Divân-ı Hümâyun Nedir?

Divân-ı Hümâyun Nedir? Divan-ı Hümayun Üyeleri ve Görevleri

Divân-ı Hümâyun Ne Zaman Kuruldu ve Kaldırıldı? Divân-ı Hümâyun Özellikleri Nelerdir?

Bu yazımızda Divân-ı Hümâyun nedir? Özellikleri nelerdir? Divân-ı Hümâyun’un görevleri nelerdir? Divân-ı Hümâyun üyeleri kimlerdir? Bu üyelerin görevleri ve özellikleri nelerdir? Divân-ı Hümâyun ne zaman, nerede, kim tarafından, niçin kuruldu? Divân-ı Hümâyun ne zaman, nerede, kim tarafından, niçin kaldırıldı? Divân-ı Hümâyun veliaht seçer mi? sorularını yanıtladık.

Divân-ı Hümâyun Nedir?

Divan-ı Hümayun Yeniçağ başlarında kurulan diğer gelişmiş devletlerde görülen kurulların en gelişmişlerinden biridir. Diğer İslam devletlerinde buna benzer bir kurul görülmemektedir. Bunun sebebi, devlet işlerinin görüşüldüğü ve tartışıldığı bir kurulun Türkler’in İslamiyet’i kabul etmeden önce kurulmasıdır. Devlet işlerinin görüşüldüğü kurul geleneği daha sonra gelen Türk-İslam devletlerinde de varlığını sürdürmüştür. Türkler, Abbasilerde gördükleri Divanü’s-sır, Divanü’d-dari’l-kebir ve Divan-ı Mezalim gibi divanları kendi eski divan gelenekleriyle birleştirerek yeni ve daha kapsamlı bir divan kavramı oluşturmuşlardır.

Divan-ı Hümayun’a geçiş döneminde Divan-ı Hümayun’a benzeyen ilk gelişmiş divanı Büyük Selçuklular kurmuştur. Bu divanın adı Divan-ı Ala’dır ve Divan-ı Hümayun’a geçiş dönemini başlatmıştır. Büyük Selçuklular’da başlayan bu gelenek Anadolu Selçukluları’nda devam etmiştir. Anadolu Selçukluları’nın parçalanmasıyla ortaya çıkan beyliklerde de divan geleneği sürdürülmüştür. Divan geleneğinin sade ve basit bir örneği Osmanlı beyliğinde de görülmüştür. Beylik büyüyüp geliştikçe divan da büyüyüp geliştiğinden divanda gelişmeler ve düzenlemeler olmuştur. Fakat bu gelişme ve düzenlemelere dair 15. yüzyıla kadar sağlıklı ve güvenilir kaynaklar bulunamadığından bu yenilikleri takip etmek çok kolay değildir.

Divân-ı Hümâyun Ne zaman Kuruldu?

Divân-ı Hümâyun ne zaman, nerede, kim tarafından, niçin kuruldu? sorusunu yanıtlayalım. “Padişah divanı” anlamına gelen Divan-ı Hümayun II. Osmanlı padişahı Orhan Bey zamanında Orhan Bey tarafından kurulmuştur. Osmanlı Devleti öncesi yıllarca süregelen divan geleneğinin devamı olarak Osmanlı Devleti’nde de kurulması kararlaştırılmıştır. Kuruluş sebebi ise İstanbul’un alınmasının ardından devlet işlerinin yoğunlaşması ve padişahın yanında böyle geniş yetkilere sahip bir kurumun kurulmasına ihtiyaç duyulmasıdır.

Divân-ı Hümâyun’un Özellikleri Nelerdir?

II. Murat döneminde divanın Divan-ı Hümayun seviyesine yaklaştığı bilinmektedir. Divan tam anlamıyla Fatih Sultan Mehmet döneminde Divan-ı Hümayun şeklini almaya başlamıştır. Fatih Sultan Mehmet, yeni bir çeşit anayasa düzeni kurmuş, devletin başındaki makamları ve bununla birlikte Divan-ı Hümayun’u da düzenlemiştir. Fatih Sultan Mehmet zamanında getirilen en büyük yenilik Divan-ı Hümayun’da padişahın başkanlığının sona ermesi ve yerine vezir-i azamın geçirilmesidir. 16. yüzyılın başlarından 17. yüzyılın sonlarına kadar Divan-ı Hümayun padişahtan sonraki en yetkili kurum haline gelmiştir. 17. yüzyılın sonlarından itibaren Divan-ı Hümayun’un yetkileri yavaş yavaş düşürülmüş ve bu yetkiler vezir-i azam divanına getirilmiştir.

Divân-ı Hümâyun’un Görevleri Nelerdir?

Merkezcilikle yönetilen Osmanlı Devleti’ndeki Divan-ı Hümayun her biri kendi alanında uzman ve merkezdeki en önemli görevleri üstlenmiş makam sahiplerinden oluşmuştur ve padişah adına karar vermiştir. Bu kurulun Moğolca’daki karşılığı kurultaydır ve bu kurumda zaman zaman devlet işleri görüşülmüştür. Padişahın bütün yetkilerine sahip üstün bir kurumdur ve bu kurumda devletin iç ve dış siyaseti belirlenmiştir. Osmanlı Devleti’nin düzenini ve emniyetini korumakla görevlidir. Aynı zamanda bu kurum yöneten ve yönetilen arasında işlerin dengeli bir şekilde yürütülmesi ve merkez ile taşra arasındaki ilişkilerin denge bozulmadan çalışmasını sağlamakla görevlidir. Savaş ve barış şartları da bu kurumda belirlenmiştir. Divan-ı Hümayun idari ve adli bir yüksek mahkeme olarak da çalışmış ve hukuki anlaşmazlıklara çözüm getirip suçluları yargılayarak ceza uygulamış ve infaz etmiştir. Divan-ı Hümayun ekonomik alanda da geniş görevlere sahiptir. Devletin vergi politikasının belirlenmesi, mülk toprakların statülerinin belirlenmesi ve korunması, para politikasının belirlenmesi gibi görevlerle yükümlüdür.

Divân-ı Hümâyun Veliaht Seçer mi?

Divan-ı Hümayun’un veliaht seçme yetkisi yoktur. Veliaht bir kurul tarafından seçilmemektedir. 1607 yılından 1687 yılına kadar padişahın büyük oğlu, 1687’den sonra Hanedanın en yaşlı şehzadesi tahta geçer.

Divân-ı Hümâyun Üyeleri Kimlerdir?

Öncelikle Divân-ı Hümâyun üyeleri kimlerdir? Bu üyelerin görevleri ve özellikleri nelerdir? sorularını yanıtlayalım. Yetkileri alınmadan önceki Divan-ı Hümayun üyeleri vezir-i âzam, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, genellikle sayıları üçle yedi arasında değişen kubbealtı vezirleri, nişancı, Rumeli ve Anadolu defterdarlarıdır. İstanbul’da bulunduğu zamanlarda Rumeli beylerbeyi de Divan-ı Hümayun’un üyelerinden biri olarak sayılır. Vezirlik rütbesi elde ettikten sonra kaptan-ı deryâ ve yeniçeri ağası da Divan-ı Hümayun’un aslî üyelerinden kabul edilir. Tam olarak üye sayılmasa da toplantı yönetiminde büyük bir rol oynayan önemli bir isim de reisülküttâbdır. Bununla birlikte tezkireciler, çavuşbaşı ve daha alt düzeyde görevliler de Divan-ı Hümayun’da bulunmaktadır. Üye veya yardımcı olmasa da hükümetin merkezinde önemli işler yapan vezirle eşdeğer rütbede olan yöneticilerle görevden alınmış beylerbeyilerin de bu toplantıya katılımı zorunludur.

Merkez teşkilatının en önemli birimlerinin amirleri Divan-ı Hümayun’a üye olmalarına rağmen idari veya adli bir görevi bulunmayan şeyhülislâm Divan-ı Hümayun üyesi değildir. Bu şekilde oluşturulan güçlü kurul-organın kararlarını yazmak, saklamak ve göndermekle görevli ayrı bir bürokratik teşkilat bulunmaktadır. Bu birliğe Divan-ı Hümayun’un kalemleri denilmekteydi ve başlarında reisülküttâb yer almaktaydı. Bu üyelerin her biri kendi alanında uzmandır. Görev bakımından gruplara ayrılmaları devletin yönetilmesinde etkisi geçen bütün kademelerin Divan-ı Hümayun’da temsil edildiği anlaşılabilir. Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde Divan-ı Hümayun’un bütün üyelerini padişah atamıştır. Divan-ı Hümayun’daki en önemli üyeler şunlardır.

Vezir-i Azam

Divan-ı Hümayun’un en önemli üyesi vezir-i âzamdır. Vezir-i âzam devlet sorunlarıyla ilgili padişahla tartışmış ve bu konularla ilgili görüşlerini bildirmiştir. Vezir-i âzamla padişah arasında yakın bir ilişki vardır. Bazı zamanlar padişahın verdiği kararlara katılmadığında padişahın izniyle müdahale etmiştir. Vezir-i azam, padişahın mutlak vekili olarak kabul edilmiştir. Her türlü devlet işlerinde geniş yetkileri vardır. 18. yüzyıldan itibaren vezir-i azam isminin kullanımı azalmış ve sadr-ı azam adı yaygınlaşmıştır. Fatih zamanında padişahın Divan-ı Hümayun başkanlık etmeyi terk etmesi sonucunda Divan-ı Hümayun’un başkanlığı ve yürütücülüğü vezir-i azam yani sadrazama geçmiştir. Sadrazamın kendi alanında verdiği kararlar padişah kararıymış gibi kabul edilmiştir.

Nişancı

Nişancı, 17. yüzyılın ortalarına kadar bürokrasinin başı olarak kabul edilmiştir. Görevlerinden bir tanesi padişahın tuğrasını çekmek olduğundan tuğraî, tevkî’î, muvakki’ ve tuğrakeş diye de adlandırılmıştır. 17. yüzyılın sonlarına doğru Divan-ı Hümayun’un gücünü yitirmesinden ötürü nişancı da önemini yitirmiştir. Bunun üzerine o dönemlerde önem kazanmaya başlayan reisülküttablığa geçmiştir. Nişancıların Divan-ı Hümayun üyelerinin devletin yönetimi ilgili kararlar alınmasında doğrudan sözü geçer.

Kubbealtı vezirleri

Orhan Bey zamanında ilk defa vezirlik kurumu oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde vezirler askerlerden ziyade bilginlerden seçilmiştir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine yakın bir tane vezir varken devlet büyüyüp geliştikçe vezir sayısı arttırılmış, bu sebepten ötürü birinci veziri diğer vezirlerden ayırmak için ona vezir-i azam ismi konulmuştur.

Kazasker

Kadıasker olarak da geçen kazaskerler Fatih Sultan Mehmet zamanında kadar bir taneyken devletin büyümesi sonucu sayısı arttırılmış, Rumeli ve Anadolu kazaskerliği olarak ikiye çıkarılmıştır. Yavuz zamanında Arab ve Acem kazaskerliği adında Diyarbakır merkezli Divan-ı Hümayun üyesi olarak kabul edilen yeni bir kazaskerlik kurulmuştur. Fakat Piri Paşa’nın sadrazamlığında bu son kurulan kazaskerlik Anadolu kazaskerliğine bağlanmıştır ve sonra yine ayrılmıştır. Kazasker olabilmek için önce İstanbul kadısı, sonra Anadolu kazaskerliği ve son olarak Rumeli kazaskerliğine yükselmek gerekmektedir. Kazaskerler 17. yüzyıla kadar iki yıllık olarak tayin edilirlerdi. Sonra bu süre bir yıla indirilmiştir. Kazaskerlerin görevi askeri sınıfa ait davalara bakmak, veraset işlerine bakmak ve bazı hukuki ve şer’î davalara bakmaktır. Bu davaları önce Rumeli kazaskerleri dinler ve gerekli kararı verir, sonrasında işlerin yoğun olduğu dönemlerde sadrazamın izniyle Anadolu kazaskerleri de bakabilir. Kazaskerlerin baktıkları bir davaya itiraz olursa veya taraflı olduğu düşünülürse dava emekli veya görevden alınmış bir kazaskere yönlendirilir.

Defterdar

Başta bir defterdar varken devlet sınırları genişlediği için ikinci bir defterdara ihtiyaç duyulmuştur. Birinciye başdefterdar ve Rumeli defterdarı ikinciye Anadolu defterdarı denmiştir. Fatih Kanunnamesi’nde başdefterdarın mali konularda geniş yetkileri vardır. Daha sonraki kanunnamelerde de bu yetkileri devam etmiş ve başdefterdar padişahın malının vekili sayılmış, maliyeye ait meselelerde hüküm yazmış, çeşitli kişilere çavuşluk yapmış; sipahilik, katiplik, sancak ve zeamet verilmesini teklif etmiş ve padişaha arz etmeden ulüfelerin ulüfesine iki günlük akça zam yapabilmiştir.

Şeyhülislam

Hiçbir adli veya idari bulunmadığı için Divan-ı Hümayun üyesi sayılmaz. Ancak çağırıldığında toplantılara katılmıştır. Şeyhülislam dini konularda en yüksek yetkiye sahip olan kişidir. Bir işin dine uygun olup olmadığına karar vermiştir ve bunun üzerine fetva çıkarmıştır. Örneğin Osmanlı ordusu için savaştan önce fetva çıkarmıştır.

Kaptan-ı Derya

Osmanlı Devleti’nde deniz kuvvetleri teşkilatının en yetkili amiri olan kaptan-ı derya da önceleri Divan-ı Hümayun üyesi kabul edilmemiştir. Denizciliğin gelişmesiyle vezirlik verildikten sonra resmi olarak Divan-ı Hümayun üyesi sayılmıştır ve merkezde bulunduğu zamanlarda divan toplantılarına katılmıştır. Divan-ı Hümayun’da bahriye teşkilatı ile ilgili işlerle ilgilenmiştir. Bahriye teşkilatındaki tayinleri yapmıştır ancak önemli işleri vezir-i azama yöneltmiştir. Bahriye ile ilgili hüküm yazma ve tuğra çekme yetkilerine sahiptir.

Yeniçeri Ağası

Yeniçeri ağası, yeniçeri ocağından ve acemi ocaklarından sorumlu en yetkili kişidir. Aynı kaptan-ı derya gibi başlarda Divan-ı Hümayun üyesi olmasa da vezirlik rütbesi elde ettikten sonra resmi olarak Divan-ı Hümayun üyesi kabul edilmiş ve toplantılara katılmıştır. Arza çıkma yetkisine sahiptir. Vezirlik rütbesine sahip olduğunda arza iki kere çıkma yetkisine sahip tek Divan-ı Hümayun üyesi olmuştur. Ocağa ait işlerle ve İstanbul’daki düzenle ilgili konularla ilgilenmiştir.

Divân-ı Hümâyun Ne Zaman Kaldırıldı?

Divân-ı Hümâyun ne zaman, nerede, kim tarafından, niçin kaldırıldı? sorusunu yanıtlayalım. 18. yüzyılın ortalarında vezir-i azam dairesinin gelişmesinden dolayı Divan-ı Hümayun daha çok merasim ve gösteriş yeri olarak görülmeye başlamıştır. II. Mahmut döneminde yapılan merkez teşkilatında yapılan reform ile birlikte vezir-i azam divanının ve iyice gösteriş yeri olmuş Divan-ı Hümayun’un sonu gelmiştir ve kabine sistemine geçilmiştir. Ancak Divan-ı Hümayun hiçbir yetkiye sahip olmadan sadece bir gösteriş yeri olarak görülerek devletin sonuna kadar varlığını korumuştur.

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi