İnsanlığın İlk İzleri

İnsanlığın İlk İzleri (Tarih Konu Anlatımı)

İnsanlığın İlk Dönemleri

Bu yazımızda tarih dersi konu anlatımları kapsamında 9. sınıf tarih dersinin 2. ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin 1. konusu olan İnsanlığın İlk İzleri konusuna yer verdik. İnsanlığın İlk İzleri konusunu “Kanıtlardan yola çıkarak yazının icadından önceki zamanlarda yaşayan insanların hayatı hakkında çıkarımlarda bulunur.” kazanımı çerçevesinde anlattık.

İnsanlığın İlk İzleri

Ders: Tarih 9

Ünite: İnsanlığın İlk Dönemleri

Konu: İnsanlığın İlk İzleri

Kazanım: Kanıtlardan yola çıkarak yazının icadından önceki zamanlarda yaşayan insanların hayatı hakkında çıkarımlarda bulunur.

İnsanlığın İlk İzleri konusunda öncelikle insan kavramına değindik. İnsan nedir, kimdir sorusu üzerinden insanın evrimi üzerinde durduk. Daha sonra Yazıdan önceki yani tarih öncesi dönemler ve özellikleri konusuna değinerek Anadolu’da ortaya çıkarılan tarih öncesi yerleşim yerlerini sıraladık. En sonunda ise Bereketli Hilal kavramını açıkladık.

İnsan Nedir, Kimdir?

İnsanın tarihine ve tarihsel süreç içinde evrimine dair bilgi verelim. İnsanlar akılları olan ve akıllarını diğer türlerden daha etkin bir şekilde kullanabilen bir canlı türüdür aslında. İnsanlar tarih içinde evrimleşmiştir. Ama bu evrimleşme süreci çoğu insanın yanlış bildiği gibi çok kısa bir sürede gerçekleşen bir olay değildir. Evrimler yüzyıllar boyunca gerçekleşen ve biz fark etmesekte hala gerçekleşmeye devam eden olaylardır. Evrimleşme süresince insanların atalarımız ve kuzenlerimiz olarak kabul edilen şempanzelerden türediğimiz söylenmektedir. Bu evrimleşme sürecini aşağıdaki gibi anlatmak mümkündür:

Homo Erectus

Homo Habilislerden farklı olarak dört ayak üzerinde yürümezlerdi. İki ayak üzerinde hayatlarını sürdürürlerdiler.

Homo Ergaster

İsmi çalışan insan anlamına gelen bu insan türünün eli ilk defa iş tutmaya başlamıştır ve farklı aletler kullanmaya başlamışlardır. Bu tür 1.3 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır.

Homo Antecessor

Latincede isminin anlamı yerleşen ve keşfeden anlamına gelen bu insan tür isminden de anlayabileceğimiz gibi yerleşik hayata geçmeye başlamıştır. Bir önceki türde de bahsettiğimiz gibi eli alet tutmaya başlayan insanlar keşfettikleri ve yarattıkları aletleri kullanarak mağaralardan çıkmaya başladılar ve yerleşik hayata geçtiler. Bunlar 1 milyon yıl önce olmuştur.

Homo Heidelbergensis

Aslında ismi yaptıkları veya keşfettikleri eşyaları kapsamayan bu insan türünün ismi keşfedildikleri yerden gelmektedir. Heidelbergensis Almanya’da bir şehirdir ve Heidelbergensis türü ilk olarak burada ortaya çıkmıştır. Tür aralarında iletişim kurmak için basit diller oluşturdular. Eğer ilk konuşan veya dili oluşturan insan türü diye göstersek yanlış olmayacaktır.

Homo Neanderthalensis

İsmi Heidelbergensis gibi Almanya’dan gelmektedir. Çünkü tıpkı onlar gibi Almaya’da bir vadide rastlanmıştır.Bu insan türünün DNA’sı yüzde 99.5 oranında modern insan DNA’sı ile eşleşmektedir. Artık tam olarak dil diye anlayabileceğimiz şekilde konuşan insanlar ölülerini toprağa gömmeye başlamışlardır.

Homo Sapiens

Sapiens sözcüğü Latince’de akıllı zeki anlamına gelmektedir. Şu anda var olan insan türü olan Sapiensler 100 bin yıl öncesinden kalan tek insan türüdür.

Yazıdan Önceki Dönemlerde İnsanlığa Ait Yaşam İzleri Neler Olabilir?

Yazı, insanlar için bir dönüm noktası haline gelmiştir. “Tarih yazı ile başlar”, sözüne bakacak olursak bu sözün çıkış noktası tarihte yaşanmış olayların yazının tuttuğu önemli yeri anlatmak için kullanılmıştır. Tarihçiler yazının önemini dikkate alarak tarihi iki ana başlık üzerinden incelemektedirler. Yazının öncesi dönemlere “Tarih Öncesi Çağlar” sonrasına “Tarih Çağları” adını vermişlerdir.

Tarih Öncesi Çağlar döneminde insanlığa ait yaşam izleri bulmak Tarih Çağları’nkinden daha zor olması şaşılacak bir durum değildir. Ama bu hiç iz bırakmadıları anlamına gelmemektedir. Misal, Tarih Öncesi Çağ’da insanlar soğuk, fırtına, kar gibi tabiat olaylarının yanı sıra dıştan gelecek tehlikelere karşı korunmak/önlemlerini almak için doğal olan ağaç kavukları ya da mağaralar gibi kuytu yerlere sığınmışlardır. Bu yaşam alanları için de bir süre sonra sanatı keşfeden insanlar insanları ve hayvanları, hayatlarında olan olayları tasvir eden duvar resimleri çizmeye ve boyamaya başlamışlardır. Bu duvar resimleri bize Tarih Öncesi Çağlar’dan kalan en büyük ip ucu olma özelliğini taşımaktadır.

Avcı-Toplayıcı Yaşam ve Özellikleri

Avcı-toplayıcı halkı insanaların yerleşi hayata geçmeden, hayvanları evcileştirmeden ve bitkilerin daha yabani olduğu dönemde insanların hayatlarını sürdürmek için yaşadıkları tarza verilen addır. Daha çok yabani hayvan ve bitkileri yemeye dayanan dönemdir. Bu yaşam tarzında vahşi hayvanlar daha çok erkekler tarafından avlanırken; kadınlar ve çocuklar tarafınca yabani bitkiler toplanıyordu. İnsanlar yiyecek ve su kaynaklarının bol olduğu yerlerde, yani besin kaynakları bulabilecekleri yerlerde yaşamaya çalışıyorlardı. Bu sebepten dolayı göçebe bir hayat tarzına sahiptiler. Göç ederken başka kabilelerle karşılaştıklarında ellerindeki ufak tefek aletleri değiştirmeye başlayarak alış-verişin ilk adımlarını atmalarına yardımcı olmuşlardır. İnsanların yerleşik hayata geçmesi, hayvanların ve bitkilerin evcilleştirilmesi ile sonu gelen bir dönemdir. Buna karşın yakın zamanda yapılan araştırmaların gösterdiği yolda, avcı ve toplayıcı toplumların yerleşik hayata geçtiği görülmüştür.

Tarih Öncesi Çağlar ve Özellikleri

İnsanların süre gelmiş geçmişlerini tarihçiler daha rahat bulmak ve kategorilere ayırmak için belli gruplar oluşturmuşlardır. Bu grupların bazıları Tarih Öncesi Çağlar’dan gelmektedir. Üstünde duracağımız tarih öncesi çağlar üstünde durmuştur. Bu çağları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.

Eski Taş Çağı (M.Ö. 600000-10000)

İnsanlar bu çağlarda daha ağaç kavuklarından ve mağaralardan çıkmamıştırlar. Mağaralarının duvarlarında resimler ve boyamalar görmek mümkündür. Avcılıkla geçinen insanlar hayvanları avlamak için sivri taşlar kullanmışlardır.

Orta Taş Çağı (M.Ö. 10000-8000)

Bu çağda insanlar mağaralardan çıkmamışlardır fakat bu çağı öbür çağlardan ayıran başka bir özellik ateşin bulunmuş olması. İnsanların vahşi hayvanlardan korundukları, karanlıktan kurtuldukları ve yemeklerini pişirmeye başladıklarını söyleyebiliriz.

Yeni Taş Çağı (M.Ö. 8000-5500)

İnsanların havaların ılımanlaşmasıyla birlikte dere kenarlarında yaşamaya başlamaları görünmüştür. Hayvanların evcilleştirilmesi ve tarıma başlanmasıyla birlikte insanlar eşyalarını korumak için topraktan ve başka gereçlerden aletler yapmaya başlamışlarıdır.

Bakır Çağı (Kalkolitik)

Kullanılan ilk maden bakırdır. Çünkü çıkarılışı kolay ve erime ısısı düşüktür. Tarım hayvancılıktan daha çok önem verilmeye başlandığı dönemdir.

Tunç Çağı

Tunç bakır ve kalayın karışımı ile oluşan bir maddedir. Bakıra göre daha sağlam olan bu madde insanların ihtiyaçlarından fazlasını üretmelerine ve ticaretin açığa çıkmasına olanak vermiştir. Ayrıca bu dönemde Sümerler, Akadlar ve Hititler ortaya çıkan milletlerdir.

Demir Çağı

İlk krallıkların kurulmaya başlandığı bu devirde üretim gelişmiş ayrıca bakır ve tunçtan daha sert olduğunu fark ettikleri demirden silahlar yapmaya başlamışlardır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak daha ayrıntılı bilgi edinmek için Tarih Öncesi Çağlar ve Özellikleri başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Anadolu’da Tarih Öncesi Yerleşim Yerleri

Anadolu’da Eski Taş (Paleolitik) Çağ’dan günümüze kadar ulaşan birçok yerleşim yeri bulunmaktadır. Bu yerleşim yerleri yüzyıllar boyunca yaşam alanı olarak kullanılmıştır. Anadolu’daki Tarih Öncesi Yerleşim yerlerinde farklı kültürlere ait birçok yerleşim tabakası ortaya çıkarılmıştır.

Çatalhöyük (Konya)

Çatalhöyük’ü konuşmak için önce “höyük” kelimesinin anlamına bakmamızda fayda vardır. Hepimiz eski yerleşim yerlerini gezerken şu an yaşadığımız yerden daha aşağıda olduklarını fark etmişizdir. Yani yeni inşa edilen devlet ve uygarlıklar eski uygarlık ve devletlerin üstüne kurulmuştur. Eski devletlerin üstüne kurulan bu yeni devletler zamanla tepecikler oluşturmuştur. Bu tepeciklere “Höyük” adı verilmiştir. Dokuz bin yıl öncesinde yaşanıldığı düşünülen Çatalhöyük, o zaman ki 8.000 kişilik nüfusuyla zamanın en fazla kişinin yaşadığı yerlerden birisindendir. Kaynaklara yakın ve besin kaynaklarının bol olmasından dolayı Çarşamba Irmağı’nın kıyısına kurulmuş bir yerleşim yeridir. Evler, duvarlar bitişik ve damları düz olacak şekilde aynı plana göre yan yana inşa edilmiştir. Her ev bir yanındaki evden biraz daha üste inşa ediliyor ve evlere damlara yapılan merdivenler aracılığı ile giriliyordu. Evler genelde oda ve depo olmak üzere iki bölümden oluşacak şekilde yapılmıştı. Evlerin içinde çeşitli duvar boyamaları görmek mümkündür.

Göbeklitepe (Şanlıurfa)

Göbeklitepe pek çok açıdan arkeologların kabul ettikleri yargıların yanlış olduğunu göstermiştir. Kazılar sonucu 12 bin yıl önce yapılan tapınaklar gün yüzüne çıkmıştır. Daire oluşturmuş şekilde sıralanmış bulunan T ve L harflerine benzer taşlardan oluşuyordu. Göbeklitepe, insanların ne zaman yerleşik hayata geçtiği ile ilgili yargıların yanlış olduğunu gösterdi. Bundan önce en eski yerleşkelerin Çatalhöyük ve Çayönü olduğu kabul edilirken Göbeklitepe’nin onlardan daha eski olduğu ortaya çıktı. Göbeklitepe’deki tapınaklar insanların tarım ve hayvancılığa başlamadan önce inşa edildiğinini bulan arkeologlar, ilk mimari yapıların insanların yerleşik hayata geçmesinden sonra inşa edildiği bilgisini yanıltmış oldu.

Çayönü (Diyarbakır)

Çayönü Ergani Ovası’nda kurulan en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Araştırmalar sonucu Ergani Ovası’nda M.Ö. 12 binlerde meşe ağaçlarından bir orman olduğunu işaret etmektedir. Yani burada yabani keçi, sığır veya koyunlar gibi hayvanlarda yaşamıştır. Bu açıdan yemek bakımından bu alanın son derece zengin olduğunu söylemek mümkündür. Bir süre sonra avcı-toplayıcı insanlara ev sahipliği yapan bu alan M.Ö. 10200 yıllarından itibaren insanların yerleşik hayata geçtiği ilk alanlardan birisi haline gelmiştir. Yabani baklagillerin tarıma katılması ve yabani olan bazı hayvanların evcilleştirilmesi burada gerçekleştirilmiştir. Bu önemli gelişmelerden dolayı bilim adamaları uygarlığın doğduğu yer olarak anmaya başlamıştır. Kazılar sonucunda obsidyen ve bazalt gibi taşlarla delici aletler ve süs eşyaları yapılmasına vesile olmuştur. Bir süre sonar hayvan kemiklerinden çengel, iğne gibi aletler yapılırken bakırın çıkarılması ile başka devletlerden yaklaşık 2000 yıl önce bakırı kullanmayı öğrenmişlerdirler.

Dursunlu (Konya)

Dursunlu Köyü Anadolu’da bulunan en eski insan fosillerini barındırmaktadır. Eski bir kömür madeni olan yerde Kömür madenin içinde keşfedilmiştir.

Yarımburgaz Mağarası (İstanbul)

Yarımburgaz Mağarası ülkemizin değil Avrupa’nın bulunan en eski insanlık izini barındırması bakımından önemli bir yer arz etmektedir. Civarda araştırma yapan arkeolog ve araştırmacılar en eski çağlarda olan Alt Paleolitik Çağı’ndan kaldığını söylemişlerdir.

Karain Mağarası (Antalya)

Mağara Alt Paleolitik Dönem’den Roma Dönemine kadar izler taşıdığı için önemlidir. Bu yüzden Avrupa ve Yakın Doğu arasındaki göçleri gözlemlemek mümkün olmuştur. Ayrıca mağaradan taşınabilir sanat eserleri Anadolu sanatının ilk örnekleri özelliğini taşımaktadır.

Bunların dışında Büyüktepe, Soshöyük, Karaz, Tulintepe, Hallançemi, Yumuktepe, Nevali Çöri; Ilıpınar, Kumtepe gibi pek çok toplu yaşam örnekleri bulunmaktadır.

Bereketli Hilal Nedir ve Neresidir?

Dünya yaklaşık 2.5 yıl önce tamamen buzullarla kaplı olduğu için insan yaşamına uygun ortamı sağlayamamaktaydı. Buzulların yavaş yavaş erimesi sonucunda nihayet insanların yaşaması için uygun ortam sağlanmış oldu. İnsanlar yavaş yavaş ellerine yeni aldıkları ve buldukları aletlerle mağaralarından çıkıp yerleşik hayata geçmeye başlamışlardı. Özellikle Kuzey Yarım Küre’nin bazı alanlarında iklim kuşağının ılımanlaşması sonucunda buraya doğru yoğun göçler yaşanmış olduğu görülmektedir. Bu bölgeler: Mezopotamya, Kuzey Suriye, Güney Doğu Anadolu ve Doğu Akdenizdir.

Bereketli Hilal Nedir? Neresidir?
Bereketli Hilal Haritası

Bu bölgeleri daha da detaylandırmak gerekirse; Bereketli Hilal Türkiye’nin Güneydoğu’sundan başlamakta, Irak’ın büyük bir bölümünü sınırları içine almakla birlikte Mezopotamya’yı da içine alır. Bereketli Hilal’in Doğu kısımları: İran’ın Güneybatısını, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin’i de sınırları içine dahil etmektedir. Bazı tarihçiler Nil Nehri’ni Hilal’in içine alır. Bir çok uygarlığın çıkış noktası ve ilk köyler bu bölgede ortaya çıkmıştır. İnsanların yoğun göçünün altında olan bu bölge giderek artan nüfusu sonucunda günümüzden yaklaşık 12 bin yıl öncesinde Mezopotamya’da ve Anadolu’nun Güneydoğusu’nda insanlığın ilk yerleşkeleri kurulmasına sonuç vermiştir. Bereketli Hilal adı verilen bu bölgeye giderek daha çok insan gelmiş ve nüfusu artmıştır.


2. Ünitenin Tüm Konuları: İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin tüm konularını aşağıdaki başlıklarda inceleyebilirsiniz.

1. Konu: İnsanlığın İlk İzleri (Şu an bu başlıktasınız!)

İlk İnsanların Hayat Tarzı ve Geçim Kaynakları

Yerleşik İnsan ve Medeniyet

Sözlü Kültür

Tarih Öncesi Dönemlendirme

2. Konu: Yazının Gelişimi

Yazılı Kültürün Başlaması

İlk Çağ’da Bilim

3. Konu: İlk Çağ’da Başlıca Medeniyet Havzaları

4. Konu: İnsan ve Göç

Toplulukların Yeni Coğrafyalara Hareketleri

İlk Çağ’ın Tüccar Toplulukları

5. Konu: Kabileden Devlete

İlk Devletlerde Gücün Meşruiyet Kaynağı

İlk Siyasi Organizasyon Türleri

İlk Devletlerde Askeri, Sosyal ve Ekonomik Yaşam

6. Konu: Kanunlar Doğuyor

2 Yorum Yapıldı
  1. Çınar Okuyan Diyor ki:

    Resimler ile anlatılması anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Sayenizde tarih sınavımdan 100 aldım. Teşekkürler. -D.S.A

  2. Müge Anlı Diyor ki:

    Yazınız bana çok şey kattı çok teşekkür ederim. -ed

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi