Türklerin İslamiyet'i Kabulü

Türkler Nasıl Müslüman Oldu? Türklerin İslamiyet’i Kabulü

Türkler, İslam Dinini Niçin Kabul Etti? Eski Türk İnançları ile İslamiyet Arasındaki Benzerlikler

Bu yazımızda Eski Türk inançları ile İslamiyet arasında ne tür benzerlikler vardır? Türkler, İslam Dinini niçin kabul etti? Türkler nasıl Müslüman oldu? Kubbetu’l-Türkî nedir? sorularını yanıtladık. Ayrıca Gök Tanrı Dini hakkında bilgi verdik. Türklerin İslamiyet’i kabul sürecini tarihi süreç içinde neden-sonuç ilişkisi bağlamında açıkladık. Talas Savaşı hakkında da bilgi verdik. Tüm ayrıntılarıyla Türklerin İslamiyet’i Kabulü;

Gök Tanrı İnancı Nedir?

İslamiyet ile tanışmadan önce Türkler, “Gök Tanrı”ya inanıyorlardı. “Gök Tanrı” inancında tek bir tanrıya inanıldığı için adı “Bir Tanrı” olarak da geçer. Bu inançta inanılan varlığın her yerde olduğuna ve belli bir fiziksel formu olmadığına inanılır, bu da toplumda herhangi bir putperestliğin veya put yapımının olmadığını da gösterir. İnanılan varlığa şükrederken ya da şans için tapılırken gayet sade bir şekilde yapılır. Mesela Hıristiyan dininde günahlardan arınmak için bir rahibe gidilir ve orada rahip onaylarsa kişi günahlarından af olunmuş sayılır ama Gök Tanrı inancında bu kadar ayrıntıya girilmez.

Rahiplerden konu açılmışken Gök Tanrı inancında herhangi bir din adamı veya tapınmak için gidilen herhangi bir mabede yani tapınağa yer verilmez. Ayrıca İslamiyet öncesi Türkler, atalarının azapta kalmaması için yılın belli zamanları kurban keser. Bu da İslamiyet öncesi Türklerde ölümden sonra hayatın olduğunu işaret eder. Ayrıca Gök Tanrı dininde inanılan varlık belli zamanlarda belli bir kişiyi seçer ve bu kişi Türkler’in lideri olarak kabul edilir.

Eski Türk İnançları ile İslamiyet Arasındaki Benzerlikler

Eski Türk inançları ile İslamiyet arasında ne tür benzerlikler vardır? sorusunu yanıtlayalım. Gök Tanrı inancında inanılan varlık tektir, herhangi bir eşi, ortağı veya soyu yoktur. İslamiyet’te de tek bir varlığın evreni yaratıcısı olduğuna inanılır, hatta Kur’an-ı Kerim’in İhlas suresinde de Allah’ın Samet olması yani bir olması ve herhangi birisine ihtiyaç duymamasından bahsedilir. Ayrıca Türklerdeki din için savaş yani cihat anlayışı da İslamiyet’teki cihat anlayışına benzer özelliktedir. Bu durumlar Türklerin İslamiyet’i kabulü hakkında bize önemli ipuçları vermektedir.

Din için savaştan kasıt; kişinin kendi dinini her özelliği ile benimseyip o dine olan bağını kesmeye çalışan etkenlere karşı sözel, fiziksel veya psikolojik mücadeleye girmesine denir. Hz. Muhammed döneminde bu cihat anlayışına sık sık rastlanır. İslamiyet öncesi Türklerde de böyle bir anlayış tamı tamına aynı olmasa da vardır. Gök Tanrı dininde yılın belirli zamanlarında bir kişi inanılan varlık tarafından seçilir ve o kişi Türklerin lideri olur. İslamiyet’te ise Allah, belli zamanlarda bir topluluktan bir kişiyi İslamiyet’in temsilcisi olarak seçer ve bu kişi İslamiyet’in lideri olur.

Türkler, İslam Dinini Niçin Kabul Etti?

Türkler İslamiyet’i kabul etti çünkü kendi inanç sistemleri ve ilkeleri İslamiyet’teki ilkeler ile muazzam bir uyum içerisindeydi. Örnek vermek gerekirse Türklerin inanç prensibinde tek tanrı var ve bu tanrı gözle görülemez. İslamiyet’te de tek bir tanrı olan Allah vardır ve Allah göz ile görülmeyecek kadar yücedir. Gök Tanrı inancında inanılan varlık yerin, göğün, suyun ve göğün ardındaki alemin yani kainatın efendisidir. İslamiyet’te Allah adındaki varlık -daha bir sürü adı var- da maddi ve manevi her şeyin ve her yerin sahibi, insan gözünün göremediği varlıkları görebilen ve kontrol edebilen, her türlü varlığı yaratabilen kudrete sahip olduğu için kainatın efendisi olarak görülür.

Gök Tanrı inancında ve İslamiyet’te ayrıca bir ibadet benzerliği de vardır. Gök Tanrı inancında yılın belli zamanları kurban kesilir. Bunun nedeni atalarının azap çekmemesi ve huzurlu bir öteki hayat yaşamaları içindir. İslamiyet’te de kurban farklı bir nedenle de olsa kesilir. Türkler bu kadar benzerliği göz önüne alınca benimsemelerinin uygun görüleceğini ve büyük bir sorun olmayacağını düşündüler ve teker teker kabul etmeye başladılar.

Türkler Nasıl Müslüman Oldu?

Türklerin İslamiyet’i kabulü konusunu tarihi süreç içinde neden-sonuç ilişkisi bağlamında açıklayalım. Türklerin 642 yılında yapmış oldukları Nihavend Savaşı’ndan sonra Müslümanlar ile temasa geçmeye başladılar. Yaklaşık 50 yıl süren bir mücadeleden sonra İslamiyet’i yavaş yavaş kabul etmeye başlayan Türkler, Emevilerin Arap olmayanlara karşı gösterdiği davranışlar ve tavırlar yüzünden İslamiyet hakkında bir önyargı edinmişlerdir ve Türklerin İslamiyet’e geçişi gecikmiştir. Emeviler, zamanında İslamiyet’i temsil eden bir topluluk olduğundan Türklerin İslam’ı başka bir türlü görmeleri pek mümkün değildi. Emevilerin bu tutumunu sevmeyenlerden bazıları, isyan çıkararak Emevileri yıkmış ve Abbasi Devleti’ni oluşturmuşlardır. Abbasi Devleti kurulduktan sonra gerçekleşen Talas Savaşı’nda Çinlilerle mücadele eden Müslümanlara Türkler de yardımda bulunmuşlardır. Savaşı kazanan taraf Araplar olmuştur, böylece Türklerin Batı Türkistan’daki hakimiyetleri devam etmiştir. Araplar ile olumlu ilişkiler kuran Türkler, böylelikle İslam’ı da yavaş yavaş tanımaya ve benimsemeye başlamışlardır.

Türklerin Araplar ile bu kadar haşır neşir olmasına ve İslamiyet ile bu kadar yüz yüze gelmelerine karşı, toplu olarak İslam dinini kabul etmeye henüz başlamamışlar ve bireysel olarak yavaş bir şekilde kabul etmişlerdir. Bireysel olarak Müslüman olmayı kabul eden Türkler; Abbasiler ile iş birliği kurmuşlar, askeri ve idari kadrolarda etkin bir şekilde rol almışlardır. Bu etkileşimler Türklerin İslamiyet ile daha fazla kaynaşmasına sebe olmuştur.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Abbasi Devleti ve Türkler – Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Türklerin İslamiyet’i Kabulü

Türklerin İslam ile ilk karşılaşmaları Maveraünnehir Bölgesi’nde ticaret ve ilim faaliyetleri ile bölgelere yayılmaya başlamıştır. Hz. Muhammed’in vazife ettiği İslam’ı yayma görevini yapan Araplar; bu bölgede küçük yerleşimler kurarak Türkmenistan’ın en ücra köşelerine alimler aracılığıyla İslamiyet’i tanıtmışlar, böylece Türk boylarını yavaşça İslamiyet’e geçirmişlerdir. İslamiyet’in Türkler içinde yayılması ile bazı boylarda Araplaşma görülmüştür. Araplaşmanın Türkler üzerindeki etkisi Osmanlı Devleti’ne kadar devam etmiştir. Kıyafetler, toplum içindeki kurallar, eğitim düzeyi ve müfredat gibi bir sürü yargının etkisi üzerinde kalınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti ile gelen laiklik ilkesi ile Araplaşmanın Türkler üzerindeki etkisi yavaş yavaş kalkmıştır.

Talas Savaşı Hakkında Bilgi

751 yılında meydana gelmiştir. Çinliler zamanında uygarlıklarını geniş yerlere ulaştırmak için toprak elde etme peşine düşmüşlerdi. Bu hedeflerini gerçekleştirmek için önce uzak doğuyu hedef aldılar. Orası bitince Orta Doğu’da yer alan Türklerin peşine düştüler ama burada onlara engel olacak birileri vardı. Araplar Hz. Muhammed’in Müslümanlara verdiği İslam dinini yayma görevini üstlendiler ve yerine getirmek için Orta Doğu’daki Türkleri hedef aldılar. Türkler iki topluluğun da arasında bir yer olduğu için Çinliler ve Araplar arasında bir rekabet başladı ve bu bir süre sonra Talas Savaşı olarak adlandırılan bir mücadeleye dönüştü. Araplar Türkler’in bölgesine girerek her köye tekke inşaa ettiler ve oradaki Türklere İslam dinini öğrettiler. Türkler İslam dinini benimsemeye başladırlar çünkü o zamanda inandıkları Gök Tanrı inancı ile inanılmaz benzerlikler gösteriyordu. Bu yüzden Türkler Araplara karşı bir sıcakkanlılık duydu ve bu olay Talas Savaşı’nın gidişatını belirledi. Türkler Arapların yanında savaşa katıldı ve galip gelen taraf Araplar oldu.

Okuma Önerisi: Bu konuyla ilgili olarak Talas Savaşı Nedir? Nedenleri ve Sonuçları başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Kubbetu’l-Türkî Nedir?

Kubbetu’l-Türkî nedir? sorusunu yanıtlayalım. Nesimi Yazıcı adlı yazarın “İlk Türk İslam Devleti Tarihi” adlı eserinde Hz. Muhammed’in Hendek Savaşı sırasında emirleri verdiği ve ibadetleri yerine getirdiği yerin adı olarak bahsettiği çadır. Kubbet’ul Turki, Türk Çadırı demek ve Hz. Muhammed’in Hendek Savaşı esnasında orda bulunması teknik olarak doğru olmama ihtimali var. Çünkü Hz. Muhammed o sırada Medine’deydi ve Türkler o sırada daha çok Kuzey Doğu’daydı.

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi