Ders: Tarih
Türkiye'nin Tarih Dersi Sayfası! Tarih dersi ve Tarih ile ilgili özgün yazılı ve görsel içerikler. Tarih ile ilgili her şey burada!

Tarih Boyunca Bilim ve Din İlişkisi

Din ve Bilim Çelişir Mi? Tarihte Din ve Bilim Çatışması

Tarih boyunca bilim ve din sürekli çatışma içerisinde olmuştur. Bu çatışma bu iki kavramın birbirine zıt olduğu algısını ortaya çıkarmıştır.

Tarih Boyunca Bilim ve Din
0 16

Tarih boyunca bilim ve din sürekli çatışma içerisinde olmuştur. Bu çatışma bilim ve din kavramlarının birbirine zıt olduğu algısını ortaya çıkarmıştır. Bu yazımızda tarih boyunca din ve bilim çatışması ile bilim ve din çelişkisini incelemeye çalışacağız.

Zıt Kavramlar Olarak Bilim ve Din

Bilim, gözlemlemeyi ve sorgulamayı savunurken, din mutlak gerçeği ve bu bilgilerin ancak kitaplardan öğrenilebileceğini savunur. İlerleyen yıllarda, bu büyük kavgadan zaferle çıkan bilim olmuştur. İlk olarak astronomi alanında görülen bu zafer, din tarafından görmezden gelinmeye çalışılmıştır, fakat başarılı olamamıştır. Astronomiden sonra biyoloji ve tıp alanında çalışan bilim adamları, günümüz teknolojisine ulaşmamıza yardımcı olmuştur. Bu makalede, uzlaşmaları mümkün olmayan iki kavramın, tarih boyunca süregelen kavgası örnekler ile desteklenerek açıklanmaktadır.

Bilim ve Din İlişkisi

Bilim ve dinin ilişkisi tarihin her döneminde en büyük tartışma konularının başında gelmiştir. Bunun nedeni her iki kavramın da toplum üzerindeki etkisinin çok büyük olmasıdır. Bilimsel anlayış araştırıcıdır ve aynı zamanda doğruyu bildiğini öne sürmediği gibi en iyi bildiği şeyin bile doğruluğunu savunmaz.

Bilimin sorgulayıcı ve araştırmacı doğasına karşı, din dogmatik temeller üzerine kurulmuştur. Asla değişmeyen mutlak değerleri kabul eder ve bilgilerin incelenmeye ve araştırılmaya ihtiyacı olmadığını savunur. Din kavramının eski uygarlık dillerinde anlamları farklıdır. Latincede tanrıya karşı saygıyla karışık bir bağlılık duygusu anlamında, Arapçada din gelenek anlamında İbranicede ise hüküm anlamındadır. Tarih boyunca, din ve bilimin çatışmasında, çoğunlukla bu çatışmadan haklı çıkan bilim olmuştur. Bu yazıda bilim ve din karşılaştırılacak ve örnekler ile birbirleri üzerinde olan etkileri incelenecektir.

Tarih Boyunca Bilim ve Din

Bilim ve din toplumsal yaşamın iki farklı görünümüdür; din insanlık tarihinin bildiğimiz geçmişi boyunca çok etkili olmuştur, bilim ise en başlarda pek de büyük etkilere sahip olmasa da 16. yüzyılda birden bire önem kazanmıştır. Şuan ise içimde yaşadığımız kurumlardan düşüncelerimize kadar birçok şeyi etkiler durumdadır. Bilimde kesin doğru yoktur. Her kural ilk olarak varsayımdır. Bu varsayımlar ne kadar çok doğrulanırsa doğrulansın, bilim bu varsayımın kesinlikle doğru olduğunu savunmaz. Din ise, asla kanıtlanamayan kurallar ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Mutlak hakikatten başka bir şey olmadığını savunur ve araştırmaktan ve sorgulamaktan uzaktır. Kısacası insanlar doğaüstü güçleri olmasından hoşlanırlar, fakat asla doğanın onlar üzerinde güçleri olmasını kabul edemezler. Bununla, dinin kör inançlarına neden bu kadar bağlı olduğu açıklanabilir.

Tarihte Din ve Bilim Çatışması

Din ve bilimin çatışmalardan en büyüğü Dünya ve Güneş arasındaki ilişkiden dolayı doğmuştur. Milattan önce 3. yüzyılda yaşamış olan Sisamlı Aristarkus dünyanın döndüğünü savunuyordu. Fakat kısa bir süre sonra dine saygısızlıktan dolayı suçlanmıştır. Yaklaşık iki yüzyıl sonra Ptolemaios dünyanın evrenin merkezi olduğu ve aksinin asla kabul savunulamayacağını söyledi ve bütün ortaçağa kadar Ptolemaios’un bu görüşleri egemendi. Din adamlarının dünyanın evrenin merkezinde olmamasını kabul edememesinin nedeni, dünyanın evrenin merkezi olmaması durumunda, insanların da değerini yitireceği düşüncesiydi. Bu nedenle astronomi alanında yapılan bütün araştırmalar reddedilmiş ve dünyanın tam olarak evrenin merkezinde olduğu savunulmuştur.

Galileo ve Kilise

16. yüzyılın sonlarına doğru çalışmalarına başlayan Galileo Galilei, şüphesiz kilise ile en çok çatışan bilim insanlarından biri olmuştur. Galileo, hakikate ancak deneyler ile ulaşılabileceğini savunuyordu. Bu nedenle, mutlak gerçekleri kitaplarda arayan ve aksinin kesinlikle kabul edilemez olduğunu düşünen din adamlarının nefretini kazandı. Galileo, Hollanda’da bir teleskop yapıldığını duyduktan sonra kendi teleskopunu yapmaya karar verdi ve uzayı incelemeye başladı. Uzayı incelerken 4 yeni gezegen bulduğunu düşündü, bunlar Jüpiter’in uydularıydı. Lo, Europa, Ganymede ve Callisto uyduları, şuan Galileo uyduları olarak isimlendirilmektedir. Fakat o dönemde güneş ay ve beş gezegen dışında farklı gezegenlerin varlığı kabul edilmiyordu. Bunun nedeni, İncil’in son kitabındaki yedi kollu şamdanın gök cisimlerini sembolize ettiği düşünülüyordu. Bu nedenle Galileo, kiliseye olan korkusundan, bulduğu bu gezegenlere Medici Yıldızları adını verdi.

Din ve Astronomi Çalışmaları

Gökyüzü daha çok incelendikçe ayın yüzeyinde kraterler ve dağlar olduğu görüldü. Bazı üniversitelerde Ay’ın ve Güneş’in lekelerinden söz edilmesi yasaklandı çünkü Tanrı’nın her şeyi kusursuz yarattığını kabul ediyorlardı. Bu durum ise Tanrı’da kusur bulmak olarak yorumlandı. Yüzyıllar boyunca bu durum hakkında konuşmak yasaklandı. Bununla birlikte dünyanın döndüğünü söyleyen kitaplar, Kopernikus sisteminden bahseden kitaplar ve gezegenleri anlatan kitaplar yasaklandı.

Kilisedeki din adamları yüzünden astronominin önü kapanmıştı. 18. yüzyıla doğru, bilim adamları biyoloji ve canlı bilimi ile ilgilenmeye başladılar. Yeni hayvan türleri bulunuyordu ve o zaman bilinen hayvan türü bir milyonu aşmıştı. Bütün bilim adamlarının aklını çelen düşünce şuydu: her hayvan türünden Nuh’un gemisine bir çift biniyorsa, bu geminin çok büyük ve kalabalık olması gerektiğiydi. Aynı zamanda birçok bilim adamı, daha yerinden kımıldamak istemeyen tembel hayvanların Avrupa’dan Güney Amerika’ya nasıl gitmiş olabileceğini düşünüp duruyordu.

Din ve Evrim Teorisi

Bu düşünceler ve sorgulamalar, evrim görüşünün ortaya çıkmasına neden oldu. Bilim adamları türlerin değiştiğini savunuyordu, fakat kilise türlerde herhangi bir değişiklik olamayacağını, bunu kabul etmenin ise yaratılış eylemine karşı gelmek olduğunu savunuyordu. Evrim teorisi zamanla bilim adamları tarafından kabul görmeye başladı ve insanlar artık kilise ile çatışmaktan korkmuyorlardı. Günümüzde bile din evrim öğretisini kabul etmemektedir. “Evrim de Tanrı’nın bir fikriydi ve bu da onun bu düşüncesinin dışavurumdur” olarak evrimi kendilerine göre yorumlamışlardır.

Din ve bilimin çatışmalarından en büyük ölçüde etki yaratanı, din ile tıp biliminin çatışmasıdır. O dönemlerde kilise hastalıkları, işlenilen bir günahın cezası ya da cinlerin işi olarak açıklıyordu. Örneğin, İngiltere’de ve Fransa’da scrofula hastalığının yani tüberküloz mikrobu ile bulaşan bir hastalığın ancak kralın dokunması ile iyileştirilebileceğine inanılırdı. Kara veba salgını, Tanrı’nın gazabına bağlanılıyordu. Tanrı’nın öfkesini yatıştırmak için de Yahudiler öldürülüyordu. Bu inançlar nedeniyle, hastalıkların tedavisi için kiliseye gidilip dua okunurdu ve kutsal yerler ziyaret edilerek cinleri kovmaya çalışılırdı. Psikolojik hastalıklar ise, insanın içine şeytan girmiş olarak yorumlanıp bu hastaların işkence çekmeleri sağlanmaktaydı.

Avrupa’da Cadı Avı

Bütün bunlarla birlikte, 15. yüzyıldan itibaren kadınların bazılarının cadı olduklarına inanılırdı. Gök gürültülerinin ve hava olaylarının bu cadılar tarafından yapıldığına inanılırdı. Olmadıklarını kanıtlamak için üstlerinde birkaç deney yapılırdı. İğne deneyi veya gözyaşı deneyi diye adlandırılan farklı türde deneyler vardı. Cadı olmadığını kanıtlanamayan kadınlar diri diri yakılırdı. Kısacası bütün Orta Çağ boyunca hastalıklar, kör inançlarla iyileştirilmeye çalışılmış fakat başarılı olunamamıştır. Fizyoloji konusunda araştırmalar yapmış olan, Harvey 1600lü yıllarda kan dolaşımının varlığını bulmuştur. Fakat hemen hemen her bilimsel gelişmede olduğu gibi, Harvey’in görüşleri yok sayılmış, yazdığı kitaplar ve yaptığı araştırmalar üniversitelerde yasaklanmıştır. Örneğin İspanya’da kan dolaşımının varlığı 18. yüzyıla kadar kabul edilmemiştir.

Din ve Bilim Çelişir mi?

Sonuç olarak, tarih boyunca, din bilimin neredeyse her alanı ile çatışma içinde olmuştur. Savundukları ilkelerin ve düşünce biçimlerinin farklılıklarından dolayı uzlaşmaları pek mümkün değildir. Bilim, her alanda araştırmayı, gözlemi ve deneyleri esas alırken; din, dogmatik düşünceleri ve kanıtlanılamaz mutlak hakikatleri esas alır. Özetlemek gerekirse, din ilk olarak astronomi ile uzlaşmazlık yaşamıştır. Her ne kadar bilim haklı olsa da, dinin bu baskısı bilimi susturmuş ve bir süre sessiz kalmasına neden olmuştur. Daha sonra, din biyoloji ve tıp ile çatışmıştır. Aynı astronomide olduğu gibi, bu çatışma da bilimin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi