XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti (Siyasi, Sosyal ve Ekonomik Durum)

Osmanlı Devleti

Bu yazımızda XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti konusunu siyasi, sosyal ve ekonomik durum olarak tüm ayrıntılarıyla inceledik.

Tarihe iz bırakmış devletlerden biri olan Osmanlı Devleti, her devlet gibi zaman içerisinde gelişmiş ve gerilemiştir. Çalışmada; Osmanlı Devleti’nin 20. yüzyıl başlarındaki siyasi, sosyal ve ekonomik durumu ele alınmıştır.

XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Siyasi Durum

Belirli bir döneme kadar gelişme içerisinde olan Osmanlı Devleti 19. yüzyıl itibariyle gerçekleşen gelişmeler doğrultusunda olumsuz yönde etkilenmiştir. 19. yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilalinden zarar gören Osmanlı Devleti, ayrıca dönemin sömürgeci Avrupa devletlerinin Osmanlı topraklarını işgal etmesiyle zor durumda kalmıştır. Fransız Devrimi ile birlikte milliyetçilik fikri dünyaya yayılmıştır. Milliyetçilik fikrinden kötü etkilenenler ise çoğunlukla çok uluslu yapılar olmuştur. Çok uluslu yapılara sahip devletlerden biri olan Osmanlı Devletinde de milliyetçilik fikri doğrultusunda azınlıkların yapmış olduğu isyanlar baş göstermiştir. Hem Avrupa devletlerinin işgalleri hem de iç isyanlar sebebiyle Osmanlı Devleti toprak kaybetmiştir.

II. Meşrutiyet’in İlanı

Fransız İhtilali ile düşünceleri şekillenen ve Meşrutiyeti ilan etmek isteyen cemiyetlerden biri İttihat ve Terakki Cemiyeti’dir. Karbonari olarak bilinen İtalyan cemiyetlerini örnek alarak kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Mekteb-i Tıbbiye öğrencileri tarafından teşkilatlanmıştır. Zamanla Mekteb-i Harbiye öğrencileri arasında da yaygınlaşmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Meşrutiyet ilanı ile Mebusan Meclisi’ni açmayı da hedeflemişlerdir. Yabancı ülkelerin Boğazlar hakkında konuşmaları üzerine endişelenen cemiyet üyeleri ayaklanmıştır. Ayaklanma sonucu II. Abdülhamid 23 Temmuz 1908 tarihinde Meşrutiyet’i yeniden ilan etti ve Kanun-ı Esasi, diğer bir adıyla 1876 Anayasası, yeniden yürürlüğe girdi. II. Meşrutiyet Döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi birçok cemiyet kurulmuş ve bu doğrultuda ilk kez çok partili hayata geçiş gerçekleşmiştir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin aksine Meşrutiyet’i istemeyen bir kesim de bulunmaktaydı. Bu kesim 13 Nisan 1909 tarihinde 31 Mart Ayaklanması’nı gerçekleştirdi. Ek olarak, ayaklanma her ne kadar günümüzde kullanılan takvime bakıldığında 13 Nisan 1909 tarihinde gerçekleşse de o dönemde kullanılan Rumi takvime göre ayaklanma tarihi 31 Mart 1325’tir. Ayaklanma ismi de buradan gelmektedir. Ayaklanmanın bastırılmasında Mustafa Kemal’in kurmay başkanlığını yaptığı Hareket Ordusu rol oynamıştır. Ayaklanma her ne kadar bastırılmış olsa da olaydan sonra Sultan II.Abdülhamit tahttan indirildi. Yerine ise Sultan Mehmet Reşat, diğer bir adıyla V. Mehmet, geçti. Bastırılan 31 Mart Ayaklanması’nın ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yönetimde olan etkisi arttı. Çeşitli değişiklikler doğrultusunda demokratik bir anayasayı hedeflediler. Ayrıca Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi politikaların başarısızlığı üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti Türkçülük politikasına daha fazla önem verdi.

Trablusgarp Savaşı

Sömürgecilik yarışına siyasi birliğini 1870 yılında kurarak katılan İtalya, Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika kıtasında yer alan son toprağı Trablusgarp’ı ele geçirmek istedi. Osmanlı Devleti’ne ültimatom vermeleri karşılığında Trablusgarp’a sahip olmayı teklif ettiler. Ancak Osmanlı Devleti’nin teklifi reddetmesi üzerine İtalya Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Osmanlı Devleti’nin kara ve deniz yardımı yapamaması üzerine içerisinde Mustafa Kemal, Fethi Bey, Enver Bey gibi kişilerin de yer aldığı gönüllü olan subaylar gönderilmiştir. Trablusgarp’ta yerel halkı örgütleyerek İtalyan saldırılarına karşı direnç gösterdiler. Derne, Tobruk ve Bingazi bölgelerinde öneme sahip başarılar kazanıldı. Osmanlı Devleti’ni zor duruma sokmak amacıyla İtalya On İki Ada’yı işgal etti. Bunun yanı sıra aynı amaçla Çanakkale Boğazı’nı denizden kuşattılar. Bu olaylar karşısında Osmanlı Devleti ise barış istedi çünkü I. Balkan Savaşı başladı. 18 Ekim 1912 tarihinde İtalya ve Osmanlı Devleti arasında imzalanan Uşi Antlaşması doğrultusunda Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da bulunan son toprağı Trablusgarp İtalya’ya bırakıldı. On İki Ada geçici olarak İtalya’ya bırakıldı.

Balkan Savaşları

I. Balkan Savaşı Karadağ’ın saldırısı ile başlamıştır. Ardından Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan da savaşa katılmıştır. Çok sayıda ülkenin savaşa katılmasıyla birlikte kısa sürede Osmanlı Devleti yenilgiye uğramıştır. Balkan Savaşları öncesi Makedonya, Arnavutluk, Doğu ve Batı Trakya’ya sahip olan Osmanlı Devleti bu bölgelerin belli bir kısmını I. Balkan Savaşı’nda kaybetmiştir:

• Kırklareli ve Edirne (Çatalca’ya kadar ilerlendi) Bulgarlar
• Ege Adaları ve Selanik Yunanlar
• Üskup ve Manastır Sırplar
• İşkodra Karadağlılar
tarafından işgal edilmiştir.

Ayrıca Arnavutluk kendi bağımsızlığını ilan etti. 30 Mayıs 1913 tarihinde gerçekleştirilen Londra Antlaşması ile Osmanlı Devleti Midye-Enez hattının batı bölümünde kalan topraklarda bulunan egemenliğini de kaybetti. Balkan Devletleri her ne kadar Osmanlı Devleti’ne karşı büyük bir başarı elde etmiş olsalar da toprak paylaşımında yaşanan anlaşmazlıklardan faydalanan Osmanlı Devleti Edirne, Kırklareli ve Dimetoka’yı düşmanlardan kurtarıp kendi toprakları altına tekrardan aldı.

II. Balkan Savaşı’na bakıldığında ise Osmanlı Devleti yine topraklarının büyük ölçüde bir kısmını kaybetti. Bu toprakların arasında Makedonya, Anavutluk, Ege Adaları da yer alıyor. Balkan Devletleri 10 Ağustos 1913 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile kazanılan toprakları kendi aralarında paylaştılar. Ayrıca Osmanlı Devleti Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması, Yunanistan ile Atina Antlaşması, Sırbistan ile İstanbul Antlaşması imzaladı.

İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ve Osmanlıcılık

Balkan Savaşları ile büyük bir darbe daha yiyen Osmanlı Devleti’nin dağılmamasını sağlamak amacı doğrultusunda farklı politikalar ortaya konmuştur. Politikaların en yaygınlarına örnek olarak İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ve Osmanlıcılık verilebilir. Osmanlıcılık, Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan insanları dil, din, ırk fark etmezsizin bir arada tutmayı amaçlamaktaydı. Devamında Osmanlı milleti kurmayı amaçlamaktaydı. Ancak Balkan milletlerinin isyanları ve isyanların ardından Osmanlı’dan ayrılmalarıyla Osmanlıcılık fikri başarısız olmuştur. İslamcılık ise Müslüman olan herkesi halifenin etrafında toplamayı hedeflemekteydi. Ancak bu fikir de diğer Müslüman devletlerin bağımsız milletler kurma istekleri doğrultusunda geçerliliğini yitirmiştir.

Türkçülük, Türklerin milli duygular çerçevesinde bir araya gelmelerini amaçlamıştır. Türkçülük Milli Mücadele Dönemi’ne olan katkısından dolayı büyük önem taşımıştır. Başlıca fikirlerin sonuncusu olan Batıcılık ise devlet anlayışının Batı’nın siyasal, ekonomik ve kültürel görüşlerine uyan bir anlayış olması gerektiğini düşünür ve savunur. Batıcılık fikrinin önemi ise her ne kadar dağılmayı engelleyen bir fikir olmasa da Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişim aşamasında Batı’da olan bilimsel ve teknik gelişmelerin örnek alınmasında rol oynamasıdır.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık Nedir? başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Sosyal Durum

Osmanlı Devleti bu dönemde çokça yenilgi almıştır. Büyük ölçüde toprak kaybeden Osmanlı Devleti, kaybettiği topraklara çok sayıda Türk bırakmıştır. Ancak Türkler o bölgelerde işgale ve baskılara uğradıkları için tekrardan Anadolu’ya geri dönmüşlerdir. Yaşanan göçün etkisi ise olumsuz yönde oldu. Savaş ve göç gibi faaliyetlerin yarattığı karmaşa ortamıyla ülke asayişi bozuldu. Ayrıca temel gıda maddelerinde yaşanan artış da halkın bu maddeleri alma gücünü düşürdü.

Her ne kadar sosyal durum bakımından olumsuz yönde olaylar gerçekleşmiş olsa da olumlu anlamda gelişmeler de yaşanmıştır. Örneğin ulaşım ağının genişlemesine bağlı olarak şehir sayısı artmıştır. Şehirlerin artması ise altyapı ve su gibi ihtiyaçların daha da önem kazanmasını sağladı. Sonuç olarak şehirlere verilen önem artışa uğradı.

XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Ekonomik Durum

Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin aksine sanayileşemedi. Bunun sonucunda kısa sürede yerel sektörlerin çöküşü gerçekleşti. Ayrıca Osmanlı Devleti rekabet içerisinde olan Avrupa devletleri için adeta bir açık pazar halini aldı. Osmanlı Devleti’nin sanayileşememesiyle sanayi tüketim malları ithal edildi. Ham madensel maddeler ve tarımsal ürünler ihraç eden Osmanlı Devleti’nin dış ticaret açığı büyüdü. Açığı gidermek adına 1854 itibariyle Avrupa devletlerinden borçlar alınmaya başlamıştır. Borçlarla birlikte Osmanlı Devleti Avrupa devletlerine ekonomik olarak da bağımlı oldu.

Osmanlı Devleti’nin ekonomisine bakıldığında tarıma dayalı bir ekonomi görülmektedir. Ancak artan savaşlar, insan ve toprak kayıpları nedeniyle tarım da sekteye uğramıştır. Tarımla birlikte ekonomi de olumsuz yönde etkilenmiştir. 19. yüzyılda daha da kötüye giden ekonomiyle birlikte dışarıdan borçlar alınmaya başladı. Borçların kullanımı ülkeye yatırım yapmak veya tarımı, üretimi desteklemek gibi olmadı. Borçlar devletin genel giderleri için harcandı. Sonuç olarak 127 milyon lira alınan borç 259 milyon lira olarak ödenmesi gerekiyordu. Bunu ödeyemeyen Osmanlı Devleti iflas etti. Muharrem Kararnamesi (20 Aralık 1881) ile Avrupalı devletler borçlarının geri ödenmesi için Düyun-ı Umumiye İdaresi’ni (Genel Borçlar İdaresi) kurdular. Sonuç olarak Osmanlı Devleti ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş oldu.

XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti (Siyasi, Sosyal ve Ekonomik Durum)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön