İstanbul Neden Fethedildi? İstanbul’un Tarihi Önemi

İstanbul'un Fethi Nedenleri ve Sonuçları

İstanbul'un Fethi Hakkında Bilgi
4 836

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’un Fethi’nden önce “Ayrılıp gitmem mümkün değildir bu şehirden” demiştir. Bu yazımızda İstanbul’un neden önemli olduğu konusunda ve İstanbul’un Fethi hakkında ayrıntılı bilgilere yer verdik.

İstanbul Neden Önemli?

“Eğer bir gün dünya tek bir ülke olursa, şüphesiz ki başkenti Konstantinopolis (İstanbul) olurdu” demiş Napoleon Bonaparte. “Dünyaya son kere bakacaksın deseler bu bakışı İstanbul’un Çamlıca’sından isterdim” diye söylemiş Lamartine ve daha yazmadığımız nice sözler var İstanbul için söylenmiş. Nedir bu İstanbul’u önemli kılan unsurlar? İstanbul neden önemli? Şu an Türkiye Cumhuriyeti toprakları içerisinde bulunan İstanbul’a, üstünde yaşayan insanlar tarafından gösterilen ilgi ve değer ile bundan 400-500 sene önce gösterilen ilgi ve değer arasında neden bu kadar büyük fark var? Acaba biz mi çok az ilgi gösteriyoruz yoksa onlar mı gereğinden fazla ilgi gösterdiler ve bu toprak parçası için kan döktüler? İstanbul’u önemli yapan unsurlar o kadar güçlü olmalı ki insanlar onu ele geçirebilmek için kan döksünler veya Napoleon ve Lamartine gibi ünlü isimler böyle sözler söylesinler. Günümüzde de Türkiye’nin en çok turist alan iki ilinden biri olan İstanbul, görünüşe göre bundan 400 yıl önceki popülaritesini hala devam ettirebilmektedir.

İstanbul’un Tarihi Önemi

İstanbul tarihi boyunca birçok devlete ev sahipliği yapmıştır. Bundan dolayı da üstünde birçok tarihi eser ve yapı bulundurmaktadır. Bu da günümüzde İstanbul’u bu kadar önemli ve tanınır yapmasının nedenlerinden biridir. Türk olmayan insanların Türkiye’nin başkentini İstanbul sanması ne kadar tanınır olduğuna bir örnek olabilir. Tarihi önemini ele alacak olursak eğer, İstanbul tarihi boyunca birçok kez başkentlik yapan bir şehir sıfatını almakla beraber büyük 3 dinin de kutsal emanetlerini barındıran bir şehirdir. İstanbul’u sadece dini açıdan ele alacak olursak Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı kabul ettiği şehir İstanbul’dur. Aynı zamanda İslamiyet’in yayıcısı olan Hz. Muhammed’e de “İstanbul bir gün muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” gibi bir söz söyleten bir şehirdir.

Başkentliklerine de bakacak olursak İstanbul, Roma İmparatorluğu’na, Latin İmparatorluğu’na, Bizans İmparatorluğu’na ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmıştır. Sonrasında Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Mustafa Kemal yeni başkent olarak şu anda üzerinde kabrinin bulunduğu Ankara’yı seçmiştir. Toplamda ise yaklaşık 120 imparatora ve sultana kendini emanet eden İstanbul, bu alanda tek olmasını ve bu yüzden önemli olmasını da onun için savaşan imparatorluklardan anlayabiliyoruz.

Siyasi ve dini açıdan büyük öneme sahip olan İstanbul ekonomik açıdan da geride kalmamıştır. Bu da onu en gözde kara topraklarından biri yapmıştır. Kara toprağı diyoruz ama diğer kara topraklarından farklı olarak da iki kıtayı birleştiren tek şehir olma gururunu da taşımaktadır. Geçmişte üzerinde çok sayıda devlet bulunduğu ve bazı tarihsel olayların da merkezi olduğu için çokça tarihsel yapılar barındırıyor İstanbul. 1985 yılında ise UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 4 bölge olarak dahil edilmiştir. Bu da tarihsel açıdan ne kadar önemli bir yer olduğunu gösterir. Aslında bu kadar kısa ve kolay şekilde de İstanbul’un neden önemli olduğu belirtilebilir fakat imparatorların ve komutanların onda gördükleri çok daha fazladır. İstanbul’un Fethi’ni incelediğimizde de bunu anlayabileceğiz.

İstanbul Neden Fethedildi?

Tarih boyunca çokça kez kuşatılmış olan İstanbul bu seferde Fatih Sultan Mehmed’in hedefi olmuştu. Fatih Sultan Mehmed’in hedefi olmak demek Osmanlı Devleti’nin kuşatacağı yerlerden birisi olmak demek. O dönemki Osmanlı Devleti’ni incelediğimizde ise emperyalist bir şekilde yoluna devam eden Osmanlı yeni yerler almak onun reddedemeyeceği bir opsiyondu. Sonrasında ta Viyana’ya kadar gidecek olan Osmanlı Devleti’nin belki de bu kadar ilerleyebilmesinin anahtarı İstanbul’du. Arasına aldığı bir toprak parçası olarak gözükse de alması zor fakat getirisi de fazlan olan bir yerdi Osmanlı ve 2. Mehmed için.

Tahtın başına 1451 yılında üçüncü kez geçen 19 yaşındaki Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u gözüne kestirmişti. Bu kadar genç olan 2. Mehmed önceden de tahta iki kere oturabilmişti. İlki babasının tahtına geri dönmesiyle ikincisinde ise devlet adamlarının isteği üzerine tahttan indirildi. Üçüncü kez tahta geçtiğinde hem genç olduğu için hem de daha önce tahttayken yaşadığı başarsızlıklar yüzünden birçok kişi Avrupa’da başarısız olacağını ve Balkanlar ve Ege’deki Hristiyan güçlerine yenik düşeceğini düşünüyordu

İstanbul’un Fethi İçin Yapılan Hazırlıklar

2. Mehmed kendisi hakkında bütün düşünülenleri ve konuşulanları umursamadan agresif ve bir o kadar da ofansiv kararlar vermeye başladı. İlk olarak Rumeli Hisarı’nı yaptırmaya karar verdi. Çünkü Rumeli Hisarı sayesinde İstanbul’un deniz bağlantısını yok edip şehre yardım gelmesini engelleyebilirdi. Bu demek oluyordu ki Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u hedef almıştı. İnşaatla kendisi bizzat ilgilendi ve bu Bizans İmparatorluğu’nu korkutup endişelendiriyordu. Bizans İmparatorluğu bunun üzerine inşaatın durmasını amaçlayarak iki elçisini gönderdi. 2. Mehmed ise gelen elçilerin direkt olarak idamını emretti. Bir şeyler ters gidiyordu ve Bizans İmparatorluğu bir kuşatma gelebileceğinin farkına varmıştı. Sonrasında ise 1452 Kasım ayında iki Venedik gemisi boğazlardan izinsiz geçerek adeta ateşle oynuyordu. Bunu farkeden 2. Mehmed de gemilere ateş açtı ve gemileri batırttı. Bunun üzerine Venedik Osmanlıların onlara savaş açtığını kabul etti.

2. Theodosius’un yaptırdığı surlarıyla ünlü olan Bizans İmparatorluğu’nda işler hiç de istenilen yolda ilerlemiyordu. Hem olası bir kuşatmaya savunma hazırlamaya çalışan Bizans İmparatorluğu aynı zamanda mezhepsel iç sıkıntılarla da boğuşmak zorunda kalmıştı. 1439 yılı içerisinde Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesine onay veren Bizans İmparatorluğu yönetimi halkından çok büyük ve önemli sayılabilecek şiddette tepki gördü. Birkaç kaynağa göre Bizans halkının “Konstantinapolis’de Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim” gibi düşünceler içerisinde olduğu da söylenir. Savunma olarak da Haçlı Seferleri’nde kullandıkları zincire ve onu gerip çevrelediği Galata ve Haliç’e, grejuvasına (rum ateşi diye geçen ve içinde ziftin, kömürün ve kükürtün olduğu bir karışım) ve çevrelediği 19 kilometre uzunluğundaki İstanbul surlarına güveniyordu. Avrupa’dan çağırdığı yardım da mezhepsel problemlerinden dolayı geri çevrilen Bizans İmparatorluğu tek başına kalmıştı.

İstanbul’un Fethi Nasıl Gerçekleşti?

Kuşatma başlamadan önce 2. Mehmed’in emrinde olan Karaca Paşa komutasında olan 10.000 asker kentin etrafındaki bazı kasabaları ve kaleleri ele geçirdi. Bunun üzerine Bizans İmparatoru Konstantin Rum köylerine ve orada yaşayan masum sivil halka zarar vermemesini diplomatik olarak rica etti. 2. Mehmed tahta geçtiğinden beri sergilediği agresif kararlarına bir tanesini daha katarak Rum köylerinde hayvanların otlamasına izin vererek görülen köylülerin direkt olarak öldürülmesini emretti. Buna cevap olarak da İmparator Konstantin İstanbul’un kapılarını kapatıp içerideki Türkleri hapsettirir. Sonrasında ise 1460 yılında 2. Mehmed tarafından fethedilecek Mora Despotluğu’na karşı Osmanlı saldırıları başladı.

Takvim 6 Nisan 1453’ü gösterdiğinde Osmanlı Ordusu Haliç’ten Marmara’ya surların önüne gelecek şekilde dizildi. Bunu gören Bizans İmparatorluğu yaklaşık bin askeri (zırhlı ve silahlı) Osmanlı ordusunun görebileceği bir şekilde surlarda yürüyüş yaptı. Bunun amacı ise halkın moralini ve askerin kendine olan güvenini arttırmaktı. Osmanlı Ordusu direkt olarak saldırmayarak önce şehrin etrafındaki şehir merkezine uzak kalmış yerleşim yerlerini yıkıp yağmaladı. Sonrasında ise Osmanlı topların konuşlanacağı yerleri seçmesi gerekiyordu. Bunun için de surların en zayıf noktalarını belirledi. Galata cephesine Zağanos Paşa’nın birlikleri, surların güneyine doğru Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa’nın askerleri, kuzey tarafına doğru ise Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kuvvetleri konuşlandı.

Bizzat savaşta bulunan Fatih Sultan Mehmed ise yeniçerileriyle birlikte St. Romanos ve Adrianopolis arasındaki kapıların merkez cephesine yerleşti. 2. Mehmed’in konuşlandığı bu kısım Bizans tarafındaki surların en zayıf kısımlarının bulunduğu noktaydı. Bu kısımları başarıyla bulan Osmanlı Devleti 11 Nisan günü o bölge ve yakınlarına toplarını konuşlandırdı. Topkapı isminin doğuş noktası da St. Romanos kapısının diğer kapılara göre daha hafif ve güçsüz oluşundan gelmektedir. 13 Nisan’da yani topların konuşlandırılmasından iki gün sonra Baltaoğlu Süleyman Paşa ve komutasındaki askerler Büyükada’yı, Burgaz Adası’nı ve Tarabya’da bulunan bir Bizans kalesini ele geçirdi.

İstanbul Surları Haritası
İstanbul Surları Ayrıntılı Harita

Not: İstanbul’un Surları ve Kapıları hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için İstanbul Surları Nedir? İstanbul Surları ve Kapıları başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

İstanbul’un Fethi ve Topların Kullanımı

Topların tamamıyla konuşlanmasından sonra Fatih Sultan Mehmed, veziri olan Veli Mahmud Paşa’ya Bizans İmparatoru Konstantin’e gidip kentin teslim olmasını istediğini dile getirmesini istedi. İmparator Konstantin ise kenti korumaya yemin ettiğini belirterek eğer Fatih Sultan Mehmed isterse vergi verebileceğini ekledi. Bunu kabul etmesi bekleyen Fatih teklifi kabul etmedi. Sonrasında ise 12 Nisan 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmed’in emriyle Osmanlı Devleti topçu ateşleri başlatıldı. O döneme göre kuvvetli ve korku salan bu toplar, çok gürültü çıkartmaktaydı. Topların çok ses çıkarmasından dolayı da halkın ve kenti savunanların moralinin bozulduğu da söylentiler arasındadır. Osmanlı Devleti’nin bu görkemli topları yaklaşık iki saatte doldurulabiliyordu. Bu yüzden de top ateşi sık olamıyordu. Fatih ise topların daha hızlı ateşlenmesini emretti. Bunun sonucunda ise bir top dayanamadı ve patlayarak parçalandı. Topu ateşlemede büyük rol oynayan usta Urban ve çevresinde topu ateşlemede görevli olan birkaç kişi bu patlama sonucunda hayatını kaybetti.

Osmanlı Devleti ordusu savaş sırasında top atma taktiğini geliştirerek önce büyük olmayan toplarla sur üzerinde işaretlenen noktanın etrafındaki yerlere ateş açıp sonrasında ise büyük ve güçlü toplarla o işaretlenen yere gülleyi isabet ettiriyorlardı. Böylece surları parçalayıp surlarda boşluk oluşturuyordu. Bu top atışı 18 Nisan 1453’e kadar hızını kesmeden sürdürüldü. 18 Nisan günü geldiğinde ise surlarda tam iki tane gedik açıldı. Surların önüne Bizans İmparatorluğu tarafından kazılan hendekler taşlarla ve kum torbalarıyla dolduruldu. Osmanlı kara ordusu gece taarruzuna karar kılmıştı. Fatih bu taarruzları desteklemek için savaş kuleleri inşa ettirdi. Fakat Osmanlı bu gece taarruzundan faydalanamadı. O günlerde deniz taarruzunu da başlatmıştı Osmanlı Devleti. Buna rağmen Bizans ve müttefik donanmalarının güzel savunması sonucu bu da başarısızlıkla sonuçlandı. İki taarruzunda başarısız olması Bizans cephesinde moralleri yükseltmişti. Kentlerini koruyacaklarına olan inançları bu başarısız taarruz denemelerinden sonra epeyce artmıştı.

İstanbul’un Fethi ve Gemilerin Karadan Yürütülmesi

Başarısızlıkla sonuçlanan bu iki taarruz sonrası, Fatih Sultan Mehmed komutan ve devlet adamlarıyla bir toplantı düzenleyerek bundan sonraki gerçekleştirilmesi gereken aşamalara karar vermek istedi. Bu iki başarısızlık onu derinden etkileyecek olmalı ki gemileri karadan yürütmek gibi enteresan bir karar vermişti. Her ne kadar 14 yıl önce Venedikli komutan Gattamelata da gemilerini karadan yürütmüş olsa da özgün bir fikir sayılabilen fikirdi bu. Haliç’e girmek için gemileri karadan yürüten Fatih Sultan Mehmed, işin sadece gemileri karadan yürütmek olmadığını anlayarak düzgün bir plan yapmıştı.

Gemiler 21-22 Nisan gecesi yürütülecekti. Gemilerin yürütüleceği ormanlık alandaki ağaçlar kesiliyor sonra savaş esnasında denge politikası izleyen Cenevizliler tarafından da yağlanıyordu. Bütün bunlar olurken Bizanslıların dikkatini başka yöne çekmek için Osmanlı Devleti St. Romanos kapısına gedik açmaya karar vermişti. Öyle de oldu. Halk o gediği kapatmaya çalışırken gemiler karadan yürütülüyordu. Bunu gören Bizans Devleti gemileri yakmayı amaçladı. Gemilere yakmaya karar veren Bizans Devleti’ni gemileri hazırlama bahanesiyle Cenevizliler oyaladı. Bunu 2. Mehmed’e ilettiler ve 2. Mehmed de kıyılara topları yerleştirerek bu planı engelledi. Cenevizlilerin yaptığı iş savaşın kaderini değiştirdi dememiz mümkün.

Osmanlı Devleti, gemilerine karşı yapılmış olan planı engelledikten sonra Galata’daki topçular ve Haliç’teki gemilerle meşhur Haliç surlarını dövmeye başladı. Bunun üzerine Haliç’e asker çeken Bizans Devleti surlarının dövülmesini izliyordu. Bütün bu olanlara rağmen Osmanlı Devleti yine surları parçalayamıyordu. Mesafenin uzun olmasından dolayı surlar yıkılmıyordu. Bu sırada St. Romanos tarafındaki surlarda dövülüyordu. Oradaki surların yeterince zarar gördüğünü düşünen Fatih, taarruz emri vermişti. Fakat Bizans Devleti bu taarruzu kolaylıkla püskürtmüştü. Halk ve ordu taarruzları püskürtüyordu fakat Bizans tarafında kıtlık başlamıştı. İmparator Konstantin bir yardım filosunun ulaşması için Papa Nicholas ile anlaşmıştı fakat bu filo gelmeyecekti. Bu filonun nerede olduğuna dair bilgi edinmek için gönderdiği birkaç kişilik ekibi, ona öyle bir filo olmadığını söylediğinde umudunun kalmadığı ve üzüntüsünden ağladığı söylenir. Venedikli Doktor Barbaro onun ağladığını yazmaktadır.

İstanbul’un Fethi ve Yeraltı Savaşları

Osmanlı Devleti bu aşamadan sonra farklı bir yol izlemeye karar verdi. Surları yıkamayacağını anlayan Osmanlı, yerin altından ilerlemeyi düşündü. Yerin altından ilerlemeye başlayan Osmanlı’yı duyan muhafızlar onların tünel kazdıklarını fark etti. Bunun üzerine onlar da onlara doğru tünel kazarak buluştuklarında yeraltı savaşlarını başlatacakları. Bizans askerleri buluştuklarında tüneli yakarak hem kendi hem de Osmanlı askerinin canına kıydı. Tünelden geçişi durdurmuşlardı fakat başka tüneller olabileceğinden şüphelenmişti Bizans Devleti. Haklı da çıkmıştı. Her gün yeni tüneller bulunuyordu. Bir gün o bulunan tüneller surların altına gelmişti ve bu sefer yakılırsa surların çökeceğinden sadece duvarla kapatmışlardı.

Haliç’e indirilen donanma, şehirde başlayan kıtlık, yeraltındaki savaşlar ve surlardan yüksek yürüyen kuleden sonra Osmanlı ordusunun son hücum için hazırlıkları başlamıştı. 24 Mayıs günü 2. Mehmed tarafından emir verilen eniştesi Kasım Bey, İmparator Konstantin’e elçi olarak gidecek ve teslim olmalarını isteyecekti. Teslim olurlarsa halkın ve Konstantin’in ailesine dokunulmayacağını, şehri de yağmalamayacaklarını aktarmıştı. Bunun üzerine Konstantin ve Mehmed arasında şöyle bir iletişim gerçekleşti:

Şehri sana teslim etme konusuna gelince, bu ne benim ne de başka birinin yapabileceği bir şeydir. Daha açık konuşmak gerekirse, bunun için hepimizi öldürmen gerekiyor. Bu, senatomuzun oy birliğiyle aldığı karardır. Direneceğiz. Bu uğurda ölmeye de hazırız. – Konstantin

Ayrılıp gitmem mümkün değildir. Ya ben şehri alırım ya da şehir ölü yahut diri beni alır. Eğer imparator ayrılıp gitmek isterse kendisine Mora’yı bırakırım, dostluk antlaşması yaparım, oradaki karındaşına başka bir sancağı veririm. Ama şehire barışla girmezsem, savaşla girersem o zaman onu ve bütün soylu, ileri gelenleri ölümle cezalandırırım, geri kalan halkı köle olarak askerlerime dağıtırım. Bana ıssız da kalsa şehir yeter. – 2. Mehmed

İstanbul’un Fethi Ne Zaman?

Son olarak Fatih Sultan Mehmed ordusunu üçe ayırmıştı ve bu asker birlikleri ile son taarruzu gerçekleştirecekti. Her biri 50.000 kişiden oluştuğu söylenen bu asker birliklerinin çoğu ağır hasar görmüş olan St. Romanos Kapısı’ndaydı. Savaştan önce ise namaz kılınmış savaş içinde hücum marşı çalmaya başlamıştı. Yaşlıların ve Hristiyanların olduğu asker birliklerinin amacı surlara merdiven dayamaktı. Püskürtülen bazı askerler orduya doğru kaçmaya çalışırken 2. Mehmed’in emriyle kılıçtan geçiriliyor surlara dönmesi için teşvik ediliyordu. Burada da Mehmed’in işi ne kadar ciddiye aldığını ve pes etmeyeceğini görmemiz mümkün. Sonrasında ise Yeniçerilerin kararlı tutumlarıyla surlar aşılmış ve Osmanlı Askeri şehre Bizans birliklerinin bitkin düşmesini de fırsat bilerek girmişti. Şehir düşüyordu ve Bizans birliklerinin mücadele edecek gücü ve inancı kalmamıştı.

Bütün bunlar yaşanırken Konstantin’e tam olarak ne olduğu bilinmese de bazı kaynaklar savaşırken sırtından aldığı bıçak darbesi ile öldüğünü söyler. Şehre giren Fatih Sultan Mehmed Ayasofya’nın önüne giderek secdeye kapanıp toprağı öper. Sonrasında ise halka onları öldürmeyip köle yapılmakla yetinileceğini söyler. Burada da halka olan davranışını görmek mümkün. Sonrasında ise üç gün önce verilmiş olan şehri yağmalama emrini geri çeker ve artık kentte olan her şeyin onun olduğunu söyler. Böylece de İstanbul’un Fethi sonlanır. İstanbul bu sefer de Osmanlı Devleti’nin olmuştur. Uzun yıllar öyle kalan İstanbul, sonrasında ise Osmanlı Devleti’nin içinden çıkan Türkiye Cumhuriyet’inin olmuştur. Türkiye de onu korumak için 1. Dünya Savaşı’nda çaba sarf etmiştir.

Osmanlı Devleti’nin İstanbul kuşatması 6 Nisan-29 Mayıs 1453 tarihleri arasında olmuştur. İstanbul’un Fethi tam olarak 1 ay 3 hafta 2 gün sürmüştür. İstanbul Fethi 29 Mayıs 1453 Salı günü gerçekleşmiştir.

İstanbul’un Fethi Sonuçları

İstanbul’un Fethi bir yerin kuşatılıp alınması gibi basit bir şekilde gözükse de detayları incelediğimizde çetrefilli bir fetih olduğunu görüyoruz. Ayrıca sadece bir fetih olmakla kalmayıp yeniliklere kapı açmıştır. Buna örnek verecek olursak da surları dövmede kullanılan topların yenilikçi olması gösterilebilir. Bunların dışında da şehrin geleceği için verilen kararlar da İstanbul’un Fethi’nin sonuçları arasındadır.

İstanbul’un Fethi’nin sonuçlarından bahsedecek olursak eğer:

  • Hristiyanlar şehirde kalmakta özgür bırakıldılar.
  • Müslüman olmayanlar İslam hukukuna göre yargılanmadılar.
  • Hristiyan kesimin ibadetine karışılmadı.
  • Fakat ata binmeler, silah taşımaları ve asker olmaları yasaklandı.

Bu duyurulardan sonra ise Anadolu’da yaşayan insanların İstanbul’a iskân edilmesi emredildi ve halk İstanbul’a yerleştirildi. Bütün bu gelişmeler sonrasında ise İstanbul, Osmanlı Devleti’nin başkenti oldu ve en gelişmiş, gözde şehri oldu. İstanbul geçmişteki önemini koruyup hala ülkesinin en gözde şehri olmayı sürdürmektedir.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi