Üç Tarz-ı Siyaset Nedir? Yazarı, Konusu ve Özeti

Yusuf Akçura Kimdir?

Üç Tarz-ı Siyaset nedir? Üç Tarz-ı Siyaset, 1904’te Mısır’da Türk adlı gazetede Yusuf Akçura tarafından yayınlanan makaledir. Daha sonra kitap olarak basılmıştır.

Üç Tarz-ı Siyaset Yazarı Yusuf Akçura Kimdir?

Yusuf Akçura tarihteki önemli fikir adamlarından birisidir. Aynı zamanda da türkçülüğün önde gelen liderlerinden de birisidir. Yazdığı Üç Tarz-ı Siyaset kitabı çok büyük ilgi görüp çok büyük kitlelere ulaşmıştır. Yusuf Akçura 2 Aralık 1876’da Ulyanovsk’da doğmuştur. Kazan’a göç eden bir ailenin oğluydu. Yusuf Akçura daha iki yaşındayken babası vefat etti. Annesi ile birlikte İstanbul’a geldiler. Yusuf Akçura, Kuleli Askeri Lisesinde eğitim öğretimini tamamladıktan sonra oradan Harbiye Okulu’na girdi. Daha okulun ikinci günündeyken Türkçülük hareketlerine katılmasından dolayı 45 gün ceza yedi. Harbiye Okulundan ayrıldıktan sonra ömür boyu Fizan’a sürgün edildi. Askerlik mesleğinden uzaklaştırıldı. İttihad ve Terakki Partisinin ayaklanmaları girişimlerinden dolayı bir müddet şehir içinde dolaşma izni aldı. Bu yıllarında Türkçülük fikri ve Türklük ülküsü hayatının bu yıllarında kendini belli etmeye ve olgunlaşmaya başladı.

Üç Tarz-ı Siyaset Nedir?
Yusuf Akçura Kimdir?

Üç Tarz-ı Siyaset Nedir?

1903 yılının yaz aylarında İstanbul’a gitmesi yasak olduğu için amcasının yanına Kazan’a geri döndü. Orada edebiyat öğretmenliği yaptı. Kazan’da çok meşhur olacak ve gelecekte de kitap haline dönüştürülecek olan 3 Tarz-ı Siyaset kitabını yazdı. Bu 32 sayfalık makalesinde Osmanlı Devleti’nin kendi çöküşünü engellemek için benimseyeceği üç muhtemel fikir akımını yazdı. Daha sonra 1905’te Rusya’da “Rusya Müslümanları İttifakı” adında bir parti kurdu. Bu partiyle beraber konuşmalar ve bu parti sayesinde Kuzey Türkleri ilk defa Rus meclisi olan Duma’ya temsilci gönderdiler. Ancak Yusuf Akçura seçimler bitene kadar siyasi eylem ve propaganda yapmaması için hapiste yattı. Ancak 1907’de meclis dağıtıldı. Bu meclisin dağıtılması sonucunda da Türklerin eylemlerini ve amaçlarını çok büyük sekteye uğrattı.

Yusuf Akçura tutuklanması üzere her yerde aranıldığı sıralarda Sultan Abdülhamid’in 2. Meşrutiyeti ilan etmesiyle beraber Yusuf Akçura İstanbul’a geldi. İstanbul’a gelmesinden sonra bazı okullarda dersler verdi. Ancak arkadaşlarının ısrarlarına rağmen hiç İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne girmedi. İstanbul’da yakın dostlarıyla beraber kurduğu Türk Yurdu dergisini 17 sene boyunca güzel bir şekilde yönetti. Daha sonra bir cemiyetin temsilcisi olarak Rusya’ya gitti. Orada bir sene kaldı. 1931 yılında İstanbul Üniversitesinde Siyasi Tarih profesörü oldu. Yusuf Akçura 11 Mart 1935’te Kars milletvekili iken geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata gözlerini yumdu.

Üç Tarz-ı Siyaset Konusu Nedir?

Üç Tarz-ı Siyaset kitabı Türkçülüğün manifestosu olarak bilinir. Yusuf Akçura tarafından yazılan bu kitap ilk olarak 1904 yılında Mısır’da yayınlanan Türk adlı gazetede basıldı. Bu kitapta Osmanlı Devleti’nin tekrar eski gücüne kavuşması için muhtemelen resmi olarak benimseyeceği üç ana fikri yazdı. Bu üzerinde durduğu ana fikirler eserde sırasıyla şöyle geçmektedir:

  1. Bütün Osmanlı Devletinde yaşayan herkesi bir araya toplayıp bir millet oluşturmak (Osmanlıcılık)
  2. Osmanlı Devletinde yaşayan bütün Müslümanları toplayıp İslam milleti kurmak (İslamcılık)
  3. Bütün Türkleri toplayıp Türk milleti yani ırka bağlı bir millet oluşturmak (Türkçülük)

Üç Tarz-ı Siyaset Özeti

Osmanlıcılık

19. yüzyılda Osmanlı Devleti artık eski askeri gücünden uzak ve siyasi birçok sorunla karşılaşmaktaydı. Ülkenin önde gelen alimleri ve bilim adamları toplanıp bu sorun için bir çözüm üretmeye çalıştılar. Bu süre zarfında imparatorluğu kurtarmak için çok fazla çözüm yolu denenildi. Ancak hiçbirisi başarıyla sonuçlanmadı. Tanzimat dönemi ile beraber imparatorluk siyasi ve askeri sorunlarla birlikte sosyal sorunlarla da karşılaştı. Ülkedeki azınlıklar soysal sorunlarını diğer başka problemlerle birleştirip Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmeye başladılar. Fakat Osmanlı Devleti artık buna bir çözüm bulmalıydı. Böylece gayrimüslimlere karşı bakış açılarını değiştirerek onları memnun edecek siyasal adımlar atmaya başladılar. Fransız İhtilali ve Napolyon Savaşından sonra bir fikir akımı ve düşünce haline gelen çağdaş tanımı ile millet anlamına gelen içinde bulundukları ve yaşamlarını sürdürdükleri bölgeler üzerinde kendi devletlerini kurmak istemeleri özellikle imparatorluk ile yönetilen devletlerin rahatını bozması ile beraber Osmanlı Devletinin de rahatını bozuyordu.

Osmanlıcılık 19. yüzyıldan itibaren böyle bir fikir akımını ve görüşü engellemek maksadıyla ortaya çıkmıştır. Tanzimat döneminde İkinci Mahmud’un ifade ettiği “Ben tebaamın Müslümanını camide hristiyanını kilisede musevisini havrada farkederim” şeklinde ifade ettiği sözler Osmanlıcılığın ana ilkesini belirtir. Milletler ve ideolojiler devrinde Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar varlığını korumuştur. Hatta Cumhuriyet’e de etki etmiştir. Bu fikir akımı Osmanlı’nın devamlılık süresini arttırmak amacıyla ortaya atılmış olmasına karşın diğer fikir akımları gibi işe yaramamış ve hedefine ulaşamamıştır. Osmanlı Devleti kendi içindeki milletlerin ve gayrimüslimlerin kendi sınırları içindeki huzurunu ve mutluluğunu koruyamamıştır. Bunun sonucunda da Osmanlı İmparatorluğu’na karşı isyan çıkaran gayrimüslimler kendi içinde bulunduğu ve hayatını sürdürdükleri devleti kendi elleriyle sömürge olmasına izin vermişlerdir.

İslamcılık

Osmanlı Devleti’nin gerilemesi ve çökmeye başlaması sonucunda İslam dünyası da çok büyük problemlerin içine düştü. Sanayi Devrimi ile de birlikte gelişen dünya düzenine ayak uyduramayan Osmanlı Devleti sömürgeci devletler için mükemmel bir sömürge kaynağı oldu. İslamcılık, Osmanlı Devleti’ndeki bütün Müslümanları bir araya getirerek hepsinin bir topluluk olmasını isteyen bir fikir akımıdır. Ancak Osmanlı Devleti’nde azınlıklar da yaşadığı için bu fikir akımı Osmanlı Devleti’ni korumaya yönelik bir düşünce değildir. İslamcılığı Batının sömürgeciliği ve emperyalizminden İslam dünyasını bir kaçırma yöntemi olarak da görenler vardır.

Çeşitli sebeplerden dolayı yurt dışını ziyaret eden Osmanlı aydınları diğer Avrupa devletlerini Osmanlı Devleti’ne oranla daha gelişmiş olduğunu görmüşlerdir. Osmanlı Devleti’ne tekrar geri döndüklerinde din, dil ve ırk duygusunun şark için çok önemli olduğunu kavradılar. Balkanlardaki hareketler ve ayaklanmalar Osmanlıcılığın idealine ve fikri adına büyük sorunlara yol açıyordu. Aynı zamanda da Tanzimat döneminin sonunu getiriyordu. Daha sonra bir anda çıkan 93 Harbi tüm azınlıklara milliyetçilik şuuru yerleşti. Hepsi isyan çıkarmaya başladılar. Bunun üzerine de Osmanlı bilginleri hiç değilse de Müslüman halkı kurtarmak amacıyla İslamcılık fikrini ortaya attılar. Bu fikri bütün Osmanlı Devleti’ne yaydılar. Ancak bu fikir akımı Osmanlı’nın devamlılık süresini arttırmak amacıyla ortaya atılmış olmasına karşın diğer fikir akımları gibi işe yaramamış ve hedefine ulaşamamıştır.

Türkçülük

Türkçülük Osmanlı Devleti’nin düşüşü ve çöküşüyle birlikte bazı Osmanlı bilginlerinin ortaya çıkardığı fikir akımıdır. Türkçülük, bütün Osmanlı Devleti’nin toprakları içerisindeki Türkleri bir araya toplayarak farklı bir topluluk oluşturmayı savunan fikir akımıdır. Bu fikir akımında asıl amaç aslında Osmanlı Devleti’nin korunması değil içinde bulunan Türklerin varlığını korumaktır. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre Turancılık, Türkçülük kelimesi ile eş anlamlıdır. Turancılık ise dünya üzerindeki bütün Türkleri toplayarak onlardan bir ordu kurulmasını savunan bir fikir akımıdır.

Türkçülük akımını düzenleyip sisteme sokan Ziya Gökalp’e göre Türkçülük Türk milletini yükseltmek demektir. Türkçülük çok geniş bir kavramdır. Bunların arasında yüce Türk yurdunu muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak, bilim, sanat ve spor dallarında gelişmek de vardır. Yani Türkçülük her zaman Türk’ten yana olan insanların savunduğu görüştür. Türklerin en büyük ülküsü Türkçülüktür. Türkçülük hiçbir etki taşımada tamamıyla Türklerin kendi vicdanlarından doğan ve hiçbir çıkar elde etmeyen kutlu bir inançtır. Bu yüzden Türkçülüğü ne Marksizm ne Liberalizm ne de İslamcılık gibi çıkar elde etmeye çalışan fikir akımları durdurabilir. Türkçülüğün 20. yüzyıldaki en büyük önderlerinden biri de Hüseyin Nihal Atsız’dır. Hüseyin Nihal Atsız Türkçülük ülküsü için her şeyi göze almıştır. 3 Mayıs 1944 tarihinde başlattığı Türkçülük harekatında çok büyük zorluklar çekmiştir. Bu yüzden de 3 Mayıs Türkçüler Günü olarak kabul edilmiştir.


Not: Bu konuyla ilgili olarak Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık Nedir? başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Yorum Yap

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi