Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları – 3. Ünite (2021-2022)

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite başlıklı bu yazımızda ders kitabı içindeki soruların cevaplarını hazırladık.

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite başlıklı bu yazımızda Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi ders kitabındaki tüm ünitelerin içindeki soruların cevaplarını hazırladık. Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 3. ÜNİTE BAŞINDA: “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık. Ayrıca “Hazırlık Çalışmaları” bölümünde yer alan soruları yanıtladık
  • 3. ÜNİTE İÇİNDE:  “Sıra Sizde” ve “Soru” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 3. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme Soruları” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları 3. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı 3. Ünite Cevapları

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi ders kitabının üçüncü ünitesi olan Türklerde Hukuk, altı kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu altı kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi ders kitabının üçüncü ünitesi olan Türklerde Hukuk ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 10 kavramı yanıtladık.

Töre Nedir?

 

Yargu Nedir?

 

Yargan Nedir?

 

Yasama Nedir?

 

Örfî Hukuk Nedir?

 

Şerî Hukuk Nedir?

 

Divan-ı Mezâlim Nedir?

 

Kanunnâme Nedir?

 

Adaletnâme Nedir?

 

Ahidnâme Nedir?

 

Kanun-i Esasi Nedir?

 

Mecelle Nedir?

 

Anayasa Nedir?

 

Hazırlık Çalışmaları Bölümü Soruları

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi ders kitabının üçüncü ünitesi olan Türklerde Hukuk ünitesinin Hazırlık Çalışmaları bölümünde yer alan 12 soruyu yanıtladık.

Töre İle Anayasa Arasında Bir İlişki Kurulabilir Mi? Düşüncelerinizi Söyleyiniz.

Hayır, gelenek ve toplum arası benimsenen, çoğu modern yaşam ile uyuşmayan eski dönemlerde oluşturulan kaynağı belirsiz bir grup düşünce ve teşvik edilen davranışlar, anayasa ile ilişkilendirilemez. Anayasa toplum için her bireyi kanun önünde belirli bir davranış için eşit konumda görürken, gelenek, görenek ve töre gibi gereksiz inanç grupları, insanları yaşına, cinsiyetine ve yaptığı işe göre yargılamaya meyillidir. Anayasa için bu söz konusu değildir. Her birey kanunen eşittir fakat gelenek karşısında eşit değildir. Gelenekleri yasadan ayıran unsur kaynak belirsizliği ve eşitliğin garanti edilememesi durumudur.

Dünya’nın Eksen Eğikliği Olmasaydı Ekolojik Denge Bozulup Birçok Canlı Yok Olacaktı. Adalet Terazisinin Bozuk Olması, İnsanlar Arasında Ne Gibi Sıkıntıların Yaşanmasına Sebep Olur? Düşüncelerinizi Arkadaşlarınızla Paylaşınız.

İnsanlar arası anlaşmazlıklar, belirli bir grup arasına yayılarak o grup içindeki bireylerin tartışma başlatması ile sonuçlanır. İnsanlar arası bozukluk orman yangını gibi yayılmakla beraber, başladıktan sonra durdurması çok zordur. Durmadan yayılan bir yangın bütün bir ormanı kısa bir süre içerisinde yakabilir ve yangın ancak bütün orman yandıktan sonra durabilir. İnsanlar arası anlaşmazlık ancak her iki taraf da büyük bir kayıp verdikten sonra biter. Büyük kayıp sonrası tartışmanın herhangi bir sonucu olmayacağı için her iki taraf da kaybeden olarak ayrılır.

Türk Devletlerinde Devletin Temeli Niçin Hukuk Üzerine Kurulmuş Olabilir? Düşüncelerinizi Arkadaşlarınızla Paylaşınız.

Türk devletleri, vatandaşları tarihin büyük bir bölümü eşit görmüştür. Vatandaşların haklarının eşit olduğunu koruma amacıyla devleti kanun üzerinde inşa etmiştir. Temeli hukuk olmayan devlet, çürük temeli ile birlikte çökmeye mahkumdur. Türk devletleri uzun ömürlü devletler olmuştur. Bu uzun ömürlerini ise hukuk üzerine olan büyük özene borçludur.

İslamiyet’in Kabulüyle Birlikte Türklerin Hukuk Sisteminde Hangi Değişimler Yaşanmış Olabilir?

Türklerin, İslamiyet’i kabul etmeden önce de hukuk sistemi bulunmaktaydı. Eski hukuk sistemleri gök tanrı inancına göre şekillendirilmişti. İslamiyet, gök tanrı inancı ile benzerliklere sahip olduğu için Türkler tarafında İslamiyet kabul edilmiştir. Bu olaydan sonra da Türk hukuk sistemine İslam dini ile ilgili maddeler eklenmiştir. Hukuk sisteminin değişmesi ile Türk hukuku ikiye ayrılmıştır. Bunlar, şeri ve örfi hukuk anlayışlarıdır. Meydan gelen bu hukuk dallarında da Kur’an- Kerim hükümleri ve İslam’ın peygamberi olan Hz. Muhammed’in söz ve davranışları temel alınmıştır. Örfi hukuk anlayışının kaynakları ise Hun, Kök Türk, Uygur kanunları ile Oğuz gelenekleridir. Örfi hukuk anlayışı, diğer hukuk anlayışlarına göre daha çok askeri ve mali konularla ilgilidir.

Osmanlı Devleti’nin Cihan Devleti Olmasında Adalet Anlayışının Yeri ve Önemi Nedir?

Osmanlı Devleti, bir hukuk devletidir ve hukuk kuralları ise örfi kanunlar, İslam hukuku ve fethedilen topraklarda önceden uygulanan kanunlardan oluşuyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi 600 yıla kadar dayanmaktadır. Bu zaman zarfında toplamda 3 kıtaya hüküm salmıştır. Devletin fethetmiş olduğu topraklarda birçok farklı din, ırk ve dil bulunmaktaydı. Uzun bir süre devletin parçalanmamasının en büyük nedeni uygulamış olduğu hukuk anlayışıdır. Eğer Osmanlı Devleti’nin hukuk anlayışı yetersiz ya da baskıcı olsaydı, Osmanlı Devleti bir cihan devleti olamazdı. Bunun sonucunda da devletin birçok yanında isyanlar yaşanırdı ve devlet bölünürdü. Hukuk anlayışlarının en büyük amacı ise “toplumun mutluluğu sağlamak” esasıdır.

“Hukuk Devleti” Kavramından Ne Anlıyorsunuz?

“Hukuk devleti” kelimesinin sözlük anlamına bakıldığında bir devletin sınırları içerisinde kamu erkinin değişmezliği ve daimîliği temeline bağlı olarak değer ve hukuk düzenine bağımlı olan bir devlet şeklidir. Hukuk devletinin gereklerine bakıldığı üç kavram göze çarpmaktadır: yasama, yürütme ve yargı erki. Yasama erkinin amacı devletin kanunları yapmaktır. Bu görevi yaparken önceden oluşturulan anayasaya bağlı olmak zorundadır. Anayasaya karşı kanunlar çıkaramaz. Yürütme erki de yasama erki gibi anayasaya bağlıdır. Amacı çıkarılan kanunları idare işlem yapma ve eylemdir. Yargı ise kanuna karşı çıkan kişileri ya da toplulukları yargılama görevine sahiptir. Bana göre ise hukuk devletin, bir devletin çıkabileceği en iyi ve en düzenli katmandır.

Okulların İşleyişi İle İlgili Kurallar Olmasaydı Okullarda Nasıl Bir Kargaşa Yaşanırdı? Düşüncelerinizi Söyleyiniz.

En kötü düzen dahi düzensizlikten yeğdir. Bana kalırsa okulların işleyişinde konulan kurallar, sınıfların düzeni ve bireysel haklarımızın korunabilmesi için oldukça önemlidir. Bu kuralların olmadığı bir ortamda, kimsenin kimseyi dinlemediği ve önemsemediği bir atmosfer yaşanırdı. Aynı zamanda yaşanılan kaostan ötürü toplumun gelişmesi ve eğitimin sağlıklı bir şekilde görülmesi beklenemezdi. Eğitimi sağlamak yerine sürekli bozulan ve rayına oturmayan toplumsal düzeni dizginlemek uğruna çokça vakit ve efor sarf ederdik. Örneğin bir ders lahzasında, konuşulacak konular hakkında özgür biçimde düşüncemizi ifade etme hakkımız elimizden alınabilirdi. Bu durumu düzeltmek için uzun bir süre hakkımızı aramaya çalışabilirdik. Çok yüksek ihtimalle böyle bir durum sonucunda bir süre sonra büyük bir yılgınlık ve bıkkınlık ile hakkımızı aramaktan vazgeçerdik. Çünkü düzensiz bir toplum yapısında “kişinin” tek başına adaleti sağlayamayacağını gözlemlemiş olurduk.

Sınırsız Bir Özgürlük Olabilir Mi? Neden?

Sınırsız özgürlük problemi tarih boyunca ele alınmış felsefi problemlerden biridir. Benim bu konudaki bakış açım şöyledir: Sonsuz bir özgürlük, külli ve cüzzi iradenin varlıklarına göre ikiye ayrılmalıdır. Külli iradeye sahip mükemmel bir varlığın özgürlüğü elinde tutması ve ona “sonsuzluk” atfetmesi tanım gereği mümkün kılınmaktadır. Çünkü külli irade, yaratım gücündeki engelsizliği olumlamaktadır. Özgürlük mefhumunu varlık sınırları dahilinde mümkün kılabilen külli irade sahibi, “mükemmel varlık”, elbette sonsuz özgürlüğe sahip olabilir. Ancak esas durum, cüzzi irade sahibi mahlukatlarda karmaşıklaşmaktadır. Cüzzi iradeli varlığın kendi varlık alanındaki dünyasında, kendi kuralları çerçevesinde sonsuz bir özgürlüğü yaratması her ne kadar mümkün durabilse de gerçeklik ona ait olan kişisel mekandan ibaret değildir.

Külli bir varlığın görülmesi durumunda, cüzziyetinden dolayı erişim gösteremediği hak sınırları bulunacaktır. Külli bir varlığı olmadığı durumdaysa farklı kimselerin cüzzi iradesinin tayin ettiği farklılıklar neticesinde yine de tamamen kendi tanımına uygun “özgürlük” kavram yaratması mümkün olmayabilir. Toplum sözleşmesi gereği herkesin haklarının herkesin iyiliği ve hoşnutluğu için korunması, sonsuz özgürlüğü baltalamakta; bunun yerine, her bireye en temel ve gerekli hakların tanınmasını gündeme getirmektedir. Kısacası sonsuz özgürlük yalnızca bireysel düşünümde bireyin kazanımlayabileceği bir kavram olsa da gerçekliğin çeperlerinde külliyet ve cüzziyet kavramları üzerinden alındığı her iki takdirde de kendisine yer bulamayacaktır. Yani sonsuz özgürlük mümkün değildir.

Konu İçindeki Sorular

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi ders kitabının üçüncü ünitesi olan Türklerde Hukuk ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Töre, İlk Türk Devletlerinde Yazılı Olmayan Hukuk Kurallarıdır. Günümüzde Yazılı Anayasası Olmayan Demokratik Ülkeler Var Mıdır?

Hayır, günümüzde yazılı anayasası olmayan ülke bulunmaz, Anayasa kelime olarak, değişmeyen, yasanın temel hükümlerini barındıran yazılı kanun grubu şeklinde geçmektedir. Yazılı olmayan yasa, yasa değildir. Sözde uygulanan, değişim gösterebilen ve orijinali korunamayan sözde yasalar; töre yani gelenek ya da görgü kuralları/toplumsal kural sınıfına girer, bu kurallar uyulması zorunlu olmayan, isteyen bireylerin uyduğu, herhangi bir cezası olmayan kurallardır. Demokratik bir ülkede yazılı olmayan herhangi bir kurallar listesi bulunuyor ise bu liste anayasa ismini alamaz, bu kural listesi kanun ya da yasa sınıfına girmemektedir.

İlk Türk Devletlerinde Töre Dinamik Bir Yapıya Sahipti. Töre, Koşullar ve İmkânlara Göre Değişebilirdi. Ancak Törenin Değişmeyen Hükümleri De Vardı. Aşağıda Verilen Törenin Değişmeyen Hükümlerini Açıklayınız.

Könilik, Uzluk, Tüzlük, Kişilik

Değişmeyen hüküm ailenin kanını taşımayan herhangi bir birey, vasiyette bırakılan mala el koyma hakkına sahip değildir. Mal sadece vasiyet üzerinde ismi geçen bireye aittir. Vasiyet üzerinde herhangi bir mal varisi bırakılmadıysa, mallar aile bireyleri arasında eşit bir biçimde paylaşılacaktır. Töre adı verilen yasalarda yöneticiye malın bir kısmının yöneticiye vergi olarak verileceği söylenmese de değişim görülmeyen kısım malların ailenin kanına sahip bir bireye devredileceğidir. Devredilen mala eğer ailenin içerisinden olmayan, aile kanı taşımayan bir birey bulunuyorsa, o birey yasal olarak hırsız kabul edilecektir.

Kutadgu Bilig’de Yer Alan Adaletle İlgili Verilen Metinlerden Hareketle, Türk Devletlerinde Adalet Anlayışını Yorumlayınız.

(Bu soru 106. sayfadaki metinlere göre yanıtlanmıştır.)

Yusuf Has Hacip’in yazmış olduğu Kutadgu Bilig’de Türk devletlerindeki adalet anlayışını anlatan birkaç örnek bulunmaktadır. Bunlardan ilki tahtın üç ayak üzerinde olmasıdır. Tahtın üç ayaklı olması ile taht hiçbir yere eğilmez. Bunun anlamı ise herhangi bir tarafından ya da düşüncenin yanında olmadığını göstermektedir. Bir diğer örnek ise haksızın cezalandırıldığı, haklının yanında olunduğudur. Adaletin sertliği yalnızca zalimler içindir ve zulme uğramış kişi adaletle beraber hakkına kavuşur. Verilen örneklere bakıldığında Türk devletlerinin adalet anlayışı şeffaflıktan, eşitlikten ve haklıdan yanadır. Bu anlayışa dayalı olarak da toplum içinde eşitlik ve refah seviyesi yüksek tutulmaya çalışılmıştır ve bu konuda da başarılı olunmuştur.

İlk Türk İslam Devletlerinin Adlî Teşkilatlarını Göz Önünde Bulundurarak O Dönemde Adaletin Uygulanması Noktasında Gösterilen Hassasiyet Hakkında Bilgi Veriniz.

Osmanlı Devleti toprakları içinde bütün davalara bir kişi ya da görevli baksa, ihtisaslaşma olmayacağından dolayı gerçek adalet hiçbir zaman sağlanamayacaktı. Bir mahkeme hem askeri davalara hem de ticari olan davalara bakması neredeyse imkansızdır. İlk Türk İslam devletlerinde adli teşkilat ihtisaslaşmıştır.

Metne Göre Türk İslam Devletlerinde Töre Neden Su İle Özdeşleştirilmiştir? Yazınız.

(Bu soru 107. sayfadaki metne göre yanıtlanmıştır.)

Metinde verilmiş olan “Töre su gibi akar” ve “Töre bir su gibidir” cümleleri ile Türk İslam devletlerindeki töre suya benzetilmiştir. Bu benzetmenin nedenlerinden en önemlisi suyun ateşi söndürme özelliğidir. Ateş, kontrolsüz güce benzetilmektedir. Bu kontrolsüz gücü söndürebilecek en iyi madde ise sudur. Su, ateşin etrafa vereceği hasarı önler. Suya benzetilen töre ise kontrolsüz gücü etkisiz hale getirir. Bir diğer neden ise su, etrafındaki herkese fayda sağlar ve bu görevi canlı ayırt etmeksizin yapmaktadır. Töre de suyun bu özelliğine dayanarak etrafındaki insanları ayrıcalık tanımamaktadır. Herkese eşit haklar vermektedir. Törenin sahip olduğu bu özellikler de kendisinin adaletli ve eşitlikçi kılmaktadır.

Metne Göre Türk İslam Devletlerinde Divan-ı Mezâlim’de Adaletin Sağlanması Konusunda Edindiğiniz Bilgileri Aşağıdaki Boşluğa Yazınız.

(Bu soru 108. sayfadaki metne göre yanıtlanmıştır.)

Divan-ı Mezalim, Türk İslam devletlerinin adalet işleri ile uğraşan bir birimiydi. Divan-ı Mezalim’in görevleri halk tarafından gelen şikayetleri ve bu şikayetleri çözmeye çalışmak, görevini kötüye kullanan vatandaşlar hakkında şikayetleri alması ve değerlendirmesi, vatandaşlara ödenen eksik ya da geç maaşlar hakkında değerlendirme yapmasıdır. Metinde ise bir tüccar Sultan Mahmud’a oğlu Mesut’u kendisine borcu olduğunu söylemeye gider ve Sultan Mahmud bu duruma çok sinirlenir. Oğlu Mesud’a borcunun hemen ödemesini söyler ve Mesut borcunu öder. Sonrasında da Mesut’u borcunu ödediğini için affeder. Metinde verilen mesaj ise Gazneli devletinin adaletli bir devlet olduğunu gösterir. Bunun en büyük kanıtı ise sultanın oğluna çok kızmasıdır.

Metne Göre Cengiz Yasası’nın Oluşmasında Etkili Olan Unsurları ve Bu Yasaların Uygulanış Şeklini Yazınız.

(Bu soru 109. sayfadaki metne göre yanıtlanmıştır.)

Cengiz Yasası’ndan önce Moğol Devleti’nde herhangi bir yazılı kanun bulunmamaktaydı ve Cengiz Yasa’sı ilk yazılı hukuk yasası sayılmaktadır. Cengiz Yasası’nın oluşumundaki en büyük unsur Türk devletleridir. Moğol Devleti imparatoru olan Cengiz Han kazandığı topraklar arasında Türk topluluklarının toprağı da bulunmaktaydı ve bununla beraber sadece Moğolların değil, Türklerin de yöneticisi olmuştur. Cengiz Han, devleti için kanunlara ihtiyaç duymuştur ve Türk törelerden ve geleneklerden etkilenerek yeni bir kanun yazmıştır. Bu kanuna ek olarak da oldukça sert cezalar da eklemiştir. Örneğin, “Kim bilerek yalan söyler, sihirbazlıkla uğraşır, bir başkasını gözetler, kavga eden iki kişinin arasına girer ve kavga edenlerden birine yardım ederse ölümle cezalandırılır.

Osmanlı Devleti’nin Fethettiği Bölgelerde Uygulanan Kanunları Kendi Hukuk Sistemine Dâhil Etmesinin Sebebi Nedir?

Osmanlı Devleti, 600 yıllık tarihi içerisinde birçok toprak fethetmiştir. Bu toprakları çok iyi bir şekilde yönetmiştir. Bu başarısının en büyük sebebi ise uyguladığı hukuk anlayışıdır. Osmanlı Devleti, fethettiği bölgelerde uygulanan kanunları kendi hukuk anlayışına dahil etmiştir. Bunun en büyük nedenlerinden biri halkın güvenini kazanmaktır ve güvenini sarsmamaktır. Bir diğer neden ise fethedilen bölgeleri Osmanlı İmparatorluğuna karşı bağlılığını artırmaktır. Bu uygulana ile kendi topraklarında isyanı ve dağılmayı engellemiştir. Son neden ise Osmanlı Devleti’nin uygulamış olduğu hoşgörü politikasıdır. Osmanlı Devleti, kazanmış olduğu topraklardaki insanlara hor davranmak yerine, insanlara iyi davranmıştır. Bu da isyanlar engellemiştir.

Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Örfî Hukuk Kanunlarına Sık Sık Yeni Maddeler Konulmasının Sebebi Ne Olabilir?

Öncelikle Osmanlı hukukuna bakıldığında üç ana temel üzerinde kurulmuştur. Bunlar: İslam hukuku, örfi hukuku ve fethedilen bölgelerde önceden uygulanan kanunlar. Osmanlı Devleti ilk kurulduğunda küçük bir beylikken daha sonrasında birçok başarılı savaş sonucunda imparatorluk haline gelmiştir. Kuruluş dönemindeki bu hızlı büyüyüş ile örfi hukuk kanunlarında sık sık değişikler olmuştur. Örneğin; askeri, tımarlı sistem gibi çeşitli toprak, vergideki değişiklerden dolayı örfi kanunlara sıklıkla yeni kanunlar eklenmiştir ya da değiştirilmiştir. Bu değişiklerinin olma sebeplerinden en önemlisi otoriteyi ve gücü kontrol etme isteğidir. Osmanlı Devleti çok hızlı bir şekilde toprak kazanmaya başlayınca Türkler dışında başka ırkları da devleti olmuştur. Herhangi bir isyan çıkmaması için kanunlarda değişikliğe gidilmiştir.

Osmanlı Yöneticileri, Çıkardıkları Kanunnâmelerin Şerî Esaslara Uygunluğunu Niçin Önemsemişlerdir?

(Bu soru 113. sayfadaki metne göre yanıtlanmıştır.)

Osmanlı Devleti’nin İslam Devleti olması sebebiyle şeri kanunlar, önem arz etmiştir. İslam dininin toplum düzeninin kurallarına ve bireyler arası ilişkilere yönelik beyanlarda bulunması, bu ilişki ağlarındaki konulan emir ve yasaklarla adaletli yönetimi sağlaması; şeri hukuku gerekli kılmıştır. Halkın çoğunluğunun Müslüman olması da şeri hukuk ile adaletin temin edilmesini ve teşvik edilmesini sağlamıştır. Alınan dini kararlar, toplum huzurunun temellerini atabilecek niteliktedir.

Osmanlı Devleti’nde Halkın Şikayetlerini, Divan-ı Hümayun’a İletebilmesini Osmanlı Devleti’ndeki Hukuk Anlayışı Açısından Değerlendiriniz.

Osmanlı Devleti’nde halkın şikayetlerini Divan-ı Hümayun’a taşıyabilmesi adaletin timsali olmuştur. Halkın her kesiminin problemlerinin dinlenmesi ve çözüme kavuşturulma çabası toplumdaki adaletsizlerin önlenmesini sağlamıştır. Mağdur durumlardan, haksızlıklardan bir çıkış yolu olarak halk, derdini yönetenler sınıfına iletebilmiş ve hakkını arayabilmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti, hukuk düzlemindeki adil yapısını koruyabilmiştir. Halkın sesi ve adaletin yankısı, Osmanlı Devleti’nde vuku bulmuştur.

Aşağıdaki Görselde Osmanlı Duruşma Salonunun Gerçeğe Yakın Bir Resmi Çizilmiştir. Yukarıdaki Bilgileri Göz Önünde Bulundurarak ve Resmi İnceleyerek, Resimdeki Kişilerin Duruşma Sırasındaki Duruş Şekilleri ve Yaptığı İşlere Göre Kim Olduklarını Noktalı Yerlere Yazınız.

(Bu soru 117. sayfadaki görsele göre yanıtlanmıştır.)

Resimde görüldüğü üzere Osmanlı duruşma salonunda adaletin tecelli etmesi adına kadı bulunmuştur. Kadı baş köşede oturarak karar merci rolünü üstlenmiştir. Kadıya yardımcı olan kimseye naip denilmiştir. Mahkemede ona yakın bir kısımda, hemen yanındaki bir iskemlede yer almıştır. Ayrıca şuhudul hal yani gözlemci anlamına gelen müşahitler ve kayıt tutan katipler de mahkeme yerinde kadı yardımcısının yanındadırlar. Doğru kararların alınması için ele alınan olayın görgü tanıkları, şahitler duruşma yerinde dinlenmiştir. Bu esnada suçlunun kaşmasını önlemek amacıyla zabitler bulunmuştur. Ayrıca mahkemenin gerçekleşmesine sebebiyet veren şikayetçi taraf (davacı) ve davalı taraf yeri almıştır. Bunun yanı sıra oturma düzeni, dairesel bir biçimde olup herkesin yüz ifadesinin açıkça görülebildiği seçik bir sistemde gerçekleştirilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet, Başka Dinden ve Milletten Olan İnsanlara Karşı Nasıl Bir Tutum Sergilemiştir?

(Bu soru 118. sayfadaki metne göre yanıtlanmıştır.)

Fatih Sultan Mehmet, gayrımüslim kimselere karşı dini özgürlük tanımıştır. İnsanca yaşama hakkı, dini, imanı fark etmeksizin tüm insanlara tanınmıştır. Herkes dinini özgürce seçebilmiş ve ibadetini yerine getirebilmiştir. Korku duymaksızın, tam bir güvence ile ibadetini gerçekleştiren gayrımüslim kimseler, bu hoşgörü politikası sayesinde özgürlüklerini yaşayabilmişlerdir. Bunun yanı sıra diğer milletlere mensup kimselerin de can ve mal güvenliği sağlanarak adil bir yönetim sistemi izlenmiştir. Dolayısıyla halk tarafından yönetici sınıfa güven duyulmuş ve devlet, sağlıklı bir şekilde yönetilebilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet’in Bu Tutumunun Bosna Hersek’in Müslüman Olmasındaki Rolü Nedir?

(Bu soru 118. sayfadaki metne göre yanıtlanmıştır.)

Fatih Sultan Mehmet’in bu hoşgörü tutumu, Bosna Hersekli vatandaşların Müslüman olmasında oldukça etkili olmuştur. Bu tutum sayesinde Bosna Hersekliler, Türkleri ve İslam’ı hoş bir biçimde tanımış ve karşılamışlardır. Böylece kalplerinin İslam’a ısındırılması zor olmamıştır. İslam ile tanışan, hoşgörü politikası ile memnuniyet duyan pek çok Bosna Hersekli, gönüllü olarak Müslümanlığı tercih etmişlerdir.

Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’teki Ermeni Toplumuna Göstermiş Olduğu Bu İyi Niyetin Osmanlı Devleti’ne Katkısı Ne Olmuştur?

(Bu soru 119. sayfadaki metne göre yanıtlanmıştır.)

Yavuz Sultan Selim, kazanılan topraklardaki gayrımüslim ve diğer milletlerden kimselerin memnuniyetini önemsemiştir. Onların desteklerini takriben haklarına yönelik gelişmelerde bulunmuştur. Bu sayede kazanılan topraklarda refah ortamı sağlanabilmiş ve toplum düzeni uzun yıllar boyunca korunabilmiştir. Osmanlı Devleti yöneticileri, bu hoşgörü politikası neticesinde hem toprak varlıklarını koruyabilmiştir. Hem de daha pek çok yeri varlığına katabilmiştir. Yavuz Sultan Selim’in de bu çizgi doğrultusunda Kudüs’teki Ermenilere karşı tutunduğu hoş tavır ve iyi niyet, yüzyıllar süren hakimiyette Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmasını kolaylaştırmıştır. Hatta bu durum sonucunda Ermeniler adına “millet-i sadıka” denilmiştir.

Tanzimat Öncesinde Müslümanlarla Gayrimüslimler Arasındaki Sorunlara Bakan Mahkemenin Adı Nedir?

(Bu soru 120. sayfadaki şemaya göre yanıtlanmıştır.)

Şeri Mahkemeler

Tanzimat öncesi Müslüman ve gayrımüslim kimseler arasındaki problemleri ele alan ve onları çözümleyen mahkemelere “şeri mahkemeler” denilmiştir. Bu mahkemeler aynı zamanda Müslüman halk arasında vuku bulan sorunlara da çözüm bulmuştur. Tanzimat sonrası dönemde Müslümanların ve gayrımüslimlerin aralarında yaşadıkları sorunları yine şeri mahkemeler ele almıştır. Ayrıca şeri mahkemeler, uzunca bir süre varlıklarını devam ettirerek Tanzimat öncesi ve sonrası dönemde davalı ve davacı tarafın yabancı olduğu davalara bakmıştır. Bundan farklı olarak Tanzimat öncesi kısımda bir Rum ve Ermeni vatandaşın sosyal yaşantılarında karşılaştıkları aile ve miras benzeri davalar, “cemaat mahkemelerinde” görülmüştür. Bu mahkemeler, gayrımüslim kimselerin din ve mezhep bakımından bağlı oldukları kurumlardır. Bu mecralarda çoğunlukla aile ve miras hukuku ön plana çıkmıştır.

Tanzimat Sonrasında Müslümanlarla Gayrimüslimler Arasındaki Sorunlara Bakan Mahkemenin Adı Nedir?

(Bu soru 120. sayfadaki şemaya göre yanıtlanmıştır.)

Şeri Mahkemeler

Tanzimat Öncesi ve Sonrası İki Tarafın Da Yabancı Olduğu Davalara Hangi Mahkemeler Bakardı?

(Bu soru 120. sayfadaki şemaya göre yanıtlanmıştır.)

Konsolosluk Mahkemeleri

Tanzimat Dönemi’nde Bir Rum İle Ermeni Vatandaşın Aile ve Miras Gibi Davalarına Bakan Mahkemeye Ne Ad Verilirdi?

(Bu soru 120. sayfadaki şemaya göre yanıtlanmıştır.)

Cemaat Mahkemeleri

Tanzimat ve Islahat Fermanı’nı Vatandaşlık Hakları Bakımından Değerlendiriniz.

(Bu soru 120. sayfadaki metinlere göre yanıtlanmıştır.)

Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı vatandaşlık haklarının niteliğini kazandırması ve yükseltmesi yönüyle önem taşımaktadır. Bu fermanlar ile birlikte bütün vatandaşlara eşit haklar tanınmıştır. Din, dil, ırk fark etmeksizin büyük bir hoşgörü politikası ve adil bir yönetim izlenerek herkesin can ve mal güvenliği temin edilmiştir. Ayrımcılıktan uzak, hümanist bir yaklaşım ile din ve mezhep farklılıkları hoş karşılanmıştır. Bu sayede refah içerisinde yaşayan ve düzenin hakim olduğu bir toplum sistemi geliştirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin insancıl politikaları ve bu fermanların tanıdığı eşitlik yanlısı haklar, uzun yıllar süresince devletin ayakta kalmasını ve toprak varlığını güvence altına almasını beraberinde getirmiştir.

Tanzimat Dönemi’nde Farklı Mahkemelerin Ortaya Çıkmasını Hukuk Açısından Değerlendiriniz.

Tanzimat Dönemi’nde görülen farklı mahkeme çeşitleri hukuk açısından karmaşaya ve kargaşaya sebep olmuştur. Farklı kurumların, mahkemelerin var olması ve yürürlükte olan yeni kanunlar ile birlikte eskiyi temsilen şeri mahkemeler; hukuktaki ikili bir anlayışın varlığını göstermektedir. Ayrıca bu hukuk sisteminde kurulan yeni mahkemelerin gayrımüslimlerin yararına dokunduğu görülmüştür. Yeni kurulan mahkemeler aracılığıyla Müslüman olmayan kesimin hakkını arayabilmesi ve daha adil bir ortam yaratılması sağlanmıştır. Her kesimin haklarına hitap eden ve adaleti koruyan Osmanlı Devleti, farklı mahkemeler kurarak hoşgörü politikasına uygun hareket etmek istemiştir.

Darbelerin Devlete ve Demokrasinin İşleyişine Verdiği Zararlar Hakkındaki Düşüncelerinizi Söyleyiniz.

Darbeler cumhuriyet ve demokrasi kavramlarına zarar verir. Darbe sonrası insanlar temel hak ve özgürlüklerini kaybederler. Halk kendi kendini yönetemez bir hale gelir. Darbeyi yapanlar halka istediklerini zorla yaptırmış ve kabul ettirmiş olurlar. Devlet yönetimine geçen kişiler yönetim tecrübesi bakımından eksik kalabilirler. Yönetimi halkın kendisi seçmediği için yönetenlere karşı bir sevgi duygusu beslemezler. Yapılan davranışlar kanunlara aykırıdır. Darbeyi yapanlar kendi suçlarını örtbas etmek için demokrasiye aykırı olarak birtakım değişikliklikler yapar. Ülke ekonomik açıdan hasar alır. Darbe yapma teşebbüsünde bulunma istekleri artış gösterebilir. Darbe sonrası uluslararası ilişkiler zarar görür, keyfi uygulamalarda artış gözlemlenebilir. Devlet yönetimi tarafında adacılık başlar, devlet yönetimi hasar görür.

1921 Anayasası’nda Temel Hak ve Hürriyetler Neden Yer Almamış Olabilir?

(Bu soru 125. sayfadaki şemaya göre yanıtlanmıştır.)

1921 Anayasası aynı zamanda Teşkilat-i Esasiye olarak da bilinir. Bu anayasa savaş döneminde hazırlanan bir anayasadır. Savaş esnasında ülkenin savaşta elde edeceği başarı, ülkenin geleceğini belirleyecek olması sebebiyle ön planda olduğu için halkın temel hakları ve hürriyetlerine yer verilmemiştir. Bunun yerine savaşta elde edilecek başarıya odaklanılmıştır. Halk zorunlu olarak temel hak ve özgürlüklerinden mahrum kalmıştır.

Hangi Anayasada Temel Hak ve Hürriyetler Daha Geniş Tarif Edilmiştir?

(Bu soru 125. sayfadaki şemaya göre yanıtlanmıştır.)

1924 Anayasasıyla birlikte halkın temel hak ve özgürlükleri daha kapsamlı bir şekilde dahil edilmiştir.

1961 Anayasası’na Göre Temel Hak ve Hürriyetlerin Hangi Durumlarda Kısıtlanabileceği Belirtilmiştir?

(Bu soru 125. sayfadaki şemaya göre yanıtlanmıştır.)

1961 yılında öne sürülen Anayasayla birlikte bir savaş durumunda, seferberlik ilan edilmesi halinde ve sıkıyönetim sürecinde halkın temel hak ve özgürlüklerinin gerektiği ölçüde kısıtlanabileceği ilkeleri eklenmiştir. Bunun sebebi bu gibi durumların olağanüstü hal olmasıdır.

 

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi ders kitabının üçüncü ünitesi olan Türklerde Hukuk ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A) Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun olan sözcükleri yazınız.

1. Töre
2. Emir-i dâd
3. Mühimme
4. Anayasa

B) Aşağıdaki soruların cevaplarını ilgili alana yazınız.

5. Yargan
6. Kadileşker
7. Telhis

C) Aşağıdaki soruları cevaplandırınız.

İlk Türk Devletlerinde Hukuki Yapının Temel Özellikleri Nelerdir?

İlk zamanki Türk devletlerinde hukuki yönetim sistemi olarak töre sistemi uygulanmaktaydı. Yöneten kesim tarafında kişilerin görev ve sorumluluklarını belirginleştirmek adına tüz adı verilen anlaşmalar bulunmaktaydı. Bu anlaşmalar yazılı değil, sözlüydü. Töre kapsamında birtakım değişmeyen hükümler yer almaktaydı. Bu hükümler adalet anlamına gelen könilik, eşitlik anlamına gelen tüzlük, iyilik anlamına gelen uzluk, ve insanlık anlamına gelen kişilik şeklinde belirlenmişti. Devleti yöneten kişiye kağan adı verilirdi, bu kişi aynı zamanda adalet teşkilatından da sorumludu. Kağanın kendisine veya devlete karşı herhangi bir suç işlenmesi durumunda kağan doğrudan kendi isteğiyle yargıda bulunma hakkına sahipti. Asya Hunları kapsamında bakıldığında kağan ve birtakım aile üyeleri yargıçlık görevini üstlenirlerdi.

Uygurlardaki Hukuk Anlayışı Hakkında Bilgi Veriniz.

Uygur Türkleri Türk tarihinde yüksek seviyede bir medeniyet yaratmış olma özellikleriyle tanınmaktadırlar. Bu sebeple Uygur Türkleri uygarlık tarihi kapsamında diğer tüm Türk kavimleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Uygur türkleri, özel hukuk ile kamu hukuku kapsamında kendi uygarlıklarına has has bir işleyiş geliştirmişlerdir. Uygurlar yarıcılık, satış, özel sözleşme, vasiyet, kira ve özel sözleşme gibi çeşitli kavramları hukuk alanında uygulamışlardır. Buna ek olarak asgari düzeyde bir basitliğe sahip olsa da vize ve pasaport uygulamalarını kullanmışlardır. Uygurlar için töreler oldukça önem arz etmektedir. Yerleşik bir hayata adım atmış olmalarından kaynaklı hukuk alanında kültürel bir gelişme göstermişledir. Bireyler arası ve toplum-devlet ilişkileri hukuk kuralları yöntemiyle düzenlenmektedir.

İlk Türk Devletleri İle Türk İslam Devletlerindeki Hukuk Anlayışını Karşılaştırınız.

İlk Türk devletleri zamanında yönetici konumundaki insanların Türk olması oldukça önem arz etmekteydi. Ancak bu duruma birer istisna olarak Gaznelilerde Hint kökenli, Selçuklularda ise Arap ve Fars kökenli yönetici kişiler vardı. Bu yöneticilerin en başında sultan vardı. Sultanın temel vazifeleri devleti adaletli bir şekilde yönetmek, toplumun refah seviyesini ve mutluluğunu yüksek bir seviyede tutmak, ülkenin dışarıdan veya içeriden gelebilecek tehlikelere karşı güvenliğini sağlamak ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmekti. Sultan bu vazifelerini yerine getirmediği takdirde konumundan olurdu. İslam öncesi Türk devletlerine bakıldığında ülkeyi yönetenler hakan, han, veya kağan adı verilen yöneticilerdi. Hükümeti yönetme yetkisinin ise kendilerinde değil, Gök Tanrı’da olduğuna inanırlardı.

Cengiz Yasaları’nın Oluşmasında Türklerin Etkisi Hakkında Bilgi Veriniz.

Cengiz Yasaları, Moğol hükümdarlığının temellerini oluşturan yasalar olmakla birlikte tarihin en önemli yasalarından biridir. Moğollar, topraklarının çok geniş bir coğrafyaya yayılması sebebiyle birçok kültürlü sınırları içinde barındırmışlardır. Bunun sonucu olarak farklı kültürlerle iletişim kurarak iç içe girerek yapılarından etkilenmişlerdir. Moğolların mücadele ettikleri topluluklardan biri de Türklerdir. Türklerle Avrupa topraklarına doğru karşı karşıya gelmişlerdir. O dönemde Anadolunun topraklarında hakimiyet kurmak isteyen Anadolu Selçuklu Devleti mevcuttur. Moğollar Anadolu Selçuklularıyla da mücadele etmek durumunda kalmışlardır. Baybars Moğollara son verene kadar Moğollar, Türkler ile de yakından bir iletişim kurmak durumunda kalmışlardır. Bu iletişim sosyal ve kültürel açıdan Moğollar üzerinde oldukça etkili olmuştur. Cengiz Yasaları’nın oluşumunda katkı sahibidir.

Kadıların İdari Görevleri Hakkında Bilgi Veriniz.

Kadıların Osmanlı dönemi öncesinde ve Osmanlı döneminde birçok görevleri mevcuttu. Kadılar yargılama süreçlerinde mahkemenin konusu hakkında müftüye danışabilirdi. Ancak işlerin örfi olması durumunda mevzuata göre bir karar çıkarırdı. Vazifesi yalnızca yargı değidi. Kadılar esnafı denetlemek, loncaların kontrolünü ve düzenini sağlamak, tekke ve zaviyelerin kontrolünü yapmak, imarı yönetmek ve vakıfların işleyişini denetlemek gibi vazifelere de sahipti. Vakayı Hayriye’nin gelmesinin ardından ise kadıların görevlerinde birtakım değişiklikler meydana geldi. Artık kadılar, belediyenin reisliğini yapmak, kalenin kontrolünde yer almak ve birtakım mali vazifeleri yapamaz hale gelmişlerdi. Bu değişikliğin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra kadılar yalnızca özel ve medeni hukuk çerçevesine uygun görev yapabilir hale geldiler.

Divan-ı Mezâlim İle Divan-ı Hümayun’u Adlî Görevleri Açısından Karşılaştırınız.

Divan-ı Mezâlim, adil ve bir değerlendirme sürecinden geçen kararlar alma yöntemine dayalı bir yönetim biçimidir. Bu yönetim biçimde danışma oldukça önemli bir yer arz ederken bu yönetim biçimi, İslam devletlerinin temel özelliklerinden biri olarak anılmaktadır. Divan-ı Mezâlim’in görevleri arasında idareci konumundaki kişilerle memurları ilgilendiren şikayetleri incelemek bulunur. Vakıflar ve divan katipleri görevlerini düzgün bir şekilde yerine getirmelerini sağlamak adına kontrol edilir. Kadı mahkemelerinden çıkan kararlar, Divan-ı Mezâlim tarafından yürürlüğe konulur. Divan-ı Hümayun ise padişahın divanı anlamına gelmektedir. Divan-ı Hümayun’da devletin geleceğini ilgilendiren konular akkında görüşmeler yapılır. Ancak bu görüşmeler devleti yöneten bireyler tarafından gerçekleştirir. Hükümette görevli olmayan bireyler, yani halk, bu görüşmelere dahil edilmez.

Islahat Fermanı’nda Hukuk Alanında Yapılan Değişiklikler Nelerdir?

Islahat Fermanı, Osmanlı Devleti yıkılma sürecine girdikten sonra devletin ayakta kalmaya devam etmesi ve kendini toparlaması amacıyla yayınlanmıştır. Bu ferman Sultan Abdülmecid tarafından yeni kurumların oluşturulması, birtakım siyasi kuruluşlar ve kişi hakları meselelerinde köklü değişiklikler yapmak amacıyla yayınlanmıştır. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde modernleşme adına büyük eylemler gerçekleştirilmiştir. Halihazırda oluşmuş olan modernleşme algısıyla beraber bir ferman yayınlanması doğal bir durumdur. Islahat Fermanı’nın en önemli özelliği bu fermanla birlikte hukuk özelinde devrim niteliği taşıyan yenilikler yapılmış olmasıdır. Bu değişiklikler ceza ve ticaret davalarının karar sürecinin karma mahkemelere taşınması, mahkemelerin herkese açık hale getirilmesi ve şahitlerin de kendi ifadelerini kendi arzu ettikleri biçimde verebilmelerin sağlanmasıdır.

Türk Medeni Kanunu’nun Özelliği Hakkında Bilgi Veriniz?

Türk Medeni Kanunu 4 Ekim 1926 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun gelmesiyle birlikte toplum hayatı çerçevesinde birçok değişiklik gerçekleştirilmiştir. Eğitimden alanından çalışma hayatına kadar birçok alanda kadınların ve erkeklerin eşit olması amaçlanmıştır. Türk Medeni Kanunu kabul edildikten sonra hukuk özelinde pek çok düzenlemelere gidilmiştir. İsviçre’nin uyguladığı sistemden esinlenilen Borçlar Kanunu, İtalya’nınkine benzer Ceza Kanunu, Almanya’dan ise Ticaret Kanunu yönetime uyarlanarak hukuk sisteminde bir devrime gidilmesi arzulanmıştır. Türk Medeni Kanunuyla beraber aile içinde erkek ile kadın eşitliği sağlanmıştır. Evlilik sürecinde nikahın resmi olma zorunluluğu kaldırılmıştır. Evliliğin tek eşle olma zorunluluğu getirilmiştir. Aynı zamanda kadınlar istedikleri bir meslekte çalışabilme hakkı kazanmışlardır.

Ç) Aşağıdaki Metni Okuyarak 16, 17 ve 18. Soruları Cevaplandırınız.

16. D

Duruşmada Gayrimüslim Bir Kişinin Lehine, Müslüman Bir Kişinin De Aleyhine Karar Alınması Neyin Kanıtıdır?

Osmanlı Devleti kuruluş temeli olarak şeriatçı bir anlayışa sahiptir. Bu anlayış hayatın her alanında kendini göstermektedir. Lakin bu kesin kuralların, sınırları sürekli genişleyen ve her geçen gün daha fazla gayrimüslim nüfusa ev sahipliği yapan Osmanlı İmparatorluğu içindeki herkese eşit miktarda geçerli olduğunu göstermek oldukça önemli gerekli bir adımdı.

Bu Dava Konusu ve Davanın Sonucu Niçin Sicil Defterine Kaydedilmiş Olabilir?

Bu dava ise buna güzel örneklerden bir tanesidir. Davaların dini inanıştan bağımsız haklılığa göre sonuçlanabildiğini gören gayrimüslim azınlık haklarının korunacağını düşünüp Osmanlı İmparatorluğu’nu terk etmeme kararı alabilir üstüne Osmanlı İmparatorluğu daha fazla göç alabilir. Bunun sicile işlenmek istenmesinin en büyük gerekçesi ise eşitlik propagandası için kullanılabilme potansiyelinden ötürü bir daha gözden geçirilmiş olabilir.

D) Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplandırınız.

19. D
20. C
21. A
22. E
23. C
24. D

 


Not: Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi ders kitabı cevaplarının tamamı için Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Yorum Yap

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi