve Orta Çağ boyunca, Rönesansa kadar kendi öğretilerini empoze ederek Avrupa’nın o dönemki yapısını şekillendirmiştir. Ancak Papalık makamının yarattığı bu baskıcı ortam Avrupa’da reform sürecini ve Rönesans’ı beraberinde getirmiştir. Böylece Papalık eski önemi yitirmiştir. Ancak Avrupa’nın günümüzde çoğunluğunun Hristiyan olması nedeniyle Papalık ve Kilise önemli unsurlardır ve Hristiyanlık yine Avrupa toplumları üzerinde birleştirici etkisini göstermektedir. Özellikle günümüzde gündeme gelen İslamofobi veya göçmen karşıtlığı gibi sorunların özünde de din farklılığı ve bu noktada gerçekleşen ötekileştirmenin rolü önemli ölçüde bulunmaktadır.

Avrupa’da çok uzun yıllardır yerleşik feodal bir yapılanma bulunmaktadır. Ortaçağda Kilisenin güç kazanması ile feodal yapının güçsüzleşmesi aristokratların burjuvaları desteklemesini böylece Papalık2ın gücünü yitirmesinde rol oynamıştır. Bunun sonucunda aristokratlar ve burjuvalar arasında güçlü ilişkiler başlamıştır. Feodal beyler ve zenginleşen burjuvalar Rönesans döneminde sanatçıları ve aydınları destekleyerek özgür ortama katkıda bulunmuşlardır. Bu durum da günümüz gelişmiş Avrupa toplumunun temelini oluşturmuştur. Ancak halk ve zenginler arasındaki sınıf farkı halkın benliğine işleyerek gelecekte devrimlere ve sınıf çatışmalarının da temeli olmuştur.

Rönesans ile beraberinde gelen hümanist ortam Avrupa’nın günümüzdeki insan haklarına ve özgürlüklere önem veren yapısının oluşmasına yol açmıştır. Bilgiye verilen önemle ve Antik Yunan filozoflarının dönemin aydınları tarafından keşfedilmesiyle, aynı zamanda matbaanın da keşfiyle, bilgiye önem veren eğitimli Avrupalı insanların sayısı artmıştır ve toplumsal benliğe işleyen bu durum Avrupa’nın günümüzde de bilim ve teknoloji alanında dünyanın diğer kesimlerinden daha ileride olmasının önünü açmıştır. Yani toplumun geçmişindeki önemli unsurlar günümüzdeki yapısının oluşmasında büyük rol oynamıştır.

Aydınlanma Çağı’nın Günümüz Bilim Dünyasına Etkileri Nelerdir?

Metinde, Orta Çağ’daki dini inançların bilim dünyasının gelişiminin önüne geçtiği vurgulanmıştır. Orta Çağ’da, dine karşı gelen bilimsel çalışmalar yapan kimselere idam cezası gibi ağır cezalar verilirdi. Dolayısıyla, dini inancı yüksek olan kişilerin dini sorgulamamak için hiçbir şekilde bilimle ilgilenmeyecek olduğu kadar, evreni sorgulamak isteyen pek çok bilim insanının da bu tür cezalardan korkarak bilimden ve sorgulamaktan uzak dururlardı denebilir. Haliyle, Orta Çağ’da bilimle uğraşmaya cesaret etmiş kişi sayısı çok azdır. Aydınlanma Çağı’yla birlikte dinin bilime karışması engellenmiş ve bilim hakettiği özgürlüğe kavuşmuştur. İnsan ve özgür düşünce önem kazanmıştır ve modern bilimsel düşünce sistemi doğmuştur.

Bu düşünce sistemi Avrupa’da büyük bir hızla yayılmıştır. Bu düşünce sisteminin bir diğer adı da akılcı düşünce sistemidir. Doğa, insan, toplum, siyaset, ekonomi, tarih ve fen gibi pek çok alanda yeni düşünürler ve yeni fikirler ortaya çıkmıştır. Bu sayede günümüzdeki teknolojiye kadar pek çok gelişmeyi etkileyen pek çok düşüncenin temelleri atılmıştır. Newton, Copernik, Galileo, Descartes, Mozart, Bach gibi günümüze kadar değerini kaybetmemiş ve günümüzde bile geçerliliği olan işlere imza atmış bilim insanları Aydınlanma Çağı’nın önemli bilim insanları arasındadır. Aydınlanma Çağı sayesinde aynı zamanda Sanayi İnkılabı ve Fransız İhtilali gibi önemli gelişmelerin temelleri atılmıştır. ABD’nin kurulmasında da Aydınlanma Çağı’nın sonucunda gelişen siyasi ve sosyal düşünceler önemli bir rol oynamıştır.

Görsellerde Verilen Gelişmeler, Avrupa’da Hangi Yapıları Sarsmıştır?

(Bu Soru Sayfa 52’deki -Aşağıdaki- Görsellere Göre Yanıtlanmıştır.) 

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Görselleri
11. Sınıf Tarih Ders Kitabı (Görsel 2.4, 2.5 ve 2.6)

Bu görsellerde Aydınlanma Çağı sonrasında yapılan gelişmeler yer almaktadır. Görsel 2.4, kağıt ve matbaanın Avrupa’da kullanılmaya başlandığı zamanı betimleyici bir çizimdir. Görsel 2.5, Amerika’daki Mississippi Nehrini keşfeden Avrupalı kaşifleri betimleyen bir çizimdir. Son olarak Görsel 2.6’da da İtalya’nın bir haritası verilmiştir ve İstanbul’un fethinden sonra oradaki düşünürlerin İtalya’ya göç etmesi anlatılmak istenmiştir. Bu 3 gelişme de insanlık tarihinin gelişiminde büyük rol oynar ve eskimiş sistemlere başkaldıran yeni düşüncelere temel olmuşlardır. Dolayısıyla, bu eski sistemlere ait yapılar ve kurumlarda sarsıntılar meydana gelmiştir.

Bu görsellerde verilen gelişmelerin etkileri teker teker incelenebilir. İlk görseldeki kağıt ve matbaanın kullanılması kitaplar başta olmak üzere önemli yazıların basımını kolaylaştırmıştır. Dolayısıyla pek çok bilimsel ve felsefik eser kolaylıkla basılmış ve bu eserlerde yer alan fikirler ve gerçekler hızla yayılmıştır. Bu durum kilisenin etkisinde büyük bir düşüşe yol açmıştır, kilisenin gücü zayıflamıştır. İkinci görseldeki Mississippi Nehri’nin keşfiyle Amerika’nın iç bölgeleri keşfedilmiş olmuştur ve bu sayede burjuvazi sınıfı zenginleşmiştir. Son görseldeki İstanbul fethi sonrasında bölgedeki bilim insanları Avrupa’ya göç etmiştir. Bu sayede Yunan bilimi ve felsefesi Avrupa’ya taşınmıştır ve İtalya’da başlayarak Avrupa’da yayılmıştır. Bu durum Aristokrat sınıfını sarsmış ve matbaanın başlatılmasıyla aynı şekilde kilisenin gücünü zayıflatmıştır. Bilimsel, sanatsal ve felsefi gelişmeler, dini düşüncelerin yanlışlığını ortaya çıkararak öne geçmiştir.

Rönesans’ın İtalya’da Başlamasının Nedenleri Neler Olabilir?

Rönesans, “Yeniden Doğuş” anlamına gelen; insanlık tarihindeki sanat ve bilim alanındaki gelişmeleri bir ileri basamağa yükseltmiş olan önemli bir olaydır. Rönesans’ın İtalya’da başlamış olmasının temellerinde İstanbul fethi sonrasında Yunanlılar başta olmak üzere pek çok bilim insanı ve filozofun İtalya’ya göç etmiş olması yatmaktadır. Böylece İtalya’daki düşünür yoğunluğu artmıştır ve pek çok çalışma İtalya’da yapılmaya başlamıştır. Dini düşüncelerin zayıflamaya başladığı bu dönemde İtalya’nın dini konumu da büyük önem taşımıştır. Pek çok düşünüre ev sahipliği yapan İtalya aynı zamanda Hristiyan dünyasının da dini merkezidir ve İslam dünyasına çok yakın bir konumda bulunmaktadır.

Bu bilgilerden yola çıkarak, İtalya’da büyük bir bilim ve din çatışması yaşanmakta olduğu yorumu yapılabilir. Bilimin yanı sıra, sanat da Rönesans’ın başlamasında büyük bir önem taşımıştır. İtalya sanat konusunda da altta kalmamış, bilim ve din için olduğu gibi sanat tarihi açısından da oldukça önemli bir konumda bulunmaktadır. İtalya, Antik Yunan ve Antik Roma’dan kalma pek çok kültürel ize ev sahipliği yapmaktadır. İtalya’daki dini, sanatsal ve bilimsel yoğunlaşmayı İtalya’nın ekonomisi ve siyaseti de etkilemiştir. İtalya Akdeniz ticareti sayesinde diğer devletlere oranla daha zengindir ve bir siyasi birliği yoktur. İtalya’da merkezi otoritenin olmaması özgür bir ortam yaratmıştır. Bu bilgilerden yola çıkarak İtalya’nın Rönesans’ın başlaması için zamanın en uygun yerlerinden birisi olduğu söylenebilir. 15. yüzyılda İtalya’da başlamasının ardından tüm Avrupa ülkelerine yayılmıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Rönesans Nedir? Rönesans’ın Nedenleri ve Sonuçları başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Enflasyonun Siyasi ve Sosyal Hayata Etkileri Neler Olabilir?

Enflasyonun hem siyasi hayat hem de sosyal hayat üzerinde oldukça olumsuz etkileri vardır. Siyasette güvensiz bir ortam oluşur. Dolayısıyla alım gücü azalır. Böylece hayat pahalılaşır ve geçinmek zorlaşır. Ekonomi çalışmalarının temelleri alıcı ve satıcının isteklerine dayanır. Alıcı daima fiyatların sabit kalmasını ve mümkünse olabildiğince düşmesini ister. Satıcı ise bunun tam tersi olarak fiyatların artmasını bekler. Dolayısıyla, enflasyon sonucunda fiyatların artması bir tarafı olumsuz etkiler. Enflasyonun öngörülmüş bir şekilde yavaş yavaş artması, fiyatlardaki artışın da zamana yayılacağı anlamına geldiği için alıcı durumu daha az hisseder ve kolayca uyum sağlar. Enflasyonun beklenmedik ve yüksek bir şekilde artmasıysa ekonomiyi ciddi bir şekilde etkiler. Hatta kalıcı sonuçlara yol açabilir.

Ekonominin olumsuz etkilenmesi de doğrudan sosyal ve siyasi hayatı etkiler. Beklenmeyen yüksek enflasyonun yol açabileceği sonuçlar arasında düşük gelirli ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmesi, maaşların düşmesi, faiz oranlarının enflasyon oranından düşük olduğu durumlarda tasarruf hesaplamalarının olumsuz etkilenmesi, işletmelerin borçlanma maliyetlerinin yükselmesi ve etkilenen ülkenin dünya pazarındaki rekabet gücünün düşmesi gösterilebilir. Ticari rekabet gücünün düşmesi ihracat isteklerinin azalması anlamına gelir. Yapılan ticaretten daha az kar elde edilir ve ülkenin ticari dengesi olumsuz etkilenir. Böylece milli gelir ve istihdam da fazlasıyla olumsuz etkilenir. Yüksek enflasyonun şirketler üzerindeki etkilerinden bir diğeri de belirsizleşen maliyetler ve fiyatları dolayısıyla yatırımı olumsuz etkilemesidir. Bu nedenle sermaye yatırımları düşürülür.

Osmanlı Devleti’nde Nüfus Artışının ve Fetihlerin Durmasının Ekonomiye Etkileri Neler Olabilir?

Nüfus artışı ekonomide pek çok soruna yol açabilir. Fazladan her bir kişi, fazladan su, yemek, barınak gibi temel ihtiyac ihtiyacı anlamına gelmektedir. Bu ihtiyaçlar var olan topraklar içinde karşılanamadığı durumlarda yeni toprak ihtiyacı doğar. Osmanlı Devleti’nde artan nüfusa rağmen fetihler durmuşa artan nüfusu var olan toprağa bağlar. Bir devletin ilk amacı kendi halkının ihtiyaçlarını karşılamaktır. Dolayısıyla halkın topraktan elde edilen mallara giderek daha çok ihtiyacı olacağı için ihracat da git gide azalır. Bu topraklar halka yetmemeye başladığında da devlet dışarı bağımlı hale gelir. Ticaretteki bu yer değiştirme, enflasyon artışı ve akçenin değer kaybı gibi olumsuz durumlara sebebiyet verir.

Osmanlı Devleti’nin bu durumunun üzerine tımar sisteminin bozulması, çağın gerisinde kalınması, eğitim alanında bozulmalar meydana gelmesi, ticaret yollarının coğrafi keşifler sonucu değerlerini yitirmesi ve padişahın sık sık değişmesi gibi durumlar da eklenince Osmanlı ekonomisi oldukça yıpranmıştır ve devlet iyice çöküş dönemine girmiştir. Bu çöküş, ihtiyaçları yeteri kadar karşılanamayan halk tarafından da hoş karşılanmamış ve halk tarafından yapılan isyanlar başlamıştır. Halkın isteklerini yerine getirebilmek için Osmanlı Devleti vergileri düşürmek zorunda kalmıştır. Bu nedenden dolayı devletin geliri fazlasıyla azalmıştır. Bu süreç boyunca Avrupa’da hızla gelişmiştir. Avrupa’daki nüfus artışı yeni yapılan keşifler sayesinde bir sorun haline gelmemiştir. Pek çok yeni kaynak ve maden bulunmuştur. Osmanlı Devleti hükümdarlığının sonuna yaklaştıkça Avrupa’nın gücü artmıştır.

XVI. Yüzyılın İkinci Yarısından İtibaren Yeniçeri Sayısındaki Ani Artışın Nedenleri Neler Olabilir?

(Bu Soru Sayfa 61’deki -Aşağıdaki- Grafiğe Göre Yanıtlanmıştır.) 

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Görselleri
XV-XVIII. Yüzyıllar Arasında Yeniçeri Sayısındaki Değişim

Yeniçeri Ordusu, Osmanlı Devleti bünyesinde yüzyılı aşan süreler boyunca birincil ordu görevini gördü. Osmanlı tarihindeki ilk daimi askeri ekip olması sebebiyle de diğer askeri birliklerden çok daha öne çıktı. Özellikle ilk kurulduğu yıllarda içerisinde rol alan kıyasla genç, güçlü ve yetenekli askerler sayesinde Osmanlı Devleti’nin gelişmesine fazlasıyla katkı sağlayan savaşlarda hep Yeniçeri Ordusu gözleri üstüne çekti. Ancak 15. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilen Amerika kıtası ile tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de dengeler değişti. Avrupalı ülkelerin özellikle kendi çıkarları doğrultularında her türlü getirisinden faydalandıkları Amerika kıtası, Osmanlı Devleti’nin dezavantajına oldu. Avrupalı devletlerin fazla nüfuslarını ve kendi bünyesinde barındırmak istemediklerini kolayca gönderebildikleri Amerika, bu devletlerin halkını refah seviyesine yaklaştırmıştır.

Bununla beraber; ulaşımını sağladıkları, her türlü kaynağına el koydukları, ucuz işçiliğe sahip oldukları için gittikçe zenginleşen Avrupa ülkelerinin karşısında Osmanlı Devleti giderek güçsüzleşmekteydi. Sömürgecilik politikası izlemediğinden ve nüfusu giderek arttığından dolayı devletin geliri gittikçe azalıyordu, borçlanıyordu. Ayrıca ekonomik sorunların birinin ardından öbürü geldiğinden dolayı savaş yapıp alanını genişletme lüksü de yoktu. Savaşlar neredeyse duraksadığından ve de Osmanlı parası gittikçe değer kaybettiğinden dolayı ise Yeniçeri Ordusu savaşçıları, istedikleri maaşı alamayıp sürekli olarak isyan çıkarıyorlardı. İstenilen başarılara da ulaşılamayınca Osmanlı Devleti, kaliteden vazgeçip askerlerinin niceliğini arttırmaya başlamıştır. Her türlü insan orduya kayıt olabilmiş, kendi yeteneklerini öne sürüp sürekli yenilik isteyemediklerinden de isyan gibi sorunları azaltmıştır. Devşirme Sistemi yetersiz kaldığından kahve ocaklarına başvuran gençler bile orduya yazılmıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Yeniçerilerin Sayısındaki Artış (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Kapitülasyonların Tek Taraflı Verilmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Latin dilinde “kafa” anlamına gelen “caput” kelimesinden türetilen kapitülasyonun basit çevirilmiş hali “baş/boyun eğmek” anlamına karşılık vermektedir. Öncelikle Müslüman devletlerde verildiği görülen kapitülasyonlar, Hristiyanların o devletlerin bünyesi altında geçinmelerini rahatlatmak amaçlı sunulan ayrıcalıklar anlamına gelir. Hristiyan toplumların bireyleri; bu kapitülasyonlar sayesinde Müslüman devletin topraklarında barınabilir, eğitim görebilir, eğitim verebilir, iş/ticaret yapabilir, seyahat edebilir, dinlerini özgürce yaşayabilir ve de devletin insiyatifine bağlı olarak çok daha fazlasını yapabilirler.

Kapitülasyonlar karşılıklı ilan edilse bile en faydalanan taraf her zaman ekonomik açıdan güçlü olan taraftır. Osmanlı Devleti’nde kuruluş yıllarından itibaren var olduğu iddia edilen bu anlayış mekanizmasının, ilk resmi ilanının 16. yüzyılda olduğuna erişilmiştir. İlk olarak Fransızlara tanınan kapitülasyonlar yıllar ilerledikçe ve padişahlar değiştikçe diğer milletlere de sunulmuştur. Bu milletlere Portekiz, İngiltere, Sicilya gibi ülkelerin halkları da dahildir. Genellikle Akdeniz çevresinde yer alan devletlere öncelik tanınması, Osmanlı Devleti bünyesinde yapılacak ticaret işlerini arttırmak ve ülkeye ekonomik güç kazandırmaktı ve kendi milletini de sınırları içerisinde tutup onların gelirlerini başka ülkelere kaybetmesini önlemekti. Bu amaca hitaben kapitülasyonlar tek taraflı imzalanmıştır. Bir süre sonra her padişah değişiminde yenilenen anlaşmalar sürekli hale getirilmiş ve bu yeniliğin kapsamında kapitülasyonlar sömürülmeye başlanmıştır. Kapitülasyonlar 1700’lü yıllara kadar bu amaca neredeyse sorunsuz şekilde hizmet etse de yapılan her anlaşmada Hristiyan devletlerin kendilerine tanınan kapitülasyonlarının artırılmasını talep etmesiyle kontrolden çıkmıştır. Akdeniz kıyılarında sadece kendi devletlerinin çıkarını hedef alan şirketlerin kurulmasının artmasıyla birlikte çift taraflı olarak anlaşmaların yeniden imzalanması teklif edilmiştir.

Kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti’ni Hangi Alanlarda Etkilemiştir?

Kapitülasyonlar, Kapitülasyonların Tek Taraflı Verilmesinin Nedenleri Neler Olabilir? sorusunun cevabında da yer aldığı şekilde, Müslüman olmayan Osmanlı sakinlerinin birçok farklı alanda avantajlara sahip olmasını sağlamıştır. Bu ayrıcalıklar birincil bir ihtiyacın karşılanması olan barınmadan kendi anlayışlarına göre eğitim verebildikleri okulları açmaları gibi tercihe bağlı olan izinlere kadar uzanmıştır.

18. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’ne gelir getirisi dışında önemsenecek bir etkisi bulunmayan kapitülasyonlar, ayrıcalıklardan yararlanabilen milletlerin tamamen kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde anlaşmaları grileştirmelerinin bir sonucu olarak Osmanlı Devleti’nin oldukça fazla alanda etkilenmesine sebebiyet vermiştir.

Zamanla, imtiyazlardan yararlanan azınlık sayıda Hristiyanlardan Osmanlı Devleti’nin içişlerine ve dışişlerine müdahale edebilen hale gelen topluluklara dönüşüm gerçekleşmiştir. Osmanlı topraklarının yabancı şirketler için bir tür ham madde kaynağı ve pazarına dönüşmesi dolayısıyla Osmanlı Devleti giderek ekonomik gücünü, ardından da diplomatik gücünü yitirmeye başlamıştır. Sömürgeci devletlerin vatandaşlarının bu duruma sebebiyet verdiği görülmektedir ve dikkat çekmektedir. Yabancı malların ülkeye girişine öncelik veren yabancılar Osmanlı’nın ekonomisine darbe vurmuştur. Kendilerini dini yargı ve hukuk sisteminden muaf kılarak illegal yöntemlerle paylarını artırmış ve de yenilmez hale gelmişlerdir. Elçiliklerinin etrafında sıkı bir yerleşim planı izleyerek normal şartlarda bu imtiyazlara sahip olması mümkün olmayan kişilerin de kapitülasyonlardan faydalanabilecek şekilde sisteme gizli bir şekilde giriş yaptıklarına dair kayıtlar bulunmaktadır. Diğer ülkelerle kurulan ilişkilerde söz sahibi olmaları da Osmanlı Devleti’nin global çapta kuvvetini derinden sarsmıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Kapitülasyon Nedir? Kapitülasyonların Kaldırılması başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Osmanlı Devleti’nde, Vergi Sisteminin Oluşumuna Etki Eden Unsurlar Hangileridir?

Dünya çapında ve tarih boyunca birçok devlet, hükmünü sürdürebilmek ve de devlet içerisinde iyileştirici ve geliştirici düzenlemeler yapabilmek adına vatandaşlarından çeşitli miktarda para talep etmiştir. Bu paranın karşılığı vergi olup vergiler devlet işlerinin yürümesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca deprem, sel, heyelan, tsunami, kuraklık, yangınlar ve benzeri gibi toplumun esenliğine olumsuz etkisi bulunan ve kayıplara sebep olan olağanüstü durumlar yaşanması halinde de yine vergiler yardımıyla yeniden inşa süreçleri hızlandırılabilmektedir.

Osmanlı Devleti’nde görülen vergi toplama sistemlerinden bazıları vatandaşların sahip oldukları topraklara değer biçilmesidir. 14. yüzyıl ve 17. yüzyıllar arasında fethedilen topraklar, “miri arazi” olarak adlandırılıp büyüklüğüne, verimliliğine ve kullanılış amaçlarına göre değer kazanıp o araziyi yöneten ve arazide bulunan kişilerden belirlenen değere göre vergi talep edilmiştir. Bu yöntem sayesinde Osmanlı Devleti, yaptığı harcamalardan çok daha fazla gelir elde etmiş ve de ekonomik zenginliğinin zirvelerine ulaşmıştır. Ancak 1600’lü yıllardan itibaren Osmanlı Devleti’nin sürekli içinde bulunduğu savaş hali, ordularda eğitim görmesi, yeme, içme, barınma gibi ihtiyaçlarının giderilmesi, maaş verilmesi gereken kalabalık asker kadrosunun yanı sıra giderek artan nüfusu ve diğer birçok etken sebebiyle ekonomik darlığa girmiş ve gittikçe finansal gerilemeye doğru ilerlemiştir. Bu dönemde açığa çıkan fazladan kazanç ihtiyacı yeni bir vergi sistemiyle karşılanmıştır. Bu sistemde tımar amacıyla kullanılan araziler devletin merkezi hazinesine bağlanmış, ardından da malikane olarak kullanılacak hale getirilip açık artırmaya sunulmuştur. Hızlı para getirisi sağlayan bu sistem sayesinde Osmanlı Devleti’nin kısa süreli de olsa yeniden zenginleşmesine olanak sağlamıştır. Bundan sonra geliştirilecek diğer vergi sistemleri de genellikle benzer sebepler dolayısıyla oluşturulmuştur.

Ayan ve Eşraf Zümresinin Devlet İçerisinde Güç Kazanmasının Nedenleri Nelerdir?

Kurulduğu günün tarihinden başlayarak her merkez hükümet sistemi benimseyen ve tek bir siyasi kimliğin yolunda ilerleyen Osmanlı Devleti, çok kültürlü yapısında bu sistemi ömrüyle kıyaslandığında oldukça uzun süre devam ettirebilmiştir. Osmanlı Devleti’nin merkeziyetçi politika anlayışının yürürlükte olduğu zamanlarda hemen komşusu olan Avrupa devletlerinde feodal yani derebeylik figürü görülmekteydi. Farklı dönemlerinde yüz ölçümü değişiklik göstermesine rağmen çoğunlukla kıta genişliğinde bir büyüklüğe sahip olan Osmanlı Devleti’nde elbette ki farklı arka planlara sahip kalabalık bir nüfusu vardı. Birbirinden farklı özellikler gösteren iklimleri bile kapsayan geniş coğrafyasında; özgün olarak ayrı ayrı dilleri konuşan, ayrı dinlere inanan ve kurallarını takip eden, ayrı aile ve toplum kültürüne sahip binlerce insana ev sahipliği yapıyordu Osmanlı Devleti. Bu yüzden feodal sistem gibi bölünmüşlüğü artırabilecek yöntemlerden uzak durması gerekiyordu, bunu da merkeziyetçi sistemi ile sağlıyordu. Güç sahibi gruplar arasında birleştirici güçlerini kullanıp olası ayrılma ve ayaklanmaları önlüyordu.

Bu önlemlere rağmen, uzun süre ayakta kalmayı başaran Osmanlı Devleti’nde yine de ilk yıllarındaki titizlik sağlanamadığından dolayı sistem kusursuz şekilde işlemeye devam edememiş, eşraf ve ayan isimleri verilen zengin ve öncelikli zümreler söz hakkı kazanmıştır. Vergi sistemlerinin kontrolünü ele alan ve ilk başlarda ayaklanma söndürmek gibi amaçlara hizmet eden bu zümreler, Osmanlı Devleti’nin yardımına koşmuştur ve iyice güçleri artmıştır. Gün gittikçe önem kazanan ayan ve eşraf zümreleri, bir zamandan sonra kazandıkları parayı artırmak için yönettikleri köylerin halkından belirlenenden fazla miktarlarda para almış ve zorbalığa başlamıştır. Sözlerinin üstüne söz söylenemeyecek hale gelip Osmanlı Devleti’nin yönetiminde yer kazanmışlardır.

Yeni Çağ Avrupası’nda Meydana Gelen Gelişmeler, Osmanlı Devlet İdaresinde ve Toplum Düzeninde Ne Gibi Değişikliklere Sebep Olmuştur?

Avrupa’nın Orta Doğu ticaret yolları üzerindeki tekeline tepki olarak hız kazanan, Yeni Çağ’ın getirdiği Coğrafi Keşifler ile ticari yollar dramatik biçimde önem kazanmış ve yitirmişlerdir. Yeni Dünya’dan özellikle İspanya ve Portekiz aracılıyla Avrupa’ya sağlanan altın ve gümüş materyal Osmanlı pazarındaki malların değerlerinde dalgalanmalar ve toplumda bir panik ortamı oluşmasına sebep olmuştur. Bunun üstüne Avrupalı devletlerin Osmanlıya çeşitli alanlarda dayattığı kapitülasyonlar ve çeşitli sömürge yolları ile Osmanlı toplumu ve idaresi içerisinde çatışmalar ortaya çıkmıştır.

Rönesans sonucu Avrupa toplumunda baş gösteren dalgalanmalar, yeni ideolojiler uluslarası prestiji azalmakta olan ve görece kapalı Osmanlı toplumu içerisinde uzun süre hissedilmemiş; Osmanlı gerek askeri, gerek teknolojik, gerek kültürel gelişmelerde geride kalmıştır. Yaşanan ekonomik bunalımın da etkisiyle emir komuta zinciri içerisinde de huzursuzluklar baş göstermiş, sipahilerin, ulufeli askerlerin ve yeniçerilerin liderliğinde birtakım isyanlar çıkmıştır. Avrupa’daki ard arda gelen askeri devrimler sonucu ateşli silahlara karşı kılıçla savaşmak zorunda kalmaları sonucu ordu içerisindeki önemlerini kaybetmeleri isyanları körükleyen bir faktör olarak ortaya çıkmıştır.

Bunalımdan kurtulmak isteyen devlet tımarların mukataalara dönüştürülmesi adımını atmış ve bu toprakları devlet için vergi kapısı yapmaya çalışmıştır. Bu adımlar sonucu halktan bir kesim zenginleşmiş ve nüfuz sahibi olmuştur. Tımar sisteminde yaşanan gelişmeler yine de devletin askeri başarısızlıkları sonucu Avrupalılara gittikçe daha fazla kapitülasyon verme durumunda kalmasını engelleyememiş, devletin yürütmeye koyduğu değişimler azınlıkların kazandığı ekonomik ayrıcalıklar nedeniyle nötrlenmiş, üstüne toplum içerisindeki huzursuzluğu da artırmıştır.

Balkanlardaki Nüfus Artışının Anadolu’ya Göre Daha Fazla Olmasının Sebepleri Neler Olabilir?

(Bu Sorular Sayfa 69’daki -Aşağıdaki- Grafiğe Göre Yanıtlanmıştır.)

11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Görselleri
XVI. Yüzyılda Anadolu ve Balkanlarda Görülen Nüfus Artışı

Balkanların Avrupa’nın merkezine olan coğrafi yakınlığı ve topraklarında yaşayan azınlıkların Avrupa tarafından benimsenmesi pek çok teknolojik ve kültürel gelişmenin Anadolu’dan önce tesir etmesini sağlamış olabilir. Böyle dönemlerde meydana gelmesi alışkın olunduğu üzere hayat standartlarındaki artış insanların daha fazla çocuk sahibi olmasını teşvik etmiş olabilir. Anadolu’daki nüfus artış hızının yavaşlamasının sebebi ise fetihlerin getirdiği kısa vadeli zenginliklerin Osmanlı’nın içinde bulunduğu durum sebebiyle azalması, Balkanlardakinin aksine Anadolu’da yaşam standartlarının yerinde sayması olabilir.

Anadolu ve Balkanlarda Görülen Nüfus Artışının, Osmanlı Devleti’nin Sosyo-Ekonomik Yapısına Etkileri Neler Olabilir?

(Bu Sorular Sayfa 69’daki -Aşağıdaki- Grafiğe Göre Yanıtlanmıştır.)

Balkanlardaki nüfus artışı Osmanlı topraklarında yaşayan ve ekonomik faaliyetler gerçekleştiren azınlık nüfusunun artması anlamına gelmiştir. Azınlıkların Osmanlı ile ve Osmanlı içinde ticarette üstlendiği daha büyük rol Müslüman tüccarların ve zanaatkarların pazardaki rolünü tehdit etmeye başlamıştır. Bunun üstüne çoğu Hristiyan olan azınlıkların haklarını korumak bahanesiyle dış güçlerin Osmanlı’nın içişlerine dahi karışır hale gelmesine vesile olmuştur. Dış güçlerin Osmanlı toprakları içerisindeki daha aktif varlığı ve Anadolu’daki zenginliğin duraksaması sonucu hem Balkanlar hem Anadolu’da başlayan huzursuzluklar zamanla yerlerini isyanlara bırakmışlardır. Ayrıca Avrupa’yla içinde bulunduğu aktif kültür alışverişi Balkanlarda ulus devleti gibi kavramların akıllarda yer edinmesini sağlamış, zaman içerisinde azınlıklar özerklik ve bağımsızlık talep etmeye başlamışlardır.

Orta Batı Anadolu ve İç Anadolu Karşılaştırıldığında Nüfus Artış Hızında Görülen Farklılığın Nedenleri Neler Olabilir?

(Bu Sorular Sayfa 69’daki -Aşağıdaki- Grafiğe Göre Yanıtlanmıştır.)

Coğrafi Keşifler sonucu ticari yolların büyük değişimlere uğraması sonucu özellikle Osmanlı topraklarından geçen ticaret yolları önemini kaybetmiş, bunun yerine Avrupalıların daha aktif olduğu Akdeniz ticareti zenginlik getirmeye başlamıştır. Konumu itibariyle Akdeniz ticareti ile daha iç içe olan Orta Batı Anadolu’da zenginlik artmış, İç Anadolu’da ise kaybedilen önem sonucu nüfus fazla artmamıştır.

Celali İsyanlarının, Avusturya ve İran’la Yapılan Savaşlar Üzerinde Etkileri Nelerdir?

Celali İsyanları Safevi Devleti’ne ve hemen ardından gittikçe güçlenmekte olan bir Avrupa’ya karşı yürütülmekte olan savaşlarda Osmanlı’nın kaynaklarını pek çok açıdan ciddi anlamda zorlamıştır. Toplumun pek çok kademelerinden önemli kişilerin isyankarların tarafına geçmesi sonucunda yerel idarede ciddi eksiklikler ortaya çıkmış, bu eksikliklerin giderilmesinin yanında isyana anlamlı bir biçimde karşılık verilebilmesi için de devletin içinde bulunduğu savaşlara ayırdığı kaynakların buraya uyarlanması gerekmiştir. İçlerinde bulundukları durumdan hoşnutsuz olan sipahiler, paralı askerler, suhteler, köylüler de devlete çeşitli sebeplerle isyan etmiş, Osmanlı’nın askeri gücü içerisinde bölünmelere ve savaşlardaki duruşun kötüye gitmesine yol açmıştır.

Kaybettikleri insan kaynaklarını bir an önce geri kazanmayı arzulayan devlet isyankarların çeşitli rütbelere kabul edilmesini sağlamış, devletin pek çok yapısındaki düzende bozulmalara sebep olmuştur. Osmanlı’nın cephelerdeki gücünün zayıflamasının yanı sıra bu isyanlar toplum içerisindeki dengeyi de bozmuştur. Merkezi otoritenin zayıflamakta olduğu izlenimi Osmanlı’nın elindeki toprakları dahi zor tuttuğu, bunun üzerine fetihler yapılmasının ve bu fetihlere tutunulmasının mümkün olmadığı fikrine yol vermiş, dolayısıyla da Avusturya ve Safevilerle olanlar dahil savaşlara ve seferlere olan desteğe zarar vermiştir.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Avusturya ile Uzun Savaşlar Dönemi (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Asafname’ye Göre Devletin Eski Gücüne Ulaşması İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir?

3 sene boyunca Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından biri olarak görev yapan Lütfi Paşa, mesleğinden elde etmiş olduğu deneyimi temel alarak yazdığı Âsafnâme nasihatnamesi ile nam salmıştır. Risalesinde Lütfi Paşa devlet hazinesinin devletin ayakta durabilmesi açısından arz ettiği önemi vurgulamıştır. Devletin dengeli bir hazinesinin olabilmesi her şeyden önce gelmeli, bu denge ise hazinenin gelirlerinin giderlerine üstün gelmesi ile sağlanmalıdır. Âsafnâme’de hazinenin artıya geçip devamlı bu vaziyetini koruyabilmesi için devlet yapısında ve sosyal yapıda birtakım değişiklikler yapılması önerilmiştir; sosyal reformlar arasında emeklilerin maaşlarının hazineden bağlanmayıp bu giderlerin başka kaynaklar yoluyla elde edilmesi, devlet reformları arasında ise ücretli memur sayısının sınırlı tutulması gerektiği savunulmuştur.

Hazineyle ilgili yapılması gerekli görülen reformların dışında Lütfi Paşa devlet erkanının vasıfsız olduğu ve bu sorunun tez çözülmesi gerekmesinin yanında devletin halk ile ilişkilerini güçlendirmesi gerektiğini, kara ve deniz güçlerine destek verilmesinin lazım olduğunu, reayanın haklarının gözetilmesine daha fazla öncelik verilmesinin devletin ve halkın çıkarında olacağını söylemiştir. Bir sadrazamın deneyimi ile yazılmış olması niteliğinin yanı sıra Osmanlı’da türünün ilk örneği olması yönüyle Âsafnâme Osmanlı Devleti’nin işleyiş şeklinin dinamik bir dünyaya uydurulmasında büyük etkiye sahip olmuştur. Lütfi Paşa Âsafnâme ile eski devlet yönetim modelinin kimi kısımlarını eleştirip kimi kısımlarının önemine vurgu yaparak devlet geleneklerinin reform uğruna tamamen terk edilmemesi yönünde devlete baskı yapmıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Layiha Nedir? Layihanın Özellikleri başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Layiha Yazarlarının, Devlet Düzenindeki Bozulmalarla İlgili Tespitlerinde Yapmış Oldukları Hatalar Nelerdir?

Layiha yazarları devletin eski, görkemli günlerine dönüşü için çabalarken son yüzyıl içerisinde gerçekleşen değişimleri dikkate alamamışlardır. Özellikle Kanuni dönemini eşitliğin, zenginliğin ve kültürün hat safhada olduğu bir dönem olarak romantize etmişler, Kanuni sonrası dönemdeki hemen her olgunun bunlara ters geldiğini tespit etmişlerdir. Ancak layihalarda ancak devlet içerisinde meydana gelen değişimler ortaya konduğu ve Osmanlı Devleti’nin dış ilişkileri ile Avrupa’nın durumu hakkında incelemeler olmadığı için değişen güç dengelerini; askeri, ticari ve kültürel alanda yaşanan devrimleri görmezden geldikleri için gerçekçi bir resim bulunmaz.

Devleti eski ihtişamına kavuşturmak için sunulan hemen her fikir devlet yönetimi konusunda Kanuni döneminin ilkelerine dönülmesine dayalı olduğu için layihalar gerici olarak nitelendirilmiştir. Dış faktörlerin devlet yönetimi üzerinde sahip olduğu etkilere dikkat edilmeyip tüm sorunlar iç faktörlere bağlanmış, Klasik Dönem’in prensiplerinin Osmanlı içerisinde terk edilmesinin bu sorunları ortaya çıkardığı savunulmuştur. Coğrafi Keşiflerin Akdeniz ticaretine getirmiş olduğu değişikliklerin de göz önüne alınmadığı layihalarda tavsiye edilen ekonomi politikaları eski düzenin varlığına bağımlı olduğu için uygulanamaz görülmüşlerdir. Osmanlı’nın dışişlerinde önlenemez biçimde değişim geçirmiş olan tavır ve rolüne rağmen her şeyin Klasik Dönem ilkelerine uygun olarak yeniden düzenlenmesi layihalarda gerekli görülmüş, ancak bu görüşler sadece idealist hayaller olarak akıllarda yer edinmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nde Yenileşme Çabalarının Bir Halk Hareketi Olmamasının Sebepleri Nelerdir?

Osmanlı Devleti’ndeki halk hareketi olmaması özelliğiyle soruda bahsi geçen yenileşmeye yönelik çabalar, Osmanlı Devleti’nin batıda bulunan birçok devletten geride fazlasıyla geride kaldığını düşünmeye başlamış olduğu on sekizinci yüzyılda başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin batıda bulunan devletleri yakalamaya çalışmasını başlatan bu sürecin ilk adımı olarak kabul edilen olay Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi adlı bir Osmanlı elçisinin Avrupa’ya gönderilmesidir. Avrupa’ya gönderilmiş olan Osmanlı Devleti elçisi Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi, Osmanlı Devleti’ne batıda bulunan Avrupa devletlerinde yaşanmakta olan ve modern olarak nitelendirilebilecek olan tutumları rapor etmiştir. Hazırladığı rapor aracılığı ile geri kaldığı alanların bilincine varmaya başlamış olan Osmanlı Devleti, batıda bulunan Avrupa devletlerini yakalamak adına birçok adım atmıştır.

Osmanlı Devlet’inin batıda bulunan Avrupa devletlerini yakalamak adına attığı adımlardan bazıları devlet kurumlarının yenilenmesi ve batıdaki devletlerin yaşam tarzına uyum göstermek olarak örneklenebilir. Osmanlı Devlet’inin batıda bulunan Avrupa devletlerini yakalamak adına attığı adımlara örnek olarak verilen bu durumların ortak noktaları devletin üst kademelerinin gerçekleştirebildiği eylemler olmasıdır çünkü halk, verilen bu iki değişime de katkı sağlayabilecek bir konumda bulunmak için uygun durumda değildir. Bu durum, Osmanlı Devleti’ndeki soruda bahsi geçen yenileşmeye yönelik çabaların neden halk hareketi olarak algılanmayacağına bir kanıt niteliğindedir. Bir diğer nokta ise yeniye ayak uydurma çabalarını başlatan raporun bile devlet görevlisi tarafından yazılmış olmasıdır ve bu durum da değişimin halk kaynaklı gerçekleşmediğine örnektir.

Lale Devri’nde, Hangi Alanlarda Islahatlar Yapılmıştır?

Lale Devri, Osmanlı Devleti içim önemi yadsınamayacak bir dönemdir. Bu dönem Osmanlı Devleti’nde yapılan birçok ıslahatı barındırmaktadır. Osmanlı Devleti’nde yapılan bu yeniliklere verilebilecek örneklerden bir tanesi yaşanan toplumsal dönüşümdür. Batıda bulunan devletlerin Osmanlı Devleti vatandaşları üzerinde bıraktığı imrenme hissinin en üst noktaya ulaşmış olduğu bu dönemde bireyin Avrupa devletlerindeki bireyler gibi yaşadığı ölçüde modern olduğu algısı sebebiyle toplumsal yaşantıda batıda bulunan devletlerdeki bireyleri taklit etme noktasına kadar gelecek bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu dönüşüm bireylerin davranışlarını, giyim kuşamlarını, hatta yaşayış biçimlerini bile etkilemiştir. Buna örnek olarak zengin kesimden olan insanların batıdaki devletlerin vatandaşlarının kullandığı tarzda mobilyalar alması verilebilir çünkü batılı bireylere olan imrenme kendisini maddiyatta benzeme noktasında toplumsal yaşamı etkileyecek bir unsur olarak göstermiştir.

Lale Devri, sadece toplumsal yaşamı etkilememiştir. Lale Devri’nin etkilediği bir diğer alan kültür ve bilimdir. Lale Devri’nden önce matbaa sadece müslüman olmaya Osmanlı Devleti vatandaşları tarafından kullanılan bir aletti. Ancak Lale Devri ile Osmanlı Devleti’ndeki müslüman olan vatandaşların matbaa kullanmaya başlaması birçok Türkçe bilim ve sanat içerikli kitabın daha erişilebilir olmasını sağlamıştır. Bu durum bilim ve sanatın halkla olan ilişkisini güçlendirmiştir çünkü bahsi geçen kitaplara erişimin artması ile bilim ve sanat sadece elit kesimin yaptığı bir uğraş olmaktan çıkmış, halka ile tanıştırılmıştır ve toplumun büyük kesimlerinin ilgisine maruz kalmıştır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Lale Devri Nedir? Lale Devri Yenilikleri Nelerdir? başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Bir Ülkede İlmi Faaliyetlerin Artırılması İçin Yapılması Gereken Çalışmalar Neler Olabilir?

Bir ülkede ilmi faaliyetlerin artması için yapılması gereken ilk şey, toplumsal bir algı dönüşümüdür çünkü ilimden uzak kamış olan toplum ilmi ötekileştirir. İlmin ötekileştirilmesi onu değersizleştirir hatta insanların işine gelmediği noktada inançsız olmak olarak algılanır. Bu perspektiften bakıldığında toplumsal algının dönüştürülmesi oldukça önemlidir. Toplumsal algının ilme olan bakış açısı bazında değişmesi ancak ve ancak bilinçlendirme çalışmaları ile mümkündür ve bunun için devletlerin ilmi herkesin erişebileceği bir hale büründürmesi gerekir. İlmin herkese erişiminin sağlanması için gereken ise bir eğitimsel dönüşümdür.

Yapılacak olan bu eğitimsel dönüşüm bireylerin herhangi bir ücret ödemeden okul okumasının önünü açacak veya en azından destekleyecek nitelikte olmalıdır ki bilim herkes tarafında erişilen bir oldu olsun. Bu noktada devletin eğitim sektörüne girişi kaçınılmaz hale gelir ve büyük fayda getirir. Eğitimsel reformdan sonra gereken ise ilim dalları ile uğraşan insanlara arkalarında devletin desteğinin olduğunu hissettirmektir. Bu ilim dalları ile uğraşan insanlara başarıları için maddi destek vermek veya maaş bağlamak ile gerçekleştirilebilecek bir olgudur. Bu durum sadece ilim dalları ile uğraşan başarılı isimlerin motivasyonunu arttırmaz, ancak bu alanda çalışma yapmak isteyen yeni bireylerin de isteğini arttırır İsteği parlayan yeni jenerasyonlar ise gelecekte daha fazla ve kalifiye ilim alanında çalışan bireyler anlamına gelir ve bu yapılan bilimsel çalışmaların toplam etkisini hızla arttırır.

Katip Çelebi’nin, Yaşadığı Dönemde En Önemli Üç Alimden Biri Sayılmasının Sebepleri Nelerdir?

Katip Çelebi yaşadığı dönemdeki en önemli üç alimden biridir ve yaptığı çalışmalar bilim dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak Katip Çelebi bilim dünyasına katkılarının yanı sıra izlediği tutum sebebiyle de değer görmüş bir bilim insanıdır çünkü izlediği yöntemler onun başarısının nedenlerini içinde barındırmaktadır. Katip Çelebi’nin izlediği farklı yöntemlerden biri onun bilime karşı olan sevgisinden gelmektedir. Katip Çelebi, bilime olan aşırı sevgisi sebebiyle gittiği her yerde okuyabileceği her türlü eseri inceleyen, öğrenebileceği her türlü bilgiyi öğrenen bir insandı. Bu onun olayları pek çok açıdan görmesini sağlamıştır ve bu noktada farkını çizmiştir. Bunun yanı sıra Katip Çelebi, okuduğu birçok eser sebebi ile normal bir bireyden çok daha fazla ve derin bilgi alanlarına sahiptir ve bu onu öteki bilim insanlarından da farklı yapan ana noktalardan birisidir.

Katip Çelebi’nin farklı olduğu bir diğer nokta ise eser dili ayırt etmeden okuma yapmasıdır. Bu tutum Katip Çelebi’nin bilim insanı olarak ne kadar önyargısız ve objektif bir perspektiften olayları incelemesi altına aldığına kanıt olarak gösterilebilir çünkü Katip Çelebi’nin yaşadığı dönemde batıda bulunan devletlerden bilgi almak herhangi bir şekilde yasak olmasa da toplumsal ön yargı sebebiyle yapılmayan bir tutumdu. Katip Çelebi’nin bu durumda takındığı farklı tutum onun yine bahsedeceğimiz engin bilgisinin yapıtaşlarından biridir ve Katip Çelebi bu özellikleri sebebiyle döneminin en önemli bilim insanları arasında yer almıştır.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

11. sınıf tarih ders kitabının ikinci ünitesi olan Değişim Çağında Avrupa ve Osmanlı ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölüm Cevapları

Aşağıdaki İfadeleri Birer Cümleyle Açıklayınız.

Hümanizm Nedir?

Skolastik düşünce karşıtı felsefi, bilimsel ve sanat görüşüdür.

Mukataa Nedir?

Günümüzün hazine ve maliye bakanlığı olarak görülebilir.

Ekber ve Erşed Nedir?

En büyük ve en olgun manasına gelmekte olup, padişahı belirleme yöntemidir.

Katip Çelebi Kimdir?

Bilim insanıdır.

B Bölüm Cevapları

Aşağıdaki Soruları Cevaplayınız.

Orta Çağ Avrupası’nda Bilimin Gelişmemesinin Nedenleri Nelerdir?

Skolastik düşünce bilimin gelişmesinin en büyük engelidir.

Ulus Devletler, Mali Sorunlarını Çözmek İçin Hangi Politikaya Yönelmiştir?

Vergi artışı ya da borç alma yoluyla mali sorunlarını çözmeye çalışmışlardır.

Avrupa’nın Askeri Gücünü Yakalamak İçin Osmanlı Devleti’nin Yapmış Olduğu Çalışmalar Hangileridir?

Yeniçeri Ocakları yerine Nizamı Cedid getirildi ve askere alım, eğitim ve askerlik süreleri de değişti.

Celali İsyanlarının Çıkmasında Etkili Olan Nedenler Nelerdir?

Alım gücünün düşmesi nedeniyle halk isyan etti.

Osmanlı Devleti’nde, Lale Devri’nde Gerçekleştirilen Yenilikler Nelerdir?

Pek çok yenilik bu dönemde yapılmıştır. En başta matbaa, çiçek aşısı ve itfaiye gelmektedir.

C Bölüm Cevapları

Aşağıdaki Çoktan Seçmeli Soruları Cevaplayınız.

1. A 2.D 3.E 4.C 5.A 6.E 7.A 8.C 9.A 10.E

Ç Bölüm Cevapları

Aşağıdaki Soruları Osmanlı Devleti’nin Gelir-Gider Durumu (XVI Ve XVII. Yüzyıllar) Başlıklı Grafikten Hareketle Cevaplayınız.

1592-1598 Yıllarında Giderlerde Artış Görülmesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Savaşlarda ele geçirilenler azalmıştır.

XVII. Yüzyılın İlk Yarısında Devlet Birçok Problem Yaşarken Devletin Gelirlerinde Belirgin Bir Artış Görülmesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Maliyenin uyguladığı sistemlerde değişiklik yapılmış olabilir.

XVI. Yüzyılda Gelir ve Giderlerin Birbirine En Yakın Olduğu Yıl Aralığı Hangisidir?

1643-1644

Aşağıdaki Soruları Şark Mektupları Başlıklı Metinden Hareketle Cevaplayınız.

Batılı Seyyahların Türklere Karşı Ne Gibi Ön Yargıları Olabilir?

Giyim kuşam ve gösterdikleri davranışlar açısından medeni olmadıklarını düşünmektedirler.

Muhakeme Ne Demektir?

Sorgulama, yargılama anlamındadır.

Montagu, Türk Kadınıyla İlgili Hangi Bilgileri Yazmıştır?

Bağımsız olmalarından bahsetmektedir.

Mektuplar, Avrupa’da Hangi Alanlarda Faydalı Olmuştur?

Doğu hakkında doğru bilinen yanlışlar düzeltilmiş, daha iyi tanınmıştır.

Aşağıdaki Soruları Müteferrika Ve Matbaa Başlıklı Metinden Hareketle Cevaplayınız.

İbrahim Müteferrika’nın Matbaanın Faydaları İle İlgili Görüşleri Nelerdir?

Halk için kitapların çoğaltılmasının oldukça yararlı olduğunu düşünmektedir.

Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Büyükelçi Olarak Görevlendirilmesinin Nedenleri Nelerdir?

Batı’daki gelişmeleri, yenlikleri takip etmek için görevlendirilmiştir.

Risale Ne Demektir?

Boyutça küçük kitap anlamındadır.

Sizce, Matbaanın Bilimin Gelişmesine Olan Etkileri Nelerdir?

Bilime dair gelişmelere kolaylıkla ulaşılıp aynı noktada kalmaktansa var olan bilgilerle daha ileriye gidilebilir.

Günümüzde Matbaa Fuarlarında Hangi Tür Etkinlikler Yapılabilir?

Matbaa tarihi hakkında bilgi verilebilir.

Aşağıdaki Soruları Copernicus Teorisi Başlıklı Metinden Hareketle Cevaplayınız.

Copernicus’un En Önemli Özellikleri Nelerdir?

Gezegenlerin Güneş etrafında döndüğünü açıklayan kişidir.

Batlamyus’a Ait Olan Evren Modeli ile Copernicus Teorisi Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

Batlamus Dünya’nın sabit olduğunu düşünmekteydi.

Copernicus’un Teorisini Ömrünün Son Yıllarında Dile Getirmesinin Gerekçeleri Nelerdir?

Kilise tarafından cezalandırılmamak için.

Hangi Bilim İnsanıyla İlgili Bir Doodle Yapmak İsterdiniz? Neden?

Tesla ile isterdim. İlgi çekici olurdu.

Seçtiğiniz Bilim İnsanıyla İlgili Bir Doodle Hazırlayınız.

Hazırlanmaktadır…


Not: 11. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamı için 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler (2020-2021) başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 11. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Yorum Yapın

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi