9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 4. Ünite (2020-2021)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite başlıklı bu yazımızda 9. sınıf MEB tarih ders kitabındaki 4. ünite içinde yer alan tüm konu içi soruların cevapları ile 4. ünite başında yer alan Hazırlanalım, 4. ünite sonunda yer alan Ölçme ve Değerlendirme bölümü soruları cevaplarını hazırladık. Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı 4. Ünite Cevapları

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası, beş kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu beş kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 3 soruyu yanıtladık.

(Sayfa 90) Hazırlanalım: Türkler’in İlk Ana Yurdu Neresidir? Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin Bu Bölgelerde Yaptığı Kültürel Çalışmalar Nelerdir?

Türklerin ana yurdu neresidir? Bu ana yurdun sınırlarını belirtelim. Türklerin ana yurdu Orta Asya adı verilen coğrafyadır. Asya kıtasının orta bölgesinde yer almasından dolayı Orta Asya adı yerilen coğrafyada yıllar boyunca Doğu ve Batı kültürleri etkileşim içerisinde bulunmuştur. Çin’den başlayıp Akdeniz ve Karadeniz’deki kıyılara ulaşan İpek Yolu da kültür etkileşimine büyük ölçüde katkı sağlamıştır. Türkler Orta Asya’da uzun yıllar boyunca yaşamış, bu bölgede devletler kurmuş, savaşlar yapmış ve çeşitli kültürel miraslar bırakmıştır. Günümüzde Moğolistan’da bulunan Orhun Yazıtları Türklerin Orta Asya’da bıraktığı kültürel miraslara örnek verilebilir.

Orhun Yazıtları sayesinde Türklerin dilbilgisi oturmuş bir dile sahip olduğu anlaşılır, bu bilgi bize Türklerin Orta Asya’da yaşarken oluşmasının üzerinden uzun zaman geçmiş bir dile sahip olduğunu gösterir. Orta Asya, Türklerin ana yurdu, kuzeyde Kırgız bozkırları ve Altay dağları, doğuda Moğolistan ve Doğu Türkistan, güneyde Tibet platosu, Karakurum, Hindukuş ve Kopet dağları, batıda Hazar denizi ile sınırlanan bir coğrafyadır. Bu konu başlığı altında Doğu Türkistan ismiyle kullanılan bölge günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir cumhuriyet olan Sincan-Uygur Bölgesi yerine kullanılmıştır.

Not: Sorunun ikinci bölümü hazırlanmaktadır…

(Sayfa 90) Hazırlanalım: İlk Türk Devletlerindeki Toplumsal Yapının Özellikleri Nelerdir?

Hazırlanmaktadır…

(Sayfa 90) Hazırlanalım: Türkler Orta Asya’dan Nerelere Göç Etmiştir?

Hun Devleti içinden büyük bir kitle 1. yüzyılın sonları ile 2. yüzyılın ortalarında Orhun bölgesinden Güney Kazakistan ülkesinin bozkırlarına veya Türkistan’a göç etmiştir. Ayrıca Hunlar 375 ve sonraki yıllarda Güney Kazakistan ve Türkistan’dan Avrupa’ya göç etmiştir.

Ak Hunlar (Eftalitler) 350’li yıllarda Afganistan ve Kuzey Hindistan’a doğru göç etmişlerdir.

Ogurlar, 461 ile 465 yılları arasında Güneybatı Sibirya’dan Güney Rusya’ya göç etmiştir.

Sabarlar, beşinci yüzyılın ikinci yarısında Aral Gölü’nün kuzeyinden Kafkaslara doğru göç etmiştir.

Avarlar, altıncı yüzyılın ortalarında Batı Türkistan’dan Orta Avrupa’ya doğru göç etmiştir.

Bulgarlar, 668 yılından sonraki yıllarda Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara ve Volga Nehri kıyılarına doğru göç etmiştir.

Macarlar 830’dan sonra Kafkasların kuzeyinden Orta Avrupa’ya doğru göç etmiştir.

Uygurlar 840’ı takip eden yıllarda Orhun Nehri bölgesinden İç Asya’ya doğru göç etmiştir.

Peçenek, Kuman (Kıpçak) ve Uzlar, dokuzuncu ve on birinci yüzyıllar arasında Hazar Denizi’nin kuzeyinden Doğu Avrupa ve Balkanlar’a doğru göç etmiştir.

Oğuzlar onuncu ve on birinci yüzyıllar arasında Orhun bölgesinden Seyhun Nehri kenarlarına ve Maveraünnehir üzerinden İran’a ve Anadolu’ya doğru göç etmiştir.

Konu İçindeki Sorular

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

(Sayfa 91) Tartışalım: Avrasya Coğrafyası ile Günümüz Türk Dünyası Arasında İlişki Olduğu Söylenebilir mi? Neden?

Hazırlanmaktadır…

(Sayfa 94) Tartışalım: Mete Han’ın Kavimleri Bir Aile Gibi Birleştirmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Mete Han, MÖ 234 senesinde olan Teoman’ın oğlu olarak doğmuştur. Orta Asya’da yaşayan ve parçalanmış bir halde bulunan Türk topluluklarını bir araya getirerek tek bir millet haline getiren ilk hükümdardır. Ayrıca Türk saldırılarından korunmak amacıyla kurulan Çin Seddi’ni aşabilen ilk Türk hükümdar da Mete Han’dır. Mete Han hükümdarlığı boyunca Büyük Okyanus kıyılarında Hazar Denizi’ne, Hindistan sınırından günümüzde Rusya’da bulunan Kuzey Sibirya’ya kadar neredeyse Asya’nın tamamına hâkimi olmuş ve 35 yıl boyunca hüküm sürmüştür. Mete Han MÖ 174 senesinde hayatını kaybetmiştir. Türk soyundan olan ve Türkçe dilini konuşan toplulukların milli kimlik ve karakterlerinin bilincine varmalarını sağlayan ilk lider Mete Han’dır.

Meta Han Osmanlı Devleti’nin de kurucu unsuru olan Oğuz boylarındandır ve Oğuz Han olarak da bilinmektedir. Mete Han iktidarda bulunduğu sürede, hüküm sürdüğü topraklara komşu olan devletleri yenip, kontrolü altına soktuktan sonra tüm kuvvet ve gayretlerini Hun siyasi birliğini yani Türk birliğini kurmayı hedeflemiştir. Bu faaliyetleri insanlık tarihinde çok kısa bir süre sayılabilecek olan yirmi beş yıllık bir süreçte tamamlamıştır. Bu süreç içerisinde Hun birliğini tesis etmeyi başarabilmiştir. Bu başarının arkasında yatan temel düşünce ise parçalanmış halde bulunan Türk boylarını tek bir aile gibi bir araya getirme yani millet olma amacıdır.

(Sayfa 95) Araştıralım: Hunlar, Kök Türkler ve Uygurlar Dışında Varlığını Sürdüren Türk Devlet ve Toplulukları Nerelerde Yaşamışlardır?

Tarihte Türkler Orta Asya coğrafyasında varlıklarını sürdürmüşlerdir. Orta Asya’da uzun yıllar hakimiyet kuran Türkler Çinlilerle mücadele etmiştir. Moğol istilaları sonucunda her yöne göç etmişlerdir. Batıya doğru hareket ederek İran platosu, Anadolu, Hindikuş Dağları üzerine doğru gelmişlerdir. 11. yüzyıl sonlarında Rusya bölgesinde, Kafkasya’da, İran Platosu üzerinde ve Anadolu coğrafyasında Avrasya topraklarında yeni devletler kurmaya başlamışlardır. Türklerin en iyi yaptıklarından biri de devlet kurmak ve organize etmektir. Türkler tarih boyunca Orta Asya coğrafyasında yaşamışlar en fazla Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemişlerdir. Asya ve Avrupa kıtası üzerinde tahakküm kurmuşlardır.

(Sayfa 96) Yorumlayalım: Kut İnancının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Türklerde kağan olabilmek için Gök Tengri tarafından kutsanmış bir aileden gelmek, o kutsal kana sahip olmak gerekirdi. Kut, kan yoluyla geçtiği için tüm hanedan üyelerinin kağan olma yetkisi ve hakkı vardı. Tanrının iradesinin hangi hanedan üyesi üzerinde olduğu ancak taht için yapılan bir mücadele sonucunda ortaya çıkmaktaydı. Kağan olmak için adil, yetenekli, ilim sahibi, asil, cesur bir kişiliğe sahip olmak gerekirdi. Eski Türk devletlerinde kut inancı hakim olduğu için kuta sahip olan hanedan üyeleri arasında kağan seçmek için kurultay toplanırdı. Kısacası kimin kağan olacağına kutsanmış kana sahip olduğu düşünülen hanedan üyeleri karar verirdi.

Kut inancı siyasi anlamda halkın söz sahibi olması yerine hanedanın egemenliğine sebep olmuştur. Türkler egemenliğin Tanrı’ya ait olduğunu ve sorumluluklarını yerine getirdikleri müddetçe hükümdarın egemenliğini sürdüreceğine inanırdı. Egemenlik Tanrı kaynaklı olmasına rağmen sınırsız değildi. Çünkü inanca göre sınırsız tek güç Tanrı’dır. Hükümdarın sözleri emir yerine geçiyor, o ne derse anında yapılıyordu. Ülke hükümdar ve ailesinin malı olması kardeş kavgalarına, egemenliğin Tanrı’dan geldiği inancı ise hükümdarlığın babadan oğula geçmesine neden olmuştu.

(Sayfa 96) Cevaplayalım: Kağanların Görevleri Nelerdir?

İlk Türk devletlerinde kağan hem tüm devletin başı hem de topluma öncülük eden kişiydi. Yani tüm devlet teşkilatı kağana ve onun kararlarına bağlı denebilirdi. Eğer kağan bir konu hakkında yanlış bir karar verirse bu karar tüm devleti derinden etkileyebilirdi. Kağan, devlet teşkilatına hükmeden kişi olarak iç ve dış siyasetle ilgilenir, savaş kararı mı yoksa barış kararı mı alınacağına karar verir, orduları komuta edip onları yönetir hem elçi gönderir hem de elçi kabul ederdi. Ayrıca devlet teşkilatının her aşamasında görev alan kişileri tayin eder veya onları görevden alırdı. Türk kağanı devlet yapısının başı ve toplumun lideri olarak, en büyük güç ve yetkileri kendi şahsında toplamıştır. Her emri kanun hükmünde ve değerindeydi. Devletin tüm kademelerindeki görevliler ve bütünüyle halk, bu emirlere uymak zorundaydı.

Öte yandan Türk kağanı, en büyük yargıç durumundaydı. O, bu sıfatıyla yüksek mahkemeye başkanlık ederdi. Savaş gücü ile devleti kurma ve düzene koyma, Türk kağanlarının en önemli görevlerinden biriydi. Yeni alınan yerlere kondurma yani yerleştirme ve iskân politikası da; Töreyi, yani yasalar ile örf hukukunu düzenlemek de; halkı doyurup, giydirme de Türk kağanlarının önemli görevleri arasında yer almaktaydı. O, yalnızca yaşadığı zamandan değil, devletin ve toplumun geleceğinden de yükümlüydü. Dolayısı ile onun görevi son derece ağırdı. Bu ağır görevi de ancak iyi yetişmiş yetenekli, bilgili ve deneyimli kimseler başarabilirdi. Bu yüzden Türk kağanının bazı yüksek özelliklere sahip olması gerekiyordu.

(Sayfa 99) Yorumlayalım: Uygur Devleti’nde Kadınların Sosyal Hayata Etkileri Neler Olabilir?

Uygurlar Devleti’ne ilişkin ilk tarihi kayıtlara eski Çin kaynaklarından ulaşabilmektedir. Diğer bir bilgi kaynağı ise milattan sonra 750 senelerine dayanan Orhun Kitabeleri’dir. Bu kaynaklara göre Uygurlar, Doğu Türkleri olarak adlandırılmakta ve bu ad ile bilinmektedirler. Uygur tabiri ise Türkçe metinlerde ilk kez Orhun Anıtları’nda ve 717 yılında neden oldukları ayaklanmalar nedeniyle alınmıştır. Hunların soyundan geldiklerine inanılan Uygur yani Doğu Türklerinin göçebe hayat tarzına sahip olduklarına inanılmaktadır. Uygur Türkleri İslam’dan önce 200 yıllarında ilk defa tarih sahnesine çıktıklarına inanılmakla birlikte, milattan sonra 546 yılından itibaren ise Göktürk İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında yaşadıkları söylenmektedir. Bütün medeniyetlerde olduğu gibi eski Türkler toplulukları da varoluşlarını destansı ve mitolojik olaylarla açıklamışlardır. Tüm Türk destanlarında bu varoluş mücadelesinin öyküsü çok detaylı bir şekilde bulunmaktadır.

Ayrıca bu destanlarda Türk topluluklarının önemli bir parçası olan kadına verilen değerin diğer topluluklardan daha farklı olduğu da anlaşılabilmektedir. Eski Türk topluluklarında kadının sahip olduğu özellikler çok fazladır. Kadın, diğer uluslardan farklı olarak Türklerde, erkeklerle eşit olarak görülmüştür. Türk adetlerinde kadın ve erkek farkı gözetilmemiştir. Bütün eski Türk devletlerinde devlet teşkilatının başındaki kişi yani hükümdar Kağan diğer isimle Hakan’dır. Bu hükümdarlar eşleri olan hatunlarla birlikte devleti yönetmişlerdir. Hatunlar, karar alma süreçlerinde etkili olmuşlardır. İslamiyet’ten önce kurulan eski Türk devletlerinde kadınlar sosyal yaşamdaki rolü çok yoğun ve etkindir. Pek çok Türk destanında kadın misafirperverlik, namus, kahramanlık ve güzellik özellikleri ile ön plana çıkmıştır.

(Sayfa 101) Tartışalım: İkili Devlet Teşkilatının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

İkili devlet teşkilatının, Türk siyasi hayatına olumlu ve olumsuz etkileri neler olabilir? sorusunu yanıtlayalım. İkili devlet teşkilatının olumlu yönlerine toprakları çok geniş olan devletlerin ikiye ayrılıp iki merkezden daha kolay bir şekilde yönetilmesi örnek gösterilebilir. Ayrıca devletin doğusunu yöneten hanedan üyeleri ülke yönetimi konusunda tecrübe sahibi olurdu. Bunun yanı sıra askeri düzenin ve iktisadi düzenin daha yerinde olmasını sağlamıştır. İkili devlet teşkilatı savaşlarda da ordunun daha kolay ve hızlı hamle yapıp hızlı sonuçlar almasını sağlamıştır ve fetihleri hızlandırmıştır. İkili devlet teşkilatı sayesinde tarihte birçok Türk devleti kurulmuştur.

Fakat ikili devlet teşkilatı bazı durumlarda taht kavgaları, merkezi otoritenin sarsılması, isyanlar gibi olumsuz olaylara da neden olmuştur. Ayrıca iki hükümdarın bulunması ve ikisinde de kutun varlığı devletin ikiye bölünmesini ve yıkılmasını kolaylaştırmaktaydı. İkili devlet teşkilatı bu gibi nedenlerle devletleri yıkıma kadar götürebilmekteydi.

Tarihte ikili devlet teşkilatını uygulayan Türk devletleri şunlardır: Asya Hun Devleti, I.Kök Türk Devleti, II.Kök Türk Devleti, Avrupa Hun Devleti, Büyük Bulgar Devleti, Macarlar, Oğuzlar ve Karluklar.

(Sayfa 104) Tartışalım: “İl (Devlet) Gider, Töre Kalır.” Sözünden Hareketle Törenin Türk Tarihine Etkileri Neler Olabilir?

Hazırlanmaktadır…

(Sayfa 104) Cevaplayalım: Orhun Yazıtlarına Göre Türk Devletlerinde Kağanlar Gücünü Nereden Almaktadır?

“Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum.” ve “Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı” gibi daha birçok cümlede kağanın, Tanrı ile bağdaştırıldığı görülmektedir. “Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş.” ifadelerinde Türk milletinin sahip olduğu toprakları onlara verenin Tanrı olduğu, Tanrı’ya dayandıkları görülmektedir. Hatta eski Türk kitabelerinin yazıldığı zamanlar var olan kut inancının kağanlara Tanrı tarafından verildiğine inanılmaktadır.

“Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş.” Bu cümlelerde yer alan “ikisi arasında insanoğlu yaratılmış” ifadesi Tanrı inancına sahip olduklarını göstermektedir. “Türk Milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Ondan sonra Tanrı irade ettiği ve lütfettiği için talih ve kısmetim olduğu için ölecek milleti diriltip kaldırdım, çıplak milleti giydirdim, fakir milleti zengin ettim, nüfusu az milleti çok ettim.” ifadeleri kağanlığın Tanrı tarafından verildiği ve Tanrı istediği için kağanların bu makama gelebildiği belirtilmiştir. En önemli detaylardan biri ise Tanrı’nın kağanlardan bu gücü alabildiğine de inanılmasıdır. Bunun sebebi ise Tanrı o kağandan kağanlık gücünü aldığında o kağanın üzerine düşen görevi yerine getirdiğine inanılır. Bu inancın yaşadığı Türk devletleri döneminde eğer Eski Türk halkı kağanın görevini yerine getiremediğini düşünüyorlarsa Tanrı’nın o kağandan kağanlık vazifesini aldığını düşünürlerdi ve o kağanı indirip yerine başka bir kağan seçerlerdi.

“Türk Tanrısı, Türk mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye millet olsun diye babam İlteriş Kağanı, annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için babam kağanın askeri kurt olduğu için düşmanı koyun gibi imiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kunkan, Otuz Tatar, Kitay, Tatabı hep düşman imiş. Babam Kağan … kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizleştirmiş, kağanlıyı kağansızlaştırmış, düşmanı tabi kılmış. Dizliye diz çöktürtmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece töreyi kazanıp uçmuş.”

Yukarıdaki ifadelerinde İlteriş Kağan ve İlbilge Hatun’un bir güçle göğün tepesinden tutulup yukarı kaldırıldığını ve bunu Türk Tanrısının yapıldığı ifade edilmektedir. Bu ifadeler Tanrı inancının, Eski Türk devletlerinde var olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda “Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum.” cümlesi ise kağanlara verilen bu kutsal görevi yerine getirmenin kağanlar tarafından bir zorunluluk olarak görüldüğü çıkarımı yapılabilir. “kendim devletli olduğum için” ifadesi ile de bu kitabeyi yazdıran kağanın Türk soyundan geldiğini göstermektedir.

“Tanrı şöyle demiş: Han verdim, hanını bırakıp tutsak düştün. Tutsak düştüğün için Tanrı öldürdü. Türk milleti öldü, bitti, yok oldu” ifadelerinde ise Göktürklerin Tanrı tarafından cezalandırıldıklarına inandıkları görülmektedir. Göktürklerde Tanrı’ya olan inanç çok güçlü olduğundan yaşanan olaylar Tanrı’nın isteklerine yorulurdu. Kağanların doğumu ve ölümleri de aynen yaşanılan olaylar gibi Tanrı’ya bağlanırdı ve kağanların Tanrı tarafından yeteneklerle donatıldığına inanılırdı. Törelere göre hükümdar kurultayda bulunan üyeler ve halk tarafından seçilirdi. Bunların yanı sıra, Türk olan baş hatunun en büyük oğlu hükümdar; küçük kardeşleri ise ordu komutanı olurlardı. Fakat kağan yerine veliaht gösterse bile ordu komutanı olan kardeşleri tahta geçmek için mücadele ederlerdi ve bu yüzden sık sık taht kavgaları yaşanırdı. Geçmişte yıkılan Türk devletlerinin yıkılmasındaki ana etkenlerden biri de bu taht kavgaları olmuştur. Eski kitabeler incelendiğinde, eski Türk devletlerinde kağanların gücünün kut inanışına göre Tanrı’dan alındığı görülür.

(Sayfa 106) Yorumlayalım: Orta Asya Coğrafyasının Türklerin Yaşam Biçimlerine Etkileri Nelerdir?

Orta Asya coğrafyasının çorak topraklara ve kurak iklime sahip olması nedeniyle Türkler sebze ve bitki yetiştirememiş, hayvancılıkla uğraşmışlardır. Hayvancılık Ön Türklerin başlıca ekonomik kaynağı olmuştur. Türkler sürekli olarak atları ve koyunlarına taze ot bulmak için göç etmişlerdir. Steplere otaklar kuran Türkler boylar hâlinde yaşamışlardır. Yıllar boyunca Orta Asya’nın farklı steplerine göçen Türkler bu coğrafyada denizcilik ile uğraşamamışlardır. Orta Asya’da denizcilik yapamayan İlk Türkler ancak Anadolu Türk yurdu hâline gelirken Çaka Beyliği zamanında denizcilik yapmıştır. Orta Asya coğrafyasında Türkler hayvancılıkla uğraşmalarının bir sonucu olarak deriden üretilen giysileri kullandılar. Derinin yanı sıra kürk gibi maddeleri giydiler ancak İslamiyet’in etkisiyle Türklerin bu giyim biçimi değişmiştir.

(Sayfa 107) Yorumlayalım: Günümüzde Konar-göçer Hayat Tarzının Ülkemizde Görülmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Günümüzde Türkmen veya Yörük olarak adlandırılan göçen Türkler, yaylak-kışlak olarak göç ederler. Yarı göçebe bir hayat sürerler. Konar-göçer Türkler, Eski Türk kültüründe önemli bir yerine olan konar-göçerliği devam ettirmek için göç ederler. Yörükler ya da Türkmenler olarak adlandırılan bu insanlar Selçuklu zamanında Türklerin Anadolu’ya yerleşmesinde beri konar-göçer hayat sürmüştür. Selçuklu döneminden sonra Osmanlı Devleti zamanında da yerleşik hayata geçmeyen kültürlerini ve geleneklerini sıcak ve soğuk zamanlarda farklı yerlere göç ederek devam ettiren bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde de hâlâ konar-göçerliğe devam etmektedir. Hayvancılık yapmak için göçen ve genelde çobanlık, hayvancılık mesleklerini sürdüren bu insanların sayısı günümüzde azdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde iskân yasalarıyla insanlar belirli bölgelere yerleştirilmiştir. Konar-göçer insanların bazıları iskân yasaları, çeşitli zorluklar ya da ekonomik sıkıntılarla karşılaştığı için yerleşik hayata geçmiştir ancak günümüzde konar-göçer yaşam tarzını benimsemiş insanlar hâlâ görülmektedir. Konar-göçer insanlar eski kültürlerini ve alışkanlıklarını devam ettirmek nedeniyle günümüzde de bu yaşam tarzına devam etmektedir.

(Sayfa 109) Tartışalım: Orta Asya Türk Göçlerinin Türk ve Dünya Tarihine Etkileri Neler Olabilir?

Orta Asya’daki Türk boyları Doğu’da Çin, Güney’de İran ve Tibet platosu, Kuzey’deki Sibirya ve Batı’daki Anadolu’ya yayılmışlardır. Göç eden Türkleri göçe zorlayan sebepler kuraklık, geçim problemi, kontrolsüz nüfus artışı, siyasi baskılar.gibi olaylar neden olmuştur. Esirliği kabul etmeyen Türkler, başka ulusların egemenliği altına girmektense bu bölgeden ayrılmış ve yeni fetihler ile birlikte kendilerine yeni bir vatan kurma amacı ile göç etmişlerdir.

Bundan dolayı Türk kavimleri Türk töresini Dünya’nın dört bir yanına götürme ve yayma şansı bulmuştur. Kurdukları Hun devleti ve gelecekte kuracakları devletler ile tarihi biçimlendirmiş ve milletlerini Dünya milletleri arasında hak ettikleri yere getirmeyi başarmışlardır.

(Sayfa 110) Araştıralım: Kara Kuvvetleri Birlik Amblemi Üzerinde Bulunan Yıldızlar, Tarih, Defne Yaprağı, Atatürk Silüeti, Ay Yıldız, Çelenk, Kılıç ve Meşe Yaprağı Ne Anlama Gelmektedir?

Türk Kara Kuvvetleri’nin armasındaki simgeler ne anlama gelmektedir? sorusunu yanıtlayalım. Amblemdeki;

  • Dört büyük yıldız KKK (Kara Kuvvetleri Komutanlığı)’nin seviyesini temsil eder.
  • Bordo zeminin üzerinde bulunan ay yıldız Türk milletinin emrinde bulunulduğunu temsil eder.
  • Kılıç ve meşe yaprağı çelenk Kararlı ve güçlü Türk Kara Kuvvetlerini temsil eder.
  • Atatürk Silüeti en büyük komutan olan Atatürk’ün Kocatepe’deki sembolünü temsil eder.
  • 16 adet küçük yıldız kurulmuş 16 Türk devletini temsil eder.
  • MÖ 209 rakamı Kara Kuvvetleri’nin kuruluşu kabul edilen Mete Han’ın tahta geçtiği yılı temsil eder.

(Sayfa 113) Tartışalım: Kavimler Göçü’nde Farklı Kavimler Neden Birlikte Hareket Etmiş Olabilir?

İlk olarak Kavimler Göçü yaşandığında Orta Asya’dan gelen birçok farklı kavmin çeşitli nedenlerden dolayı birlikte hareket etmeleri gerekmiştir. Göç esnasında farklı kavimlerin aynı şekilde ve aynı yönde hareket etme nedenleri şunlardır:

  • Orta Asya’da yaşayan toplulukların çoğunun arasında kız alma, verme ya da çok fazla büyümüş aileler arasında oluşan akrabalık ilişkilerinden dolayı
  • Hayvan veya dokumacılık ticareti yaparak geçinen toplulukların ekonomik kaygılar nedeniyle birlikte göç etmeye karar vermeleri
  • Kavimlerin göç edecekleri bölge hakkında yeterli bilgileri olmadığından kalabalık bir kuvvete ihtiyaç duymaları
  • Her kavimde sağlık, hayvancılık, dokumacılık gibi konularda uzmanların bulunması gerekliliği

Yani temel sebeplere akrabalık ve aile ilişkileri, insanların kendini güvence altına almak istemesi ve ticari devamlılık denebilir. O dönemde yaşamış kavimler her ne kadar çok kalabalık olsalar da Kavimler Göçü gibi büyük bir harekette insani ihtiyaçların çok olacağı düşünülmüş ve birlik olarak hareket etmeye karar vermişlerdir. Oluşturdukları bu büyük kuvvetle işleri daha kolay hale gelmiştir.

(Sayfa 115) Tartışalım: Avrupa Hun Devleti’nin Doğu Roma’yı Baskı Altında Tutarak Batı Roma ile İyi İlişkiler Kurmasının Nedenleri Nelerdir?

Kavimler Göçü’nün yaşanmasından sonra Avrupa Hun İmparatorluğu kurulmuştur. Bu dönemde Avrupa Hun İmparatorluğu’nun başında hükümdar olan Uldız idaresi altında takip edilen dış politikaya göre Doğu Roma’yı baskı altında tutulması ve Batı Roma ile de iyi ilişkilerin kurulması tarzında bir strateji izlenmiştir. Bu siyaset en sonunda Avrupa Hun İmparatorluğu’nun lehine bir sonuca bağlanmış ve Doğru Roma vergiye bağlanmıştır. Uldız’dan sonra gelen Avrupa Hun İmparatorluğu’na hükümdar olarak gelen Atilla ise Doğu Roma üzerindeki baskı ve hakimiyetini giderek arttırmıştır. Bunun sonucu olarak Doğu Roma’nın Avrupa Hun İmparatorluğu’nun hakimiyetini tanıdıkları bir antlaşma imzalamışlardır. Bu sebeple Avrupa Hun İmparatorluğu, Batı Roma ile dostluk ilişkileri geliştirmiştir. Doğu Roma ise gerilimli baskıcı bir yöntem takip etmiştir. Bu siyasetin temel gayesi Doğu Roma’nın zamanla kuvvet kaybetmesine ve yıkılmasına neden olmuştur. Doğu Roma’yı baskı altında tutan Avrupa Hun İmparatorluğu’nun Batı Roma ile siyasi, iktisadi ve askeri olarak iyi ilişkiler kurmak istemesi, Doğu Roma’nın giderek zayıflamasını Avrupa Hun İmparatorluğu’nun da daha da güçlü hale gelmesini sağlamak amaçlıdır. Nitekim Doğu Roma, yüksek vergiler istenilmesi ve hem siyasi hem de askeri baskılar sebebiyle güçsüz düşmüştür ve belli bir zaman sonra da yıkılmıştır. Batı Roma ile sürdürülen iyi ilişkiler ve siyasi antlaşmalarsa devam etmiştir.

(Sayfa 116) Tartışalım: Kavimler Göçü’nün Avrupa Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Kavimler itelendiği ve yer değiştirmek zorunda kaldığı için, uzun yıllar boyunca Avrupa’da siyasi karışıklıklar yaşanmıştır. Bu kargaşalar sonucu Hun tahtına Rua geçmiştir. Bunun ardından, Roma ilişkileri daha da hareketli bir hale gelmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu’nun İtalya’ya bir ordu göndermesi üzerine Batı Roma, yardım için Hunlara gitmiştir. Rua’nın bu süreçteki politikaları bütün taraflar için büyük öneme sahiptir.

Rua 60.000 kişilik orduyla Doğu Roma İmparatorluğu’na yönelince Doğu Roma’nın daha savaşa girmeden çekilmesine neden olarak büyük bir savaş tazminatı kazanmışlardır. Bu olaylar sonucu Doğu Romalılar oldukça rahatlamıştır ancak çok geçmeden Rua ölmüştür. Rua’nın ölümü ardından Hun Devleti tahtına Atilla ve Bleda çıkmıştır. Bu hükümdarlar Doğu Roma’ya büyük korkular yaymıştır.
Diğer etkileri maddelemek gerekirse:

  • Kavimler göçünün, çağın oldukça değişmesine sebep olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla İlk çağ kapanıp orta çağ başlamıştır.
  • Kavimler göçü sonucunda Roma İmparatorluğu ikiye bölünmüş, yüz yıl geçmeden Batı Roma İmparatorluğu yıkılmıştır.
  • Roma İmparatorluğu topraklarında çok sayıda devlet kurulmuştur. Bunlardan en önemlisi ise Frank devletidir.
  • Germen kavimleri arasında Hristiyanlığın yaygınlaşması sonucu papalık ve kilise kuvvet kazanmıştır.
  • Avrupa’nın etnik yapısı değişmiştir, bugünün İngiltere, Fransa ve İspanya gibi devletleri toplumsal temellerini atmışlardır.
  • Türkler Avrupa’da devletler kurmuşturlar.
  • Büyük devletlerin yıkılması sonucu Avrupa’da Skolastik düşünce yayılmıştır ve feodalite rejimi ortaya çıkmıştır.

(Sayfa 119) Tartışalım: İlk Türk Devletlerinin Komşuları ile Olan İlişkilerinde Ekonomik ve Askeri Unsurlardan Hangisi Daha Etkili Olmuştur? Neden?

İlk Türk devletlerinin komşuları ile olan ilişkilerinde ekonomik unsurlar daha etkili olmuştur. Çünkü ilk Türk topluluklarının yaşadığı coğrafya, daha çok bozkır kültürü etrafında şekillenmesi sebebi ile bu toplulukların geçim kaynakları hayvancılık, tarım, el sanatları, madencilik, dericilik ve ticaret olmuştur. İlk Türk devletlerinden biri olan Hunlar; demir, altın, gümüş gibi madenleri çıkarıp işleyebilmiştir. Başta Çin olmak üzere komşularına kürk, deri, silah vb. satıp karşılığında ipek, çay ve tarım ürünleri almışlardır. Ayrıca İpek Yolu güzergahı Türkler topluluklarının sahip olduğu topraklardan geçmiş ve bu yolda ticaretin bol ve kazançlı olması Türk devletlerinin komşularıyla bir rekabet yaşamasına neden olmuştur. Elbette komşuları ile bazı anlaşmazlık yaşamışlar, bu sebepten dolayı da savaşa girmişlerdir. Bu, askeri bir ilişki örneği oluşturmaktadır. Ancak bu askeri ilişkiden çok aralarında ticaret olmuştur. Bu da ilk Türk devletlerinin komşu devletlerle ekonomik olarak daha fazla ilişkileri olduğunu bizlere göstermektedir.

(Sayfa 120) Yorumlayalım: Konar-göçerlere Karşı Korunmak İsteyen Yerleşik Toplumların Aldıkları Tedbirler Neler Olabilir?

Göçebe yaşam tarzını benimsemiş olan topluluklar; çadırlarda yaşarlar, atlı ve savaşçıdırlar, belirli bir yerde sabit kalmazlar, geçim kaynağı olarak hayvancılık ile uğraşırlar ve yerleşik toplumlar ile ticari ilişkiler kurarlar. Yerleşik yaşam tarzını benimsemiş tolumlar ise sabit bir yerde, çadır değil evlerde yaşarlar. Hayvancılık ve tarımla ilgilenirler ve ticaret temel geçim kaynaklarıdır. Bu iki tür toplumun beraber yaşadıkları zamanı inceleyecek olursak kıtlığın yaşandığı zamanlarda birbiriyle savaşmışlardır. Kıtlık sebebiyle artık tarım yapamayan, ekip biçemeyen yerleşik topluluklar, göçebeler ile olan ticari ilişkilerini askıya aldıklarında yağma ve savaş tehdidi ile karşı karşıya kalmışlardır. Bazı zamanlarda da kontrol altına alınması gereken stratejik bölgeler her iki tür toplumun hedefi olduğundan anlaşmazlıklar ve savaşlar yaşanmıştır.

Konar göçerlere karşı korunmak isteyen yerleşik toplumlar bazı stratejik noktalara kaleler hatta duvarlar dikmişlerdir. Bunun en bilinen örneklerinden biri olan Çin Seddi de bu amaçla kurulmuştur. Rivayetlere göre Hun, Moğol ve Tunguz saldırıları artmaya başlayınca bundan hoşlanmayıp rahatsız olan o zamanın Çin Hükümdarı Qin Shin Huang milattan önce 3. yüzyılda sınırları belirten bu uzun ve büyük duvarları aşılamaz olarak düşünüp inşa ettirmiştir. Bu duvarın uzunluğu yaklaşık olarak 6270 kilometredir. Ayrıca bu duvarın günümüzdeki halini alması iki bin yıl sürmüştür.

(Sayfa 121) Tartışalım: Türklerde Cihan Hakimiyeti Anlayışının Ortaya Çıkmasında Kut İnancının Etkisi Nedir?

Kut inancı, Türk devletlerinde başta yani yönetici olan insanların, kendilerine bu görevin tanrı tarafından verildiğine inanmasıdır. Ağaç, hayvan, insan, gök, ışık, dağ, taş, su, demir, ateş vb. varlık ve mekanlar olarak da düşünülen kut, bunların kutsal olduğu inanışıdır. Bu inanışla birlikte fethedilen her yerin kutsal olduğu ve sahip çıkılması gerektiği düşünülerek her yerin fethedilmesi gerektiği, bu görevin Gök Tanrı tarafından kendilerine verildiğini düşünmelerine neden olmakla birlikte kut inancı, Türk topluluklarında ve Türkiye Türklerinde birçok etki bırakmıştır. Günümüzde bile bu izleri görebilmekteyiz. Bunlar halk oyunlarından aileye, töre hukukuna, eğitime, dine kadar uzanmaktadır. Türk toplumlarının cihan hakimiyeti düşüncesi ise güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar fethetme isteğidir. Bu istek tüm dünyada tek bir devlet olmasını kapsamaktadır. Türk toplumları bu devlet sayesinde dünyanın huzura kavuşacağına inanmışlardır.

Bu düşünce, bir süre sözle aktarıldıktan sonra ilk defa Oğuzname ile yazılı olarak aktarılmaya başlamıştır. Oğuz Destanı ve Göktürk Kitabeleri’nde de bahsedilen Kut inancı gereği Türk kağanının sadece Türklerin değil tüm dünyanın kağanı olduğuna inanmışlardır. Bu inanış da aslında ‘’kızıl elma’’ denilen bir inanışla büyük oranda benzerlik göstermektedir. Bu ifade, Türk mitolojisinde yer alan bir kavram olup aynı zamanda üstünde düşünüldükçe uzlaşan, uzaklaştıkça da isteme eğilimi artan ülküler ve düşleri simgeler. Bu imgenin ne zaman ortaya çıktığı bilinmemekle beraber sembolleştirilmesinin nedeninin eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl top olduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda kızıl elma, eski Türk devletlerindeki cihan hakimiyeti anlayışının sembollerinden birisidir. Sonuç olarak Kut inancı ve cihan hakimiyeti düşüncesi birbirini tamamlayan iki öğedir.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Çin Seddi Hangi Amaçla Yapıldı? Çin Seddi Neden Yapıldı? başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

(Sayfa 122) Cevaplayalım: Eski Türk Topluluklarının Çevresindeki Devletlerle İlişkileri Hangi Alanlarda Olmuştur?

Eski Türk topluluklarının çevresindeki devletlerle ilişkileri hangi alanlarda olmuştur? sorusunu yanıtlayalım. İlk Türk topluluklarının komşu ve çevresindeki devletlerle çoğunlukla siyasi ve askeri alanlarda ilişkileri olmuş, bu da beraberinde dostluk ve kültürel ilişkileri getirmiştir. Genellikle askeri ve siyasi anlamda rekabette olduğu ve aynı zamanda uzun yıllar boyunca komşu olarak yaşadıkları Çin devleti ile en çok ilişkileri olmuştur ve bunlar da çoğunlukla askeri ve ticari alanlardadır diyebilmekteyiz.

Eski Türk topluluklarının çevresindeki devletlerle ilişkileri önce takaslarla başlamıştır. Sonrasında ‘‘satir’’ adını verdikleri bir gümüş parayla ödemeleri gerçekleştirmişlerdir. Ayrıca kervanlardan geçiş vergisi almışlardır. Bunlar ekonomik alanlarda olan ilişkilerini göstermektedir. Ayrıca eski Türk toplulukları komşularıyla ticaret yaparken çıkabilecek karışıklıkları önlemek için yabancı ülkelerle karşılıklı temsilcilikler açmıştır. Bu da diploması alanındaki ilişkilerini göstermektedir. Bununla beraber siyasi ve sosyal alanda da komşu ülkelerle etkileşim içerisinde olmuşlardır. Eski Türk devletleri komşu ülkelerle kız alıp vermiş, bunula birlikte akrabalık bağlarını güçlendirmişlerdir. Ayrıca yapılan ticaretlerle ilgili antlaşmalar imzalamışlardır. Bu da siyasi alanda ilk Türk devletlerinin çevresindeki devletlerle bir ilişkide olduğunun apaçık bir göstergesi olmuştur.

(Sayfa 123) Yorumlayalım: İlk Türk Devletlerin komşu Devletlerle Ticaret Yapmalarının Sebepleri Neler Olabilir?

İlk Türk devletlerinin komşu devletlerle ticaret yapmalarının en önemli sebebi kültür ve coğrafya farklılıklarından dolayı ortaya çıkan ihtiyaçlardır. Örneğin ilk Türk devletlerinden biri olan Uygurların ülkesi, derisi kıymetli hayvanlar bakımından zengin olması sebebiyle dericilik ile uğraşmıştır. Uygurlar, derisi için fazlaca samur, sansar gibi hayvanları avlamışlardır. Ayrıca bu derilerden başka beyaz aba, işlemeli ve çiçeklerden giysiler üretmişlerdir. Bu ürettikleri ürünlerin fazlasını komşu ülkelere, özellikle de Çin’e satmışlardır. Ayrıca canlı at da satmışlardır. Bu, ihtiyaçtan fazla olan malları satmaları da ticaret yapmalarının en önemli sebeplerinden biridir.

İlk Türk devletlerinin komşu devletlerle ticaret yapmalarının en önemli sebebi kültür ve coğrafya farklılıklarından dolayı ortaya çıkan ihtiyaçlardır. Örneğin ilk Türk devletlerinden biri olan Uygurların ülkesi, derisi kıymetli hayvanlar bakımından zengin olması sebebiyle dericilik ile uğraşmıştır. Uygurlar, derisi için fazlaca samur, sansar gibi hayvanları avlamışlardır. Ayrıca bu derilerden başka beyaz aba, işlemeli ve çiçeklerden giysiler üretmişlerdir. Bu ürettikleri ürünlerin fazlasını komşu ülkelere, özellikle de Çin’e satmışlardır. Ayrıca canlı at da satmışlardır. Bununla beraber ilk Türk devletlerinden biri olan Uygurlar, atmak amacı ile Çin’e gönderdikleri atlarının hepsini almasını için Çin devletini zorlamışlardır. Çinliler de barışı korumak istemelerinden dolayı bu duruma boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Ayrıca kendilerini çalışkan olarak değerlendiren bu Uygur devleti, bol miktarda da bal üretirdi. Bu, ihtiyaçtan fazla olan malları satmaları da ticaret yapmalarının en önemli sebeplerinden biridir.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan İlk ve Orta Çağlarda Türk Dünyası ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölümü Cevapları

Aşağıdaki terimleri birer cümleyle açıklayınız.

Boy Nedir?

Boy, eski Türk toplumlarındaki etnik alt Türk gruplarıdır.

Töre Nedir?

Töre, bir toplumda geçmişten beri yapılan bazı etkinliklerdir.

Kut Nedir?

Kut, eski Türklerde kutsal enerji demektir.

B Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

1. Orta Asya, Mısır, Suriye, Anadolu, Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan bölgedir.

2. Hilal Taktiği, Yıpratma Taktiği, SAD Taktiği, Son Savunma Taktiği, Gece Baskınları.

3. Eski Türklerde hükümdarın tanrı tarafından görevlendirildiğine inanılır ve hükümdarlık babadan oğula geçerdi. Bunun yanında da bir kurultay vardı. Ancak hükümdar kadar güçlü olmayan ve hükümdarın başında olduğu bir kurultay.

4. Uygurlar dinlerinden dolayı eti yasaklamışlar ve tarıma başlamışlardır. Bunun yanında savaşçı özelliklerini kaybetmişlerdir.

5. İpek Yolu geçmişte geçtiği ülkelere yarar sağladığı için ülkeler kendi çıkarı için İpek Yolu’nun kendi ülkelerinden geçmesini istiyor olabilirler.

C Bölümü Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. Cevap: E Hepsiyle ilişki kurmuştur.

2. Cevap: D Hatunlar başkanlık yapamazdı.

3. Cevap: B Mete Han Çin’den biraz çekiniyordu

4. Cevap: E Skolastik düşüncenin bir alakası yok bu göçle.

5. Cevap: A Toy bu unsurlardan biri değil.

6. Cevap: B Diğer milletler törelere etki etmezler.

7. Cevap: A Hazarlar barış dönemi yaşatıyorlar.

8. Cevap: A Sadece başka bölgelere göç gerçekleşir diğer iki seçenek çok olası değil.

Ç Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları “Tanrının Kırbacı Attila” başlıklı metinden hareketle cevaplayınız.

1. Altınlar ve gümüşler içinde yüzer, muhteşem libaslar içinde gezerdi.

2. Halkını anlamak ve onlar gibi sadeliği tatmak istemiş olabilir.

3. Libas, giysi anlamına gelen Arapça bir sözcüktür.

4. Şımarık olmayan, sadeliği seven, gösteriş yapman ve merhametli bir hükümdardır.

5. Savaş konusuna gelince etrafa dehşet saçması ve Avrupalılar tarafından tanrının günahları için gönderdiği bir ceza olması düşünülür.

6. İlber Ortaylı adlı tarihçimizin filmini çekmek isterdim çünkü kendisi hala günümüzde yazıyor kendi ağzından bir hikaye dinlenip güzel bir film çekilebilir. Tarih konusunda sürekli araştırıp okuyan bir insan.

7. Kendisinin yaptığı kazılar ve araştırmalar sırasında bulduğu bilgilerin sonunda birleşerek daha büyük bir geçmişi çıkardığı bir film olurdu.


Not: 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite başlıklı yazımız, MEB tarih ders kitabındaki 4. ünite içinde yer alan tüm konu içi soruların cevapları ile 4. ünite başında yer alan Hazırlanalım, 4. ünite sonunda yer alan Ölçme ve Değerlendirme bölümü soruları cevaplarını kapsamaktadır.

9. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamı için 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler (2020-2021) başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yanıtını daha ayrıntılı öğrenmek istediğiniz tüm soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi