I. Selim Dönemi ve Safevilerle İlişkiler

I. Selim Dönemi ve Safevilerle İlişkiler (Tarih Konu Anlatımı)

Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595)

Bu yazımızda tarih dersi konu anlatımları kapsamında 10. sınıf tarih dersinin 5. ünitesi olan Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595) ünitesinin 3. konusunun devamı olan I. Selim Dönemi ve Safevilerle İlişkiler konusuna yer verdik. I. Selim Dönemi ve Safevilerle İlişkiler konusunu “Osmanlı Devleti’nin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasının Türk ve İslam dünyası üzerindeki etkilerini analiz eder.” kazanımı çerçevesinde anlattık.

I. Selim Dönemi ve Safevilerle İlişkiler

Ders: Tarih 10

Ünite: Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595)

Konu: I. Selim Dönemi ve Safevilerle İlişkiler

Kazanım: Osmanlı Devleti’nin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasının Türk ve İslam dünyası üzerindeki etkilerini analiz eder.

I. Selim Dönemi ve Safevilerle İlişkiler konusunda öncelikle Safevi Devleti hakkında bilgilere yer verdik. Daha sonra Osmanlı- Safeviler ilişkilerini tüm ayrıntılarıyla anlattık.

Safeviler Kimdir?

1501 yılında kurulan Safevi Devleti, 1736 yılına kadar ayakta kalmış ve bugünkü İran, Irak, Ermenistan, Türkmenistan gibi devletlerin sahip olduğu Şii inancına benimsemiş Türk kökenli bir devlettir. Büyük Selçuklu döneminde Türkleşen İran coğrafyasındaki Türk kültür mirasını Safeviler teslim almış, hâkimiyeti boyunca bölgede derin izler bırakmıştır. Yaklaşık 235 yıl kadar varlığını devam ettirerek Azerbaycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hüküm sürmüş olan Şii inanışa sahip bir Türk Devletidir.

Safevi Devleti’nin merkezi olan İran coğrafyası MÖ. 500’lü yıllardan itibaren Pers kökenli halkların kontrolü altında bulunmaktaydı. Bu coğrafya 8. ve 9. asırlarda yükselen Arap-İslam Devleti’nin otoritesi içerisinde bulunmuş, 10. asırda ise Türkler tarafından yapılan yoğun göç ve akınların altında kalmıştı. İlk olarak Arap nüfusunun sonra ise Türk nüfusunun arttığı bu coğrafya 13. yüzyılda Moğol istilalarına da maruz kalarak yoğun kozmopolit bir yapıya bürünmüş ve kaçınılmaz bir demografik keşmekeşe sebep olmuştu. 13. yüzyıldan itibaren demografik olarak Türk, Arap ve Fars kökenli bir halka ve kültüre sahip hale gelen İran coğrafyası, 16. yüzyıl ve 18. yüzyıl arasında Safevi Devleti’nin otoritesi ile yönetilmiştir. 18. yüzyılın sonlarından itibaren ise yeniden bir Pers hâkimiyeti oluşmuş olsa bile günümüzde İran coğrafyasında yaşamakta olan toplumların %30’unun Safevi kökenli Türkmenlerden oluştuğu tahmin edilmektedir.

Safevi Devleti’nin Kuruluşu

Safevi Devleti’nin kökeni kabul edilen Safeviye Tarikatı, 14. yüzyılın başlarında kurulmuş ve 16. yüzyılda bölgedeki önemli otoriteler arasına girmiştir. Asıl olarak bir Sufi Tarikatı olan Safevi Tarikatı, zaman geçtikçe Bâtıni hareketlerin etkisi altında kalarak Şii inancını kabul etmiş ve önemli Şii tarikatlarından biri olmuştur. Safevi Devletinin kurucusu olan Şah İsmail’in de bu tarikatın şeyh ailesine mensup bir saltanat varisi olduğu bilinmektedir. Safeviye Tarikatı, her ne kadar dini bir kuruluş olsa da, zaman zaman siyasi roller üstlenerek savaşlara girişiyor, bazen bölgesel güçlerin ordularında görev alıyor bazen ise bağımsız olarak savaşlara girişerek fetihler yapıyor ve bölgenin hakimiyetini eline alıyordu. Şah İsmail de bu siyasi görevler içerisinde aktif rol oynayarak zamanla yükselmiş ve kendisine bağlı olan tarikat müritlerinden oluşan bir orduya sahip olmuştu. Bu sayede de İran ve çevresinde söz sahibi bir kişilik kazanmıştır.

Şah İsmail, henüz 14 yaşındayken kazandığı politik güç sayesinde bölgede yaşamakta olan Türkmen cemiyetlerinin saygısını kazanmaya başlamıştı. Bu tarihlerde Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu sonrası gelen ikinci göçler ile birlikte Anadolu’ya göç eden Türkmenler ile sorunlar yaşamaktaydı. Çünkü Sünnilik inancına bağlı olan Osmanlı Devleti, Bâtınilik hareketlerinden etkilenmiş ve Tengricilik inancının etkisinden tam anlamıyla çıkamamış olan göçebe Türkmenler üzerinde baskıcı bir politika uyguluyor, hatta onları yasa dışı duyuru ederek sorunu ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Osmanlı Devletine karşı tepkili olan bu göçebe Türkmenler, Şah İsmail’in onlara karşı sergilediği gözetici tutumdan dolayı Şah İsmail’in etrafına bir araya geliyorlardı. Hem Safeviye Tarikatına mensup aşiretlerin hem de göçebe Türkmenlerin ona sağladığı destek ile birlikte giderek güçlenmekte olan Şah İsmail, 1501 yılında Akkoyunlular’ın kontrolünde olan Tebriz’e girerek bölgeyi fethetti ve çoktandır elinde olan siyasi otoriteyi de kullanarak Safevi Devleti’nin temellerini attı.

Osmanlı – Safevi İlişkileri

Kararlı bir karakteri olan Şehzade Selim’in İran ve Gürcistan toprakları ile sınır olan Trabzon’da bulunuyor olması, sancak beyliği sürecinin hareketli olmasına neden olmuştur. Şehzade Selim, Trabzon sancak beyliği süresince Safeviler ve Gürcülerle sürekli bir çarpışma halinde kalmıştır. II. Bayezid’in gücünün ve yetkinliğinin giderek zayıfladığını ve Amasya’da sancak beyi olan Şehzade Ahmet’in taht için ileri çıktığını fark eden Şehzade Selim, bu durumu Benimseyememiştir. Trabzon’daki başarılarıyla nam salan Şehzade Selim, hem babasıyla hem de kardeşleriyle taht için savaşmış, bundan kaçınmamıştır. Devlet içinde Sultan Selim’in önderliğinde fetihlerin tekrar gerçekleşeceği ve Safevi Devleti probleminin yok edileceği propagandası yapılmaya başlanmıştır.

II. Bayezid ve devletin önde gelenlerinin neredeyse hepsi Şehzade Ahmet’in; buna karşılık yeniçeri ocağı ise Şehzade Selim’in padişah olmasını istemektedir. 1511’de, Selim topladığı kuvvetler eşliğinde babasına karşı girdiği mücadeleden mağlup olarak çıkmıştır. Şehzade Ahmet tahta geçmek için saraya çağrıldıysa da yeniçeriler buna karşı çıkarak Şehzade Ahmet’i Anadolu’ya dönmek zorunda bırakmışlardır. Şehzade Ahmet’in taraftarları bu tepki sonucu padişahlık için Manisa’da bulunan Şehzade Korkut’u çağırmış ancak yeniçeriler İstanbul’a gelen Korkut’u da padişah olarak kabul etmeyip tepki göstermişlerdir. Yeniçerilerin bu tepkileri üzerine Şehzade Ahmet’in taraftarları vazgeçmiş ve Şehzade Selim İstanbul’a gelerek ve II. Bayezid’ı tahttan çekilmek zorunda bırakmıştır. Böylece 1512 yılında I. Selim, babası II. Bayezid’in yerine geçerek padişah unvanını almıştır.

Yavuz Sultan Selim; tahta geldikten sonra taht kavgaları süresince çok zayıflamış olan olan devlet otoritesini yeniden kurmayı ve taht kavgalarıyla ilgili problemleri çözmeyi amaçlamaktaydı. Bunun yanında Osmanlı Devleti için önemli bir tehdit teşkil eden Safevileri ortadan kaldırmak için de eyleme geçti. Yavuz Sultan Selim, ilk önce Kapıkulu askerlerine cülûs bahşişi vererek tahta çıkmasına yardımcı olan askerleri memnun etti. Bundan sonra devlet idaresindeki boşluğu giderdi.

Tahtta hak iddia edebilecek olan kardeşleri Ahmet ve Korkut’u etkisiz hale getiren Yavuz Sultan Selim, bu andan sonra tam anlamıyla iktidarını sağlamlaştırmıştı. Yavuz’un bundan sonraki ana hedefi Osmanlı Devleti için dinî ve siyasi bir tehdit oluşturan Safevi Devleti’ni bertaraf etmekti. Yavuz Sultan Selim, Safevi Devleti’ne saklanan Şehzade Ahmet’in oğlu Murat’ı geri istemesi adına Safevi Devleti’ne bir elçi göndermişti. Bunun sonucunda Şehzade iade edilmediği gibi Osmanlı elçisi, Safevilerin sarayında öldürülmüştü. Ayrıca Şah İsmail, Karamanoğulları ile Osmanlı aleyhine bir ittifak oluşturmuştu. Yavuz tahta çıktığı zaman da onu kutlamak için elçi göndermemişti. Tüm bu işaretler Şah İsmail’in Osmanlı Devleti’ne karşı olan tutumunu açıkça göstermekteydi.

Safeviler, Anadolu’da göçebe olarak bulunan Türkmenler üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Türkmenler üzerinde sistemli politika uygulayan Şah İsmail’in ana amacı, Bu Türkmenlerin de yardımıyla Anadolu’yu kendi topraklarına katmaktı. Osmanlı coğrafyasında Safevi destekli olarak çıkan düzenli isyanlar, Anadolu’daki sosyoekonomik dengeyi bozmaktaydı. Bunun önüne geçmek isteyen Yavuz Sultan Selim, Safevi propagandası yapan şahısları askerlerine buldurarak onları Mora’ya ve Rumeli’ye sürgüne gönderiyordu. Ayrıca Yavuz, Safevilere karşı ticari bir ambargo yürürlüğe geçirdi ve İran ipeğinin Osmanlı sınırlarından geçerek Batı’ya aktarımını yasakladı. Böylece İran ekonomisinin ana gelir kaynaklarında büyük bir eksilme meydana geldi.

Sınırlar tamamen kapatılarak esnafların geliş gidişinin önüne geçildi ve yasağa uymayanlar ağır şekillerde cezalandırıldı. Hazırlıklarını tamamlamış olan Yavuz, Edirne’den İran Seferi için 1514 yılında harekete geçti. İstanbul’dan İzmit’e vardığında Şah İsmail’e bir mektup göndererek ona karşı savaş başlatmış oldu. Sivas’ta asker sayımı yaptıran Yavuz, burada önlem olarak asker bıraktı ve Safevi topraklarına girdi. Safeviler, Osmanlıların geçiş yollarındaki kasabaları boşaltarak ekili alanları tamamıyla tahrip etmişti. Bu vaziyet düşmanın nerede olduğunu öğrenmeden ilerleyen Osmanlı ordusunda erzak ve beslenme problemlerine yol açtı. Osmanlı ve Safevi ordularının Çaldıran Ovasında karşılaşmasıyla savaş başlamıştır. Savaş Osmanlı’nın zaferiyle ve Safevilerin bozguna uğraması ile son bulmuştur.


5. Ünitenin Tüm Konuları: Dünya Gücü Osmanlı (1453-1595) ünitesinin tüm konularını aşağıdaki başlıklarda inceleyebilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi