Mısır'da Kurulan İlk Türk-İslam Devletleri

Mısır’da Kurulan İlk Türk-İslam Devletleri

Mısırda Kurulan Türk-İslam Devletleri

Bu yazımızda Mısır’da kurulan ilk Türk-İslam devletleri olan Tolunoğulları, İhşîdîler (Akşitler), Eyyubiler, Memlukler ve tarihleri hakkında ayrıntılı bilgilere yer verdik. İşte Mısır’da kurulan ilk Türk-İslam devletleri;

  • Tolunoğulları Devleti (868-905)
  • İhşîdîler (Akşitler) (935-968)
  • Eyyubiler (1171-1250)
  • Memluk Devleti (1250-1517)

Tolunoğulları Devleti (868-905)

Mısır’da kurulan ilk Türk-İslam devletidir. Abbasi halifeleri valiliklere Türk komutanlarını atamaya başlamıştı. Ancak atanan komutanlar genelde başkentten ayrılmayı reddediyor ve vali olarak atandıkları bölgelere kendisi için görev yapacak vekiller gönderiyorlardı. Naip adlı bir vekil de Mısır valiliğine atanan üvey babasının vekili Tolunoğlu Ahmet’ti. Babasının ölümünden sonra Tolunoğlu Ahmet de babası gibi Abbasi Devleti’nde öneme sahip olmuştur. Bu yüzden Mısır’a naib olarak gönderilen Tolunoğlu Ahmet, 868 yılında Türklerden oluşan bir ordu ile Mısır’a girmiş ve devletin en önemli temellerini atmıştır. Bu yıllarda Mısır’da,  Abbasi Devleti’ndeki hilafet mücadeleleri yüzünden toplumsal ve siyasi bakımdan istikrarsızlık hâkim olmuştur. Abbasilerin içinde bulunduğu durumu kullanarak harekete geçen Tolunoğlu Ahmed, Suriye seferinden sonra batıda Trablusgarp’tan doğuda Fırat Nehri’ne kadar olan bütün toprakları ele geçirip hakimiyetini kurmuştur.

Tolunoğlu Ahmed’in Suriye ve Filistin’i şehirlerini ele geçirmesi, Abbasi halifesini harekete geçirmiş Tolunoğlu Ahmed’i Mısır valiliği görevinden alınmıştır. Bunun üzerine Tolunoğlu Ahmed bağımsızlığını ilan etmiştir. 884 yılında vefat eden Tolunoğlu Ahmed’in yerine oğlu Humâreveyh tahta geçmiştir. Babasından istikrarlı, zengin ve büyük bir ülke devralan Humâreveyh’in on iki yıl boyunca süren hükümdarlığında Tolunoğulları en parlak dönemlerini yaşamıştır. Bu dönemde el-Cezîre ve Musul’a kadar olan toprakların hepsi Tolunoğulları hâkimiyetine girmiştir. Tolunoğulları, Humâreveyh’in ölümünden sonra düşmeye başlamıştır. Sonra taht kavgalarının artması nedeniyle devlet zayıfladı ve bu devlete Mısır’ı tekrar ele geçiren Abbasiler son verdi.

İhşîdîler (Akşitler) (935-968)

Tolunoğulları devletinin yıkılmasından sonra Abbasi halifeliğine bağlanan Mısır devleti da ha önce de olduğu gibi Bağdat’tan atanan valiler tarafından yönetildi. Bunlardan biri de Muhammed’ti. Abbasi halifesi, Muhammed’e memleketi Türkistan’ı Fergana şehrini yöneten kişilerin taşıdığı İhşîd (yani sultanlar sultanı) unvanı verildi. Muhammed, Mısır’da yönetimi tam anlamıyla ele geçirdikten sonra sonra halkın güvenini ve sevgisini kazanmaya çalışmıştır. Muhammed 935 yılında bağımsızlığını ilan ederek Mısır’da kurulan 2. Türk-İslam devleti olmuştur.

Sonra Şam, Hicaz, Humus ve Halep’i ele geçirdi  ve devletinin sınırlarını genişletti. Bunların yanında Mısır’da tarımı geliştirmek için çalışmalarda bulundu. Bentler ve sulama kanalları yaptılar. Ayrıca bedestenler, hanlar, camiler, hastaneler ve köşkler inşa ederek ekonomik ve sosyal yönden katkı sağladılar. Dimyat, Tinis, Ferma ve İskenderiye şehirlerine dokuma tezgahları kurup tekstil sanayisini geliştirdiler. Muhammed öldükten sonra devletin gücünü koruyamadılar. Taht kavgalarını öönlemek için bazı devlet adamları Fatımilerden yardım isteğinde bulundular. Sonra Fatımiler 969 yılında Mısır2a girip bu devlete son verdiler.

Eyyubiler (1171-1250)

Mısır’da kurulan üçüncü Türk-İslam devletidir. Mısır’da kurulmuş Orta Doğu, Yemen, Hicaz ve Kuzey Afrika’da hüküm sürmüş İslam-Türk devletidir. Eyyubiler hanedanını kuran Selahaddin Eyyubi’nin babasından almıştır.  Selahaddin Eyyubi o dönemde, Zengi Atabeyi Nüreddin Mahmud Zengi’nin en büyük yardımcılarından ve amirlerinden biri olmaktaydı. Haçlıların Mısır’ı işgale teşebbüs etmeleri yüzünden 1169’da Fâtımi Halifesi, Nüreddin Zengi’den yardım isteğinde bulunmuştur. Büyük bir bölümü Türklerden oluşan süvari birliğiyle Mısır’ın yardımına giden Şirküh, Mısır’da idareyi ele geçirmiştir ve Fâtımi halifesi tarafından vezirliğe tayin edilmiştir.

Şirküh’un ölmesi sebebiyle yeğeni Selahaddin Eyyubi, Fâtımi Devleti’ne vezir ve ordu komutanı olarak gönderilmiştir. Selahaddin Eyyubi, Nüreddin Zengi’nin yardımlarıyla 1169-1171 yılları arasında Mısır’daki Fâtımi rejimini yavaş yavaş etkisiz hâle getirmiştir. Daha sonra Fâtımi hilafetine son vererek Mısır’da Abbasiler için 1171’de hutbe okutmuştur. Nüreddin Zengi’nin ölümü yüzünden Selahaddin, 1174’te Suriye’yi ele geçirmeyi başarmıştır. Haçlılara karşı büyük bir başarıyla mücadele eden Selahaddin Eyyubi, 3-4 Temmuz 1187’de yapılan Hıttin Savaşı’nda Haçlıları büyük bir yenilgiye uğratmış ve Kudüs’ü ele geçirmiştir. Bu zafer Avrupa’da büyük bir tepkiyi meydana getirmiş ve İslam dünyası üzerine III. Haçlı

Seferi’nin düzenlenmesinin sebeplerinden biri olmuştur. Selahaddin Eyyubi, III. Haçlı Seferi’ne karşı olarak İslam dünyasını büyük bir çaba ve başarıyla savunmuştur. Selahaddin Eyyubi 4 Mart 1193 tarihinde hayatına son vermiştir. Bu sırada devletin sınırları Trablusgarp’tan Hemedan ve Ahlat’a, Yemen’den Malatya’ya kadar ilerlemiştir. Eyyubi hükümdarları arasında sadece Selahaddin’e karşı isyan olmamıştır. Ondan sonra gelenler aynı başarıyı ve çabayı gösterememiş ve ülkede diğer devletler gibi taht kavgaları ve iç karışıklıklar yaşanmıştır. Memlûklular etrafında toplanan muhalifler 30 Nisan 1250 tarihinde Sultan Turan Şah cinayetini işlemiş ve bu yüzden Mısır’da Eyyübiler Devri sona ermiştir.

Memluk Devleti (1250-1517)

Mısır’da kurulan dördüncü Türk-İslam devletidir. Eyyubiler, Kafkasya’dan getirdikleri küçük yaştaki Türk çocuklarını Mısır’da Nil Nehri üzerinde bulunan Ravza Adası’nda kurdukları kışlalarda asker olarak eğitmeye çalışırlardı. Memluk veya Kölemen denilen bu özel ve seçkin askerler, hassa ordularına gönderilir ve burada çalışmaya başlarlar. Gösterdikleri yararlılığa göre en yüksek rütbelere kadar çıkabilirlerdi. Memluk Devleti’nin kurucusu olan Aybek de bu şekilde yetişmiş askerlerden biriydi. Aybek son Eyyubi hükümdarı Turanşah’ın ölmesi üzerine 1250 yılında ordunun içindeki Türk Memlukluların desteğini alarak Mısır’da iktidarı ele geçirdi.

Aybek öldükten sonra Memluklar Devleti doğu taraflarından gelen Moğol tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Memluk komutanlarından Baybars Mısır’a doğru Moğol’un ordusunu 1262 yılındaki Ayn Calud Savaşı’nda büyük bir yenilgiye uğrattı. Böylece Memlûklular, İslam dünyasının en büyük devletlerinden biri hâline geldi. Moğollar, ilk anda üstünlük sağlasalarda, Sultan Kutuz’un dirayetli kumandası sayesinde büyük bir yenilgiye uğradılar. Kaçan Moğolları takip ettiren Sultan, Moğol başkumandanı Ketboğa Noyan da buna dahil olmak üzere, Moğolların hepsini öldürttü. Zafer, İslâm âlemini büyük bir sevinç ile doldurdu. Çünkü, Moğollar Mısır’a hakim olsaydı, İslâm âlemi için felaket olurdu. Bu zafer sonunda, Şam’a gelen Sultan Kutuz, Habeşistan’dan Fırat kıyılarına kadar olan bütün toprakları hakimiyeti altına aldı. Cihadını, Moğollarla işbirliği yapan Latinlere karşıt devam etti.

Sultan Kutuz Dönemi

Sultan Kutuz, Ayn-ı Câlût Zaferinde, Türk ordusunun öncü birliklerine kontrol eden Baybars’a, söz verdiği Halep umumî valiliğini vermediği için, onun tarafından öldürüldü. Sultan Kutuz’un yerine, 1260 senesinde Sultan olan Baybars’ın, Eyyubî Hânedânı’nın iktidardan uzaklaştırılıp, Türk Memlûklarının iktidarı ele geçirmelerinde, en önemli rolü oldu. Sultan Baybars, tahta çıktığında, İlhanlılar ve Haçlılar, Memlûkları ve İslâm alemini tehdit ediyorlardı. Baybars, 1258’de Hülâgu’nun, Abbasîleri Bağdat’tan çıkarması için karşılık olarak, 1261’de, Abbasîlerden El-Muntasır’ı  Kahire’de, halife ilan etti. Bu davranışı ile, bütün Sünnî Müslümanların takdirini ve güvenini kazandı.

Memlûkların, başşehirleri halifelere Kahire’de yer verip, hürmet etmeleri, onlara İslâm âleminde büyük bir nüfuz kazandırdı. 1265’te, Haçlıların ait olan Suriye kıyılarındaki birçok kaleyi alan Sultan Baybars, Kilikya Rumları ve Ermeniler üzerine de bir ordu gönderdi. Bu seferde, Ermenilerin baş adamı, esir alınarak Sis (Kozan) zaptedildi. 1268 senesinde, tekrar sefere çıkan Sultan Baybars, Haçlıların son destek noktaları olan Antakya’yı işgal ederek, prensliklerini yıktı. 1270 ve 1271 yılları arasında düzenlediği yeni seferlerde, Haçlıların son sığınakları olan Askalan ve Kerek kalesini almaya çalıştı. Bir yıl sonra vuku bulan iki İlhanlı taarruzuna da, başarıyla karşı gelerek, 1274 senesinde Anadolu’ya giriş yaptı ve Sis’i ikinci defa zaptetti.

Sultan Baybars Sonrası Dönem

Baybars’ın ölümü sebebiyle, yerine oğlu Nâsireddin Berke geçti. Ancak, takip ettiği siyaset yüzünden, kısa bir süre sonra emirler ile arası açılan Nâsireddin Berke, ortalama iki yıl sonra, kendi isteği ile tahttan çekildi (1279). Onun yerine Baybars’ın diğer oğlu Bedrüddin Sülemiş geçti. Yeni sultanın küçük yaşta olmasından faydalanarak Kalavun, iktidarı ele geçirip kendisine saltanat yolunu açmak için çalışmalarında bulundu. Ümeranın muvafakatini de alan Kalavun, Sülemiş’i tahttan indirip, en sonunda sultanlığını ilan etti. Kalavun, tahta geçtikten sonra diğer Memlûk sultanlarının karşılaştıkları zorluklarla karşılaştı.

İç meselelerini bir düzene oturttuktan sonra, İlhanlılara karşı Baybars’ın politikasını takip etti. 1280 ve 1281 seneleri içerisinde, İlhanlıların Suriye’ye yaptıkları iki seferi de bertaraf eden Kalavun, 1285 senesine kadar Sungur ile ilgilendi. Bu yüzden Haçlılarla savaşa girmekten kaçınıp on senelik bir barış anlaşması imzaladı. Avrupa’dan yardım alamayan Haçlı kalıntılarını, tamamen ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçti. Emîr Hüsameddin komutasında olan bir orduyu, Antakya Haçlı Prensliği’nin son kalıntılarının toplandığı Lazkiye’ye gönderip 1287 senesi Nisan ayında, şehir fethetti. 1289 senesinde Kalavun, güçlü bir ordu ile beraber Trablus’u kuşatıp Nisan ayının sonlarına doğru ele geçirdi. 1290 yılında Akka’ya gelen bir Haçlı grubu, çevredeki Müslüman topraklarına hücum edip, bazı tüccarları öldürdüler. Bu olayın üzerine, Kalavun büyük bir ordu hazırladı fakat Kahire’den ayrılmak üzereyken, 1290 yılında vefat etti.

Kalavun’un ölümünden sonra onun yerine oğlu Eşref Halil geçti. Halil, tahta geçtiği anda, Memlûkların isyanı ile karşılaştı ve kısa süre içersinde bastırdı. Sultan Halil, 1291 yılı Nisan ayında, ordusu ile beraber Akka’yı kuşattı ve şehir 18 Mayısta fethedildi. Akka’nın düşmesinden sonra, Suriye’deki Haçlı kaleleri birer birer ele geçirildi. Bu sayede 14 Ağustosta, bütün Suriye sahili, Haçlılardan temizlendi. Sultan Eşref Halil, tahta geçtikten bir süre sonra, devlet ricâline ve babası zamanında söz sahibi olan ümeraya karşı hiç iyi davranmadı.

Memluk Devleti’nin Yıkılışı

Bu yüzden, vezirlerden Baydara, Sultan Eşref Halil’i bir av sırasında 1293 yılı Aralık ayında öldürdü. Sultan Halil’in öldürülmesinden bir süre sonra, sırasıyla tahta geçen Nâsıreddîn Muhammed, Ketboğa, Laçin ve İkinci Baybars dönemlerinde, ülke, iç karışıklıklar ve saltanat kavgaları ile büyük bir zarara uğradı. 1310’da üçüncü defa tahta çıkan Nâsıreddin Muhammed, otuz bir sene boyunca devam eden bu saltanatında, önce bütün devlet işlerini ele aldı. Eskiden yaptığı gibi, hiçbir zaman ümeranın kendisine tahakküm etmesine izin vermedi.

Sultan Muhammed’in üçüncü saltanat devri, Memlûk nizamının olgunlaştığı, hükümet dairelerinin bir düzene oturduğu, idarede birçok yeniliklerin ve gelişmelerin yapıldığı, bazı büyük memuriyetlerin kaldırılıp, yerine yenilerinin ihdas edildiği bir zamandır. Sultan Nâsıreddîn Muhammed, bunlarla beraber, gelir kaynaklarını düzeltmiş, iktisadî gelişmeye bağlı olarak, devletin gelirini de bu şekilde arttırmıştır. Nâsıreddîn Muhammed, 1341 yılında vefat edince, Memlûk Devleti, Nâsıreddin Muhammed’in oğulları ve torunlarının dönemi olarak isimlendirilen yeni bir döneme girdi.

Bahrî Memlûkların çöküşüne ve Burcî Memlûkların kuruluşuna kadar uzanan bu dönem en bariz vasfı, Sultan Nâsıreddîn’in oğlu ve torunlarından sultan olanların çoğunun, çocuklardan oluşmasıdır. Bu yüzden, ümeranın (emîrlerin) nüfuzu yeniden arttığı için sultanlar kısa sürelerle sık sık değiştirildi. On üç sultanın başa geçtiği bu zamanlarda, Suriye ve Mısır’da, çok büyük veba salgını oldu, her gün binlerce kişi öldüğünden, toprağı işleyecek hiç kimse kalmadı. Kudretli bir insan olan Sultan Berkuk ile iktidar, Bahrî Memlûkları’ndan, Burcî Memlûkları’na geçti. Sultan Berkuk, Çerkezlerden bir topluluğun başına geçerek güçlenince, Sultan Selâhaddin’i 1382 yılında tahttan indirip, Bahrî Memlûkları devrine son verdi.

Not: Bu konuyla ilgili olarak İlk Türk Devletleri ve Komşuları (Tarih Konu Anlatımı) başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi