Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler

Abbasi Devleti ve Türkler – Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler (Tarih Konu Anlatımı)

İslam Medeniyetinin Doğuşu

Bu yazımızda tarih dersi konu anlatımları kapsamında 9. sınıf tarih dersinin 5. ünitesi olan İslam Medeniyetinin Doğuşu ünitesinin 4. konusu olan Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler konusuna yer verdik. Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler konusunu “Türklerin Abbasi Devleti’ndeki askerî ve siyasi gelişmelerde oynadıkları rolleri kavrar.” kazanımı çerçevesinde anlattık.

Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler

Ders: Tarih 9

Ünite: İslam Medeniyetinin Doğuşu

Konu: Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler

Kazanım: Türklerin Abbasi Devleti’ndeki askerî ve siyasi gelişmelerde oynadıkları rolleri kavrar.

Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler konusunda öncelikle Türklerle Müslümanlar arasındaki ilişkilere değindik. Daha sonra Abbasi devlet teşkilatında Türklerin hangi görevlere getirildiklerini inceledik. Bu doğrultuda Avasım, Samarra ve Sugur gibi kavramları açıkladık.

Türklerle Müslümanlar Arasındaki İlişkiler

Türklerle Müslümanlar arasında ilk ilişkiler nerede başlamıştır, ne zaman başlamıştır, nasıl başlamıştır ve ne aracığı ile başlamıştır? bilgi verelim. Müslüman Araplar ve Türkler ilk olarak 7. yüzyıl civarlarında karşılaşmışlardır. Batıya doğru büyük bir ordu ile ilerlemeye çalışan Çin’in Orta Asya’daki sert tutumu yüzünden İslamiyet’in Türkler arasında yaygınlaşmaya başladığını söyleyebiliriz. Çin’in Türklere karşı olan bu sert tutumu Türklerin Müslüman olan Araplarla yakınlaşmasını sağladı. Orta Asya’da Çin hükümetinin egemenliğini kurmasına engel olmak amacıyla Müslüman olan Araplar ve Türklerin ittifakına karşı Çin ile Talas’ta bir savaş gerçekleşti ve bu savaşta Türkler ve Müslüman olan Araplar başarılı oldu. Emeviler döneminde olan seferlerde Müslüman Arapların Türklere karşı olan sert tutumundan dolayı Türklerin Müslüman Araplara tepki koymuşlardı. Talas Savaşı’ndaki bu yakınlaşmayla bu tepki ortadan kalktı. Türkler Talas Savaşı’ndan sonra Müslümanlığı kabul etmeye başladı.

Türklerin gruplar halinde Müslüman olmaları 10. yüzyıldan sonra arttı. Karluk’tan sonra Yağma ve Çiğil Türkleri sonra Oğuzlar’da İslamiyet arttı. Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri ilk Müslüman devletlerden olan Karahanlı Devleti’ni, Oğuzlar ise Büyük Selçuklu Devleti’ni kurdular.

Abbasi Devleti ile Büyük Selçuklu Devleti İlişkileri

Büyük Selçuklu Devleti ve Abbasi Devleti arasındaki ilişkiyi tarihsel süreç içinde açıklayalım. Özellikle Tuğrul Bey dönemindeki ilişkiler hakkında bilgi verelim. On birinci yüzyıl civarlarında İran bölgesinden yeni bir güç, yönetim, otorite olarak ortaya çıkmıştır Büyük Selçuklu Devleti. Abbasi Devleti ikinci devrinde zayıflamış, toprak kaybetmiş ve hilâfet toprakları üzerinde zayıflamıştır ve otoritesini kaybetmeye başlamıştır. Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Sultan Tuğrul Bey 1055 yılı civarlarında Bağdat’ı kurtararak Abbasi Devleti halifesine dini itibarını ve gücünü iade etmiştir.

Abbasi Devleti halifeleri, yaklaşık olarak yarım asır Selçuklu Devleti’nin siyasi hâkimiyetleri altında varlıklarını devam ettirdi. Bir Türk devleti olan Selçuklu Devleti sadece Bağdat’ı değil bütün Irak ve Suriye’yi de Şii tehlikesinden kurtardı. Başta Bağdat olmak üzere büyük şehirlerde medreseler kuran Selçuklu Devleti fikri bakımdan da Şiiler ile mücadele etti. Büyük Selçuklu Devleti taht kavgaları sebebiyle zayıflamaya başladığı sıralarda, Abbasi halifeleri maddi iktidarı da ele geçirmek üzere harekete geçtiler ancak başarısız oldular.

Abbasi Devlet Teşkilatında Türklerin Görevleri

Türkler Abbasi Devlet teşkilatında ne gibi görevler almıştır? Abbasilerin uyguladığı politika gereği devlet içinde Türklere de görevler verildi. Bu görevlerin; Abbasi Devleti’nin Halifesi Harun Reşid ile başladığını söyleyebiliriz. İlk olarak muhafız birliğini Türklerden meydana getirmiş, Antakya ve Avasım eyaletleri meydana getirmiş ve Bizans’tan gelebilecek tehditlere karşı bu eyaletlere Türklerden oluşan askeri birlikler yerleştirilmesini sağlamıştır.

Abbasi Halifesi Harun Reşid’den sonra oğulları; Halife Me’mun ve Halife Mu‘tasım dönemlerinde ise Türklerin, Abbasi Devleti içindeki etkileri daha da artmıştır. Abbasi Halifesi Harun Reşid’in ölümünden sonra Abbasi Devleti’nin yeni halifeleri olacak olan oğulları Me’mun ve Emin arasında hilafet mücadelesi oluşmaya başladı. Abbasi halifesi Harun Reşid’in oğullarının bu hilafet mücadelesinin başlaması; Arap ve İranlılar’ın iktidar mücadelesine dönüştü. Bu mücadelede halife Me’mun’u İranlılar desteklediği için İranlılar Abbasi Devleti içinde daha etkin rol oynamaya başladı. Abbasi Devleti Halifesi Halife Me’mun’u gölgelemeye başlayan İranlılardan rahatsız olan Abbasi Devleti halifesi halife Me’mun, Arap ve İranlılara karşı orduya Türk askeri birliklerini bir denge kurmaları amacı ile orduya koymuştur. Halife Me’mun’un Türkleri orduda bir denge unsuru olarak görmesinin nedeni Türklerin Abbasi Devleti’nde Araplara ve İranlıların nüfusuna karşı çıkabilecek siyasi tecrübe yeterliliğine ve askeri yeterliliğe sahip olduklarını düşünmesidir.

Avasım Şehirleri Hakkında Bilgi

Avasım şehirleri hakkında bilgi verelim. Kim tarafından, ne zaman, nerde, nasıl ve neden kuruldu ve isimleri nelerdi? Detaya girecek olursak; Avasım sözlükte “korumak, engel olmak; sığınmak” anlamındaki asm kökünden türeyen asımenin çoğuludur. “Koruyanlar, müstahkem mevkiler” anlamına gelmektedir. İslâm ordularının savaş maksadıyla sınırdan uzaklaştıkları zaman ülkeye girmeden önce düşman saldırılarına karşı sığınıp korundukları bölgeler olduğu için bu ad verilmiştir Avasım Şehirlerine.

Avasım ve Antakya da bulunan şehirleri Abbasi Devleti döneminde kurulmuştur. Abbasi Devleti halifesi Halife Harun Reşid zamanlarında kurulmuşlardır ve daha çok Bizans ile sınır olan bölgelerde yoğunlaşmaktadır Avasım Şehirleri. Abbasi Devlet halifesi halife Harun Reşid o zamanki Türklerin askeri gücünden faydalanmak amacıyla Avasım şehirlerini Bizans sınırlarına koymuştur. Abbasi halifesi Harun Reşid Türklere ve Türklerin askeri gücüne güvenerek Bizans Devleti’nden gelebilecek herhangi bir tehdide karşı Abbasi Devleti’ni savunacaklarını düşündüğü için Avasım şehirlerini Bizans İmparatorluğu’nun sınırlarına koymuştur.

Bu Avasım şehirlerinin yerinin belirlenmesinde Abbasi Devleti tarafından fethedilen toprakların savunulmasını ve yeniden kaybedilmemesini sağlamaktaydı. Müslümanların fetihlerden sonra Suriye’de teşkil ettikleri beş askeri bölgeden en kuzeydeki Cündü Kınnesrin, Abbasi halifesi Ebu Ca‘fer zamanından itibaren çok büyümüş ve geniş bir sahayı kaplamıştı. Bu saha kısaca Avasım adıyla bir bölge haline geldi ve tamamıyla askerî teşkilâta bağlayarak önemli noktalara askerî birlikler yerleştirdi. Bu yeni eyalet Antakya’dan güneybatıda Asi nehrinin denize döküldüğü yere, güneydoğuda Halep, Menbic ve bunun yanında Bizans sınırına kadar uzanan araziyi içine alıyordu. Yaklaşık 10. yüzyılda ise Antakya onun yerini aldı.

Sugur Nedir?

Avasım’ın kuzey ve kuzeydoğusunda sınır kalelerinin yer aldığı Sugur denilen kuşak ise 10. yüzyılda Tarsus, Adana, Massisa, Zibatra, Maraş, Malatya ve Hısnımansur’dan geçerek Samsat, oradan da Fırat’ın Batı kıyısını takip ederek Bâlis’e kadar uzanıyordu. Arap coğrafyacıları Sugur’u bazen müstakil bir bölge, bazen de Avasım’a bağlı ikinci derecede bir idari bölge olarak kaydederler. Sugur genellikle Antakyanın valisi tarafından idare edilmekteydi. İlk fetihlerden itibaren İslâm ordularının en fazla faaliyet gösterdikleri bölgelerin başında Sugur ve Avâsım gelmekteydi. Sınırlara yerleştirilmiş olan birlikler hemen her yıl yaz ve kış Anadolu içlerine akınlar tertip ediyorlardı.

Aynı şekilde Bizans’ın ilk hedefi de Sugur ve Avasım’dı. Sınır şehirleri, askerî birliklerin bulunmasının yanında ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen gönüllülerin toplandıkları yerlerdi. Bölge nüfusu ilk başlarda yerli Hıristiyanlar ve Müslüman Araplardan meydana geliyordu. Abbasiler’in hilafete geçmelerinden sonra özellikle Halife Mansur ve Halife Harun Reşid zamanlarında Sugur şehirleri yeniden tamir ve tahkim edilerek yeni birlikler yerleştirildi. Bu yeni birlikler arasında Horasanlılar ve Türklerin çoğunluktaydı.

Samarra Şehri Hakkında Bilgi

Samarra şehri hakkında bilgi verelim. Abbasi Devleti’nin halifesi Mu’tasım’ın döneminde aynı zamanda sadece Türklerin yaşaması amacıyla yapılmış Samarra adlı bir şehir vardır. Türk asıllı Abbasi komutanı Eşnas tarafından 830’lu yıllarda kurulmuştur. Ayrıca Samarra şehri kuruluşundan itibaren 56 yıl boyunca Abbasi Devleti’ne başkentlik yapmıştır. Abbasi Devleti’nin Halifesi Mu’tasım’ın sadece Türklere özel olan Samarra şehrini yapması onun Türklere çok değer verdiğini ve çok güvendiğinin göstergelerinden biridir. Şehrin kurulma amacı çoğunluk olarak; bir kısmı Türklerden oluşan orduya ve bölgede yaşamını sürdüren Türk ırkına yeni ve kendilerine özel bir yerleşim yeri sağlamaktı. Şehir Dicle Nehri’nin yakınlarında bulunmaktadır. Ayrıca Samarra şehri tarih boyunca Müslümanların yapmış olduğu en büyük şehirlerden biri olma özelliğine sahiptir.

Tartışalım: Abbasi Halifesinin Sadece Türklerin Yaşadığı Bir Şehri Kurmasının Nedenleri Neler Olabilir?

Abbasi halifesinin içinde sadece Türklerin bulunduğu bir şehir kurmasının nedenleri neler olabilir?sorusunu yanıtlayım. Abbasi Devleti’nin halifesi Halife Me’mun kendi halifelik dönemine Türkleri, başta İranlıları ve Arapları ayırmak, Türklerin tecrübe ve yeterliliğine güvenerek aralarında denge kurmak amacıyla orduya yerleştirmeye başlamasına rağmen sonralarında Abbasi Devleti halifesi Me’mun’un bu eylemi Abbasi Devleti’nin bir politikası haline gelmiştir. Abbasi Devleti Halifesi Mu’tasım’ın halifelik yaptığı dönemlerde ise Türklerin Abbasi Devleti içindeki yeri daha da arttı ve Abbasi Devleti halifesi Mu’tasım yardımıyla daha da sağlamlaştı.

Orduda Türk askeri olarak sadece rütbesiz askerleri değil Türk komutanları da yerleştirdi. Bazı Türk komutanları (Afşin, Aşnas, Boğa el-Kebir, Urtuç gibi) Abbasi Devleti içinde çıkan iç isyanları bastırmakta görev almış, Bizans Devleti’ne olan seferlere ve Anadolu’ya olan seferlere de katılmışlardır. Abbasi Devleti’nde Türkler, sadece orduda değil siyasi ve idari sahada da güç kazanmıştı. Türk komutanlar idari kadrolarda görev alıyorlardı ve Abbasi Devleti içinde çeşitli haklara sahiptiler. Hatta Abbasi Devleti halifesi Mütevekkil’den itibaren halifelerin belirlenmesinde de rol oynamışlardır. Bu durum Büveyhilerin Bağdat’ı ele geçirmesine kadar devam etmiştir. Bu olaydan sonra Abbasi halifeleri, bütün siyasi güçlerini ve askerî otoritelerini kaybetmiştir. Büveyhiler meşruiyet kaynağı ve dini lider olarak Abbasi halifelerini başta tutmuşlardı. İstediklerini halife yaparken istemediklerini de hiçbir zorlukla karşılaşmadan görevinden alabiliyorlardı daha öncelerde İslam dininin başkenti olan Bağdat bu süreç içerisinde İslam dininin başkenti olmaktan çıkmıştı.


5. Ünitenin Tüm Konuları: İslam Medeniyetinin Doğuşu ünitesinin tüm konularını aşağıdaki başlıklarda inceleyebilirsiniz.

1. Konu: İslamiyet’in Doğduğu Dönemde Dünya

2. Konu: İslamiyet Yayılıyor

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi