9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 4. Ünite (2021-2022)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 9. sınıf tarih ders kitabındaki 4. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 4. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 4. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 4. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı 4. Ünite Cevapları

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası, beş kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu beş kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 8 kavramı yanıtladık.

Orta Asya Nedir?

Türklerin bilinen ilk anayurdu olan ve pek çok Türk devletine sahiplik etmiş; batısında Hazar Denizi, doğusunda Moğolistan ve Çin, kuzeyinde Kırgız Bozkırları ve Altay Dağları, güneyinde Tibet Platosu ve Hindukuş Dağları bulunan ve Asya’da yer alan bölge Orta Asya isimlendirilen bölgedir.

Boy Nedir?

Boy, İlk Türk devletlerinde bulunan toplumsal yapının bir parçasıdır. İlk Türk devletlerinde toplumsal beraberliği sağlamakta önemli yeri olan boylar, boy beyleri tarafından yönetilirlerdi bu boy beyleri siyasi ve ekonomik gücü yüksek insanlar arasından seçilirdi. Bu beyler ile toplumsal dayanışmayı arttıran ve toplumsal yapının bir parçası olan topluluğa boy denir.

İl Nedir?

İlk Türk devletlerinde bulunan toplumsal yapının en üstünde bulunan il, devletin en üst kademesidir. Boyların oluşturduğu budunlar tarafından meydana getirilen il tüm devletin yönetiminden sorumludur. Budunları ili oluştururken bir Kağan yani bir yönetici etrafında birleşmişlerdir. Bu kağan etrafında birleşen il tüm ülkeyi yönetirdi.

Kut Nedir?

Gök Tengri tarafından belirli bir aile verildiğine inanılan ve yalnızca verilen ailelerin ülkeyi yönetme yetkisi olan yetkidir. Bu yetkiye sahip ailelerin doğuştan yönetime karışma hakkı vardır. Kut kan yoluyla taşınılırdı. Yani bir hanedanda olan kut onun soyu boyu devam ederdi. Yeni bir Kağan seçileceği zaman da kurultay toplanır ve kuta sahip aile üyelerinden birini seçerdi.

Toy Nedir?

Toy, devlette bulunan teşkilattır. Devletin genel kararlarını alan ve temelini oluşturan devletin en yüksek kuruluşudur. Hanedan üyelerinde oluşan bu teşkilat yılda yaklaşık olarak 3 kere toplanırdı. Toyda bulunan üyelere toygun denirdi. Bu Toygunların kurultay toplantılarına katılması sadakat olarak görüldü. Katılmamaları halinde isyan olarak görülürdü.

Avrasya Nedir?

Avrasya, Avrupa ve Asya kıtalarını içine alan, coğrafi bölgedir. Orta Asya bölgesinde yaşayan pek çok göçebe kavmin yerleşik hayata geçtikleri; başta Türkler olmak üzere pek çok milletin yaşadığı, pek çok etnik çeşitliliğe sahip bölgedir. Aynı zamanda yerleşik hayat geçem Türklerin ilk yerleşik hayata geçtikleri yerdir.

Onlu Teşkilat Nedir?

Metehan tarafından kurulan il düzenli ordunun düzenini oluşturan onlu teşkilat, 10 000 kişilik askeri ordulardan oluşurdu bu 10 000 kişilik teşkilat 1000’lere, 100’lere ve 10’lara bölünmüştür. Her 10 000 kişinin başına bir Tümenbaşı, 1000 kişinin başına binbaşı, 100 kişinin başına yüzbaşı, 10 kişinin başına ise onbaşı verilmiştir. Bu sisteme onluk teşkilat denmiştir.

Ülüş Nedir?

Ülüş, Gök Tengri tarafından verildiğine inanılan iktisadi güç anlamına gelmektedir. Pay ve hisse anlamına gelmektedir. Gök Tengri tarafından gönderilen ülüş bereketi arttırmıştır. Kağan bu gücü lehine kullanmış ve servetini halk ile paylaşmıştır. Ülüş ile bolluğu ve bereketi artan devletin başı olan Kağan’a bu güç kut ile birlikte verilmiştir.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 3 soruyu yanıtladık.

Türkler’in İlk Ana Yurdu Neresidir? Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin Bu Bölgelerde Yaptığı Kültürel Çalışmalar Nelerdir?

Türklerin ana yurdu neresidir? Bu ana yurdun sınırlarını belirtelim. Türklerin ana yurdu Orta Asya adı verilen coğrafyadır. Asya kıtasının orta bölgesinde yer almasından dolayı Orta Asya adı yerilen coğrafyada yıllar boyunca Doğu ve Batı kültürleri etkileşim içerisinde bulunmuştur. Çin’den başlayıp Akdeniz ve Karadeniz’deki kıyılara ulaşan İpek Yolu da kültür etkileşimine büyük ölçüde katkı sağlamıştır. Türkler Orta Asya’da uzun yıllar boyunca yaşamış, bu bölgede devletler kurmuş, savaşlar yapmış ve çeşitli kültürel miraslar bırakmıştır. Günümüzde Moğolistan’da bulunan Orhun Yazıtları Türklerin Orta Asya’da bıraktığı kültürel miraslara örnek verilebilir.

Orhun Yazıtları sayesinde Türklerin dilbilgisi oturmuş bir dile sahip olduğu anlaşılır, bu bilgi bize Türklerin Orta Asya’da yaşarken oluşmasının üzerinden uzun zaman geçmiş bir dile sahip olduğunu gösterir. Orta Asya, Türklerin ana yurdu, kuzeyde Kırgız bozkırları ve Altay dağları, doğuda Moğolistan ve Doğu Türkistan, güneyde Tibet platosu, Karakurum, Hindukuş ve Kopet dağları, batıda Hazar denizi ile sınırlanan bir coğrafyadır. Bu konu başlığı altında Doğu Türkistan ismiyle kullanılan bölge günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir cumhuriyet olan Sincan-Uygur Bölgesi yerine kullanılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, günümüzde Türklerin yerleşik veya konar-göçer yaşadığı yerleri araştırmaktadır. Türkmen veya Yörük adlarıyla anılan göçmen Türklerin göçebeliğe yeni bir bakış açışı getirildiği yapılan çalışmalar sonucu öğrenilmiştir. Bu toplumların mevsimlik olarak yer değiştirdiği ve zaman zaman eski Türk devletleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma Türkiye Cumhuriyeti tarafından hala devam etmektedir ve özellikle eski Türk devletleriyle beraber nasıl yaşadığı konusu araştırılmakta bu sayede geçmişte Türk kültürünün konar-göçer yaşamına dair daha çok bilgi verilmesi amaçlanmaktadır.

Bununla birlikte birçok Türk boyunun konar-göçer yaşamdan yerleşik hayata nasıl geçtiği araştırılmakta, bu araştırmalar yurt dışında ve yurt içinde devam etmektedir. Göbeklitepe ve Efes antik kenti gibi Türkiye’nin birçok yerinde yaşamış eski medeniyetlerin yaşadıkları dönem içerisinde yaptıkları ekonomik faaliyetler, evlendirilme usulleri, kullandıkları veya icat ettikleri materyaller gibi birçok şey açıklığa kavuşturulmak için Türk Tarih Kurumu ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından da görevlendirilen üyelerle araştırmalarına ve kazı çalışmalarına devam edilmektedir.

Bu çalışmalar: Türklerin Anadolu’ya gelmeden önceki yerleşik hayatı, Türklerin Anadolu’ya gelmeden önceki konar-göçer hayatı, Türklerin Anadolu’ya gelmeden önceki konar-göçer yaşama geçme çabaları ve bunu başaran toplumların özellikleri, Türklerin Anadolu’ya geldikten sonraki yerleşik hayatı, Türklerin Anadolu’ya geldikten sonraki konar-göçer hayatı, Türklerin Anadolu’ya geçtikten sonra konar-göçer toplumlarla yerleşik hayata geçmiş toplumların sosyal ve ekonomik ilişkileri, Türklerin konar-göçer toplum yapısından yerleşik hayata geçişinde değişen kültür anlayışı (din, dil, ırk vb.), Türklerin yerleşik hayata geçtikten sonra değişen ekonomik faaliyetleri, Türklerin yerleşik hayata geçtikten sonra değişen savaşçı yapısı, Türklerin yerleşik hayata geçtikten sonra irtibat kurduğu toplumlar ve bu toplumların özellikleri, Türklerin yerleşik hayata geçtikten sonra konar-göçer toplumlara karşı değişen bakış açısı (Bu bakış açısını araştırmak üzere yapılan çalışmalar Büyük Selçuklu, Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti şeklinde kendi içerisinde ayrılmaktadır.) vb. olarak ayrılmış hem yurt içinden hem de yurt dışından bilim insanlarının bu konuları araştırılması (devlet tarafından) teşvik edilmiştir.

Bu çalışmaların yanı sıra, sadece yurt içi değil yurt dışında da konar-göçer ve yerleşik toplumların özellikleri, bu toplumların yaptıkları çalışmaların derinliğinin arttırılması, bu çalışmalara destek veren ülke sayısının ve para desteğinin artması ile Türkiye Cumhuriyeti olarak bu çalışmalara bilim insanları gönderilmiş ve fonlar oluşturulmuştur.

İlk Türk Devletlerindeki Toplumsal Yapının Özellikleri Nelerdir?

İlk Türk devlerindeki toplumsal yapının özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

• İlk Türk Devletleri konar-göçer toplum anlayışını benimsemiştir. İlk Türk Devlerinde tarımsal faaliyetler gelişim göstermediği için yerleşik hayata geçiş düşünülmemiştir. Bunun yerine konar-göçer ve hayvancılığa dayalı bir toplum yapısı benimsenmiştir.

• İlk Türk Devletleri örf ve adetlerine son derece bağlı bir şekilde yaşamıştır. İlk Türk Devletlerinde örf ve adetler son derece önemli bir yerde olmuştur. Çünkü din anlayışı sürekli değişim gösterdiği için bağlılık duyulabilecek ve gelecek nesillere bırakılabilecek bir yapı oluşumuna ihtiyaç duyulmuştur. Bu yapı da örf ve adetler başlığı altında devam etmiş ve gelenekselleşmiştir.

• İlk Türk Devletleri mücadeleci bir yapıya sahip olmuştur. İlk Türk Devletlerinde yerleşik hayata geçiş olmadığı için coğrafi sınırlar belli değildir bu nedenle sürekli devam eden bir savaş hali ve toprakların genişletilmesi sayesinde Türk nüfusunun yayılması istenmiştir. Bu devletler de amaçlarına ulaşmak için mücadeleci bir yapıyı benimsemişlerdir.

• İlk Türk Devletleri tarım, ticaret ve hayvancılık alanlarıyla uğraşmıştır. İlk Türk Devlerinde çoğunlukla konar-göçer toplum yapısı benimsendiği için hayvancılık ve ticaret iki önemli geçim kaynağı olmuştur. Bu dönemlerde çoğu savaşın yapılma sebebi de hayvancılık ve ticaretin gelişmesi adına daha olumlu coğrafi şartlara sahip yerlere göç etme isteği olmuştur. Bazı devletler ise tarımı da geçim kaynağı haline getirmiş ve bu sayede büyük coğrafyalara yayılma imkanı bulmuştur.

• İlk Türk Devlerinde değişen bir din anlayışı olmuştur. En son kabul edilen ve hala devam eden dil ise İslamiyet olmuştur. İlk Türk Devletlerinde yeni dinlerin ortaya çıkması, yalancı peygamberler veya putlar gibi dinsel birçok kişi ve kavram ortaya çıktığı için dün anlayışı sürekli bir değişim içerisinde olmuştur. En son indirilen ve Abbasilerle beraber yapılan Talas Savaşı’ndan sonra ilişkilerimiz iyice güçlenmiştir. Bu nedenle Abbasilerden etkilenilmiş ve İslam dini kabul edilmiştir.

• İlk Türk Devletleri yurtlarını korumak, sınırlarını genişletmek veya kendilerine yeni bir yurt bulmak için savaşmışlardır. İlk Türk Devletleri birçok amaçla savaşmıştır ve bu amaçları gerçekleştirmek için kendilerine birçok politika belirlemiştir.

Türkler Orta Asya’dan Nerelere Göç Etmiştir?

Hun Devleti içinden büyük bir kitle 1. yüzyılın sonları ile 2. yüzyılın ortalarında Orhun bölgesinden Güney Kazakistan ülkesinin bozkırlarına veya Türkistan’a göç etmiştir. Ayrıca Hunlar 375 ve sonraki yıllarda Güney Kazakistan ve Türkistan’dan Avrupa’ya göç etmiştir.

Ak Hunlar (Eftalitler) 350’li yıllarda Afganistan ve Kuzey Hindistan’a doğru göç etmişlerdir.

Ogurlar, 461 ile 465 yılları arasında Güneybatı Sibirya’dan Güney Rusya’ya göç etmiştir.

Sabarlar, beşinci yüzyılın ikinci yarısında Aral Gölü’nün kuzeyinden Kafkaslara doğru göç etmiştir.

Avarlar, altıncı yüzyılın ortalarında Batı Türkistan’dan Orta Avrupa’ya doğru göç etmiştir.

Bulgarlar, 668 yılından sonraki yıllarda Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara ve Volga Nehri kıyılarına doğru göç etmiştir.

Macarlar 830’dan sonra Kafkasların kuzeyinden Orta Avrupa’ya doğru göç etmiştir.

Uygurlar 840’ı takip eden yıllarda Orhun Nehri bölgesinden İç Asya’ya doğru göç etmiştir.

Peçenek, Kuman (Kıpçak) ve Uzlar, dokuzuncu ve on birinci yüzyıllar arasında Hazar Denizi’nin kuzeyinden Doğu Avrupa ve Balkanlar’a doğru göç etmiştir.

Oğuzlar onuncu ve on birinci yüzyıllar arasında Orhun bölgesinden Seyhun Nehri kenarlarına ve Maveraünnehir üzerinden İran’a ve Anadolu’ya doğru göç etmiştir.

Konu İçindeki Sorular

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Avrasya Coğrafyası ile Günümüz Türk Dünyası Arasında İlişki Olduğu Söylenebilir mi? Neden?

Avrasya, Asya ile Avrupa’nın neredeyse tamamını içine alan coğrafi bir bölgedir. Orta Asya kavimlerinin yerleşik düzene geçtiği; Türklerin, Moğolların, Slavların ve Çinlilerin yaşadığı geniş bir alan olarak kabul edilebilir. 

Türklerin ilk yerleşik hayata geçtikleri bölge olan Avrasya aynı zamanda diğer pek çok devletinde yerleşik hayata geçmesine şahitlik yapmıştır. İlk Türklerin yerleşik hayata geçmesinden bu yana yüz yıllar geçmesine rağmen Türklerin büyük çoğunluğu halen Avrasya’da yaşamlarını sürdürmektedir. Orta Asya’da uzun yıllar yaşamış olan Türkler 1071 yılında Anadolu’ya yerleşmiştir. Uzun yıllar Anadolu’da yaşayan Türkler, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yoğun hakimiyet kurmuşlardır. Bu gelişme süreci öncesinde Orta Asya’da bulunan Türkler Anadolu bölgesinde hakimiyet kurmuş ve bu bölgede yaşamaya aynı zamanda da gelişmeye başlamışlardır. Bu gelişme ile pek çok Türk devleti Anadolu’ya doğru kaymıştır. Kuruluşlarında Orta Asya’da olan ülkeler yer değiştirmeye başlamışlardır.

Bu yer değiştirme sonucu Anadolu’ya yaklaşan Türk devletleri kuruldukları ve yıllarca bulundukları Orta Asya’dan ayrılmışlardır. Şu anda halen Anadolu’ya yakın bulunan Türk devletleri Orta Asya’dan ayrılsalar da halen Avrasya’da bulanmaktadırlar. Buna bakılarak halen Türk devletlerinin Avrasya’da bulundukları söylenebilir. Sonuç olarak Türk devletlerinin il kuruldukları yer olan Avrasya ile halen yakından bağları bulanmaktadır. Halen pek çoğu bu coğrafyada bulunmaktadır. Coğrafyanın bir parçası olan kültürü değişiklik göstermiştir. Türk dünyasının kültürü de yaşadığı coğrafya olan Avrasya ile şekillenmiştir. Özellikle mutfağında bulunan çeşitlik hem geçmişte hem de günümüzde yadsınamaz derecede önemlidir. Avrasya bölgesinde olan değişikli tarım ürünleri ile Anadolu’ya yerleşmeden önce olan çeşitlilikleri boyut değiştirmiş ve kültürleri Anadolu’ya uygun hale gelmiştir.

Bu değişimler yaşanırken yalnızca mutfak değil aynı zamanda ekonomik faaliyetler de değişime uğramıştır. Ekonomik faaliyetler gibi pek çok kültürel özelliklerde değişime uğramıştır. Yerleşik hayata geçilmesiyle oluşan değişiklikler de yaşanmıştır. Sonuç olarak coğrafi konum ve kültürler değişmiş ve Avrasya’nın içinde bulunan ancak iki farklı bölgede konumlanmış olan Türk dünyasının ortak ve farklı pek çok yönü vardır. Bunu benzerdir veya benzer değildir olarak sınıflandırmak mümkün değildir pek çok olay gibi bununda farklı boyutları ve yanları vardır. Bu yüzden sadece tek cevap yeterli değildir. Benzer olan ve olmayan pek çok yönü vardır ama konumsal olarak pek değişmeyerek kültürel özellikler bakımından değişimler yaşanmıştır. Konumsal olarak ise zaman ile Afrika’ya kadar genişlemiş ama günümüzde Anadolu ve yakın noktalar da devamlılığını sürdürmektedir.

Mete Han’ın Kavimleri Bir Aile Gibi Birleştirmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

“Ok ve yay gerebilen kavimleri bir aile gibi birleştirdim; şimdi onlar Hun oldular.”

Mete Han, MÖ 234 senesinde olan Teoman’ın oğlu olarak doğmuştur. Orta Asya’da yaşayan ve parçalanmış bir halde bulunan Türk topluluklarını bir araya getirerek tek bir millet haline getiren ilk hükümdardır. Ayrıca Türk saldırılarından korunmak amacıyla kurulan Çin Seddi’ni aşabilen ilk Türk hükümdar da Mete Han’dır. Mete Han hükümdarlığı boyunca Büyük Okyanus kıyılarında Hazar Denizi’ne, Hindistan sınırından günümüzde Rusya’da bulunan Kuzey Sibirya’ya kadar neredeyse Asya’nın tamamına hâkimi olmuş ve 35 yıl boyunca hüküm sürmüştür. Mete Han MÖ 174 senesinde hayatını kaybetmiştir. Türk soyundan olan ve Türkçe dilini konuşan toplulukların milli kimlik ve karakterlerinin bilincine varmalarını sağlayan ilk lider Mete Han’dır.

Meta Han Osmanlı Devleti’nin de kurucu unsuru olan Oğuz boylarındandır ve Oğuz Han olarak da bilinmektedir. Mete Han iktidarda bulunduğu sürede, hüküm sürdüğü topraklara komşu olan devletleri yenip, kontrolü altına soktuktan sonra tüm kuvvet ve gayretlerini Hun siyasi birliğini yani Türk birliğini kurmayı hedeflemiştir. Bu faaliyetleri insanlık tarihinde çok kısa bir süre sayılabilecek olan yirmi beş yıllık bir süreçte tamamlamıştır. Bu süreç içerisinde Hun birliğini tesis etmeyi başarabilmiştir. Bu başarının arkasında yatan temel düşünce ise parçalanmış halde bulunan Türk boylarını tek bir aile gibi bir araya getirme yani millet olma amacıdır.

Hunlar, Kök Türkler ve Uygurlar Dışında Varlığını Sürdüren Türk Devlet ve Toplulukları Nerelerde Yaşamışlardır?

Tarihte Türkler Orta Asya coğrafyasında varlıklarını sürdürmüşlerdir. Orta Asya’da uzun yıllar hakimiyet kuran Türkler Çinlilerle mücadele etmiştir. Moğol istilaları sonucunda her yöne göç etmişlerdir. Batıya doğru hareket ederek İran platosu, Anadolu, Hindikuş Dağları üzerine doğru gelmişlerdir. 11. yüzyıl sonlarında Rusya bölgesinde, Kafkasya’da, İran Platosu üzerinde ve Anadolu coğrafyasında Avrasya topraklarında yeni devletler kurmaya başlamışlardır. Türklerin en iyi yaptıklarından biri de devlet kurmak ve organize etmektir. Türkler tarih boyunca Orta Asya coğrafyasında yaşamışlar en fazla Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemişlerdir. Asya ve Avrupa kıtası üzerinde tahakküm kurmuşlardır.

İlk Türkler
Orta Asya’daki İlk Kültür Merkezleri

Kut İnancının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Türklerde kağan olabilmek için Gök Tengri tarafından kutsanmış bir aileden gelmek, o kutsal kana sahip olmak gerekirdi. Kut, kan yoluyla geçtiği için tüm hanedan üyelerinin kağan olma yetkisi ve hakkı vardı. Tanrının iradesinin hangi hanedan üyesi üzerinde olduğu ancak taht için yapılan bir mücadele sonucunda ortaya çıkmaktaydı. Kağan olmak için adil, yetenekli, ilim sahibi, asil, cesur bir kişiliğe sahip olmak gerekirdi. Eski Türk devletlerinde kut inancı hakim olduğu için kuta sahip olan hanedan üyeleri arasında kağan seçmek için kurultay toplanırdı. Kısacası kimin kağan olacağına kutsanmış kana sahip olduğu düşünülen hanedan üyeleri karar verirdi.

Kut inancı siyasi anlamda halkın söz sahibi olması yerine hanedanın egemenliğine sebep olmuştur. Türkler egemenliğin Tanrı’ya ait olduğunu ve sorumluluklarını yerine getirdikleri müddetçe hükümdarın egemenliğini sürdüreceğine inanırdı. Egemenlik Tanrı kaynaklı olmasına rağmen sınırsız değildi. Çünkü inanca göre sınırsız tek güç Tanrı’dır. Hükümdarın sözleri emir yerine geçiyor, o ne derse anında yapılıyordu. Ülke hükümdar ve ailesinin malı olması kardeş kavgalarına, egemenliğin Tanrı’dan geldiği inancı ise hükümdarlığın babadan oğula geçmesine neden olmuştu.

Kağanların Görevleri Nelerdir?

Öncelikle kağan Türk ve Moğol Devletlerindeki hükümdarlar için kullanılan an eski unvanlardan birisidir. Ve Türk Devletlerinde kağanın gücünü Gök Tengri’den aldığına inanılırdı. Türk Devletlerinde kağanın hiçbir zaman kutsal varlık olarak sayılmış olunmamasına rağmen Türk Devletlerindeki gücün kaynağı ilahiydi. Türk Devletlerindeki gücünü Gök Tengri’den aldığına inanılan bu kağanlar hem toplumun lideri konumundaydı hem de bütün devlet teşkilatının başındaki kişi olarak görülmekteydi. Dolayısıyla devletin birçok ana sorumluluğu kağanın üzerindeydi.

Türk Devletlerindeki gücünü Gök Tengri’den aldığına inanılan kağanlar hem devlet teşkilatının başındaki kişi olarak iç ve dış siyaseti yönetir, düzenler; savaş ve barış durumlarına karar verirdi. Türk Devletlerindeki kağanın en önemli görevlerinden biri hatta baş görevi ülkeyi ve ülkenin çatısı altında yaşayan tüm halkı savaştan, düşmandan ve diğer zarar verici unsurlardan korumaktı. Aynı zamanda kağan savaş durumlarında ordunun başında bulunur ve orduyu yönetirdi. Kağan ayrıca barış veya savaş durumlarında gerek duyulduğu zamanlarda diğer devletlere elçiler gönderir idi ve diğer devletlerden gönderilen elçileri kabul eder, onlarla görüşürdü.

Türk Devletlerindeki gücünü Gök Tengri’den aldığına inanılan kağan aynı zamanda tüm devlet teşkilatının başındaki kişi olarak devlet teşkilatının her seviyesindeki görevlileri denetler, onları görevlerinden tayin etme ya da görevlerine son verme işleriyle de ilgilenirdi. Türk Devletlerindeki kağanın önemli görevlerinden birisi de Türk Devlet’i adı altında yaşayan tüm toplumları tek bir çatı altında toplayabilmek, böylece iç huzuru ve barışı sağlayabilmekti. Kağanın diğer görevlerinden birisi de Türk törelerinin doğru bir şekilde devamlılığını sağlamak, Türk törelerini uygulamak ve törelerle ilgili düzeni sağlamaktı. Türk Devletlerindeki gücünü Gök Tengri’den aldığına inanılan kağan aynı zamana halkı ekonomik olarak rahat tutmakla, halka adaletli bir şekilde ve adaletli yaklaşımla davranmakla ve halka ekonomik ya da toplumsal açıdan zorlayıcı baskı yapmamakla yükümlüydü.

Uygur Devleti’nde Kadınların Sosyal Hayata Etkileri Neler Olabilir?

Uygur Devleti Türklerin bozkır kültür geleneğini devam ettiren bir devlettir. Uygur Devleti’nin bu kültürü devam ettirmesinde Kök Türklerin mirasının üzerine kurulmuş olması en büyük etkenlerden biridir. Uygur Devleti zaman içerisinde Çin Halkı ile fazla yakınlaşma içerisine girmeye başlamıştır ve Maniheizm’i kabul etmiştir. Uygur Devleti’nin Çin halkı ile bu yakınlaşmasının sonucunda Maniheizm’i kabul edip benimsemiş olması Uygur Halkı’nın yaşam tarzında bir takım değişikliklere sebep olmuştur.

Bunun sonucunda Uygur Devleti’nde toplumsal yapı hızlı bir şekilde değişime girmiş ve Uygur Halkı şehirleşmeye başlamıştır. Bununla birlikte bu değişim ve şehirleşmeye başlama yatkınlığı Uygur Halkı’nın tümünü etkisi altına almamıştır ve Uygur Halkı’nın bir kısmı konar göçer yaşam tarzına devam etmiştir. Bu da Uygur Devleti’nde şehir ve bozkır olmak üzere farklı yaşam tarzının olmasına sebep olmuştur.  Bozkır yaşamındaki halk at kullanarak ve demiri işleyerek çevresindeki devletlere askeri açıdan üstünlük sağlamıştır. Eski Türk Devletlerinde, Uygur Devleti’nde kadın erkek ayrımı yoktur ve kadın erkek birçok açıdan (adalet, siyaset) eşit olarak görülmüştür.

Bundan dolayı kadınların Uygur Devleti’ndeki sosyal hayata etkileri olarak birçok üretim aşamasında (tekstil, dokumacılık) yer aldıklarını ve tarımsal faaliyetlerde görev aldıklarını söyleyebiliriz. Aynı zamanda Türk toplumlarında savaşmak ve güç ön planda olduğu için kadınlarda erkekler gibi ata binmiş, ok atmış, güreş tutmuş, savaşlarda görev almışlardır. Aynı zamanda eski Türk devletlerinde ve Uygur Devleti’nde kadının yeri çok önemliydi, erkeklerin sahip olduğu birçok hakka ve yetkiye sahiptiler. Türk Devletlerindeki gücünü Gök Tengri’den aldığına inanılan kağanların karılarına hatun diye hitap edilirdi ve hatunlar devlet ile ilgili önemli kararlarda, devlet teşkilatındaki işlerle kağanları ile birlikte (kocaları ile birlikte) söz, hak ve yetki sahibi idiler.

Hatunlar aynı zamanda devlet meclislerine de katılma hakkına sahiptiler ve aynı şekilde devlet meclisindeki kararlar ile ilgili de hak, söz ve yetki sahibi idiler. Türk Devletlerindeki gücünü Gök Tengri’den aldığına inanılan kağanların yayınladıkları fermanlarında (emirnamelerinde) hatunlarının da imzası bulunurdu. Devlet savaş sürecindeyken kağanın hatunu ya da annesi devlet işleriyle, devlet teşkilatındaki geçici sorunlar ile ilgilenir ve halk içinde çıkan anlaşmazlıklara, önemli davalara bakarlardı.

İkili Devlet Teşkilatının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

İkili devlet teşkilatı sistemi, kağan ülkenin doğusunu yönetirken ülkenin batısının hanedanlardan biri tarafından yönetilmesine verilen addır. İkili devlet teşkilatı sisteminde ülkenin batısını yöneten hanedana yabgu adı verilirdi. Türk siyasetinin temelini oluşturan bu ikili teşkilat sisteminin en büyük avantajı çok büyük olan devlet sınırlarının daha kolay, etkili ve başarılı bir şekilde yönetilmesinin sağlanmasında çok büyük katkıda bulunmuş olmasıdır. Bu sistem çok uzun bir süre boyunca faydalı ve avantajlı bir sistem olmuştur ve varlığını bu şekilde sürdürmüştür. İkili teşkilat sistemi aynı zamanda hızlı ve kolay kararların alınıp, hızlıca ve kolay bir şekilde sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. İkili devlet teşkilatı sisteminde biri kağan biri hanedan tarafından yönetilen bu iki bölüm eşit seviyede kabul edilmemekte idi.

Bu sistemdeki devletin kağan tarafından yönetilen bölümü bu sistemdeki devletin hanedan tarafından yönetilen bölümünden daha üstün olarak görülmekte idi. İkili teşkilat sistemindeki devletin kağan tarafından yönetilen bölümünün devletin hanedan tarafından yönetilen bölümüne eşit olmaması hanedanlar arasında ciddi taht kavgalarına sebep olmaktaydı. İkili teşkilat sisteminin devletin kağan tarafından yönetilen bölümünün devletin hanedan tarafından yönetilen bölümüne eşit olmamasından dolayı hanedanlar arasında taht kavgalarına sebep olmasının yanında aynı zamanda daha üstün olarak görülen bölgeye (kağanın yönettiği bölgeye) geçecek olan hanedanın önceden kendi bölümünde yönetim konusunda tecrübe kazanmış olması büyük bir avantajdı. Fakat hanedanın üstün olarak görülen bölgeye geçmeden önce tecrübe kazanıyor olması ya da devlet yönetiminin daha kolay oluyor olması gibi avantajlar ikili teşkilat sisteminin devletleri ikiye parçalamasının önüne geçememiştir.

Çünkü bir bölgenin diğer bölgeden daha üstün olarak görülmesi sebebiyle (kağanın yönettiği bölgenin hanedanın yönettiği bölgeden daha üstün olarak görülmesi sebebiyle) hükümdarlar (üstün olmayan bölgeyi yöneten hanedanlar) üstün bölgeyi yöneten hükümdarların (kağanların) yerini alabilmek için çaba sarf ediyordu ve bu da devletin parçalanmasında büyük rol oynamaktaydı. Aynı zamanda ikili teşkilat sistemi yukarıda yine yukarıda bahsettiğim bu nedenlerden dolayı merkezi otoriteyi fazlasıyla olumsuz etkilemekteydi ve bu da devletlerin parçalanmasındaki en önemli diğer faktörlerden birisini oluşturmaktaydı.

Tarihte ikili devlet teşkilatını uygulayan Türk devletleri şunlardır: Asya Hun Devleti, I. Kök Türk Devleti, II. Kök Türk Devleti, Avrupa Hun Devleti, Büyük Bulgar Devleti, Macarlar, Oğuzlar ve Karluklar.

“İl (Devlet) Gider, Töre Kalır.” Sözünden Hareketle Törenin Türk Tarihine Etkileri Neler Olabilir?

İl gider töre gider sözünde bulunan töre, kutsal sayılan ve günlük hayata etki eden kurallar bütünüdür. Bu söze göre devlet yıkılsa bile bu kurallar bütünün kültür ile aktarabileceğinden söz ediyor. Bu kültürel aktarımın devletler değişme uğrasa bile halkını bütünü arasında korunacağı ve yok olmayacağı vurgulanmaktadır. Bu korunacak olan töre aynı zamanda Türk kimliğini de betimlenmektedir. Bu töre Türklerin yaşama biçimlerini göstermektedir. Bu da ne olursa olsun Türk kültürünün ve kimliğinin yıkılamayacağını bir yolunu bulup tekrar gün yüzüne çıkacağını ifade etmektedir. Hangi savaş sırasında devlet yıkılırsa yıkılsın Türk kimliğinin ölmeyeceğine de dikkat çekilmiştir.

Bu kimlik ne olursa olsun yaşayacaktır mesajını da içermektedir. Törenin ölümsüz ve evrensel olduğuna da dikkat çekmektedir. Bu evrensel olma özelliği Türklerin ne olursa olsun hep ayakta kalacaklarını ima etmektedir. Aynı zamanda yeni kurulacak olan devletlerin eski (yıkılmış olanlar) ile benzerlik göstereceğine de değinmektedir. Bu benzerlik ile Türk kimliği değişmeyecek ve evrensel olma özelliğinin korumaya devam edecektir. Bu tek Türk kimliği özgünlük ve kültürler arası aktarım için oldukça önemlidir. Başka bir bakış açısıyla devlet değişse bile halkın kendisinin değişmeyeceğine yani asıl önemli olanın halk olduğuna değinmektedir. Devlet halk için sadece bir yol gösteren konumundadır. Devlet değişse bile halkın kendi benliği değişmeyecektir. Bir değişim yaşanmaması olasıdır ve devlet yöneticileri değişse bile Türk kimliğinin bozulmayacağını da belirtmektedir.

Belirttiği tüm bu anlamlar aslında aynı kapıya çıkmaktadır o da Türk kimliğinin yani törenin her türlü zorluğa karşı korunacağı ve yaşanacak olası değişikliklerden etkilenmeyeceğidir. Sonuç olarak Türk kimliği yani töre uzun zaman önce ortaya çıkmıştır ve bazı noktaları değişse bile temelinin değişmeyeceği yorumunun yapılması yanlış değildir. Değişikliklere karşı gelecek olan bu günlük hayatı ifade eden kurallarının bütünün, evrenseldir ve aslında Türk kimliğini temsil etmektedir. Devletler ve zaman değişse bile Türk kültürünün dolayısıyla Türk kimliğinin değişmeyeceğine dikkat çekmektedir. Aynı zamanda bir kararlılık mesajı da içermektedir. Devletler yıkılsa bile Türklüğün devam edeceğini de ifade etmektedir.

Orhun Yazıtlarına Göre Türk Devletlerinde Kağanlar Gücünü Nereden Almaktadır?

Tarihte Türkler tarafından kullanıldığı görülen olan ilk alfabe Orhun alfabesidir. Tarihte tespit edilmiş Türklere ait bulunan ilk yazılı kaynak Orhun kitabeleri (Orhun Yazıtları) ya da diğer adıyla Orhun Anıtlarıdır ve milattan sonra 750 senelerinde oluşturuldukları tahmin edilmektedir. Orhun kitabeleri (Orhun Yazıtları) ya da diğer adıyla Orhun Anıtları Türkler tarafından kullanıldığı tespit edilen günümüzde bilinen ilk alfabe olan Orhun alfabesiyle yazılmıştır. Orhun kitabeleri (Orhun Yazıtları) ya da diğer adıyla Orhun Anıtları Türklere ait bulunan ilk edebi eserdir ve Türk toplumlarının dünyaya bakış açılarını, düşüncelerini, Türk toplumlarının hayat tarzlarını, yaşama bicilerini, Türk toplumlarının törelerini, Türk toplumlarının medeni özelliklerini, değerlerini anlatırlar ve bu konular hakkında bilgi verirler.

Eski Türk devletlerinde hem toplumun lideri olarak görülen hem de bütün devlet teşkilatının başındaki kişi olarak bilinen kağanların hâkimiyet güçlerini Tanrı tarafından aldığına ve Kut inancına inanılırdı. Yani hükümdarlara (kağanlara) yönetme yeteneğinin, idare etme gücünün Tanrı tarafından verildiğine inanılırdı ve Tanrı tarafından idare etme gücü, yönetme yeteneği verilen bu kişilerin ve Tanrı tarafından idare etme gücü, yönetme yeteneği verilen bu kişilerin soyundan gelen kişilerin kutsal olduğuna inanılırdı. Babası Göktürk Devleti’ni tekrardan kuran İlteriş Kutlug Kağan olan ve annesi İlbige Hatun olan Bilge Kağan 683 ve ya 684 yılında doğmuştur.

Bilge Kağan daha 8 yaşındayken babasını, Göktürk Devleti’ni tekrardan kuran İlteriş Kutlug Kağan’nı, kaybetmiştir ve 24 yıl boyunca Göktürk Devleti’nin babasından sonra kağanlığını yapan amcası Kapağan Kağan tarafından yetiştirilmiştir. Sonunda 2. Göktürk Kağanlarından biri olan Göktürk Devleti’ni tekrardan kuran İlteriş Kutlug Kağan’ın oğlu Bilge Kağan günümüzde tarihçiler tarafından Türk tarihinin en önemli figürlerinden biri olarak görülmektedir. Orhun kitabeleri (Orhun Yazıtları) ya da diğer adıyla Orhun Anıtlarında Bilge Kağan’ın “Tanrı irade ettiği için Kut’um olduğu için kağan oldum.” sözü yer almaktadır.

Orta Asya Coğrafyasının Türklerin Yaşam Biçimlerine Etkileri Nelerdir?

Türklerin ana yurdu olan Orta Asya’nın coğrafi özelliklerinin geçmişten günümüze Türklerin yaşam biçimleri üzerinde çok büyük oranda etkisi olmuştur hatta direk Türklerin yaşam tarzlarını Orta Asya’nın coğrafi özellikleri şekillendirmiştir. Orta Asya’nın yükseltisi yaklaşık 1200 ile 1400 arasında değişmektedir ancak bununla birlikte Orta Asya’da bulunan Altay Dağları ismine sahip sıradağların yükseklikleri yaklaşık 4600 metreye kadar ulaşır. Bu yükseltiler geniş düzlük arazilerin etrafını çevrelemektedir ve bu sebepten dolayı geniş düzlük arazilere düşen yağmur miktarını azaltarak bu geniş düzlük arazilerdeki tarım verimliliğini de düşürmektedir.

Bu nedenden ötürü Milattan Önce 10.000 yıllarında gerçekleşen tarım devrimine Orta Asya’da yaşayan Türkler binlerce yıl boyunca uyum sağlayamamışlardır. Bunun sonucunda da Milattan Sonra 3. ile 7. yüzyıllar arasında en büyük nedeni bu kuraklıktan kaçmak için olan ve bu sebepten ötürü meydana getirdikleri Kavimler Göçüne olasıya kadar çok uzun bir süre boyunca yerleşik hayata geçememişlerdir ve yerleşik hayata geçemedikleri için de kapsamlı bir medeniyet haline gelememişlerdir. Yine Orta Asya’daki bahsedilen bu yüksekliklerin geniş düzlük arazileri çevrelemesinden dolayı geniş düzlük arazilere düşen yağmur miktarının azalması sebebi ile Orta Asya’da bozkır ve kısa bitkilerin oluşturmakta olduğu otlak alanlar çoğunluktaydı.

Orta Asya’da yüksekliklerin geniş düzlük arazileri çevrelemesinden dolayı geniş düzlük arazilere düşen yağmur miktarının azalması sebebi ile Orta Asya’da bozkır ve kısa bitkilerin oluşturmakta olduğu otlak alanlar çoğunlukta olması sonucunda (arazinin hayvancılığa elverişli olması sonucunda) Türkler hayvancılık konusunda yaygınlaşmış ve gelişmişlerdir. Hayvancılık ile uğraşan Türkler geniş düzlük arazilerde hayvanlarını devamlı otlatabilmek için yeni otlaklar keşfetmeli ve yeni otlaklara gitmeliydi. Hayvancılıkla uğraşan Türkler sürekli hayvanlarını otlatabilmek için yeni otlaklara gitmek zorunda kaldıklarından dolayı göçebe (konar-göçer) yaşam biçimini benimsemişlerdir. Aynı zamanda hayvancılık ile uğraşan Türklerin zamanla hayvancılık alanında kendini geliştirmesi, geçinmesi yüksekliklerden geniş düz arazilere kaçan atların evcilleştirmesi at biniciliğine ve at yetiştiriciliğine de katkıda sağlamıştır.

Günümüzde Konar-göçer Hayat Tarzının Ülkemizde Görülmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Günümüzde Türkiye’de konar-göçer hayat tarzı çok büyük bir sıklıkta yaşanıyor olmasa da konar-göçer hayat tarzının örnekleri seyrek olarak gözlemlenebilmektedir. Türkiye’de sıklıkla görülmese de az da olsa var olan konar-göçer hayat tarzına sahip olan insanların bulunmasının pek çok nedeni olduğu düşünülmektedir. Bu nedenlerden bir tanesi Orta Asya, Anadolu’da yaşayan Türk halkının birçoğunun yerleşik yaşam tarzına hazırlanırken, konar-göçer yaşam tarzından yerleşik yaşam tarzına geçerken ve yerleşik yaşam tarzına uyum sağlarken (adapte olurlarken) buradaki Türk halkının küçük bir kısmı ise yaşanan bu hayat tarzı değişikliğine (konar-göçer hayat tarzından yerleşik hayat tarzına geçilmesine) adapte olamamış (uyum sağlayamamış) ve eski alışkanlıklarından, eski hayat tarzlarından (konar-göçer hayat tarzı) vaz geçememiş olmalarıdır.

Bunun dışında da Türkiye’de günümüzde konar-göçer hayat tarzının görülmesinin bir başka nedeni işçi insanların daha doğrusu mevsimlik işçilerin mevsimlere bağlı olarak göç etmek durumunda kalmasıdır. Mevsimlik işçiler genellikle daha çok tarım alanında çalışmaktadır ve hasat zamanı geldiğinde (hasat zamanı yılda sadece bir kere olmaktadır) hasat zamanı boyunca çalışmaktadırlar, hasat zamanı bittiği zaman ise başka işler ile ilgilenmektedirler. Günümüzde Türkiye’de konar-göçer hayat tarzının görülmesinin bazı Türklerin eski hayat tarzlarından, eski hayat tarzı alışkanlıklarından (konar-göçer hayat tarzı) vaz geçememiş ve bazı mevsimlik işçilerin farklı farklı iş sezonlarından dolayı sürekli göç etmek durumda olmasının dışındaki bir başka nedeni ise hayvancılık alanı ile uğraşan insanların günümüzde yaygın olmasıdır.

Hayvancılık ile uğraşan insanlardan bazıları yazın hayvanlarını otlatabilmek için yükseklikleri genelde 500 metre ile 2000 metre olan yaylara çıkmaktadırlar. (Aynı zamanda yaylalar kimi zaman dinlenme, tatil gibi amaçlar ile de kullanılmaktadır.) Aynı zamanda eğitim, siyaset ve ekonomik nedenlerinden ötürü (eğitim ve ekonomik açıdan gelişmiş imkanlardan) dolayı sürekli gelişmemiş şehirler ve köyler ile gelişmiş şehirler arasında konar-göçer hayat tarzı görülmektedir.

Orta Asya Türk Göçlerinin Türk ve Dünya Tarihine Etkileri Neler Olabilir?

Türkler zamanla artan nüfuslarından dolayı ortaya çıkan bir takım ekonomik sıkıntılardan ve çoğunlukla hayvancılıkla uğraşmakta oldukları için bu nüfus artışının aynı zamanda hayvancılık için yeteri kadar otlak alan bırakmamasından aynı zamanda da kuraklık sıkıntılarının başlaması gibi sebeplerden ötürü göç etme ihtiyacı hissetmişler, göç etmek durumunda kalmışlardır. Aynı zamanda Türklerin en en eskiden beri olan tüm dünyada cihan kurma planları, hayalleri de bir sürü bölgeye göç etmelerinde önemi olan bir diğer unsurdur. Türklerin Orta Asya göçlerinin sonucunda da dünyanın pek çok farklı farklı bölgesinde bir sürü yeni Türk Devletleri kurulmuştur.

Türklerinin Orta Asya göçlerinin en belirgin sonuçlarından biri de Avrupa’nın, Asya’nın (Ön Asya’nın ) ve Balkanlar’ın siyasi yapısının değişimde bulunmuş olmasıdır. Türkler bu Orta Asya göçlerinin sayesinde farklı farklı alanlara dağıldıkları ve yeni yaşam koşulları altına girdikleri bu yerlerde çeşitli farklı ekonomik alanları öğrenmiş ve farklı farklı ekonomik alanlarla uğraşmaya başlamıştır. Türklerin Orta Asya göçleri sayesinde yeni ortamlara yayılmış olması, farklı ekonomik faaliyetlerle tanışmış olması ve yeni yeni devletler kurmaları Türkler arasındaki yerleşik yaşam hayat tarzı kültürünü yaygınlaştırmıştır.

Ayrıca Orta Asya göçlerinin Türklerin farklı farklı alanlara (Avrupa, Asya, Balkanlar) yayılıp ve bu alanlarda yeni yeni birçok devlet kurmalarına sebep olması sonucunda Türk kültürü farklı farklı alanlara (Türklerin gittikleri bu ortamlara) yayılma imkânı bulmuştur ve bu sayede genişlemiştir. Orta Asya göçleri Türk kültürünün farklı farklı yerlerde ve ortamlarda yayılmasını ve yaygınlaşmasını sağladığı gibi aynı zamanda da Türklerin farklı farklı kültürlerle tanışmalarına, bu kültürlerle kaynaşmalarına sebep olmuştur.

Orta Asya göçlerinin Türk kültürünün farklı farklı yerlerde ve ortamlarda yayılmasını ve yaygınlaşmasını sağlamış olması gibi aynı zamanda Türklere de farklı farklı kültürlerle tanışma fırsatı vermiş olmasının sonucunda da Türkler yeni dinler öğrenmiş ve bu yeni dinler Türkler arasında hızlıca yayılıp yaygınlaşmıştır. Orta Asya göçlerinin Türk kültürünün farklı farklı yerlerde ve ortamlarda yayılmasını ve yaygınlaşmasını sağlamış olması gibi aynı zamanda Türklere de farklı farklı kültürlerle tanışma fırsatı vermiş olmasının sonucunda da Türkler yeni dinler öğrenmeleri ve bu yeni dinlerin Türkler arasında hızlıca yayılıp yaygınlaşması Türklerin kendi benliklerini (özellikle din konusundaki kendi benliklerini) yavaş yavaş yitirmelerine sebep olmuştur.

Kara Kuvvetleri Birlik Amblemi Üzerinde Bulunan Yıldızlar, Tarih, Defne Yaprağı, Atatürk Silüeti, Ay Yıldız, Çelenk, Kılıç ve Meşe Yaprağı Ne Anlama Gelmektedir?

Genel Ağ üzerinden http://www.kkk.tsk.tr/ sayfasını ziyaret ediniz.

Türk Kara Kuvvetleri’nin armasındaki simgeler ne anlama gelmektedir? sorusunu yanıtlayalım. Amblemdeki;

  • Dört büyük yıldız KKK (Kara Kuvvetleri Komutanlığı)’nin seviyesini temsil eder.
  • Bordo zeminin üzerinde bulunan ay yıldız Türk milletinin emrinde bulunulduğunu temsil eder.
  • Kılıç ve meşe yaprağı çelenk Kararlı ve güçlü Türk Kara Kuvvetlerini temsil eder.
  • Atatürk Silüeti en büyük komutan olan Atatürk’ün Kocatepe’deki sembolünü temsil eder.
  • 16 adet küçük yıldız kurulmuş 16 Türk devletini temsil eder.
  • MÖ 209 rakamı Kara Kuvvetleri’nin kuruluşu kabul edilen Mete Han’ın tahta geçtiği yılı temsil eder.

Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerinde 4 tane büyük yıldız, 1 tane altında bordo zemin bulunan ay yıldız, 1 tane kılıç ve meşe yaprağı çelengi, 1 adet Atatürk silueti, 14 tane defne yaprağı (kenarında bulunur), 16 tane küçük yıldız (alt kısımda), 1 tane M.Ö. 209 yazısı bulunmaktadır ve Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin zemini bordodur. Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerindeki 4 adet büyük yıldız kara kuvvetleri komutanlığının seviyesini göstermektedir. Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerindeki altında borda zemin bulunan ay yıldız Kara Kuvvetleri Birliğinin, Türk milletinin emrinde ve hizmetinde bulunmakta olduğunu anlatmaktadır.

Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerindeki 1 adet kılıç ve meşe yaprağı çelengi ise Kara Kuvvetleri birliğinin kararlı ve güçlü bir yapıda olduğunu simgelemektedir. Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerindeki 1 adet Atatürk silueti en büyük komutan, başkomutan olarak görülen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kocatepe’de bulunmakta olan sembolünü simgelemektedir. Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerindeki kenarlarında bulunan 14 adet defne yaprağı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini simgeliyor olmaktadır. Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerindeki alt kısımda bulunmakta olan 16 adet küçük yıldız ise tarihte şimdiye kadar kurulmuş olan 16 Türk Devletini temsil etmektedir. Ve son olarak Kara Kuvvetleri Birlik ambleminin üzerindeki 1 adet M.Ö. 209 yazısı Kara Kuvvetleri’nin kuruluş yılıdır.

Göç Olaylarında Farklı Kavimler Neden Birlikte Hareket Etmiş Olabilir?

İlk olarak Kavimler Göçü yaşandığında Orta Asya’dan gelen birçok farklı kavmin çeşitli nedenlerden dolayı birlikte hareket etmeleri gerekmiştir. Göç esnasında farklı kavimlerin aynı şekilde ve aynı yönde hareket etme nedenleri şunlardır:

  • Orta Asya’da yaşayan toplulukların çoğunun arasında kız alma, verme ya da çok fazla büyümüş aileler arasında oluşan akrabalık ilişkilerinden dolayı
  • Hayvan veya dokumacılık ticareti yaparak geçinen toplulukların ekonomik kaygılar nedeniyle birlikte göç etmeye karar vermeleri
  • Kavimlerin göç edecekleri bölge hakkında yeterli bilgileri olmadığından kalabalık bir kuvvete ihtiyaç duymaları
  • Her kavimde sağlık, hayvancılık, dokumacılık gibi konularda uzmanların bulunması gerekliliği

Yani temel sebeplere akrabalık ve aile ilişkileri, insanların kendini güvence altına almak istemesi ve ticari devamlılık denebilir. O dönemde yaşamış kavimler her ne kadar çok kalabalık olsalar da Kavimler Göçü gibi büyük bir harekette insani ihtiyaçların çok olacağı düşünülmüş ve birlik olarak hareket etmeye karar vermişlerdir. Oluşturdukları bu büyük kuvvetle işleri daha kolay hale gelmiştir.

Ayrıca bu duruma evrensel bir olay olan Kavimler Göçü’nden örnek verebiliriz. Öncüsü Teoman olan, birçok Hun kaviminin birleşmesiyle oluşmuş olan aynı zamanda tarihte ilk bilinen Türk devleti olan Asya Hun Devleti, iki bölgeye ayrılması üzerine (Doğu ve Batı) milattan sonra 156 yılında yıkılmıştır. Dağılma sonrası büyük hun kavimleri Çin baskısıyla batıya doğru hareket etmiştir. Aral Gölü ile Hazar Denizi arasında olan bölgeye yerleşmeleri ve daha batıya Avrupa kavimlerine akınlar yapıp baskılar uygulamaları sebebiyle bir hareket olmuştur. Buralarda yerleşik olan kavimler öncelikle slavlar ve gotlar olmak üzere bütün yerleşik avrupa kavimleri de batıya doğru roma topraklarına doğru harekete geçmişlerdir.

Kavimlerin bu dönemde birlikte hareket etmelerinin sebebi ortak bir düşmanın baskısıyla hareket ediyor olmaları dolayısıyla ortak ve büyük bir düşman olduğu zaman aralarında küçük bir sorun olsa dahi büyük bir tehdit geldiğinde birleşmiş olmalarıdır. Tabii ki tek sebep ortak bir düşmandan tehdit almaları değildir. Farklı sebeplerden dolayı da kavimler göç ederken birlikte hareket etmiş olabilirler. Örneğin Kök Türkler, Hunlar, Uygurlar gibi Türk kavimleri, yazın sulak ve serin yerlere kışın ise havanın diğer yerlere kıyasla daha sıcak olduğu yerlere göç etmişlerdir.

Bu göçleri sırasında birçok şeye ihtiyaçları olmuştur bu sebepten yani ihtiyaçlarını ortaklaşa gidermek için birlikte hareket etmiş olabilirler. Bu ihtiyaçlara barınma (yollarının üzerinde çadır inşa ederek), Beslenme, dinlenme gibi daha birçok ihtiyaç örnek verilebilir. Aynı zamanda kavimler arası akrabalık ilişkileri de bu duruma sebep olmuş olabilir. Hem de bu akrabalık ilişkileri sayesinde kavimler arası iletişim kolaylaşmış olabilir. Savunma ihtiyaçları da kavimlerin birlikte hareket etme sebebi olabilir. Örneğin bir kavim göç edeceği yere ilerlerken iki katı kadar bir kavim saldırdığında çok zor anlar yaşayabilir ancak yanında herhangi bir kavim veya kavimler olduğunda olası tehditlere karşı bir araya gelip savunma yapmak ve güvenliği sağlamak çok daha kolay olmuş olabilir. Aynı zamanda insanların psikolojik sağlıkları için sohbet etmeye, sıkıntılarını paylaşmaya ihtiyaçları olabileceğinden kavimlerin beraber hareket etmesinin sebeplerinden biri olabilir.

Avrupa Hun Devleti’nin Doğu Roma’yı Baskı Altında Tutarak Batı Roma ile İyi İlişkiler Kurmasının Nedenleri Nelerdir?

Kavimler Göçü‘nün yaşanmasından sonra Avrupa Hun İmparatorluğu kurulmuştur. Bu dönemde Avrupa Hun İmparatorluğu’nun başında hükümdar olan Uldız idaresi altında takip edilen dış politikaya göre Doğu Roma’yı baskı altında tutulması ve Batı Roma ile de iyi ilişkilerin kurulması tarzında bir strateji izlenmiştir. Bu siyaset en sonunda Avrupa Hun İmparatorluğu’nun lehine bir sonuca bağlanmış ve Doğru Roma vergiye bağlanmıştır. Uldız’dan sonra gelen Avrupa Hun İmparatorluğu’na hükümdar olarak gelen Atilla ise Doğu Roma üzerindeki baskı ve hakimiyetini giderek arttırmıştır.

Bunun sonucu olarak Doğu Roma’nın Avrupa Hun İmparatorluğu’nun hakimiyetini tanıdıkları bir antlaşma imzalamışlardır. Bu sebeple Avrupa Hun İmparatorluğu, Batı Roma ile dostluk ilişkileri geliştirmiştir. Doğu Roma ise gerilimli baskıcı bir yöntem takip etmiştir. Bu siyasetin temel gayesi Doğu Roma’nın zamanla kuvvet kaybetmesine ve yıkılmasına neden olmuştur. Doğu Roma’yı baskı altında tutan Avrupa Hun İmparatorluğu’nun Batı Roma ile siyasi, iktisadi ve askeri olarak iyi ilişkiler kurmak istemesi, Doğu Roma’nın giderek zayıflamasını Avrupa Hun İmparatorluğu’nun da daha da güçlü hale gelmesini sağlamak amaçlıdır. Nitekim Doğu Roma, yüksek vergiler istenilmesi ve hem siyasi hem de askeri baskılar sebebiyle güçsüz düşmüştür ve belli bir zaman sonra da yıkılmıştır. Batı Roma ile sürdürülen iyi ilişkiler ve siyasi antlaşmalarsa devam etmiştir.

Avrupa Hun devleti; önderi Ildız olan Macaristan civarında Doğu ve Batı romanın arasında kurulan, Milattan sonra üç yüz yetmiş beş yılında kurulmuş ve tam tamına 454 yıl varlığını sürdürmüş, son imparatoru olan Atilla’nın ölümünün ardından oğullarının devleti yönetememesi üzerine devlet zayıflamış ve milattan sonra dört yüz altmış dokuz yılında varlığı sona ermiştir. Avrupa Hun Devleti’nin Doğu Roma’yı zorbalaması Batı roma devleti ile verimli diplomasiler kurmasının nedenleri ise Doğu roma devletinin o dönemde Batıya göre daha güçlü ve iyi durumda olmasıdır. Batı roma daha zayıf bir güç seviyesinde olduğundan akıllıca bir mantıkla kullanılabilir yani amaçları doğrultusunda.

Kavimler Göçü’nden sonra Avrupa Hun Devleti kurularak Avrupa içlerine doğru hareket alanı oluşturmaya başlamıştır. Batı Roma ile iyi ilişkiler geliştirmiş ve Doğu Roma ile arasında bir siyaset izlemiştir. Bu siyaset Doğu Roma’nın güçsüzleştirilmesi ve yıkılmasının sağlanması şeklinde gelişmiştir. Avrupa Hun Devleti’nin burdaki amacı Doğu Roma’ya baskı uygulayarak Batı Roma’yla arasını iyi tutup ardından Doğu Roma’nın siyasi olarak zayıflatıp devleti güçlendirmektir. Bu uğraş sonucu Doğu Roma baskılardan çok fazla etkilenip varlığını sona erdirmiştir ancak bu durum Batı Roma’yla olan diplomasiyi etkilememiştir.

Bunun sonucunda Avrupa Hun Devleti’nin yeni bir dış politikası oluşmuştur. Bu politika Batı Roma’nın zayıf bırakılmasını hedeflemektedir. Ardından bu siyaset de bir sonuca ulaşmış ve Doğu Roma İmparatorluğu düzenli olarak vergi sistemine tabi tutulmuştur. Ardından Hun Devleti’nin sıradaki hükümdarı Atilla, ülkede çok geniş bir otorite sağlamıştır ve Doğu Roma’yı kötü etkileyecek olan Margus Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşmayı imzalayan Doğu Roma, Hun Devleti’nin varlığını bu antlaşmayı imzalayarak onaylamıştır. Kısacası Avrupa Hun Devleti ilk olarak Doğu Roma’yı zayıflatmak ve otorite kurmak için Batı Roma’yla arasını iyi tutup bir nevi üzerinde hükmetme gücü sağlayıp asıl amacı olan Doğu Roma’yı zayıflatmıştır. Bunu da aslında Margus Antlaşması’nı Doğu Roma’ya imzalatarak yapmıştır. Bu şekilde zekice bir siyaset uygulayarak hedefine ulaşmıştır.

Kavimler Göçü’nün Avrupa Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Kavimler itelendiği ve yer değiştirmek zorunda kaldığı için, uzun yıllar boyunca Avrupa’da siyasi karışıklıklar yaşanmıştır. Bu kargaşalar sonucu Hun tahtına Rua geçmiştir. Bunun ardından, Roma ilişkileri daha da hareketli bir hale gelmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu’nun İtalya’ya bir ordu göndermesi üzerine Batı Roma, yardım için Hunlara gitmiştir. Rua’nın bu süreçteki politikaları bütün taraflar için büyük öneme sahiptir.

Rua 60.000 kişilik orduyla Doğu Roma İmparatorluğu’na yönelince Doğu Roma’nın daha savaşa girmeden çekilmesine neden olarak büyük bir savaş tazminatı kazanmışlardır. Bu olaylar sonucu Doğu Romalılar oldukça rahatlamıştır ancak çok geçmeden Rua ölmüştür. Rua’nın ölümü ardından Hun Devleti tahtına Atilla ve Bleda çıkmıştır. Bu hükümdarlar Doğu Roma’ya büyük korkular yaymıştır. Diğer etkileri maddelemek gerekirse:

  • Kavimler göçünün, çağın oldukça değişmesine sebep olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla İlk çağ kapanıp orta çağ başlamıştır.
  • Kavimler göçü sonucunda Roma İmparatorluğu ikiye bölünmüş, yüz yıl geçmeden Batı Roma İmparatorluğu yıkılmıştır.
  • Roma İmparatorluğu topraklarında çok sayıda devlet kurulmuştur. Bunlardan en önemlisi ise Frank devletidir.
  • Germen kavimleri arasında Hristiyanlığın yaygınlaşması sonucu papalık ve kilise kuvvet kazanmıştır.
  • Avrupa’nın etnik yapısı değişmiştir, bugünün İngiltere, Fransa ve İspanya gibi devletleri toplumsal temellerini atmışlardır.
  • Türkler Avrupa’da devletler kurmuşturlar.
  • Büyük devletlerin yıkılması sonucu Avrupa’da Skolastik düşünce yayılmıştır ve feodalite rejimi ortaya çıkmıştır.

Kavimler Göçü, tüm Dünyayı ciddi anlamda etkilemiş bir evrensel olaydır. Hemen hemen her ülkede her kıtada her bölgede her şehirde yeni uluslardan insanların hayatlarına devam etmeye başlamıştır. Bu şekilde farklı kavimler bölgelerini seçerek milletlerinin başlangıcını oluşturmuştur. Tabii ki bu durum hem siyasi hem sosyal yani toplumsal hem de kültürel alanda sonuçların yaşanmasına yol açmıştır.Siyasi hayata etkileri ise yeni bir yönetim biçimi olan feodal yönetim biçiminin bir diğer adıyla derebeylik ortaya çıkışı , halk içindeki varlıklı ve soylu ailelerin halka baskı ve zorbalık uygulamaya başlaması ve şehirlerde küçük küçük devletlerin kurulması bir diğer adıyla şehir devletlerinin kurulması şekline sıralanabilir. Bu dönemde politika ve ülke düzeni, zaman dilimlerinden Orta Çağ dönemine denk gelmektedir. Bu düzen halkın cahilce yaşadığı bir diğer adıyla ‘Karanlık Çağ’ olarak nitelendirilir. Kilise bu dönemde gücünün en zirve noktasına ulaşmıştır , çeşitli hurafelerle insanları kandırarak zengin olmuştur.

Bu çağ Avrupa’nın aydınlandığı, hurafelerden uzaklaşıp bilim ve fene yaklaştığı Aydınlanma Çağı adlı dönemde sona ermiştir. Siyasi harita olarak baktığımızda ise Batı Roma İmparatorluğunun dört yüz yetmiş altı yılında germen toplumları olarak dağıldığını, Avrupa’da bulunan ve yaşayan türklerin ise birleşerek Avrupa Hun Devleti’ni kurduğunu gözlemleyebiliriz. Tekrardan siyasi hayata baktığımızda ise en büyük ve güçlü imparatorluklardan olan Roma imparatorluğunun doğu roma ve batı roma olmak üzere ikiye ayrıldığını gözlemleyebiliriz. Batı Roma dört yüz yetmiş altı yılında yıkılırken Doğu Roma bin dört yüz elli üç yılında yıkılmıştır.

Bu dönem karanlık çağ olarak adlandırıldığından bilime ve fene bizim baktığımız hurafe gözüyle bakılmaktaydı ancak buna rağmen toplumdan bazı insanlar kiliseye inanmayıp incili okumaya başlamış ve aydınlanma çağının gerek deneyleriyle gerek okumalarıyla öncüleri olmuşlardır. Bu onlar için çok ağır cezalara çarptırılsa da bir karanlık devrin bitişine ve halkın az da olsa kiliseye yüklüce vergiler ödemeyi bırakıp sefaletten kurtulmasına yardımcı olmuşlardır. Günümüzde birçok Avrupa ülkesinin temelleri de bu dönemde atılmıştır örneğin Almanya.

İlk Türk Devletlerinin Komşuları ile Olan İlişkilerinde Ekonomik ve Askeri Unsurlardan Hangisi Daha Etkili Olmuştur? Neden?

İlk Türk devletlerinin komşuları ile olan ilişkilerinde ekonomik unsurlar daha etkili olmuştur. Çünkü ilk Türk topluluklarının yaşadığı coğrafya, daha çok bozkır kültürü etrafında şekillenmesi sebebi ile bu toplulukların geçim kaynakları hayvancılık, tarım, el sanatları, madencilik, dericilik ve ticaret olmuştur. İlk Türk devletlerinden biri olan Hunlar; demir, altın, gümüş gibi madenleri çıkarıp işleyebilmiştir. Başta Çin olmak üzere komşularına kürk, deri, silah vb. satıp karşılığında ipek, çay ve tarım ürünleri almışlardır. Ayrıca İpek Yolu güzergahı Türkler topluluklarının sahip olduğu topraklardan geçmiş ve bu yolda ticaretin bol ve kazançlı olması Türk devletlerinin komşularıyla bir rekabet yaşamasına neden olmuştur. Elbette komşuları ile bazı anlaşmazlık yaşamışlar, bu sebepten dolayı da savaşa girmişlerdir. Bu, askeri bir ilişki örneği oluşturmaktadır. Ancak bu askeri ilişkiden çok aralarında ticaret olmuştur. Bu da ilk Türk devletlerinin komşu devletlerle ekonomik olarak daha fazla ilişkileri olduğunu bizlere göstermektedir.

İlk Türklerin komşuları ile olan ilişkilerinde hem ekonomik hem askeri unsurlar etkili olmuştur ancak ekonomik unsurlar daha etkili olmuştur. Askeri unsurlarda iki milletin de Orta Asya bölgesinde ve birbirlerine çok yakın konumlarda olmaları bu sebepten de birinin bir diğerinin egemenliğine sahip olma isteği etkili olmuştur. Ancak temel sebep bu değildir. Temel sebep asıl ekonomik gelir getiren ve önemli bir ekonomik kaynak olan ipek yoludur. İpek Yolu da ekonomik bir unsur olduğundan aslında askeri unsurun da sebebi olmuştur. Ekonomi bir milletin sahip olması gereken ve geliştirmesi gereken devlet için bir temeldir. O dönemde de çoğu ticaret bu yol üzerinden yapıldığından en önemli ekonomik kaynaklarından biri ve hem türkler hem Çin bu kaynağa doğal olarak sahip olmak istemektedir.

Tabii ki askeri unsurlar da vardır etkili olan örneğin coğrafik konum sebebiyle Türkler ve çin arasında sürekli bir savaş durumu olduğundan Çin artık bir savunma duvarı yapmak zorunda kalmıştır. Bu savunma duvarının adı ise hepimizin bildiği ‘Çin Seddi’. Burdan çıkardığımız üzere o kadar çok saldırı olmuş ki Çin devleti artık bir savunma duvarına gereksinim duymuş. Ancak bu komşular arası ilişkiler yalnız siyasi veya ekonomik ya da askeri mücadelelerden ibaret değildi. Coğrafi konum olarak birbirine çok yakın iki ülke birbirleriyle istemeden de olsa gerek ticaret yoluyla gerek varsa akrabalık ilişkileriyle kültürel etkileşimde bulunmuşlardır.

Özetlemek gerekirse Türk ve Çin devletinin komşuluk ilişkilerinde Orta Asya bölgesine hakim olma isteği ilk unsurdur. İpek Yolu‘nu ekonomik açıdan ele geçirmek ise ikinci unsurdur. Bu komşuluk ilişkileri zaman zaman kültürel aktarıma dönüşse de gerek akrabalık ilişkileri sebebiyle gerek coğrafi konum sebebiyle her zaman rekabet durumundaydılar. Durumdan duruma askeri unsurlar bazen ön planda olurken bazen ekonomik unsurlar ön planda olmuştur. Örneğin İpek Yolu konusu hem Çin için hem de Türkiye için bir ekonomik unsurdur ancak Orta asya bir diğer adıyla uzak doğu bölgesinin paylaşılamama durumu ve bu sebepten gerek küçük çaplı gerek büyük çaplı savaşların çıkması hem güvenlik hem savunma hem de askeri bir unsurdur.

Konar-göçerlere Karşı Korunmak İsteyen Yerleşik Toplumların Aldıkları Tedbirler Neler Olabilir?

Göçebe yaşam tarzını benimsemiş olan topluluklar; çadırlarda yaşarlar, atlı ve savaşçıdırlar, belirli bir yerde sabit kalmazlar, geçim kaynağı olarak hayvancılık ile uğraşırlar ve yerleşik toplumlar ile ticari ilişkiler kurarlar. Yerleşik yaşam tarzını benimsemiş tolumlar ise sabit bir yerde, çadır değil evlerde yaşarlar. Hayvancılık ve tarımla ilgilenirler ve ticaret temel geçim kaynaklarıdır. Bu iki tür toplumun beraber yaşadıkları zamanı inceleyecek olursak kıtlığın yaşandığı zamanlarda birbiriyle savaşmışlardır. Kıtlık sebebiyle artık tarım yapamayan, ekip biçemeyen yerleşik topluluklar, göçebeler ile olan ticari ilişkilerini askıya aldıklarında yağma ve savaş tehdidi ile karşı karşıya kalmışlardır. Bazı zamanlarda da kontrol altına alınması gereken stratejik bölgeler her iki tür toplumun hedefi olduğundan anlaşmazlıklar ve savaşlar yaşanmıştır.

Konar göçerlere karşı korunmak isteyen yerleşik toplumlar bazı stratejik noktalara kaleler hatta duvarlar dikmişlerdir. Bunun en bilinen örneklerinden biri olan Çin Seddi de bu amaçla kurulmuştur. Rivayetlere göre Hun, Moğol ve Tunguz saldırıları artmaya başlayınca bundan hoşlanmayıp rahatsız olan o zamanın Çin Hükümdarı Qin Shin Huang milattan önce 3. yüzyılda sınırları belirten bu uzun ve büyük duvarları aşılamaz olarak düşünüp inşa ettirmiştir. Bu duvarın uzunluğu yaklaşık olarak 6270 kilometredir. Ayrıca bu duvarın günümüzdeki halini alması iki bin yıl sürmüştür.

Türklerde Cihan Hakimiyeti Anlayışının Ortaya Çıkmasında Kut İnancının Etkisi Nedir?

“İlk Türk devletlerinin çevresindeki devletlerle siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkilerinde cihan hâkimiyeti anlayışı da etkili olmuştur. Bunu İstemi Yabgu’nun ‘Atalarımızdan işittik ki Roma İmparatorluğu elçileri geldiği zaman bu bizim için artık yeryüzünü fethedeceğimize delalet eder.’ sözünden anlaşılabilir.”

Kut inancı, Türk devletlerinde başta yani yönetici olan insanların, kendilerine bu görevin tanrı tarafından verildiğine inanmasıdır. Ağaç, hayvan, insan, gök, ışık, dağ, taş, su, demir, ateş vb. varlık ve mekanlar olarak da düşünülen kut, bunların kutsal olduğu inanışıdır. Bu inanışla birlikte fethedilen her yerin kutsal olduğu ve sahip çıkılması gerektiği düşünülerek her yerin fethedilmesi gerektiği, bu görevin Gök Tanrı tarafından kendilerine verildiğini düşünmelerine neden olmakla birlikte kut inancı, Türk topluluklarında ve Türkiye Türklerinde birçok etki bırakmıştır. Günümüzde bile bu izleri görebilmekteyiz. Bunlar halk oyunlarından aileye, töre hukukuna, eğitime, dine kadar uzanmaktadır. Türk toplumlarının cihan hakimiyeti düşüncesi ise güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar fethetme isteğidir. Bu istek tüm dünyada tek bir devlet olmasını kapsamaktadır. Türk toplumları bu devlet sayesinde dünyanın huzura kavuşacağına inanmışlardır.

Bu düşünce, bir süre sözle aktarıldıktan sonra ilk defa Oğuzname ile yazılı olarak aktarılmaya başlamıştır. Oğuz Destanı ve Göktürk Kitabeleri’nde de bahsedilen Kut inancı gereği Türk kağanının sadece Türklerin değil tüm dünyanın kağanı olduğuna inanmışlardır. Bu inanış da aslında ‘’kızıl elma’’ denilen bir inanışla büyük oranda benzerlik göstermektedir. Bu ifade, Türk mitolojisinde yer alan bir kavram olup aynı zamanda üstünde düşünüldükçe uzlaşan, uzaklaştıkça da isteme eğilimi artan ülküler ve düşleri simgeler. Bu imgenin ne zaman ortaya çıktığı bilinmemekle beraber sembolleştirilmesinin nedeninin eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl top olduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda kızıl elma, eski Türk devletlerindeki cihan hakimiyeti anlayışının sembollerinden birisidir. Sonuç olarak Kut inancı ve cihan hakimiyeti düşüncesi birbirini tamamlayan iki öğedir.

Türk toplumunda gelenek ve görenekler ve aynı zamanda dinler ya da inançlar sonucu ülkeyi yöneten ailenin bir yaratıcı tarafından belirlendiği ve devletin bu belirlenen hanedanın ortak bir mal ve mirası olduğuna inanılmaktadır. Bu durum yeni dinler ortaya çıkana kadar bu şekilde devam etmiştir ancak ne zaman Türkler İslamiyet’i diğer toplumlardan gerek savaştan gerek ticarette etkilenerek benimsemeye başladığında bu anlayış yavaş yavaş islamiyetteki cihan hakimiyeti düşüncesine dönüşmeye başlamıştır. Örneğin Avrupa Hun Devleti başta kut anlayışını benimseyen devletlerden biri olmuştur ve kararlarını kut anlayışına uygun yönde vermiştir örneğin seferlerini bütün cihan amacına uygun gerçekleştirmiştir. Avrupa Hun Devleti daha sonrasında İslamiyet’i kabul ettiğinde kut anlayışı cihan hakimiyetiyle benzediğinden politikalarını çok fazla değiştirmemişlerdir.

Aynı zamanda Türklerin benimsediği bahsettiğim kut anlayışında devletin bir yaratıcı tarafından verilen özel bir güç sayesinde yönetildiği düşüncesi de vardır. Kut anlayışı bir diğer adıyla gök tanrı anlayışı islamda da olduğu gibi eşitlik ve adaleti benimsemiş ve türklerin inancına göre yöneticinin eşitliği ve adaleti sağlaması gerektiğini düşünmüşlerdir. Eşitlik ve adalet islamiyette de esas olduğundan çok fazla garipsememişlerdir. Sonuç olarak türk toplumlarında yaratıcının kutsal bir güçle hanedan ailesine güç verdiğine ve yöneticinin her daim ülkeyi adaletle ve yaratıcının talimatlarına ve verdiği güce uygun kullanacağına dair bir inanç vardı. Bu anlayışa, bu geleneğe, bu göreneğe bir diğer adıyla bu kültüre kut inancı bir diğer adıyla gök tanrı inancı denilmekteydi. İslamiyetle esasları benzediğinden örneğin kurban kesmek, adaletli olmak toplumlar bunları önceki inanç kültürlerinde de uyguladıklarından çok fazla değişiklik hissetmemişler ve islamiyeti garipsememişlerdir.

Eski Türk Topluluklarının Çevresindeki Devletlerle İlişkileri Hangi Alanlarda Olmuştur?

Eski Türk topluluklarının çevresindeki devletlerle ilişkileri hangi alanlarda olmuştur? sorusunu yanıtlayalım. İlk Türk topluluklarının komşu ve çevresindeki devletlerle çoğunlukla siyasi ve askeri alanlarda ilişkileri olmuş, bu da beraberinde dostluk ve kültürel ilişkileri getirmiştir. Genellikle askeri ve siyasi anlamda rekabette olduğu ve aynı zamanda uzun yıllar boyunca komşu olarak yaşadıkları Çin devleti ile en çok ilişkileri olmuştur ve bunlar da çoğunlukla askeri ve ticari alanlardadır diyebilmekteyiz.

Eski Türk topluluklarının çevresindeki devletlerle ilişkileri önce takaslarla başlamıştır. Sonrasında ‘‘satir’’ adını verdikleri bir gümüş parayla ödemeleri gerçekleştirmişlerdir. Ayrıca kervanlardan geçiş vergisi almışlardır. Bunlar ekonomik alanlarda olan ilişkilerini göstermektedir. Ayrıca eski Türk toplulukları komşularıyla ticaret yaparken çıkabilecek karışıklıkları önlemek için yabancı ülkelerle karşılıklı temsilcilikler açmıştır. Bu da diploması alanındaki ilişkilerini göstermektedir. Bununla beraber siyasi ve sosyal alanda da komşu ülkelerle etkileşim içerisinde olmuşlardır. Eski Türk devletleri komşu ülkelerle kız alıp vermiş, bunula birlikte akrabalık bağlarını güçlendirmişlerdir. Ayrıca yapılan ticaretlerle ilgili antlaşmalar imzalamışlardır. Bu da siyasi alanda ilk Türk devletlerinin çevresindeki devletlerle bir ilişkide olduğunun apaçık bir göstergesi olmuştur.

Bu alana hatta alanlara birçok örnek verebiliriz. Çok önceki vakitlerde hayatlarını sürdürüp bitirmiş olan Türk kavimleri gelenekleri ve yaşam stilleri gereği göç ederek yani göçebe bir tarzda yaşarken zaman geçtikçe şartlar ve değişen gelenek görenekler ve kültürler gereği belirli bir yerde yaşamaya başlamışlardır yani yerleşik yaşama geçmişlerdir. Bu değişen durum türk toplumunun etrafındaki toplumlarla olan etkileşimlerini ve aktarımını geliştirmiştir. Türk kavimlerinin ekonomisini geliştirdiği ve sağladığı temel kaynak farklı kavimlerle girdiği mücadelelerde eğer ki kazanan taraf ise düşman olan taraftan ele geçirilen malları, ürünlerle kazanç elde etmesidir.

Ancak bu durum yavaş yavaş türklerin yaşam tarzı değiştiği sebebiyle farklı alanlardan kazanç elde edilmesinin başlangıcı olmuştur. Örneğin en temel alanlardan ve günümüzde hala değerini ve önemini taşımakta olan ticaret. Ticareti de buldukları gerek avladıkları hayvan derileriyle gerek yaptıkları basit araçlarla gerçekleştirmişlerdir. Ticaret bu dönemde en çok yararlandıkları alanlardan biri olmuştur çünkü hem ellerindeki artan veya ihtiyaç fazlası ürünleri belirli bir kazançla satma fırsatı bulmuş hem de kendi bölgelerinde yetişmeyen gerek tahılları gerek kumaşları vs. alma fırsatı bulmuşlardır. Tabii ki bulundukları konum ticaret için ayrıca çok avantajlı olduğundan ticaret alanına yönelmeleri normal karşılanmıştır.

Çünkü eski Türkler Orta Asya veya Uzak Doğu bölgesinde o dönemin en önemli ticaret yollarından birinin çok yakınında bulunmaktadır ve bu yoldan yeterince verimli bir şekilde yararlanmaktadır. Ancak bir devlet yalnızca ekonomik alanda verim getirecek alanlarla uğraşmaz. Her devletin olduğu gibi Türklerin de bu dönemde ister istemez diplomatik ilişkileri vardı. Diplomasi olduğundan otomatikman kültürel alanda da diğer devletlerle ilişki kurmuş olur çünkü birlikte siyaset yürüten yani bir diplomasi yürüten iki devlet bir şekilde kültürel etkileşim yaşamış olabilir buna birçok durum örnek verilebilir. Ancak iki veya daha fazla devlet arasında günümüzde de karşılaştığımız gibi yalnızca pozitif yönde ilişkiler olmuyor. Örneğin türklerin hemen yanında yaşadıkları ve çoğu zaman savaş halinde olduğu Çin devletiyle gerek savunma alanında gerek askeri alanda gerek ise bu savaş dönemlerindeki kültürel aktarımlar alanlara örnek gösterilebilir.

İlk Türk Devletlerin komşu Devletlerle Ticaret Yapmalarının Sebepleri Neler Olabilir?

İlk Türk devletlerinin komşu devletlerle ticaret yapmalarının en önemli sebebi kültür ve coğrafya farklılıklarından dolayı ortaya çıkan ihtiyaçlardır. Örneğin ilk Türk devletlerinden biri olan Uygurların ülkesi, derisi kıymetli hayvanlar bakımından zengin olması sebebiyle dericilik ile uğraşmıştır. Uygurlar, derisi için fazlaca samur, sansar gibi hayvanları avlamışlardır. Ayrıca bu derilerden başka beyaz aba, işlemeli ve çiçeklerden giysiler üretmişlerdir. Bu ürettikleri ürünlerin fazlasını komşu ülkelere, özellikle de Çin’e satmışlardır. Ayrıca canlı at da satmışlardır. Bununla beraber ilk Türk devletlerinden biri olan Uygurlar, atmak amacı ile Çin’e gönderdikleri atlarının hepsini almasını için Çin devletini zorlamışlardır. Çinliler de barışı korumak istemelerinden dolayı bu duruma boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Ayrıca kendilerini çalışkan olarak değerlendiren bu Uygur devleti, bol miktarda da bal üretirdi. Bu, ihtiyaçtan fazla olan malları satmaları da ticaret yapmalarının en önemli sebeplerinden biridir.

İnsanoğlunun geçmişten bu yana en önem verdiği faktörlerden biri güvenliktir. Türkler de bu duruma diğer kavimler veya toplumlar gibi çok fazla önem vermiştir. Her zaman savunma ve güvenlik Türklerin kaçınılmazı olmuştur. Bu durum günlük yaşam faaliyetlerine de yansımıştır. Gerek sanayide gerek ticarette gerek farklı farklı iş alanları ya da bunlar gibi yaşamsal aktivitelerinde kaçınılmaz olmuştur. Bu yüzden Türk kavimleri ya da toplulukları ticarette komşu devletlerle ticaret yaparak hem malların teslim sürecinde herhangi bir sıkıntı yaşamamış hem de diplomasiyi kullanarak çıkar elde etmiştir.

Bu duruma şunu örnek verebiliriz. Çok eski Türk toplulukları uzak doğu diğer adıyla orta asya bölgesinde yaşadıklarından komşuları ve diplomasi yürüttükleri devlet yani komşu oldukları devlet Çin devletiydi. Her ne kadar hemen hemen çoğu zaman savaş veya rekabet içinde olsalar da zaman zaman anlaşma yaptıkları konular da olmuştur. Bunlardan biri de ticaret olmuştur. Türk devleti ekonomik olarak geçinmek için hem verim almak hem de güvenliği sağlamak için komşu devletlerle ekonomik ilişkilere girmeye karar vermiştir. Bu yüzden Çin devletine bu durumla ilgili bir fetva yollamıştır. Çin devleti de bu fetvayı kabul edince iki devlet beraber ekonomik faaliyetlere girmişlerdir.

Ancak buna rağmen güvenlik yine çok önemli olduğu için Çin devletinin sınırlarında yapılmasına karar verilmiştir. Komşu devletlerle ticaret yürütmesinin bir başka sebebi ise gönderilen veya getirilen malın kalitesinin bozulması ya da yolculuk sırasında herhangi bir tehdite yani saldırıya uğramaması adına yakın mesafelerde ticaret yürütülmesi olabilir. Aynı zamanda gönderilen fetvalar eğer uzak mesafeye gönderiliyorsa yine yolculuk sırasında tehdite yani saldırıya uğrayıp şartları değiştirilerek yollanması ve bu durumun ülkeler arası diplomasiyi kötü etkileyeceği ve savaş durumunu ortaya çıkarabileceği ihtimali bulunduğundan yakın mesafedeki devletlere gönderilmiş olabilir. Aynı zamanda kolay yolu düşünerek artan malın hem yol ihtiyaçları açısından devleti zarara uğratacağından yakın mesafedeki devleti tercih etmiş olabilirler ya da yıllardır bir kültürel etkileşimin bulunduğu devletle ekonomik girişim yapmaktansa hem daha uzak mesafede hem de kültürel etkileşime girilmemiş devletlerle ticaret yani ekonomik faaliyetler yürütülmesi diğer seçeneğe göre kulağa biraz daha mantıksız geldiğinden yakın mesafedeki devletlerle yürütülmüş olabilir.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölümü Cevapları

Aşağıdaki terimleri birer cümleyle açıklayınız.

Boy Nedir?

Boy, eski Türk toplumlarındaki etnik alt Türk gruplarıdır.

Töre Nedir?

Töre, bir toplumda geçmişten beri yapılan bazı etkinliklerdir.

Kut Nedir?

Kut, eski Türklerde kutsal enerji demektir.

B Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

Türkiye, Coğrafi Bir Ad Olarak Hangi Bölgeler İçin Kullanılmıştır?

Orta Asya, Mısır, Suriye, Anadolu, Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan bölgedir.

Türkler Savaşlarda Hangi Taktikleri Uygulamıştır?

Hilal Taktiği, Yıpratma Taktiği, SAD Taktiği, Son Savunma Taktiği, Gece Baskınları.

Türklerdeki Egemenlik Anlayışının Sonuçları Nelerdir?

Eski Türklerde hükümdarın tanrı tarafından görevlendirildiğine inanılır ve hükümdarlık babadan oğula geçerdi. Bunun yanında da bir kurultay vardı. Ancak hükümdar kadar güçlü olmayan ve hükümdarın başında olduğu bir kurultay.

Uygurların Yerleşik Hayata Geçmelerinin Hayat Tarzlarına Etkisi Nedir?

Uygurlar dinlerinden dolayı eti yasaklamışlar ve tarıma başlamışlardır. Bunun yanında savaşçı özelliklerini kaybetmişlerdir.

İpek Yolu Güzergahının Sık Sık Yön Değiştirmesinin Nedeni Nedir?

İpek Yolu geçmişte geçtiği ülkelere yarar sağladığı için ülkeler kendi çıkarı için İpek Yolu’nun kendi ülkelerinden geçmesini istiyor olabilirler.

C Bölümü Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. Cevap: E Hepsiyle ilişki kurmuştur.

2. Cevap: D Hatunlar başkanlık yapamazdı.

3. Cevap: B Mete Han Çin’den biraz çekiniyordu

4. Cevap: E Skolastik düşüncenin bir alakası yok bu göçle.

5. Cevap: A Toy bu unsurlardan biri değil.

6. Cevap: B Diğer milletler törelere etki etmezler.

7. Cevap: A Hazarlar barış dönemi yaşatıyorlar.

8. Cevap: A Sadece başka bölgelere göç gerçekleşir diğer iki seçenek çok olası değil.

Ç Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları “Tanrının Kırbacı Attila” başlıklı metinden hareketle cevaplayınız.

Tahta Geçtikten Sonra Hun Hükümdarı Attila’nın Yerinde Başka Biri Olsaydı Ne Yapardı?

Altınlar ve gümüşler içinde yüzer, muhteşem libaslar içinde gezerdi.

Hun Hükümdarı Attila’nın Sade Bir Yaşam Sürmesinin Gerekçeleri Neler Olabilir?

Halkını anlamak ve onlar gibi sadeliği tatmak istemiş olabilir.

Libas Nedir?

Libas, giysi anlamına gelen Arapça bir sözcüktür.

Attila’nın Kişisel Özellikleri Nelerdir?

Şımarık olmayan, sadeliği seven, gösteriş yapman ve merhametli bir hükümdardır.

Hun Hükümdarı Attila’ya Avrupalılar Tarafından “Tanrının Kırbacı” Unvanının Verilmesinin Sebepleri Neler Olabilir?

Savaş konusuna gelince etrafa dehşet saçması ve Avrupalılar tarafından tanrının günahları için gönderdiği bir ceza olması düşünülür.

Hangi Tarihi Şahsiyetin Filmini Çekmek İsterdiniz? Neden?

İlber Ortaylı adlı tarihçimizin filmini çekmek isterdim çünkü kendisi hala günümüzde yazıyor kendi ağzından bir hikaye dinlenip güzel bir film çekilebilir. Tarih konusunda sürekli araştırıp okuyan bir insan.

Seçtiğiniz Tarihi Şahsiyetin Baş Rolünü Oynadığı Kısa Bir Film Senaryosu Yazınız.

Kendisinin yaptığı kazılar ve araştırmalar sırasında bulduğu bilgilerin sonunda birleşerek daha büyük bir geçmişi çıkardığı bir film olurdu.

Senaryo hazırlanmaktadır…


Not: 9. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamı için 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Yorum Yap

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi