TBMM'nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler Nelerdir?

TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler Nelerdir?

TBMM'nin İsyanlara Karşı Aldığı Tedbirler

Bu yazımızda TBMM’nin ayaklanmalara karşı aldığı önlemler nelerdir? sorusunu yanıtladık. TBMM tüm bu isyanları 1920 yılı sonlarında bastırmıştır. TBMM’nin kendisine karşı çıkan isyanlara karşı aldığı önlemleri tüm ayrıntılarıyla inceledik.

TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler Nelerdir?

  • Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıka­rıldı.
  • Firariler Kanunu çıkarıldı.
  • İstiklal Mahkemeleri kuruldu.
  • İrşad Heyetleri oluşturuldu.
  • Anadolu Ajansı kuruldu.
  • Hakimiyet-i Milliye gazetesi çıkarıldı.
  • Kuva-yı Milliye kaldırıldı, düzenli ordu kuruldu.
  • Karşı fetvalar yayınlandı.
  • İstanbul hükümeti yok sayıldı ve ilişkiler kesildi.
  • Sadrazam Damat Ferit Paşa vatan haini ilan edildi.

TBMM’nin ayaklanmalara karşı aldığı önlemler konusunu aşağıdaki başlıklar altında inceleyebilirsiniz.

Hıyanet-i Vataniye Kanunu

Hıyanet-i Vataniye Kanunu, 29 Nisan 1920 yılında çıkarılan, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne karşı çıkan ayaklanmalara karşı aldığı önlemlerden bir tanesidir. Hıyanet-i Vataniye Kanunu uyarınca “Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine isyana yönelik sözlü, yazılı veya eylemli muhalefet ve fesatlıkta bulunanlar vatan haini sayılır.” “Fiilen vatan hainliğinde bulunanlar asılarak idam edilir.”, maddeleri ile birlikte ayaklanmalara katılan isyancılara karşı sıkı bir tutum takınarak büyük tedbirler almıştır. Türkiye Büyük Meclisi tarafından çıkarılmış ikinci yasa olan Hıyanet-i Vataniye yasaları ise, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine doğru kurulmuş ve çoğunluğu İttihat ve Terakki Cemiyeti fedailerinin oluşturduğu Meclis-i Mebusan tarafından çıkartılmış olan Hıyanet-i Askeriye Kanunlarından esinlenerek oluşturulmuş olan bir yasadır.

Bu yasalar oluşturulurken ki temel esas ise o zamanlarda daha asıl güç olarak başa geçmemişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı çıkarılan isyanları kırmaktı. 15 Nisan 1923 yılında çıkarılan kanun ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin meşrutiyetine karşı bir yayın çıkarmak vatana ihanet suçu olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. 25 Şubat 1925 yılında çıkarılan bir başka yasa ile birlikte ise “dini ve mukaddesatı siyasi amaçlara esas ve alet etmek maksadıyla cemiyet kuranlar” da bir vatan haini olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Hıyanet-i Vataniye Kanunları 12 Nisan 1991 tarihinde yeniden düzenlenen Terörle Mücadele Kanunu ile birlikte yürülükten kaldırılmıştır. Günümüzde ise Anayasada herhangi bir vatan hainliği tanımı bulunmamaktadır. Fakat genel olarak; milli unsurlara hakarette bulunmak, Türk askeri tesislerine karşı tahrip edici hareketlerde bulunmak, hasım ülkeye maddi veya manevi destekte bulunmak gibi unsurlar vatan hainliği olarak değerlendirilmektedir.

İstiklal Mahkemeleri

Kuruluş amacı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı çıkarılan isyanları dindirmek olan bu mahkemeler; dönemin asker kaçaklarını, isyancıları, orduya maddi ve manevi anlamda zarar veren -ordunun silahlarını ve mühimmatlarını çalan- kişileri, köylerde ayaklanma çıkaran ve yağmalaya çalışanları yargılıyordu. 18 Eylül 1920 yılında kurulan bu mahkemelerin -ilk döneminde Ankara’da bulunan İstiklal Mahkemesi dışında- hepsi 17 Şubat 1921 tarihinde kapatılmıştır. Bu mahkemeler ikinci dönemlerinde yani 30 Temmuz 1921’den 1923 Ekim ayına kadar çalışmalarını sürdürmüştür. İstiklal Mahkemelerinin üçüncü ve son dönemi ise 1923 ile 1927 yılları arasıdır. Kurtuluş Savaşı dönemi dışında çalışan mahkemelerin amaçları bu dönemde çalışan mahkemelerden daha farklıdır. Kurtuluş Savaşı sırasında faaliyet gösteren İstiklal Mahkemeleri’nin kuruluş sebebi çok kapsamlıydı.

Dönemde çok fazla asker kaçağı olayı yaşandığı için Yunan ordusuna karşı savaşabilecek bir düzenli ordu kurulamıyordu. Yunan ordusu ise karşılarında bir güç olmadığından dolayı kolayca ilerliyordu. Halife ve saltanat tarafında bulunan büyükler de kendi tarafları için propagandalar yaptıkları için halkın milli direnişe destek olmasını çok zorlaştırıyordu. Dönemin önde gelen din adamları tarafından kurulmuş olan Cemiyet-i Müderrisin ’in fedaileri tarafından yayınlanmış gibi gösterilen bir fetva ise Yunan uçakları tarafından ülkenin dört bir yanına atılıyordu. Çoğunluğu asker kaçakları tarafından oluşan çeteler ise köyleri tahrip edip soyuyorlardı. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Nisan 1920 yılından çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunları uyarınca vatan haini ilan edilmeleri bu kişileri durduramıyordu. Savaşta olan ve topraklarının çoğu işgal altında olan ülkedeki sivil mahkemeler ise bu kişileri caydırabilecek bir hamle yapamıyordu. Yunan işgali karşısına düzenli bir ordu çıkarılamıyor ve aynı zamanda asker kaçakları da köyleri yağmaladığı için iç ayaklanmalara sebep oluyordu.

Asker kaçağı olan kişiler yakalansa bile savaşa gidip ölmek yerine hapis cezası çekmek daha çok işine geliyordu. Hıyanet-i Vataniye kanunlarının oluşturulmasından dört ay sonra, Dr. Tevfik Rüştü Bey tüm bu olayları önlemek için İhtilal Mahkemelerinin kurulmasını önerdi. Bu fikrin arkasında duran Refik Şevki Bey ise bu ismin değişmesi gerektiğini söyleyerek İstiklal Mahkemeleri adının daha uygun olacağını meclise bildirdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 18 Eylül 1920 yılında aldığı 42 sayılı karar ile birlikte Hıyanet-i Vataniye yasalarına göre vatan haini olarak tanımlanan kişilerin, asker kaçaklarının ve hasım casuslarının yargılanması amacıyla İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Mahkeme üyeleri ise Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden oluşmaktadır. İlk dönemi 18 Eylül 1920 ile 17 Şubat 1921 yılları arasında süren İstiklal Mahkemeleri hakkında dönemin Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa yeni on dört istiklal mahkemesi kurulması hakkında bir öneride bulundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu sayı çok fazla görüldüğü için 7 mahkeme açılmasının yeterli olacağına karar verildi. İlerleyen aylarda Diyarbakır’da da bir istiklal mahkemesinin açılmasıyla Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu ve Pozantı dışında bir şehirde de İstiklal Mahkemesi açılmış oldu. İstiklal Mahkemelerinin cezalarının temel amacı asker kaçaklarının cepheye geri dönmelerini sağlamasıydı. Fakat ağır suçlar işlemiş olan kişiler -özellikle askerden sürekli kaçanlar ve kaçmaya teşvik edenler- daha ağır suçlar alıyordu. Askerden birkaç kez kaçmış olan kaçaklar halka açık alanlarda doktor gözetimi altında 40 ila 100 arası değnek cezasına çarptırılıyordu. Eğer bir defa daha kaçarlarsa idam ediliyorlardı.

İdam cezası en ağır ceza idi. Bu ceza dışındaki en ağır cezalar ise asker kaçağının evinin yakılması, kaçak askere geri dönene kadar aile fertlerinden birisi askere alınıyordu. Eğer kaçağın yaşadığı mahallenin muhtarı veya imamı asker kaçağını görevli yetkililere bildirmezse ağır para cezalarına çarptırılıyor ya da hapis cezası alıyordu. Rüşvet alan hükümet görevlileri 15 ila 25 sene arası hapis cezası alıyor ve görevlerinden alınıyorlardı. İstiklal Mahkemelerinin 1923 yılına kadar olan ilk döneminde 1000 ile 1500 arasında insan idam edilmiştir.

Ankara Fetvası

11 Nisan 1920 yılında, İngilizlerin baskısı üzerine Dürrüzade Abdullah Beyefendi tarafından Şeyhülislam Dürrüzade Fetvası yayınlanmıştır. Bu fetvada Kuva-yi Milliye lehine aktiviteler yapan, Kuva-yi Milliye hareketine katılımda bulunan kişilerin bir “eşkıya” olduğu söyleniyordu. Bu kişilerin öldürülmesinin farz olduğu da yazıyordu. İtilaf devletlerinin baskısı altında bu fetvanın yayınlanmasını sağlayan Damad Ferit Paşa ise İtilaf Devletlerinin Millî Mücadele’nin liderleri ile bir anlaşma yapmak dışında bir çare olmadığını anladıkları zaman, görevinden istila ettirilmiştir. Ferit Paşa Milli Mücadele’nin galibiyet ile sonuçlanması üzerine İstiklal Mahkemelerinde idam edilmemek için yurt dışında kaçmıştır. 1923 yılında Fransa’da ölmüştür.

Ankara Fetvası (bir diğer bilindik adıyla Anadolu fetvası ya da Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi Fetvası) ile birlikte Kuva-yi Milliye’nin gelişmesini engelleyen, düzenli ordunun kurulmasını zorlaştıran, Anadolu’daki isyanların oranında artış gözükmesine sebep olan Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Beyefendi tarafından ilan edilen fetvanın etkileri azalmaya başlamıştır. Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Efendi tarafından yazılmış olan Ankara Fetvası 153 tane müftü tarafından imzalanmıştır. Bu fetva, 19 Nisan 1920 ile 22 Nisan 1922 yılları arasında Kuva-yi Milliye yanlısı olan bazı gazetelerde -Açıksöz, İrade-i Milliye, Öğüt- yayınlanarak daha fazla kişiye erişmesi sağlanmıştır. Böylece Türkiye Büyük Millet Meclisinin yurttaki işgallere karşı direnci artmıştır. Düzenli ordunun kurulup işgallere karşı direnmesi kolaylaşmıştır.

Anadolu Ajansı

16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’un resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın kapatılma kararı üzerine Atatürk, Ankara’da yeni bir meclis için toplanılması gerektiğini bildirdi. Bu olay üzerine Ankara’ya gitme kararı alan iki gazeteci -Yunus Nadi ve Halide Edip- 31 Mart tarihinde bir araya geldiler. Bir ajansın gerekliliği hakkında bir konuşma yaptılar. İsminin “Anadolu Ajansı” olması konusunda karar alan bu iki gazeteci fikirlerini Atatürk’e iletmiştir. Daha sonra Atatürk, -karargahı olarak bilinen- Ziraat Mektebi’nde bu konuyu dile getirmiştir. 6 Nisan 1920 tarihinde Anadolu Ajansını kurmuştur.

Yorum Yapın

Yorumunuzdan sonra Adınızı ve E-posta adresinizi yazabilirsiniz. E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi