İkinci Meşrutiyet Nedir?

İkinci Meşrutiyet Nedir? İkinci Meşrutiyet’in İlanı ve Önemi

2. Meşrutiyet Neden İlan Edildi? İkinci Meşrutiyet Ne Zaman ve Nasıl Sona Erdi? 2. Meşrutiyet Dönemi Özellikleri

Bu yazımızda ikinci Meşrutiyet nedir? İkinci Meşrutiyet ne zaman, nasıl, niçin ve kim tarafından ilan edildi? 2. Meşrutiyet ne kadar sürdü, ne zaman ve nasıl sona erdi? II. Meşrutiyet dönemi özellikleri nelerdir? sorularını yanıtladık.

İkinci Meşrutiyet, 23 Temmuz 1908’de Osmanlı Anayasası’nın yeniden ilan edilmesidir. 11 Nisan 1920’de Mebusan Meclisi’nin padişah tarafından kapatılmasıyla 2. Meşrutiyet dönemi sona erdi.

2. Meşrutiyet Neden İlan Edildi?

1876 yılında, Birinci Meşrutiyet’i ilan eden 2. Abdülhamid 1877-1878 yılları arasında Osmanlı ile Rusya arasında gerçekleşen ve 93 Harbi olayı olarak da bilinen savaşı bahane ederek Meclis-i Mebusan’ı kapatma kararı almış ve I. Meşrutiyet Dönemini de sonra erdirmiştir. Bu olaydan sonra ülkede istibdat dönemi başlamıştır. Bu dönemde halkı karşı baskılar artmış ve halkın anayasal hakları kısıtlanmıştır. Fakat bu baskıların asıl hedefi II. Abdülhamid’in karşısında duran Meşrutiyet yanlılarıdır.

30 yıl süren bu baskı ve kısıtlamalı dönemde, I. Meşrutiyet Döneminin sona ermesinden bir yıl sonra İttihat ve Terakki Cemiyetini kuran Jön Türkler, İkinci Abdülhamid’e karşı direnmişlerdir. Bu cemiyetin temel amacı sona erdirilen meşrutiyetin geri getirilmesini sağlamaktı. Fakat Abdülhamid tehlikesinin farkında olan Jön Türkler ülkede barınamayacaklarının da farkındaydılar. Bu yüzden Jön Türkler çalışmalarına yurt dışında devam ettiler. Paris, Cenevre gibi şehirlerde cemiyet şubelerini açan Jön Türkler bununla yetinmemiş, yurtdışında şubeler açmanın yeterli olmayacağının farkına varmış ve bunun üzerine Osmanlı iradesinin o dönemlerde daha az etkili olduğu Balkanlarda faaliyetlerini arttırmışlardır.

II. Meşrutiyet’in İlanı

1906 yılında Selanik’te Hürriyet Cemiyeti’ni kuran Jön Türkler bu cemiyetin arkasına subayların desteğine de aldı. Daha sonra Enver Paşa ve Niyazi Beyler de bu cemiyete katılmış ve ilerleyen yıllarda bu cemiyetteki faaliyetlerinden dolayı “Hürriyet Kahramanları” olarak tanınmaya başlamışlardır. Bu cemiyet arkasına subayların desteğini aldıktan sonra o kadar güçlendi ki “Hürriyet Taburları” adında bir askeri birlik oluşturdu. Bu dönemde basın sansürü de halkı rahatsız etmeye başladı. Rumeli’de bir ayaklanma baş gösterdi. Bu ayaklanma Balkanlar’a yayılmaya başladı. Selanik ve Manastır’da da ayaklanmalar yaşandı. Bu ayaklanmaları bastıracak gücü olmayan Abdülhamid büyük bir baskı altında kaldı.

Balkanların bazı büyük şehirlerinde hürriyet ilan edildikten sonra daha fazla dayanamayacağını anlayan Abdülhamid 30 yıl sonra, askıya aldığı anayasayı tekrar yürüklüğe sokup Meclis-i Mebusan’ı da yeniden açtı. Meşrutiyetin ikinci ilanından hemen sonra ülkede seçime gidildi. Bu seçimlerde iki temel parti birbiriyle yarıştı. Bir tarafta liberal görüşlü Ahrar Fıkrası karşı tarafta ise İttihat ve Terakki Fıkrası vardı. Seçimleri kazan İttihat ve Terakki Fıkrası yeni oluşan Meclis-i Mebusan’da 17 Aralık 1908 yılında çalışmalara başladı.

İlerleyen dönemlerde ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki Fıkrası’nın Meclis-i Mebusan üyelerine karşı tepkiler arttı. 6 Nisan 1909 yılında İttihat ve Terakki Fıkrası’na muhalif olan bir gazetecinin bir İttihat ve Terakki destekçisi tarafından öldürülmesi üzerine İstanbul ve çevresinde büyük bir protestoya yol açtı. 13 Nisan 1909 tarihinde askeri birliklerin de bu protestoya destek vermesi üzerine İttihat ve Terakki cephesi büyük yaralar aldı. İttihat ve Terakki cephesi tarafında bulunan bazı subaylar linç edildi, gazeteler yağmalandı.

31 Mart Ayaklanması olarak bilinen bu olay 11 gün sonra, 24 Nisan’da Selanik’ten gelen Hareket Ordusu tarafından bastırıldı. Bu ayaklanmanın bastırılmasından sonra toplanan Meclis-i Mebusan ayaklanmanın sorumlusunun II. Abdülhamid olduğunu söyleyerek Abdülhamid’i tahtan alarak yerine Mehmed Reşad Efendi’yi getirdi. 8 Ağustos’ta Kanun-i Esasi’de büyük ve radikal değişiklikler yapıldı. Bunlar ile birlikte padişahın bütün yetkileri artık “sembolik” bir düzeyde idi. Meclis artık kendi başkanını seçme yetkisini padişahın elinden almış durumdaydı. Ayrıca padişahın elinde artık meclisi kapatma yetkisi de bulunmuyordu. Meşrutiyeti sahiplenen insanlar ve ordu içindeki Meşrutiyeti destekleyen asker tarafından tahtından indirilen 2. Abdülhamit’ten sonra Osmanlı Devleti’nde padişahlık unvanı sadece sembolik bir biçimde sürdürülmüştür.

2. Meşrutiyet Dönemi Özellikleri

1912 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidar döneminde bir seçim yapıldı. İlk olarak 1912 yılının Mayıs Ayında örgütlenen İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı bir silahlı örgüt olan ve tarihte Bab-ı Ali Baskını olarak bilinen baskını gerçekleştiren Halaskar Zabitan adlı örgüt 16 Temmuz tarihinde İttihat ve Terakki tarafında bulunan Mehmed Said Paşa’yı istifaya zorladı. Ağır gazete bildirileri yayınlayan ve Askeri Şura’yı yazılı metinlerle uyaran Halaskar Zabıtan en sonunda Mehmed Said Paşa’ya karşı yaptıkları istifaya zorlama eylemlerinin sonucu olumlu yönde aldı. Ayrıca Halaskar Zabıtan adlı bu örgüt Meclis-i Mebusan’ın başkanlığını yapan Halil Bey’e tehdit mektupları yollamıştır. İttihat ve Terakki Cemiyetinin yoğunuyla oluşmuş olan Meclis-i Mebusan’ın dağılmasını istemiştir. Her ne kadar bu talepleri mecliste kınanmış olsa da Halaskar Zabıtan yanlısı Kıbrıslı Kamil Paşa, görevinden istifa eden Ahmed Muhtar Paşa yerine sadrazamlık konumu gelmiştir.

1912 yılının Ekim ayında başlamış olan Balkan savaşı çok kısa bir süre içerisinde Osmanlı Devleti için çok büyük bir sorun haline geldi. İlk önce Arnavutluk, ardından sırasıyla Selanik ve Batı Trakya’yı kaybeden Osmanlı Devleti’nin iç politikasında da gerilim dolu bir hava baş geziyordu.

2. Meşrutiyet Dönemi Özellikleri

23 Ocak 1912 tarihinde Enver Paşa önderliğinde İttihat ve Terakki yanlısı bir grup Bab-ı Ali’de konumlanmış olan Bakanlar Kurulu’na toplantı halindeyken bir baskın düzenledi. Çıkan arbede sonucu Harbiye Nazırı Nazım Paşa öldü, Başbakan Kamil Paşa silahlı tehditler sonucu görevinden istifa ettirildi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Mahmut Şevket Paşa ise İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından sadrazam ilan edildi.

Bu baskının kamuoyunda çok tepki toplaması üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından baskının gerekçesi kamuoyuna duyuruldu. Bu gerekçe dönemde Bulgar kuşatması tehditliyle karşı karşıya kalan Edirne’nin kurtulması idi. Fakat her ne kadar gerekçe bu olarak gösterilse de 30 Mayıs’ta imzalanan Londra Antlaşması ile birlikte Edirne resmi olarak Bulgaristan’a bırakıldı. Fakat bu çok uzun süre için geçerli olmadı. Aralarında Edirne’yi paylaşamayıp anlaşmazlık çıkaran Balkan Devletlerini fırsat bilen Osmanlı Devleti Edirne’yi geri kazandı ve yeni sınırı Meriç Nehri olarak belirledi.

İlerleyen birkaç hafta sonrasında Mahmut Şevket Paşa’nın makam aracında suikaste uğrayarak öldürülmesi üzerine ülke neredeyse bir sıkı yönetim dönemine giriş yapmış oldu. Bu olay ile ilişkilendirilmiş on beşe yakın kişi idam edildi. Çok sayıda kişi Sinop Kalesi olarak adlandırılan cezaevine sürgün edildi. Sadrazamlığa Sait Halim Paşa geldi ve ülke; Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa tarafından yönetilmeye başladı.

İkinci Meşrutiyet Ne Zaman ve Nasıl Sona Erdi?

Ülke 1914 yılında çıkan Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında savaşma kararı aldı. Asıl amacı kaybettikleri toprakları geri kazanmak olan Osmanlı Devleti bu savaştan daha çok kaybederek çıktı.

Kaybedilen topraklar ile sonuçlanan bu savaş bittikten sonra, İkinci Meşrutiyet ile birlikte yeniden açılan Meclis-i Mebusan 21 Aralık 1918 yılında tekrardan kapatıldı. Yeni kurulan meclise İttihat ve Terakki üyelerinin girmesinden korkan yeni meclis üyelerinin bu korkuları İttihat ve Terakki üyelerinin İttihat ve Terakki Partisi’ni resmi olarak fes etmesi ile birlikte son bulmuştur.

12 Ocak 1920 tarihinde toplanıp, Anadolu’da başlamış olan direniş hareketlerini destekleyen bir tavır alan meclis 16 Şubat 1920 tarihinde de Misak-ı Milli Beyannamesi’ni kabul etti. 16 Mart 1920 tarihinde düşman güçlerinin İstanbul’u işgal etmesi ve meclis başkanı da dahil bir çok meclis üyesinin tutuklanması sebebi ile 18 Mart 1920 tarihinde meclis kendini kapatmıştır. Üyelerin bir çoğu Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşuna katkıda bulunmuş ve üyesi olmuşlardır.

Not: Bu konuyla ilgili olarak Meşrutiyet Nedir? Osmanlı Devleti’nde Meşrutiyet başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi