10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 7. Ünite

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 7. Ünite (2020-2021)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 10. sınıf tarih ders kitabındaki 7. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 7. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 7. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 7. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 7. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 7. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı 7. Ünite Cevapları

10. sınıf tarih ders kitabının yedinci ünitesi olan Klasik Çağ’da Osmanlı Toplum Düzeni, beş kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu beş kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının yedinci ünitesi olan Klasik Çağ’da Osmanlı Toplum Düzeni ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 8 kavramı yanıtladık.

Millet sistemi Nedir?

Osmanlı devleti bünyesinde birçok millet ve ulusu barındıran bir devlet olduğundan ötürü bu toplumları barış içerisinde tutabilmek ve her bir toplumun kendi örf, adet ve geleneklerini özgürce yaşayabilmesini sağlamak zorundaydı. İşte bu doğrultuda millet sistemini devreye sokmuştur.

Mezhep Nedir?

Dinler bazı anlayış ve görüşleri açısından farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar da dinlerin alt dallara ayrılmasına sebebiyet verir. Bu alt dallara ise mezhep denir.

Vakıf Nedir?

Vakıflar bir hizmeti gerçekleştirmek için toplanan genelde hayırseverlerden oluşan müesseselerdir.

Lonca Nedir?

Loncalar belirli bir bölgede bulunan esnaf veya zanaatkarların toplanarak meydana getirdikleri organizasyonlardır. Bu organizasyonlar Orta Çağ’da üretim konusunda çok fazla düzen sağlamıştır.

Çifthane Nedir?

Çifthane sisteminde devlet bir çift öküzü olan bireye hanenin geçimini sağlayabilmesi ve vergisel sorumluluklarını yerine getirebilmesi amacıyla bir arazi emanet etmekteydi.

Narh Nedir?

Narh ile bir şeyin azami sınırını belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda haksız kazançlar sağlanılması engellenmeye çalışılmıştır.

Ümmet Nedir?

Ümmet dini bir terim olup, Müslümanlık dininin peygamberi olan Hz. Muhammed’in yolunu takip eden bireylerin her birine verilen isimdir.

Miri Nedir?

Miri, devlet hazinesi anlamına gelen Arapça kökenli bir terimdir.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının yedinci ünitesi olan Klasik Çağ’da Osmanlı Toplum Düzeni ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 4 soruyu yanıtladık.

Osmanlı Devleti İçinde Yaşayan Farklı Topluluklar Hangileridir?

Osmanlı Devleti topraklarını genişletme politikasını benimsemiş ve bu amaç doğrultusunda hareket etmiş bir devlettir. Bu amacını oldukça başarılı bir şekilde yerine getiren Osmanlı Devleti çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu kadar geniş coğrafyada yer alan bir devlet ise bünyesinde birçok ulus ve milletten topluluklar barındırmıştır ve bu topluluklara hükmetmiştir. Bu topluluklardan birisi Ermenilerdir. Ermeniler Osmanlı’nın Doğu’ya karşı elde ettiği egemenlikten sonra uzun yıllar boyunca Osmanlı egemenliği altında yaşamış bir toplumdur.

Günümüzde Türkler ve Ermeniler iyi anlaşamayan iki toplum olarak bilinseler de Osmanlı döneminde durum bunun tam tersidir denilebilir. Bu iki toplum yüzyıllar boyunca uyum içerisinde yaşamışlardır. Hatta Osmanlı Devleti Ermenilere bu iyi ilişkilerin sembolü olarak sadık millet lakabını atfetmiştir. Bir diğer toplum ise Rumlar olmuştur. Türk toprakları içerisinde yaşamış en kalabalık toplumlardan birisi Rumlar olmuştur. Trabzon Rum İmparatorluğu gibi yerlerin fethinin ardından Rumlar da Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Günümüzde dahi hala Rumlar topraklarımızda yaşamaya devam etmektedir.

Bir diğer toplum ise Balkanlılar olmuştur. Balkanları tamamıyla fetheden Osmanlı bu bölgelerde yaşayan ulusları da kendi himayesi altına toplamıştır. Bu uluslardan bazıları ise Boşnaklar, Sırplar ve Romenler olmuştur. Bir başka toplumu ise Macaristan’ın fethinin ardından Macarlar oluşturmuştur. Bir başka topluluğu ise Araplar oluşturmuştur. Kanuni Sultan Süleyman gibi Arap yarım adasını fethetmeyi hedefleyen padişahlar neticesinde Irak, Cezayir, Mısır, Suriye gibi devletler Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Bu ulusların yanı sıra Osmanlı Devleti himayesi altında Lazları, Çerkezleri, Tatarları ve Yahudileri de bulundurmuştur.

Günümüzde Şehir Halkının Bir Araya Geldiği, Kaynaştığı Etkinlikler Nelerdir?

Günümüzde toplumda uzun süredir süregelmiş olan yabancılaşma ve bireyin içe dönüşü gibi sebeplerden mütevellit toplum geçmişteki kadar bir araya gelip etkinlikler düzenleyip kaynaşamamaktadır. Buna rağmen hala toplumun bir arada bulunduğu ve vakit geçirdiği etkinler bulunmaktadır. Bunlardan birisi bayramlardır. Toplum milli ve dini bayramlarını bir araya gelerek kutlar. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi milli bayramlarda törenler ve kutlamalar düzenlenir. Kurban Bayramı gibi dini bayramlar da ise akrabalar ve aile büyükleri ziyaret edilir.

Bir diğer etkinlik ise festivallerdir. Toplum müzik, boya, yemek gibi festivallerde bir araya gelerek doyasıya şenlik yaşarlar. Bir diğeri ise düğünlerdir. İki bireyin evliliğini kutlamak amacıyla düzenlenen düğünlerde birçok insan bir araya gelerek evlenen çifti kutlar. Mitingler ise toplumun bir araya geldiği bir diğer etkinlik türüdür. Konserler de ise yine festivaller gibi toplum bir araya gelerek şarkılar eşliğinde eğlenir. Bir diğer sayabileceğimiz etkinlik türü ise yardım faaliyetleridir. Yardımseverler toplanarak yardıma ihtiyaç duyan bireylerle bir araya gelirler ve böylelikle bir etkileşim yaşanır.

Günümüzde Mesleki Eğitim Hangi Kurumlarca Verilmektedir?

Günümüzde birçok alanda, dalda meslek bulunmaktadır. Her bir mesleğin ise eğitimini alabileceğiniz yerler farklılık göstermektedir. Bunlardan en yaygını ve tavsiye edileni üniversitelerdir. Üniversitelerde birçok dalda eğitim görebilirsiniz. Tıp, mühendislik gibi alanların ise tek eğitim yeri üniversitelerdir denilebilir. Meslek liseleri ise eğitiminizi aldıktan sonra iş hayatına atılabileceğiniz kurumlardan biridir. Burada daha teknik mesleklerin teknik dersleri verilmektedir.

Bu tarz liselere sağlık liseleri, imam hatip liseleri ve sanat okulları da eklenebilir. Askeri okullar ise bu alanda ilerlemek isteyenlerin eğitim öğretim görmesi gereken kurumlardandır. İŞKUR ise bir diğer eğitim alınabilecek kurumlardandır. Milli eğitim kursları ise toplumdaki bireylerin ücretsiz bir şekilde gidip eğitim görüp bir diploma alabilecekleri kurumlardan birisidir. Halk eğitim merkezleri ise halkın belirli alanlarda gidip kurs görebilecekleri ve diploma alıp eğitimlerini belgeleyebilecekleri bir diğer kurumdur.

Osmanlı Devleti’nde Sağlık ve Eğitim Gibi Hizmetler Hangi Yollarla Karşılanmıştır?

Osmanlı Devleti’nde sağlık hizmetinin nasıl sağlandığına bakıldığında karşımıza 1826 senesinden önceki dönemden kalan Selçuklu Devleti Darüşşifaları ve Vakfiyeleri çıkmaktadır. Bunların yanında da Osmanlı Devleti, fethettiği yerlere de sağlık hizmeti sağlamak için fethettikten sonra yeni vakfiye ve şifahaneler kurmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin Selçuklu döneminden kalan şifahanelerin kullanılmasıyla asıl amacı geleneksel İslam tıbbını sürdürmeyi amaçlamıştır.

Bu devlette hekimlerin ve şifahanelerin masraflarının karşılanması için ise şifahanenin yanında kurulan ve o şifahaneye verilmiş vakfiyeler vardır. O vakfiyenin gelirleri hastanenin gelirleri yanında ilaç alacak parası olmayan vatandaşlara ilaç yardımı gibi yardımlar da yapmaktadır. Bu şifahanelerde bir hekim olmak isteyen insanlar ise o dönemin en yüksek öğretim kurumları olan medrese ve külliyelerde okuması, aynı zamanda o okullarda yetenekleriyle diğer öğrencilerden ayrılması gerekmektedir. Başka bir öğretim yeri de ülkedeki hekimlerin veya cerrahların kendi açtıkları dükkanları idi. Saray hekiminden onay alan hekimler kendileri öğretim verebiliyorlardı.

Osmanlı Devleti’ndeki eğitimin nasıl verildiğine bakıldığında karşımıza ilk çıkan okullar ilkokul seviyesinde eğitim veren sıbyan mektepleri çıkmaktadır. Sıbyan mektepleri camilerin yanına kurulmuş ve camiye verilen vakfiyelerin gelirleri ile giderlerini karşılamıştır. Sıbyan mekteplerinin amacı küçük yaştaki çocukların kendi yeteneklerini keşfetmesine yardımcı olmak, aynı zamanda medrese eğitiminin anlaşılmasını sağlamak için bilgi vermektir. Medreseler sıbyan mekteplerinden gelen çocuklara yatılı eğitim sağlarken, sağlık hizmetlerini de karşılamaktadır. Medreselerin giderleri de yine vakfiyeler tarafından karşılanır. Özetle Osmanlı Devleti’ndeki sağlık ve eğitim hizmetleri çoğunlukla vakfiyeler tarafından karşılanmaktadır.

Konu İçindeki Sorular

10. sınıf tarih dersinin yedinci ünitesi olan Klasik Çağ’da Osmanlı Toplum Düzeni ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Fatih Sultan Mehmet, 6 Ekim 1453’te Galata’daki Gayrimüslimlere Verdiği Ahitnamede Geçen Bu Maddelerle Neleri Amaçlamıştır?

“Kabul eyledim ki ayinlerini yani ibadetlerini daha önceki âdetleri üzerine yapalar. Gümrük vergilerini âdet üzere vereler. Onlara kimse düşmanlık etmeye.”

Fatih Sultan Mehmet, bu sözüyle aslında İstanbul içindeki farklı etnik köken, dinlerdeki insanları mutlu ederek bir kaos oluşumunu ortadan kaldırmaya çalışmıştır. O bölgede yaşayan insanlara şehirleri fethedildikten sonra kendi adetleriyle hayatlarına devam etme hakkını vermek bir nevi onlarda gelebilecek potansiyel isyan hareketlerini ortadan kaldırmıştır. Onların mutluluğunun sağlanması ile devlet de rahat etmektedir. Devletin rahat etmesiyle de oraya yerleşen Osmanlı halkı da rahat etmektedir. Osmanlı’nın sonraki dönemlerde de bölgenin İslamlaşmasına yönelik bir çalışma yapmaması da farklı gruplardaki insanların gayet mutlu, huzurlu hayatlar sürmelerini sağlamıştır.

Fatih’in, Saklanan Halka İstanbul’da Serbestçe Dolaşmalarını Emretmesi Osmanlıların Hangi Siyaseti ile Açıklanabilir?

Osmanlı Devleti’nin millet sistemi adında bir politikası vardır. Millet sistemi, Avrupa’daki milliyetçiliğin yaptığı gibi insanları konuştukları dillerine ve ırklarına göre ayırmak yerine insanları dinleri yönünden ayırmaktadır. Osmanlı Devleti de farklı dinlere mensup olan insanlara kendi dinlerini istedikleri gibi yaşamalarına fırsat tanımıştır. Fatih Sultan Mehmet’in insanları saklandıkları kuytu köşelerden dışarı çıkmaları için yaptığı çağrı da bu politikayla ilişkilendirilebilir. O bölgede yaşayan gayrimüslimler kendi dinlerinin adetlerini sürdürmekte özgürdürler ve halk ile barış içinde yaşayacaklardır. Fatih Sultan Mehmet de bunun için insanları meydana çağırmıştır.

İslam Kültürü, Osmanlı Devleti’nin Fethettiği Yerlerde Ne Gibi Değişikliklere Neden Olmuştur?

Osmanlı Devleti, fethettiği yerleri şenlendirerek Müslüman halkı ve gayrimüslim halkı bir arada mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşatmayı amaçlamıştır. Gayrimüslimler yasalara uydukları, vergilerini ödedikleri ve bölgenin güvenliğine bir tehdit oluşturmadıkları sürece kendi adetlerine uygun bir şekilde yaşayabilmektedir. Osmanlılar, bölgedeki gayrimüslimleri İslam dinine katılmaya kesinlikle zorlamamıştır ve bunun için bir plan da yapmamıştır. Bir çaba göstermemesine rağmen Anadolu’da bulunan köylerdeki Rumlar bir baskı olmadan İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Fetihlerden sonra isteğe bağlı din değişimi olduğu gibi Türkçe’yi de öğrenmiştir insanlar. Türkçe’yi öğrenmek de devlet işlerinde onlara yardımcı olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin fethettiği şehirlerdeki fiziksel dönüşümlere göz atıldığında ise karşımıza yapılan ilk iş olarak şehrin ana kilisesini cami yapıp camiye de Ulu Cami isminin verilmesidir. İkinci iş olarak ise fethedilen şehre bir kadı ile bir subaşı atanmaktadır. Tabi bunların yanında Osmanlı Devleti’nin kullandığı iskan politikası da kullanılmaya devam edilmiştir. İskan politikasında fethedilen şehre Müslüman nüfus yerleştirme görülmektedir, bir örnek olarak Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettikten sonra ortalama 5000 aileyi İstanbul’a yerleştirmesi verilebilir. Bu iskan politikasının uygulanmasından sonrasında ise o şehirdeki Müslüman, gayrimüslim ve askeriyeye kayıtlı insanlar tahrir defterlerinde kayıt altına alınmıştır. Mimariye bakılır ise İslam kültürü şehirlerin mimarisini de değiştirmiştir. Camiler, mescidler, medreseler, imaretler, zeviyeler, kervansaraylar ve hamamlar gibi yeni yapılar kurulmuş ve bu yapılarla şehir bir nevi yenilenmiştir.

Osmanlı Toplumunda Kılık Kıyafet Kültürünün Gelişmesinde Etkili Olan Unsurlar Nelerdir?

Osmanlı Devleti içerisinde giyilen kıyafetlerin birçok farklı etken tarafından etkilendiği söylenebilir. Bunları sırasıyla incelemek istersek karşımıza çıkan ilk etken Osmanlı Devleti’nin atalarına dayanır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında bol miktarda Asya kültüründen kıyafetler olduğu görülmektedir. En azından kuruluş yıllarında atalarının mirasını koruyabilen Osmanlı Devleti’ndeki kıyafet kültürü çok uluslu bir devlet olmasından dolayı da değişmiştir. Osmanlı Devleti’nde yaşayan farklı din ve ırklara mensup insanlar birbirlerini her yönde etkilediği gibi kıyafet konusunda da etkilemişlerdir. Bunların yanında tabi ki her ülkenin sahip olduğu gibi Osmanlı da farklı zamanlarda kendi içindeki moda değişimlerine maruz kalmıştır.

Osmanlı Devleti içindeki bir diğer kıyafet etkeni de gerilemeye başlayan Osmanlı Devleti’nin modernleşme adı altında yaşadığı Batılılaşmada Batı kültürünün kıyafetleri görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin bu modernleşme döneminde özellikle 2. Mahmut döneminde bazı önemli değişiklikler olmuştur. Bunlar fes, ceket gibi kıyafetlerin ülkeye getirilmesinin yanı sıra askeri üniformanın da modernleşmesini sağlamaktır. Bunların yanında Osmanlı Devleti’nin gerilemesinden ötürü özellikle Avrupa devletlerine verdiği kapitülasyonlardan dolayı Osmanlı Devleti açık bir pazar haline gelmiştir. Tabi ki bu olay da Osmanlı Devleti içerisindeki giyim kuşamı etkilemiştir. Açık pazara dönüşümünden sonra Osmanlı içinde çok fazla Avrupa tipi kumaş bulunmaya başlamıştır ve bu da Avrupai bir kıyafet akımı başlatmıştır.

Halkın giyim kuşamının yanında Osmanlı Devleti’ndeki sarayın giyim kuşamına bakılmak istenirse karşımıza şık, son derece ihtişamlı kıyafetler çıkmaktadır. Kıyafetlerin ne kadar fazla ihtişamlı olması giyen kişinin de o kadar zengin olduğunu gösterdiği için saray kadınları çok ihtişamlı giyinmeye özen göstermişlerdir. Hatta giyinmek için dersler bile almışlardır.

Osmanlı Devleti, Toprak Sistemini Oluştururken Hangi Özellikleri Esas Almış Olabilir?

Osmanlı Devleti’nin birçok farklı alanında etkili olan İslam hukuku toprak sisteminin oluşturulmasında da kendini en başlı etkenlerden biri olarak göstermiştir. Osmanlı, kendinden önceki Türk İslam devletlerinin toprak sistemini incelemiş ve onlardan yararlanmıştır. Kendi atalarının sistemleri yanında Roma ve Bizans İmparatorlukları gibi eski İran gibi medeniyetlerin de toprak sistemleri incelenmiş ve kendi adetlerine göre değiştirilerek kullanılmıştır. Aynı zamanda bilindiği gibi Osmanlı Devleti geniş sınırlara sahiptir ve bu sınırlar içerisinde birden fazla farklı coğrafyalar, kültürler, insan tipleri vardır. Bu yüzden de Osmanlı Devleti, fethettiği yerlerde hali hazırda bulunan, orada kullanılan eski toprak sistemini de değiştirmek yerine onu kullanmayı tercih etmiştir.

Osmanlı Devleti’ndeki toprak sisteminin oluşturulmasında bu kadar özen gösterilmesinin ve bu kadar inceleme yapılmasının nedenine bakmak istenir ise karşımıza o dönemdeki tarım ve hayvancılık üzerinden gelir sağlayan bir devlet çıkmaktadır.

Klasik Dönem Osmanlı Toprak Sistemi ile Avrupa’da Görülen Feodalite Sistemini Karşılaştırarak Arkadaşlarınıza Bir Sunu Hazırlayınız.

Feodalizm‘in ne olduğunu anlamak ile başlamak gerekirse, siyasal ve askeri eforu elinde bulunduran, toprağın mülkiyetine veya istisnasına sahip olan bir senyörler derebeyler sınıfı ile bu sınıfa bağımlı köleler sınıfının oluşturduğu yönetimsel kumpasa feodalite denir. Özelliklerine bakıldığında ise karşımıza aşağıdaki maddeler çıkmaktadır.

  • Feodalizmin Avrupa’ya gelmesiyle birlikte Avrupa’daki siyasal birlik bozulmuş ve daha ufak yönetim birimleri ortaya çıkmıştır
  • Bu bahsedilen derebeylik yönetimi ilk olarak dokuzuncu yüzyılda Fransa’dan çıkmıştır ve Ortaçağ bitene kadar da devam etmiştir.
  • Feodalite rejiminde halkın içinde bir eşitlik söz konusu değildir. Avrupa coğrafyasındaki insanlar; soylular, rahipler, burjuvalar ve köylüler olarak sınıflara ayrılmıştır ve Ortaçağ Avrupasında bir adalet sağlanamamıştır.
  • Feodalizmde toprakların mülkiyeti soylulara aittir.
  • Aynı zamanda bu dönemde kapalı bir ekonomik politika izlenmiştir ve bu da köylülerin sermaye birikimine sahip olamamasına yol açmıştır.

Eğer Osmanlı Devleti klasik toprak sisteminin ne olduğuna ve özelliklerine bakılmak gerekir ise karşımıza “Tımar sistemi, Osmanlı idari ve askeri teşkilatlanmasının temel ayaklarından bir tanesidir. Aynı sistem, Selçuklular zamanında da uygulanmıştır. O zamanki karşılığı “İkta Sistemi”dir. Osmanlı’da savaşta başarı gösteren askerler ile devlet görevlilerine hizmet karşılığı verilen toprak, dirlik olarak adlandırılır.” tanımı çıkmaktadır. Özellikleri de şu şekilde sıralanmaktadır:

1) Osmanlı Devleti’nin askeri gücünün bir kısmı karşılanmaktadır.

2) Osmanlı Devleti’ndeki toprakların kullanımı artmıştır.

3) İnsanların birçoğu ekim yapmaya başlamıştır.

Özetlemek gerekirse feodal rejim halk arasında eşitsizliklere yol açarken Osmanlı Devleti’ndeki tımar sistemi halkı ve devleti zenginleştirmektedir.

Osmanlı Devleti’nde, Lonca Teşkilatının Mesleki Eğitime Etkileri Nelerdir?

Anadolu Selçukluları döneminde Ahi Evran 13. ve 14. yüzyıllar arasında Ahilik adında bir kurum kurulmuştur. Lonca Teşkilatı olarak bilinen teşkilat, Ahilik’in Osmanlı’daki devamı olarak görülür. Lonca Teşkilatı Osmanlıda esnafları ve zanaatkarları bir araya getirir. Esnaflar ve zanaatkarlar örgütlenmiştir. Daha büyük üretim ve satım yapan kurumlar bunlara dahil değildir. Bu büyük kurumlar tüccarlık olarak bilinirken Lonca Teşkilatı daha küçük çaplı esnaf ve zanaatkarlar için ortaya çıkmıştır.

Lonca Teşkilatı’na başkanlık eden kişiler vardır. Bu kişiye esnaf şeyhi ya da esnaf kethüdası denilir. Bunun yanında altı kişilik bir yönetim kurulu her loncada bulunurdu. Bu yönetim kuruluna “Altılı” denir. Lonca Teşkilatı esnaf ve zanaatkarların üretimini düzenlemesinde yardımcı olmuştur. Bunun yanında Lonca Teşkilatı haksız rekabeti önlemek için fiyatlarla ilgili kurallar koymuş, halk ile iyi bir bağlantı kurmuş, teşkilata üye olan esnaf ya da zanaatkarların işlerinin düzenlenmesi, kaliteli ürün çıkarmayı, tüketici haklarını korumayı amaçlamıştır. Şüphesiz çok topluma çok faydalı olan bu yapılanma, mesleki eğitimi de çok derinden ve olumlu bir şekilde etkilemiştir. Lonca Teşkilatının mesleki eğitime temel katkıları şunlardır:

  • Mesleklere çırak kazandırmış ve çırak-usta ilişkisinin kurulmasını sağlamıştır. Bu sayede işinin ehli insanlar, bilgi ve deneyimlerini yeni nesle aktarmıştır.
  • Mesleğe yeni atılan çırakların gelişimi gözlemlenmiş ve denetilmiştir.
  • Mesleklerde işinin ehli Ustaların verdiği eğitim ve standartlar söz sahibi olduğu için tüm mesleklerde belli bir meslek ahlakı ve kalite standardı oluşmuştur.
  • Mesleği ahlakına göre layığıyla yapmayan çıraklar cezalandırılmış, bu sayede niteliksiz usta yetiştirilmemiştir.
  • Ustalar mesleki eğitimin yanı sıra, çıraklara çeşitli ahlaki öğretilerde bulunmuş ve sosyal dayanışmayı aşılamışlardır.

Esnaflara Verilen Cezaların Uzlaştırıcı ve Eğitici Olmasının Amacı Neler Olabilir?

Lonca Teşkilatı esnaflar, zanaatkarlar, idare merkezi ve alıcılar için son derece faydalıdır. Öncelikle sistematik ve düzenli kontroller sayesinde adil olmayan rekabet önlenir. Çünkü fiyatlarda değişiklik yapma hakları vardır. Bunun yanında Lonca Teşkilatı, merkezi idare ile halkın arasında bulunur. Bu iki grup için bir iletişim köprüsü olmuştur. Aynı zamanda alıcı haklarını savunmuş, üretilen ürünlerin kalitesini kontrol altında tutmuştur. Kalitesiz ürün üreten esnaf ya da zanaatkarlar için küçük ama etkili cezalandırmalar uygulamıştır.

Çatıya atılan pabuç buna bir örnektir. Ürün kalitesi kötü olduğu zaman dama bir pabuç atılır. Bu diğer esnaflar ve halk arasında o esnaf ya da zanaatkarın adil fiyatlar koymadığı, kalitesiz ürün ürettiği ya da dolandırıcılığa yöneldiğini gösteren bir işarettir. Alıcılar damında pabuç olan bir esnaf ya da zanaatkardan ürün almazken diğer esnaf ve zanaatkarlar bu esnaf ya da zanaatkarla iş yapmaz. Böylece adil olmayan esnaflar ya da zanaatkarlar marketten silinir.

Cezaların bu sistemde ilerlemesinin başlıca sebebi; esnafların ve iş sahiplerinin, işlerine karşı olan şevkinin kırılmamasıdır. İnsanların işlerinden soğumaması hedeflenmiştir. Osmanlı Devleti’nin o dönem içerisinde sağlam bir Ekonomik güce sahip olmasının altında da bu hoşgörü politikası yatmaktadır. Eğer esnafa bu denli hoşgörülü yaklaşılmayıp ağır cezalar verilmiş olsaydı, çoğu esnaf işinden ve bulunduğu ortamdan soğurdu ve iş verimliliği azalırdı. Bunun yanı sıra uzlaşmacı ve eğitici cezalar, yalnızca caydırıcı olmuş ve yapılan hataların tekrarlanmamasını sağlamıştır. Aynı zamanda padişah, bu sistem ile halkı ile ters düşmemeyi ve halk ile iyi ilişkiler kurmayı başarmıştır.

Sosyal Hayatın Canlanmasında, Vakıf Müesseselerinin Rolü Nedir?

Osmanlı Devleti’nin bünyesinde bulunan vakıflar, devletin işleyişi için büyük önem arz etmektedir. Maddi veya manevi bakıma muhtaç kişilere gönüllü yardım eden kişi ya da kurumlara vakıf denir. Bu vakıflar birçok alanlar da birçok farklı amaçlar uğruna açılmış ve hizmet etmektedir. Bu kuruluşlar hem devletin üzerindeki maddi yükü azalttığı, hem de toplum yararına olduğu için insanların geneli tarafından sevilmiş ve desteklenmiştir.

Çeşitli vakıfların amaçları doğrultularında yaptığı çalışmalar, sosyal sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlamış ve diğer insanlarda da sosyal sorumluluk bilinci oluşmasına katkı sağlamıştır. Irk, din ayrımı olmaksızın insanlar birbirlerine yardım etmeyi öğrenmiş ve toplum bilinci oluşmuştur. Vakıf Müesseselerinin sosyal hayata etkileri ana hatlarıyla şunlardır:

  • Maddi bakım ve yardıma ihtiyacı olan kişilerin ihtiyaçları karşılanmıştır, bu sayede toplumsal barış sağlanmıştır.
  • Şifahane ve benzeri sağlık uygulamaları oluşturulmuş ve toplumun sağlık düzeyi yukarı çekilmiştir.
  • Mekteplerin kurulması, toplumun kültür ve eğitim düzeyini arttırmış ve aynı zamanda eğitime teşvikte bulunmuştur.
  • Bu hizmetler yalnızca Müslümanlara değil, aynı zamanda gayrimüslimlere ve azınlıklara da tanındığı için kültürel kaynaşma hızlanmıştır.
  • Kurulan kervansaraylar ticari aktiviteleri arttırdığı için maddi bir gelir sağlamış, aynı zamanda uzaktaki toplumların ve kültürlerin tanınmasını sağlamıştır.

Vakıflar, Toplumun Birlik ve Beraberliğine Ne Gibi Katkılar Sağlamış Olabilir?

Büyük Selçuklu Devletinden gelen vakıf kültürü, Osmanlı Devleti’yle birlikte evrim geçirmiş ve farklı amaçlar da edinmiştir. Osmanlı Devleti’yle beraber vakıflar; toplum içi güven duygusunu, yardımlaşmayı, birlik ve beraberliği güçlendirmeyi de hedef edinmişlerdir. Vakıf işlerinin başında genellikle Hanım Sultanların bulunması, kadın figürünün toplum içinde rol sahibi olmasına büyük katkıda bulunmuştur. Bu sayede öncesinde çok değer görmeyen kadınlar, vakıf kültürüyle beraber toplumun bir parçası haline gelmiştir. Bu vakıfların asıl amacı mümkün olduğunca fazla insana mümkün olduğunca iyi hizmet vermek ve bunun yanında da insanlığın ve insani değerlerin önem kazanmasını sağlamaktır. İlgilendikleri temel konular ise eğitim, sağlık, ulaşım, hizmet ve hukuktur.

Hizmet veren vakıfların nüfuz alanları arttıkça iletişimde oldukları insan sayısı da artmıştır. Bu sayede birlik ve beraberlik hissi çok daha geniş kitlelere yayılmış ve bu kitleler tarafından benimsenmiştir. Aynı zamanda bütün bu vakıf kuruluşları gönüllülük esaslı olduğu için bir çıkar ilişkisi söz konusu değildir. Bu sayede karşılıklı güven duygusunu geliştiren bu kuruluşlar birlik ve beraberlik içinde bir toplum yapısının oluşmasını sağlamıştır.

Muhtaçlara Aşevi Vakfı Yorumlayalım;

Aşağıdaki sorular sayfa 202’deki Muhtaçlara Aşevi Vakfı belgesine göre yanıtlanmıştır.

1. Vakıfların Kuruluş Nedeni Nedir?
2. Kahvenin Son Yudumunun Fincanda Kalmasının Nedenleri Neler Olabilir?
3. Vakfın Hizmetlerinden Kimler Yararlanabilecektir?
4. Siz Olsaydınız Hangi Alanda Bir Vakıf Kurmak İsterdiniz? Neden?
5. Siz de Kendi Vakfınızın Künyesini Oluşturunuz.
6. Kurmuş Olduğunuz Vakfın Hizmetlerinden Kimlerin Faydalanabileceğini Belirttiğiniz Bir Vakfiye Yazınız.

Vakıfların Kuruluş Nedeni Nedir?

Bünyesinde birçok vakıf bulunduran Osmanlı Devleti; sosyal, ekonomik ve idari işlerin tamamında vakıflardan yararlanmıştır. Neredeyse bütün hizmetler ilk etapta vakıflar tarafından sunulmuştur. Bu sebeple Osmanlı Devleti bir vakıf medeniyetidir.

Bu vakıfların temelde amacı; yardımlaşma ve dayanışma hissiyatı gelişmiş, huzur dolu bir toplumsal yapı elde etmektir. Ekonomik ve sosyal açıdan güçsüz, ortalamanın altında ve temel ihtiyaçlarını bile doğru düzgün karşılayamayan insanların hayat standartlarının arttırılması amaçlanmıştır.

Amaçlar hususunda detaya girmek gerekirse yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak ilk etapta yer alır. Bunun ardından ekonomik açıdan kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan insanları belli bir standarda taşımak amaçlanmıştır. Beslenme, giyinme ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılanmıştır. Sonrasında ise eğitim, sanat ve sağlık gibi alanlardaki hizmetler geliştirilmiş ve toplumun refah seviyesinin yükseltilmesi hedeflenmiştir.

Kahvenin Son Yudumunun Fincanda Kalmasının Nedenleri Neler Olabilir?

Çeşitli Türk medeniyetlerinin yaşam tarzlarında önemli bir yere sahip olan Türk Kahvesi, Türk kültürünün önemli sembolik bir parçasıdır. Türk kültüründe Türk kahvesi; misafirperverliği, hoşgörüyü ve arkadaşlığı sembolize eder. Bu gelenek Osmanlı Devleti’nde de yer almaktadır. İnsanlar konuklarına ve misafirlerine özenle hazırlanmış özel kahve takımlarıyla Türk Kahvesi ikram ederler. Bu misafire olan saygılarını ve iyi niyetlerini belli etmenin bir yoludur.

Bu gelenek herhangi bir sınıf ayrımı veya rütbe tanımaz. Her kesimden her türlü insana aynı şekilde, misafirperver ve yardımsever, yaklaşılır. “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane” atasözünde de belirtildiği gibi kahve; sosyal ilişkilerin önemini ve değerini sembolize eder.

Kahvenin son yudumunun fincanda bırakılması da bu sembolik değerin somut bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmesindendir. Dışarıda ciddi manada yardıma muhtaç insanlar dururken kahvenin son yudumunun derdinde olunması, kahvenin sembolize ettiği değere zıt düşer. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” atasözünün de vurguladığı gibi, yemeye ve içmeye muhtaç insanlar bulunduğu müddetçe öncelik onlara yardım etmek olmalıdır. Yani kahvenin son yudumu, yardıma muhtaç insanlara yardım edilmesi gerektiğini sembolize eden bir değerdir.

Vakıf Hizmetlerinden Kimler Yararlanabilir?

Vakıf kuruluşları din ayrımı, kültür ayrımı, sınıf ayrımı ve rütbeleri tanımaz. Vakıf kuruluşlarında ihtiyaç sahibi her birey değerlidir. Yardıma muhtaç her insan; vakıf kuruluşlarında, ihtiyaçları doğrultusunda eşit haklara sahiptir. İnsan ayrımı yapılmadan bütün insanlara yardım edilir. Bu nedenler tüm insanlar vakıf hizmetlerinden yararlanabilir.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının yedinci ünitesi olan Klasik Çağ’da Osmanlı Toplum Düzeni ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölümü Cevapları

Aşağıdaki terimleri birer cümle ile açıklayınız.

Surname Nedir?

Osmanlı Devleti’nde şehzadelerin sünnet törenlerini ve kadın sultanların evlenme törenlerini betimleyen yazılı eserlerdir.

Surre Alayı Nedir?

Osmanlı Devleti’nde, surre adı verilen yardımları Hicaz’a götürmek üzere törenle yola çıkarılan topluluk.

Paşmaklık Nedir?

Osmanlı Devleti’nde Osmanlı hanedanından evlenen kızlara veya padişahın eşlerine verilen miri topraklardır.

B Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

Osmanlı’da, Millet Sözü Neyi İfade Eder?

Osmanlıda millet, Müslüman olan topluluğu ifade eder.

Osmanlıların, Anadolu’daki Rum Köylerini Fethinden Sonra Buradaki İnsanların Yaşamında Ne Gibi Değişimler Görülmüştür?

Buralarda bayındırlık çalışmaları yapılmış. Konar göçer Türkmenler yerleştirilmiş, bölge Türkleşmiş ve İslamlaşmış, ekonomik olarak kalkınma hızlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde Kılık Kıyafet Kültürünün Oluşmasında Etkili Olan Unsurlar Nelerdir?

Din, örf ve adetler.

Osmanlı’da Şehir Halkının Bir Araya Gelmesine Vesile Olan Etkinlikler Nelerdir?

Düğünler, cenazeler, şenlikler vs.

Osmanlı Devleti İçin Çifthane Sisteminin Faydaları Nelerdir?

Osmanlı Devleti, Çifthane sistemi ile toprakların bağımsız işletilmesini ve tarımsal üretimin sürdürülmesini sağlamıştır.

Loncaların Kurmuş Olduğu Sandıkların Faydaları Nelerdir?

Sandıklar esnaflar için bir nevi güvence olmuş onların çalışmasını ve sosyal güvenliklerini kolaylaştırmış, yardım etmiştir. Esnaflar arasında birlik sağlamış, günümüz sendikaları gibi işlev görmüştür.

Osmanlı Devleti’nde Vakıfların Toplumsal Hayat İçerisindeki Faydaları Nelerdir?

Vakıflar toplumsal hayatta sosyal sorumlulukla ilgili konulara el atarak toplumsal refaha katkı sağlamıştır. Toplumsal huzurun sağlanmasını katkıda bulunmuş, halk içerisindeki dayanışma ve kaynaşma oranını arttırmıştır. Muhtaç ve ihtiyaç sahiplerine yardımların gitmesi gib konularda da katkıda bulunmuştur.

C Bölümü Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. C 2. C 3. D 4. A

Ç Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları “Fatih’in Bosnalı Avrupalılara Verdiği Ahitname” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız. 

Fatih Sultan Mehmet’in, Bosnalılara Tanıdığı Haklar Nelerdir?

Onların din özgürlüğü tanımış, yasalara karşı çıkmadıkları sürece mallarının ve canlarının güvenliğini sağlamıştır.

Fatih’in, Bosnalılara Karşı Yasakladığı Onur Kırıcı Hareketler Neler Olabilir?

Onları dışlamak, farklı davranmak, toplum içerisinde aşağılamak, ötekileştirmek, gavur gibi sözlerle hitap etmek.

Fatih’in Hem Fetihten Önce Kaçanların Hem de Yabancıların Ülkeye Gelmesini İstemesindeki Sebepler Neler Olabilir?

O bölge halkının güvenini kazanmak ve olası bir Hıristiyan birliğini engellemek. Ayrıca bölgede kalıcı olmak.

Aşağıdaki soruları “Bir Seyyah: Evliya Çelebi” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız. 

Seyyah-ı Alem Ne Demektir?

Seyyah-ı âlem: Dünya yolcusu demektir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Osmanlı Belgelerinin Bile Veremediği Hangi Bilgileri Vermiş Olabilir?

Hem çok geniş bir coğrafyadan ve çok geniş bir kütleden bilgiler olması ayrıca gündelik hayata dair her türlü bilginin yer alması onu Osmanlı belgelerinden ayırır.

Siz Bir Şehri Anlatacak Olsanız, O Şehrin Hangi Özelliklerinden Bahsederdiniz?

Fiziki yapısından, sosyal dinamiklerinden, demografik özelliklerinden söz ederdim.

Aşağıdaki İfadelerden Hangisinin Evliya Çelebi’nin Seyahatname’siyle İlgili Doğru Bir İfade Olduğu Söylenemez?

Doğru Cevap: B şıkkı yani Dünya coğrafyalarının tamamından bahsedilmektedir.


Not: 10. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamını için 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler (2020-2021) başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Yorum Yapın

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi