Ziggurat Nedir? Tarihi ve Özellikleri

Ziggurat Hangi Uygarlığa Aittir?

Ziggurat nedir? Ziggurat, Akad dilinde “yüksek yere kurulmuş” anlamına gelmektedir. Ziggurat, İlk Çağ’da Orta Doğu’da yapılmış çok katlı yapılardır.

Tarih boyunca, insanlar kendi çağlarındaki ihtiyaçlarına göre çeşitli yapılar inşaa etmişlerdir. Sonrasında gelen çağlarda da oldukça ses getiren bu yapılardan biri olan Ziggurat, kendi döneminde birden fazla amaca hizmet etmiştir. Bu araştırma çalışmasında da Ziggurat’ın ne olduğu, ne amaçla kullanıldığı ve tarihçesine dair bilgilere değinilecektir. Ziggurat hakkında hazırlanan akademik makaleler, haber sitelerinden elde edilmiş gelişmeler, arkeoloji çalışmaları ve tarihçesine dair bilgi sunan güvenilir eserlerden yardım alınacaktır.

Ziggurat Nedir?

Ziggurat, kelime anlamı olarak “yüksek yere kurulmuş olan” anlamına gelmekte olup aynı zamanda bir tapınak çeşidi olarak bilinen bir yapıdır. Mezopotamya Vadisi ve İran bölgelerinde çeşitli örnekleri bulunmaktadır. Tarihte bilinen Ziggurat Tapınaklarından en eskisi Milattan Önce 4000’li yıllara dayanmaktadır. Bu ziggurat tapınaklarından en yenisi de yine Milattan Önce 6. yüzyılda inşa edildiği iddia edilmekte ve öyle olduğuna dair çeşitli kanıtlar bulundurmaktadır.

Yapımı Milattan Önce 3000 yıldan Milattan Önce 6. yüzyıla kadar devam eden Ziggurat, önemli bir manevi anlama sahiptir. Boyutlarının ve yapım sürelerinin bu kadar zaman alması, insanlar için de oldukça önemli bir yere sahip olduklarının göstergesidir. Mezopotamya’yı yönetmiş olan çeşitli hanedanlıkların incelenmesinden sonra insanların zigguratlara neden bu kadar önem verdiğini ve ne amaçla kullandıklarına dair çıkarımlar yapılabilirmiştir. Zigguratlar, insanların manevi duygularla bağlı olduğu ve önemsediği inançları bağlamında tanrılarıyla bağlantı kurmalarının önemli bir yoludur. Seküler toplum doğuşunun nedeni olan başlıca nedenlerden bir tanesi de Zigguratlardır. Ayrıca kralın gücünü görülebilir kılmanın bir yöntemi de ziggurat inşa ettirmesidir. Antik Mezopotamya’da hüküm sürmüş bir kralın gücünü kanıtlayabilmesi ve herkes tarafından saygı duyulur bir kişi olması için şehrin kilometrelerce uzağından görülmeye uygun bir ziggurat inşa etmesi zorunluydu. İnşa etmiş olduğu bu devasa ziggurat ile nesiller boyunca hatırlanacak ve halk tarafından rağbet toplayarak kendisini ölümsüzleştirmek amaçlanmıştı.

Ziggurat Planı
Ziggurat Modeli

Ziggurat Özellikleri

Ziggurat tapınakları, karakteristik özellik olarak birbirlerine benzeyen birden fazla kopyadır denebilmektedir. Piramitlere oldukça benzeyen ancak bazı fiziksel ve yapısal özellikleri yüzünden birbirlerinden farklı olan Zigguratlar’ın üst yüzeylerinde piramitlere kıyasla düz bir alan bulunmaktadır. Yükseklik olarak en az 2 ve en fazla 7 kat arasında bir boya sahip olan Zigguratlar’ın en üstlerindeki düz alanlarda tapınak veya türbeler bulunmaktadır. Bu türbe ve tapınaklara erişilebilmesi için Zigguratların etrafında rampalar bulunmaktadır.

Mezopotamyalılar, daha devasa büyük ve karmaşık zigguratlar inşa etmek için ziggurat tapınaklarında görmüş oldukları eğitimleri kullanarak inşa süreçlerinde bu yöntemleri kullanmışlardır. Zigguratların hepsi gerek ihtişamı gerek büyüklüğü gerek de yapısı ve karmaşıklığıyla dillere düşen yapılar olmasına rağmen zaman içerisinde yok olma süreçleri yapılarına göre oldukça kısadır. Taştan yapılmış olan piramitlere kıyasla zigguratlar, çamur kil, tuğla ve çok az bir oranda taştan oluşmaktaydı. Sağlam yöntemler, öğrenilmiş matematik ve hesaplamalar ile inşa edilmiş olmalarına rağmen kerpiç ve kilden yapılmış olan zigguratların hemen hemen hepsi Mezopotamya tarihinde yıkılarak yok olmuştur. Günümüzde, devlet tarafından restorasyonu yapılmış ve çeşitli hizmetler tarafından korunmakta olan zigguratların sadece taştan yapılmış kısımları ayakta durmaktadır.

Ziggurat Tarihi

Zigguratlara ait uzun bir tarih ve eski Mezopotamya’nın dini, kültürel ve sosyal yapısında önemli bir konuma sahip olmuştur. Güney Mezopotamya’nın Uruk Dönemi’nde meydana çıkmasından Milattan Önce 6. Yüzyıla kadar Yeni Babil Hanedanlığı’nda görülen çöküşe dek, zigguratlar Mezopotamya bölgesinin çeşitli etniklerden oluşmuş grupları için dini faaliyetlerini yerine getirebilmeleri adına oldukça önemli bir mekan olarak bulunmaktaydılar. Ziggurat geleneği, bütün insnaları din bağlamında tek bir çatı altında toplanmaya teşvik ettiği için Mezopotamya, dini faaliyetlerin etkisi altında kalarak daha kolay ve erken bir şekilde kentleşmiş bir bölgedir. Ek olarak, bir hükümdarın şehir kurması ya da olabildiğince büyük bir ziggurat inşa etmesi demek hem siyasi meşrutiyetini hem de halkına karşı gücünü gösterebilmesi adına en az dine karşı sahip olduğu önem kadar bir değere sahiptir.

Sümer Zigguratları

En eski zigguratlar, Milattan Önce 3000 yılında Mezopotamya bölgesinin güneylerinde Sümerler tarafından inşa edilmiştir. O dönemlerde Mezopotamya birden fazla bağımsız şehir devletleri arasında bölünük bir durumdaydı. Kurulduğu şehirden adını alan Üçüncü Ur Hanedanlığı hükümdarı Ur-Nammu (Milattan Önce 2112 – 2095 arası hükümdarı) güç kullanarak bağımsız şehirleri birleştirerek ülkeyi bir araya getirdi. Daha sonrasında kendisini, hanedanını ve de yönetimini ölümsüzleştirmek adına geleneksel yöntemlere başvurarak Ur Zigguratı’nı inşa etmiştir.

Ur Zigguratı, Ay tanrısına adanmış bir tapınaktır. 40 x 60 metre ölçülerine sahiptir ve seleflerinden daha büyük bir yapıya sahiptir. Günümüzde sadece iki katı durmaktadır. Bilim adamları iki katı duran bu zigguratın üçüncü bir katı olduğuna dair tahminler yürütmektedir. Üçüncü Ur Hanedanlığı’nın çökmesi ile birlikte Sümerler diğer Mezopotamyalılar tarafından asimile edilerek zaman içerisinde kültürlerini kaybetmek durumunda kaldılar. Ancak Mezopotamya’yı yöneten diğer etnik gruplar, Sümerliler’in Ziggurat geleneğine önem vermeyi sürdürdüler.

Babil Zigguratları

Sümerlerin düşüşünün ardından Mezopotamya’daki kültürel odak kuzeye yani Babil’e çevrilmiştir. Amori ve Kassit topluluklarının hükümdarları, inançları bağlamında tanrılarına onur katmak ve insanlara siyasi görüşlerini göstermek için zigguratlarını Babil ve civarına konumlandırmıştır. Zigguratlardan en etkileyici olanlarından bir tanesi I. Kurigalzu adındaki Kassit hükümdarı tarafından Milattan Önce 14. Yüzyılın henüz başlarındayken yeni kurulmuş olan bir şehre konumlandırılmıştır. Güney Mezopotamya’da inşa edildiği gibi kuzeyde de oldukça büyük tapınaklar tasarlanmıştır.

Elam Zigguratları

Antik Mezopotamya’daki zigguratları inşa etmiş olan sayısızca insan arasında en ilginç olarak sınıflandırılabilecekler Elamlardır. Mezopotamya bölgesinin doğusunda konumlanan Elam bölgesi, erken dönem Mezopotamyası’na entegre olarak sistemi benimsemiştir. Milattan Önce 15. Yüzyılda bölgede güçlenen elamlar Susa şehri çevresinde hanedanlık kurmuşlardır. Elam hükümdarları, Babil ve Sümer hükümdarlarının amaçları ile aynı amaç doğrultusunda ziggurat inşa etmişlerdir. Elam hükümdarı olan Untash – Napirisha (yaklaşık olarak Milattan Önce 1340 – 1300) I. Kurigalzu’ya benzeyen bir şekilde kendi ismini verdiği bir şehir kurmuştur. Yine güç gösterisi ve kendisini ölümsüzleştirmek adına şehrin tam ortasında her yerden görülebilen bir ziggurat inşa etmiştir. Bu ziggurat, iki tanrıya adanarak inşa edilmişti. Elamların tek tanrısı olan napirişa ve Susanın koruyucu tanrısı olarak adlandırılan İnşuşinak. Üst üste koyulmuş tonlarca pişmiş çamur tuğlaları konulması yapının hem daha sağlam hem de daha uzun süre dayanabilir bir şekilde kalmasını sağladı.

Asur Zigguratları

Milattan Önce 1. Bin yılında Mezopotamya’nın siyasal ve kültürel enerjisi tekrardan kuzeye yöneldi ancak bu sefer Dicle Nehri üzerinde bulunan Asur bölgesine kaydı. Asur halkı, Yakın Doğu’da kalan bölgeleri işgal etmekle meşgul olmadıkları zaman diliminde Ninova, Nimrud ve Assur gibi yeni şehirler kurmakla meşgullerdi. Asur’un büyük şehirlerinin genelinde, tek tanrıları olan İştar ve Asur’a adanan zigguratlar bulunmaktaydı. Bu zigguratlar, yapıları gereğiyle bölgedeki Asur üstünlüğünü kabul ettiren güzellikte ve özellikteydiler. II. Aşurnasirpal (Milattan Önce 853 – 859’da hüküm sürmüştür) zigguratını Nimrud şehrine inşa etmiştir. Lakin bu ziggurat da diğer zigguratlar gibi tarih içerisinde zamanla yok olmuştur. Milattan Önce 4. Yüzyıla denk gelen yüzyılda bölgede bulunan Yunan generalleri ve filozoflar şehrin yakınlarında 30 ile 60 metre arasında yüksekliğe sahip bir taş piramit olduğunu ve bunların yalnızca kalıntılar olduğunu dile getirmiştir. Bu demek oluyor ki kalıntıları 30 ile 60 metre arasında değilken bu zigguratların bütün hali çok ama çok daha büyük bir boyuta sahiptirler.

II. Aşurnasirpal’ın Asurlu veliahtları ziggurata olan saygılarından dolayı bu geleneği sürdürmüştür. Gelip geçen veliahtlardan hiçbiri II. Sargon (Milattan Önce 721-705 dönemi hükümdarı) kadar etkileyici bir ziggurat inşa edememiştir. II. Sargon, tıpkı diğer hükümdarlar gibi tanrılarını, halkını ve kendisine karşı gelen düşmanlarını etkisi altına alabilmek adına yeniden bir şehir kurarak adını Dur-Şarrukin koymuştur. Şehir, tuğla duvarlar arasında kurulmuştur ve şehre ait olan tapınaklar, ziggurat ve kraliyet sarayları da yine bu duvarlarla çevrilerek şehir duvarları içerisine konumlandırılmıştır. Günümüzde bulunan modern bilim adamlarına göre Dur Şarrukin’e ait olan Ziggurat yaklaşık olarak 43 metre ve yedi kata sahiptir. Bu ziggurat doğrudan doğruya kraliyet sarayına bağlı olduğu için, Dur Şarrukin döneminde ve sonrasında yapılan zigguratlara yeni bir yapı stili kazandırmıştır. Bu zigguratın kraliyet sarayına bağlı olmasının temel nedeni dine karşı baş rahibin ve ordu başkomutanının sahip olduğu görev ve Asur kralına ait olan ritüel görevlerinin artmasıdır.

Akad Zigguratları

Yüzyıllar boyunca süregelen ziggurat inşa etme geleneği II. Nebukadnezar (Milattan Önce 604 – 562) döneminde doruk noktasını yaşamıştır. II. Nebukadnezar, Danyal peygamberinin Eski Ahit adlı kitabında kötü niyetli ve kendi dillerinde “kötü adam” anlamına gelen bir isimle anılmaktadır. II. Nebukadnezar, Yeni Babil Hanedanı olarak bilinen hanedanı ön plana çıkaran ve Yakın Doğu’da oldukça aktif görev alan bir hükümdardı. II. Nebukadnezar’ın sürdürdüğü saltanat boyunca sahip olduğu en önemli başarı, Babil’de bulunan Etemenanki Zigguratı’nı inşa etmiş olmasıdır. Etemenanki, eski Akadca dilinde “Cennet ile Dünya arasında bulunan Sınırın Evi” olarak bilinmektedir. Bu özellik, zigguratların göklere olan yakınlığını ve aralarındaki bağa dikkat çeken bir özelliktir. Etemenanki Zigguratı da diğer zigguratların adandığı gibi bir tanroya adanmıştır ve adandığı tanrı da Babil şehrini korumakla yükümlü olduğuna inanılan Marduk’tur.

Pers Zigguratları

Etemenanki Zigguratı’nın yıkımının ardından geriye herhangi bir kalıntısı kalmasa bile Mezopotamya tarihi boyunca sahip olduğu büyüklük nedeniyle birçok insanın kendisini görmek adına bu bölgeye gelmesine neden olacak kadar dillere düşmüştür. Milattan Önce 5. Yüzyılda yaşamış olan Yunan tarihçisi ve aynı zamanda yazar olan Herodot, “En üstte bulunan kulenin tepesinde, içerisinde büyük bir sediri bulunan dev bir tapınak bulunmakta” demiştir ve bunun için Tevrat’ta bahsi geçen “Babil Kulesi”ne ilham kaynaklığı yaptığını söylemiştir. Ahameniş Persleri ile Milattan Önce 539 yılında Babil’i fethettiklerinden sonrasında ziggurat dönemi son bulmuştur. Persler, Mezopotamya’da 200 yılı aşkın bir süre boyunca kalmış olmalarına rağmen bölgede bulunan herhangi bir ziggurata zarar vermeden sadece ziggurat geleneğini devam ettirmeyerek yetinmişlerdir. Perslerden sonra gelen Selekuos Hanedanlığı döneminde ise bölgede bulunan bütün zigguratlar terk edilmeye mahkum bırakılmış ve çölde bulunanları en büyük hasarları alarak genelinde bir harap olma görülmüştür.

Ur Zigguratı Hakkında Bilgi

Ur zigguratı ya da Ur’un Büyük Zigguratı olarak bilinen yapı, kökeni Sümerceye dayanan ve kendi dilinde tamamıyla korkudan oluşan bir tapınak adına gelen bir tapınaktır. Günümüzdeki konumu Irak’ta bulunan Zi Kar bölgesindeki Nasiriye çevresinde konumlanmış olan Antik Sümer Çağı’ndan kalmış olan ve Ur devleti tarafından kurulup Üçüncü Ur Hanedanlığına ait olan bir tapınaktır. Bu yapı, Milattan Önce 21. Yüzyılda Erken Tunç Çağı’nda inşa edilmiştir ancak 6. Yüzyılda Yeni Babil İmparatorluğunun kurulmuş olduğu dönemde harabeye dönerek yerle bir olmuş ve sonrasında Kral Nabonidus tarafından yeniden restore edilmiştir.

1920 – 1930 yılları arasında Leonard Woolley tarafından kalıntıları kazınarak bulunan bu yapı, restore edildikten sonra tamamen yok olmayarak toprak altında bir yerlerde kalıntılarıyla yaşamaktadır. 1980’lerde ise Saddam Hüseyin adında bir mimar tarafından tapınağa ait olan cephede ve anıtsal merdivenlerinin yeniden inşa edilerek eskiden sahip olduğu görüntüye tekrardan kavuşturulması sağlanmaya çalışılmıştır. Ur Zigguratı ya da bilinen diğer ismiyle Ur’un Büyük Zigguratı, Dur Untaaşı zigguratına kıyasla Irak ve İran bölgesinde bilinen zigguratlar arasında en iyi korunmuş ve restore edilmiş olanlardandır. Neo – Sümer şehri de Ur Hanedanlığına ait olan Kraliyet Mozolesi ile birlikte Ur – Nammu Sarayı da iyi bir şekilde korunmuş olan nadide üç yapıdan biridir.

Ur Zigguratı, Üçüncü Ur Hanedanlığı dönemince ortalama Milattan Önce 21. Yüzyılda Nanna – Sin’e adanmış olarak Ur Hanedanlığının kralı Ur-Nammu tarafından yapılmıştır. Devasa bir büyüklüğe sahiptir ve yüksekliği yaklaşık olarak 64 metre, en olarak 45 ve uzunluk olarak da 30 metreye tekabül etmektedir. Ziggurattan geriye sadece temelleri kaldığı için arkeoloji ile ilgilenen bilim adamları uzunluğu hakkında kesin görüşlerde bulunamamaktadır. Bu ziggurat, şehrin tüm idari işlerini yaptığı için Ay tanrıçası olan Nanna’nın türbesi olarak da kullanılan bir tapınaktır.

Sümer Uygarlığında Ur Zigguratı

Ur Zigguratı’nın inşaatı Milattan Önce 21. Yüzyılda tamamlanmıştır. Şehre karşı bölgedeki diğer şehirlerin bağımlılığını kazanmak için kendisini tanrı ilan etmiş olan Hükümdar Şulgi tarafından tamamlanmıştır. 48 yıl boyunca hükümdar olarak yaşamını süren Ur şehrinin Mezopotamya’da bütünlüğü kontrol eden bir şehir haline gelmiştir. Zaman içerisinde yapılmış olan birçok ziggurat kerpiç, pişmiş tuğla ve kerpiçten tuğlaların üst üste konularak, dizilerek ve yığılarak çamur ile birbirlerine yapıştırılması ile yapıldığı gibi, Ur Zigguratı da aynı şekilde bu malzemelerden yapılmıştır. Ayrıca zaman içerisinde birden fazla kişi tarafından restore edildiği için ve tuğlaların üst üste yığılmasından dolayı yapısal olarak oldukça güçlü olduğu için uzun zaman sonrasında kalıntıları kalan nadir zigguratlardan bir tanesi de olmuştur. Milattan Önce 6. Yüzyılda Yeni Babil İmpatatorluğu’nun sonuncu kralı olan Hükümdar Nabonidus tarafından, yaklaşık olarak üç farklı yerinden toplamda yedi defa restore edilerek yeniden eski görünümüne ve eski yapısına kavuşturulmuştur.

Ziggurata ait ilk kalıntılar 1850’li yıllarda William Loftus adındaki bir arkeolog tarafından bulunmuştur. Bölgede yapılan kazılar Jogn George Taylor adındaki başka bir arkeolog tarafından yapılmıştır ve bölgenin Ur Hanedanlığına ait olduğu tanımlanmıştır. Birinci Dünya Savaşından sonra, bölgeyedeki ilk kazılardan bir tanesi Reginald Campbell Thompson ve arkadaşı Henry Hall tarafınca yapılmıştır. Bölge, sonrasında 1920’li yıllarda yaklaşık 12 sene boyunca aralıksız bir şekilde Pennsylvania Üniversitesi’nin destekleri ve görevleriyle Leonard Woolley tarafında kapsamlı bir araştırma sonucunda kazılarak tüm kalıntılar bulunur hale getirildi.

Not: Bu konuyla ilgili olarak Site Nedir? Şehir Devletlerinin Özellikleri başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

İlgili Yazılar
Yorum Yapın

İlk Siz Haberdar Olun!
E-posta adresinizi girin, yeni içeriklerimiz e-posta adresinize gelsin.