9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 2. Ünite

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları)

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 2. Ünite başlıklı bu yazımızda tarih ders kitabı içindeki soruların cevaplarını hazırladık.

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 2. Ünite başlıklı bu yazımızda 9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) içinde yer alan 2. ünite sorularının cevaplarını hazırladık. 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 2. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 2. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramları Öğrenelim” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 2. ÜNİTE İÇİNDE: “Düşünelim-Söyleyelim”, “Okuyalım”, “Etkinlik”, “Düşünme-Çıkarımda Bulunma” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 2. ÜNİTE SONUNDA: “Ünite Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – 2. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

9. Sınıf Tarih Ders Kitabı (Tuna Yayınları) 2. Ünite Cevapları

9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri, altı kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu üç kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramları Öğrenelim Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin Kavramları Öğrenelim bölümünde yer alan 11 kavramı yanıtladık.

Aristokrasi Nedir?

Aristokrasi bir toplumdaki soylu bireylerin o toplumu yönetme biçimine denir. Bu yönetim biçimi şu an zamanımızda bulunmamaktadır.

Cumhuriyet Nedir?

Cumhuriyet halkın oy çokluğuyla seçtiği başkan niteliği taşıyan bir bireyin topluca halkı yönetme biçimidir. Bu yönetim biçimi şu an zamanımızda pek çok ülkede bulunmaktadır. Türkiye de dahil.

Demokrasi Nedir?

Demokrasi tüm halkın devlet yönetiminde ve seçim üzerinde eşit haklara sahip olan bir yönetim biçimidir. Bu yönetim biçimi pek çok ülkede kullanılmaktadır.

Efsane Nedir?

Efsaneler ağızdan ağıza zamanla geçmiş hikayelerdir. Bu efsanelerden bilinenler ise örneğin Göktürk efsanesidir veya Pamukkale efsanesidir.

Ensi Nedir?

Ensi bir ünvandır. Bu unvan eski Sümerlerde bir şehir devletinin prensini veya yöneticisini belirlemek için kullanılır.

İmparatorluk Nedir?

İmparatorluk, farklı etnik kökenlerden oluşan bireylerin yaşadığı ve toplandığı bir devlet biçimidir. Zamanımızda bu devlet biçimine pek rastlanılmamaktadır.

Karum Nedir?

Karum, bir kentin yakınlarında kurulan ve ticaret yapmak için kullanılan bir yerdir. Karumlardan en önemlileri Kültepe’de bulunan Kaneş Karumu, Hattuşaş Karumu ve Alişar Karumu’dur.

Kısas Nedir?

Bir kişinin işlediği suçun bir benzeri ile veya eş değeri ile cezalandırılmasına denir.

Kolonicilik Nedir?

Kolonicilik bir devletin herhangi bir sebepten ötürü başka topraklara yayılma isteği ve başka toprakları ele geçirmesidir.

Konar-Göçer Nedir?

Konar-göçer daha çok göçebe yaşayan, sabit bir evi olmayan ve sürekli gezen topluluklardır.

Monarşi Nedir?

Monarşi, sadece yönetimin başında bir kişinin olmasıdır. Sadece onun kararlarının gerçekleştirilmesi ve o kişinin üstünde hiçbir kanunun olmamasıdır.

Nom Nedir?

Nom, Antik Mısır’da şu anda isimlendirdiğimiz il veya vilayet karşılığı görmekte olan yerlerdir.

Oligarşi Nedir?

Oligarşi, yalnız bir değil pek çok kişinin bir devleti yönetim biçimidir. Genelde bu kişilerin sayısı azdır ve ayrıcalıklılardır.

Pankuş Nedir?

Pankuş, Hitit Devletinde bir meclis görevi görmüş bir kuruldur. Hitit dilinde Pankuş kurul, topluluk demektir.

Polis Nedir?

Polis kanunu korumakla yükümlü, her vatandaşın canı, malı ve temel hak ve özgürlüklerini korumakla görevlendirilmiş olan kamu görevlisidir.

Site Nedir?

Site, ilk çağlarda birden fazla binadan oluşmuş bina topluluklarına verilen isimdir.

Tablet Nedir?

Tablet, kil bir taşa benzer bir yüzeyin üstüne kazılmış yazılardır.

Tiranlık Nedir?

Tiran siyasi bir gücü anayasa ve kuralları göz ardı ederekten kendi gücüyle elde eden önderdir.

Ziggurat Nedir?

Ziggurat, Mezopotamya da bulunan görünüşü piramitleri andıran bir tapınaktır. Ziggurat’ın bu kadar yüksek olmasının bir sebebi ise rahiplerin sel olduğunda yukarı çıkıp kurtulmasıdır.

 

Hazırlanalım Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabı (Tuna Yayınları) ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 5 soruyu yanıtladık.

Unesco Tarafından 2018 Yılında Dünya Miras Listesi’ne Dahil Edilen Göbeklitepe Hakkında Bildiklerinizi Anlatınız.

Göbekli Tepe, Şanlıurfa’nın merkezine 22 km kuzey doğusunda ve Örencik Köyü’nün yakınlarındadır. Göbekli Tepe’de Dünya’nın en eski kült yapılar topluluğudur. Bu kült yapıların özelliği ise T biçimindeki 10-12 dikilitaşın yuvarlak planda dizilmiş, aralarının ise taş duvarla örülmüş olmasıdır. Kült yapıların genelde ortalarında uzun 2 dikili taş birbirine bakacak şekilde yerleştirilir. Dikilitaşların üzerine çoğunda insan, el ve kol, çeşitli hayvanlar ve soyut cisimler kabartılarak çizilmiştir. Bu kabartmaların bir öykü veya herhangi bir şey anlattığı düşünülmektedir. Bu dikilitaşlarda çizilen hayvan motiflerinden en yaygınları: boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, yaban ördeği ve akbabadır.

Göbekli Tepe bir yerleşim yeri değil de kült merkezi olarak tanımlanmaktadır. Göbekli Tepe’deki kültlerin avcılar veya çiftçiler tarafından inşa edildiğine inanılmaktadır. Başka bir değişle Göbekli Tepe’nin etraftaki avcı-toplayıcılar açısından büyük önem taşımaktadır. Göbekli Tepe’nin en erken Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’ın A evresine (MÖ 9.600-7.300), yani günümüzden en azından 11.600 yıl öncesine dayandığı ileri sürülmektedir. Göbekli Tepe’de olmuş en eski eylemlerin ne zaman olduğunu bilmemiz şu anlık mümkün değil ama kültlerden de gördüğümüz gibi Göbekli Tepe’nin epipaleolitike kadar uzanan bir geçmişi olabilir. Göbekli Tepe’nin bir kült merkezi olarak kullanılması Milattan Önce 8 bin yıllarına kadar dayanmaktadır. Fakat bu tarihten sonra pek de aktif kullanılmadığı anlaşılmaktadır.

Bunların hepsi ve tabi ki arkeolojik kazılarda gün yüzüne kavuşturulan anıtsal mimari, Göbekli Tepe’yi gerçekten de eşi benzeri olmayan bir tarihi bölge olarak kılıyor. Bu sebeple 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası geçici listesine yerleştirildi ve 2018 de ise kalıcı listeye adını yazdırmakta başarılı olmuştur. Söz konusu dikilitaşlar, bir insan heykelini andırmaktadır. Bunun sebebi D yapısı merkez dikilitaşlarının ortasında olan el ve kol motifleridir. Yani dikilitaş kavramı herhangi bir işe yaramayan yardımcı bir kavram olarak belirtilmektedir. Sonuç olarak bu dikilitaşlar bir insan stilini andırmaktadır.

Milletlerin Ortaya Çıkışını ve Devletlerin Kuruluşunu Anlatan Efsane, Destan ve Mitlere Örnek Veriniz.

Milletlerin ortaya çıkışı ve devletlerin kuruluşu hakkında en detaylı kurgulardan birine sahip olan millet Antik Yunanlılardır. Yunan mitolojisi adı verilen fenomen Yunanlıların nasıl oluştuğunu açıklar. Bu mite göre Yunanca “boşluk” anlamına gelen Kaos hiçlikte süzülürken canı sıkılır ve Dünyayı yaratır. Dünya da evlenmek için hem kocası hem oğlu olacak olan Gökyüzü’nü, Deniz’i ve Yeraltı’nı oluşturur. Daha sonrasında Dünya ve Gökyüzü Titanları ve Titanlar’dan biri olan Prometheus insanları yaratır. Yunanlılar kendi yaratılışlarını bu mitolojik hikaye üzerinden açıklamaya çalışmışlardır.

Yazının İnsan Hayatındaki Önemiyle İlgili Görüşlerinizi İfade Ediniz.

Yazının tarihi neredeyse insanlığın başlangıcına kadar gider ve yazı bulunduğunda insanlığa öyle bir etkisi olmuştur ki insanlık bir çağ atlamıştır. Yazının bulunmasının önemi nedir? diye sorulduğunda akla pek çok husus gelir. Veya yazı olmasaydı ne yapardık? gibi soruları yanıtlayacağız.

İnsanlık tarihinde her zaman anlaşmazlıklar olmuştur. Kimi zaman kavga kimi zaman anlaşılarak çözülürdü o kavgalar. Fakat yazının icadından sonra işler daha da resmileşmeye başlamıştır. Örneğin sözleşmeler raporlar vb. şeyler bazı anlaşmazlıkları bir sonuca kavuşturur. Sözleşmeler vs. bunlar imzalandığı sürece kimin haklı veya haksız olduğunu kağıt üzerine geçer. Yazının bulunmasının başka bir önemi ise haberleşmedir. Haberleşme insanlar arasında vazgeçilmez bir husustur. Eğer haberleşme olmasaydı insanlar bir topluluk olamazdı ve zamanla yok olurlardı. İnsanlar bu haberleşme ve iletişim yetenekleri sayesinde uzun yıllar hayatta kalabilmişlerdir. Örgütlenme iç güdüsüyle. Bir de gelecek nesillere yazı yoluyla bilgi aktarmak vardır. Örneğin: bir marangoz gelecek neslindeki oğluna mesleğinin püf noktalarını aktarmak istiyor. Bunun için herhangi bir yerin üstüne mesleğinin inceliklerini yazarak gelecek nesillere aktarabilir.

Yazı ayrıca insanın her zaman bir parçası olan ve olacak dini, ticareti ve ebedi konuları kayıt altına almıştır. Bunlara örnek olarak Kur’an-ı Kerim’i verebiliriz veya İncil ve Tevrat’ı. Ebedi konulardan örnek verirsek mesela romanlar: Sefiller, Çocuk Kalbi, Suç ve Ceza, Pollyanna, Beyazdiş vb. Yazı eğitim gösterme olanaklarını da arttırdı. Yazı icat edilmeden önce eğitim diye bir şey yoktu, çünkü geçmiş nesillerden herhangi bir bilgi alınamıyordu. Geçmiş nesillerden bilgi alınamadığı için geleceğe de bilgi aktarılamıyordu. Yazı hukuka da pek çok şey katmıştır. Anayasa, kurallar vb. hukuka yön vermiştir ve yasalar sayesinde bir düzen olmuştur. Yazı olmasaydı ne yapardık? Yazı olmasaydı her şeyden önce belirli bir düzen olmazdı anayasa olmazdı, hukuk olmazdı; eğitim olmazdı, bilgi alışverişi olmazdı, kitaplar olmazdı bunlar topluca olmasaydı insanlık şu anda olduğundan eser kalmazdı. Yani sonuç olarak yazı insanları toplar ve yazı olmasaydı sadece kargaşa ve cahillik olacak idi.

Uygarlıkların Elverişli Coğrafi Özelliklere Sahip Bölgelerde Ortaya Çıkıp Geliştiğini Gösteren Örnekler Vermeye Çalışınız.

Uygarlıklar genellikle yerleşik yaşam sürecinde sıkıntı teşkil etmeyecek yerlerde kurulmuşlardır. Bunlara ilk örnek olarak Soğdlar verilebilir. Orta Asya coğrafyasının su ihtiyacını karşılamakta olan bu iki nehrin etrafına kurulan Soğdlar ticarette oldukça gelişmişlerdir. Bir diğer uygarlık olarak ise Mısırlılar örnek gösterilebilir. Bütün yerleşimlerini Nil nehrinin kenarına kuran Mısırlılar; ticaret, tarım, hayvancılık gibi temel maddi kaynaklarının neredeyse tamamını Nil nehri üzerine kurmuşlardır. Bunun dışında İstanbul Boğazı’nın kenarına kurulmuş olan Bizans İmparatorluğu da örnek gösterilebilir. Boğaz’ın kattığı ticari ve jeolojik avantaj sayesinde Bizans gelişme kaydetmiştir.

Hukuk Kavramının Hangi İhtiyaçlardan Kaynaklanmış Olabileceğiyle İlgili Düşüncelerinizi Paylaşınız.

Hukuk kavramının medeniyetlerde çıkma sebebini bilmek için öncelikle hukukun temel gayesini öğrenmemiz lazım. Hukuk, bir toplumsal düzen kuralı türüdür. Toplumsal düzen kuralları, adı üstünde toplumun düzenini sağlamak adına konulmuş belli başlı kurallardır. Bu kurallara örnek olarak görgü, hukuk, din ve ahlâk verilebilir. Hukuk dışındaki toplumsal düzen kurallarının yaptırımları bir otorite veya devlet tarafından sağlanmamaktadır. Bu unsur, hukuku diğer toplumsal düzen kurallarından ayıran husustur. Hukukun temel gayesi, toplumsal düzeni korumanın yanı sıra adaleti getirmektir. Bu unsurlardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki, hukukun ilk medeniyetlerde ortaya çıkış sebebi, diğer toplumsal düzen kurallarının yetersizliğidir. Diğer toplumsal düzen kurallarının yetersizliği toplumu, yaptırımı bir otorite tarafından desteklenen bir toplumsal düzen kuralı arayışına sokmuştur. Bu, hukukun ortaya çıkmasını sağlamıştır.

 

Konu İçindeki Sorular

9. sınıf tarih dersi kitabı (Tuna Yayınları) ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Yazının İcadından Önceki Dönemlerde Yaşayan İnsanların Hayat Tarzları ve Ekonomik Faaliyetleri İle İlgili Bilgilere Hangi Kaynaklardan Ulaşılmış Olabilir?

İnsanların gün içerisinde yaşadıkları olayları ve durumları mağara duvarlarına kazındığı bilinmektedir. Bu duvar resimleri hayat tarzları hakkında oldukça nemli bilgiler vermektedir. Yazının icat edilerek bazı durumların kayıt altına alınması durumunan önce kayıt alınma işlemi duvar resimleri ile yapılabiliyordu.. Bu sebep ile mağara resimleri geçmiş insanların hayat tarzları ve ekonomik faaliyetleri hakkında bilgi sahibi edinilmesinde yardımcı olan etmenlerdendir. Onun dışında Göbeklitepe gibi yerleşik yapılar da bu tip bilgiler edinilmesine katkıda sağlanabilir. Dükkan tarzı yapıların varlığı ekonomik faaliyetlerin farkındalığında önem arz etmektedir.

İnsanların Kesme, Delme ve Kazma Amaçlı Aletler Yapmalarından Yola Çıkarak Onların Hayat Tarzı ve Beslenmeleriyle İlgili Hangi Çıkarımlarda Bulunabilirsiniz?

İnsanlar kesici ve delici aletleri genellikle avlanmak veya ağaçları kesmek için kullanmışlardır. Kazma Aletlerini ise daha çok madencilik için kullanmışlardır. Kesici aletlerden örnek: Bıçak, balta, pala; delici aletlerden örnek: Mızrak, ok. İnsanlar genelde kesici aletleri hayvanların derilerini yüzmek için kullanırlar. Delici aletleri ise hayvanları öldürmek için. Bundan yola çıkarak hayat tarzlarının avcı toplayıcı olduğunu görebiliriz ve beslenmeleri hakkında da genelde etle beslendiklerini söyleyebiliriz. Günümüzde bu kesici aletler pek deri yüzmek için kullanılmasa da buna benzer şeyler için kullanılır.

İnsanlar bu kesici aletlere ilk başta küçük sivri taşlarla başlamıştır. Pek iş görmese de en azından hayvanların derilerini az da olsa kesebiliyordu. Bundan sonra da insanlar bıçak kullanmaya başlamıştır. Tahta bir sapın ucuna yontulmuş sivri bir taş bağlanmıştır. Bıçak çok daha kullanışlı ve tahta sapı ile insanların kendilerini yanlışlıkla kesmelerini engellemektedir. Bundan sonra ise bıçaklar daha sivri ve metallerden oluşmaya başlar. Metal çok daha kullanışlıdır. Hayvan derisini daha rahat kesebilir. Bitkileri kolaylıkla doğrayabilir ve insanlar kendilerini daha kolay koruyabilirler. Delici aletler ise günümüzde daha çok mızrak ve oklar olmasa da kullanılır. Delici aletler çoğunlukla hayvanların derisini yüzmekten çok avlamak için kullanılır. Bu sebeple genelde bu aletlerin ucunda keskin bir taş olmak yerine ucu sivri bir taş bulunmaktadır. İnsanlar ilk bunlara sadece ucu sivri bir taş ile başlamıştır. Bu taşlar pek iş görmese de hayvanların kafataslarını veya göğüs kafeslerini efor sarf ederek parçalayabiliyorlardı.

Bundan sonra mızraklar ortaya çıktı. Bu mızraklar uzak menzilli olmasının yanında pek sivriydiler ve kolaylıkla bir büyükbaş hayvanı (inek, domuz) öldürebiliyordu. Bundan sonra ise yay ve ok ortaya çıktı. Yay ve ok oldukça uzak menzilli, kullanımı kolay ve sessiz silahlardı. Ok ve yay ayrıca savaşlarda da kullanılmıştır. Kazma aletlerini ise insanlar daha önce de söylediğim gibi madencilik için kullanırlar. İlk çağlarda insanlar kazma aletlerini taş ve metal için kullanırlardı ve bu elde ettikleri malzemeler ile daha iyi aletler yapabilmekte idi. İlk başta madenler metal, bakır, demir ve sonra da gümüş ile devam etmiştir. Metal ilk başta kullanıldığında çok verimsiz idi çabuk kırılırdı fakat sonra bronz bulundu bulunan bronz ile aletler daha da dayanıklı hâle getirildi. Bronzdan sonra da günümüzde de yaygın olarak kullanılan demir ortaya çıktı bununla birlikte çoğu iletken için bakır da kullanıldı.

Eski Taş Çağı İnsanlarının Yaşadıkları Mağaralara ve Bu Mağaraların Duvarlarına Yaptıkları Resimlere Bakılarak O Dönemle İlgili Hangi Bilgilere Ulaşılabilir?

Hali hazırda sadece duvar resimleri kullanılarak dönemin kültürel ve sosyal yapısı hakkında bilgi sahibiyiz. Bunlardan ilki eğer detaylı bir çizim yapıldıysa kıyafet ve giyim olabilir. Kadınların neler giydiği, erkeklerin neler giydiği anlaşılabilir. Ayrıca yemek pişirme, avlanma gibi ihtiyaçlarda kullanılan aletler hakkında bilgi edinebilir, dönemin gelişmişliği hakkında yorum yapabiliriz. Dönemde ne cins hayvanların avlandığını, barındıkları mekanları, gün içerisinde yaşadıkları olayları, tarihlerine damga vuran hikayeleri öğrenme imkanımız bulunmaktadır. Yani kısaca bu resimler dönemin yaşam tarzı hakkında pek çok bilgi barındırmaktadırlar.

İnsanlar Hangi Özelliklerinden Dolayı Çayönü’nü Yerleşme Yeri Olarak Seçmiş Olabilirler?

Çayönü, Diyarbakır ilinin Ergani ilçesinin 7 km güneybatısında kalır. Yakın zamanda yapılan araştırmalar; Çayönü’nün olduğu yer olan Ergani Ovası’nın Milattan Önce 12 bin yıllarında etrafında meşe ormanları olduğu, ormanlarda genelde yabani sığır, koyun ve keçilerin bulunduğu diğer bir deyişle buranın çevresel açıdan son derece zengin olduğu görülmüştür. Bu hususlarıyla Çayönü daha bitki ve hayvanların evcilleştirilmediği ve daha ekin hasadının başlamadığı bir devirde avcı-toplayıcı insanların kullandığı ve kaldığı bir yerdir. Milattan Önce 10200 yıllarından başlayarak da insan cemaatlerinin Çayönü’ne yerleşerek köy hayatına doğru harekete geçtiği bir bölge hâline gelmiştir. Çayönü kalıntılarında ağaç dalları ve kamışlardan inşa edilmiş yalın yuvarlak kulübelerin zamanla taş ile inşa edilen kerpiç yapılara dönüştüğü tespit edilmiştir.

Bu olanlar Çayönü sakinlerinin toplayıcılık ve avcılıktan tarıma dayalı yerleşik hayatına geçtiğini göstermektedir. Çayönü, tahıl ekimi ve hayvanlar ile bitkilerin evcilleştirilmesine temelli köy hayatının yaşanmaya başlandığı ilk yerleşmelerdendir. Vahşi buğday, mercimek ve baklagiller ile ekim-biçim yapılabilmesi; tavuk, kuzu, koyun, keçi gibi hayvanların evcilleştirilmesi burada gerçekleşmiştir. Bu yanlarıyla Çayönü bilim adamları tarafından uygarlığın başladığı yerlerden biri olarak kabul görmektedir. 1960‘larda başlamış olan Çayönü kazılarında çakmak taşı, obsidyen ve bazalttan yapılmış araç-gereçler ortaya çıkmıştır. Çayönü’nde yaşayanlar bu taşları kullanarak oraklar ve delici-kazıcı aletler ile çeşitli süs eşyaları yapmıştır. Bununla birlikte Çayönü’nün etrafında bulunamayan çakmak taşının ve obsidyenin Çayönü’ne nasıl ve nereden geldiği tam olarak bilinmemektedir.

Çayönü’nde çanak ve çömleklerin dışında bir de geyik, domuz vs. kemiklerinden yapılmış iğneler, çengeller, boncuklar, halkalar ve düğmelere rastlanmıştır. Öte yandan Çayönü bakır çıkarılan yerlerde bulunduğu Ergani’ye yakın bir yerdedir. Bu sebepten dolayı Çayönü sakinleri dünyanın öbür taraflarından insanlardan yaklaşık 2000 yıl önce bakırı işleyerek araç gereç yapmayı öğrenmiştir. Yerleşmede farklı alt safhalardaki konutlar dışında, tüm Çayönü halkının kullanması için yapılmış, bir bakıma kamusal kalitede yapılar vardır. Birer kült binası olarak sayılan bu binalar hem plan, hem yapı yöntemi, hem de içeride elde edilen eşyaların niteliği yönünden konutlardan farklılık göstermektedir.

İnsanların Yerleşmek İçin Çatalhöyük’ü Seçmelerinin En Önemli Gerekçesi Ne Olabilir? Neden?

İnsanların yazı öncesi yerleşimleri ile alakalı doğal olarak hiçbir yazılı kaynak yoktur. Bu sebeple yazı öncesi dönem ile alakalı tarihi çalışmalar arkeologlar ve arkeoloji sayesinde ilerlemektedir. Günümüzdeki en eski birkaç yerleşim yerinden biri olan Çatalhöyük yaklaşık 9000 yıl önce kurulmuş ve döneminde inanılmaz büyük bir sayı olan 8000 kişilik bir nüfusa ulaşmıştır. Çatalhöyük Konya şehrinin Çumra ilçesinin 11 km kuzeyinde bulunan bir köydür. Buzul Çağı’ndan sonra Konya Ovası’nda oluşan göl tam olarak kaybolmamış bölgede ufak ufak bataklıklar olarak varlığını devam ettirmekteydi. İlk dönem medeniyetlerinin hepsi su kenarlarına yerleştiği için bu bataklıklar Çatalhöyük ve civarındaki insanlar için kaçırılmaz bir imkandı. Çevrede yerleşebilmek için daha kuru yerler bulunsa dahi Çatalhöyüklüler (yaşayan ırkın adı bilinmediğinden Çatalhöyüklüler adı verilmiştir) yerleşik hayata Çarşamba Irmağı’nın yanında geçmişlerdir. Köyü kurdukları bu alan hem Çarşamba Irmağı sayesinde suca ve bu suyun sağladığı yararlar sonucu besin kaynakları oldukça yoğundur. Sayıları oldukça arttı ve on binlerce kişi bu köye yerleşti. Fakat şimdiye kadar bulunan kaynaklara göre bu köy herhangi bir yönetici tarafından yönetilmemekteydi.

Göbeklitepe Höyüğü’ndeki Kazılar Alt Katmanlara Doğru İlerledikçe Mevcut Tarihi Bilgilerde Başka Hangi Değişiklikler Meydana Gelebilir? Neden?

Ele geçirilen bilgiler değişebilir. Belki de şu ana kadar inilen derinlik en yeni kalıntıları olabilir. Daha eskiden yapılmış olan kalıntıların bulunma olasılığı vardır. Bu sebeple ilk olarak Göbeklitepe’nin yaşı değişebilir. Ayrıca daha sonrasında manipüle edilerek gösterilmiş durumların gerçek halini görüp kültürleri hakkında elde ettiğimiz bilgileri geliştirme imkanımız olabilir. Bu sayede insanların bilinen de eski zamanlarda yerleşim yerleri kurdukları öğrenilebilir. Bu durum da insanların bu kadar uzun sürede nelerin ne kadar değiştiğini kavramımıza yardımcı olabilir.

Bir İnternet Araştırması Yaparak Ülkemizdeki Tarihi ve Doğal Kültür Varlıklarımızın Adlarını Yazınız.

“Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’nun hazırladığı Dünya Miras Listesi’nde ülkemizden de tarihî ve doğal kültür varlıklarına yer verilmiştir. 2018 yılında Göbeklitepe’nin de dâhil edilmesiyle bu listedeki varlıklarımızın sayısı 18’e çıkmıştır.”

1985 yılında listeye dahil edilen ve Sivas’ta bulunan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ve 19 adet dünya mirasından biridir. İkincisi ise genel bir ifade olmak ile beraber İstanbul’un tarihi alanlarıdır. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası gibi 1985 yılında listeye eklenen İstanbul’un tarihi alanları Türkiye dünya miraslarının arasındadır. Üçüncü olarak Nevşehir’de, Kapadokya’da bulunan Göreme Milli Parkı ve Kapadokya ilk iki dünya mirası gibi listeye 1985’te eklenmiştir. Dördüncüsü Çorum’daki Hitit başkentidir. Beşincisi Adıyaman’da bulunan Nemrut Dağı’dır. Altıncı olarak Denizli’de bulunan Pamukkale gösterilebilir. Yedinci sırada ise Letoon bulunur. 7. Sırada Karabük’te bulunan Safranbolu şehri vardır. Truva Arkeolojik Alanı ise dokuzuncu sıradadır. Edirne Selimiye Camii onuncu, Çatalhöyük ise 11.’dir. 12. Cumalıkızık alanı bulunmaktadır. 13. Sırada Bergama, 14.sırada Diyarbakır Kalesi, 15’te Efes, 16’de Ani Arkeolojik Alanı, 17’de Aphrodisias, 18’de Göbeklitepe ve 2021’de eklenen Arslantepe Höyüğü vardır. Bunların hepsi ile 19 adet dünya mirasına sahibiz.

Destanlar, Mitler ve Efsaneler İnsanların Hangi İhtiyaçlarından Kaynaklanmış Olabilir?

Medeniyetin ilk dönemlerinde insanlar bilim açısından gerideydiler. Yaşanılan doğa olaylarına açıklama getiremeyen antik ilk dönem medeniyetleri çok tanrılı dinleri meydana getirmiştir. Bu çok tanrılı dinlerin sayesinde doğa olaylarına bir şekilde açıklama getirmeyi başarmışlardır. Bu da günümüzdeki destanlar, mitler ve efsaneler de bu şekilde meydana gelmiştir. Bütün bunların dışında insan bir varlığa inanmaya bağımlı bir canlıdır. Kendini yetersiz hissettiği durumda güçlü bir varlık arayışına girmiştir. Bu da yine dinlerin ve inancın çıkış kaynağıdır. Zaman zaman bu tür inançların manipüle edildiği olmuştur. Halkını savaş sırasında heyecanlandırmak, desteklemek için bu tür efsanelerin ve mitlerin manipüle edildiği ya da uydurulduğu olmuştur. Örneğin halkına cesaret aşılamak isteyen Türkler Oğuz Kağan Destanı, Ergenekon destanı gibi efsaneler oluşturmuşlardır. Kısaca destan, mit, efsane gibi kaynaklar genel olarak insanların bazı olaylara açıklama getirmesi için ve halkın yararına olması için oluşturulmuş, uydurulmuştur. Sonuç olarak efsaneler, mitler ve destanlar insanın inanma ihtiyacı ve yöneticilerin halkın yönlendirme amacında kaynaklanmıştır.

I. Hattuşili’nin Yazıya ve Katiplere Önem Vermesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Başka devletleri, medeniyetleri ve milletleri işgal eden ve yağmalayan Hitit Kralı I. Hattuşili aynı şeyin kendilerinden daha güçlü bir devlet tarafından kendilerine de yapılmasından korkmuş olabilir. Bu sebeple ülkesinin kültürel mirasının aktarılması için yazıya ve katiplere önem vermiştir. Kendilerine yaşanma ihtimali bulunan muhtemel bir işgal sonucu sahip oldukları her şeyi kaybetmek istemeyen I. Hattuşili böyle bir yönteme başvurmuş olabilir. Bu sayede yazıya ve katiplere hakettikleri önemi veren I. Hattuşili kültürel mirasını işgal edilse ve yağmalansa dahi sonraki nesillere aktarabilecektir.

Muhasebe Kayıtlarının Yazılı Hale Getirilmesi Devletler ve Tüccarlar İçin Hangi Faydaları Sağlamış Olabilir?

Muhasebe kayıtları ilk yazılı hale getirildiğinde görevli olan memurların isimleri, yaptıkları işler, özellikleri kayda alınmıştır. Ayrıca yazının ekonomik açıdan ilk olarak kullanılışı devletlerin vergi defterleri tutması olmuştur. Bu tür kayıtların yazılı olması hem sonraki nesillerin kendileri hakkında bilgi öğrenmesine neden olmuştur. Onun dışında kısa vadede vergi takibi yapılması kolaylaşmıştır. Bu sayede herkesten hakettiği verginin alınması sağlanmıştır. Bu da devletlerin sahip olduğu adaleti korumakta önemlidir. Devletlerin dışında tüccarların da muhasebe kayıtlarını yazılı hale getirmesi daha sonrasında yaşanabilmesi muhtemel karışıklıkların önüne geçmiştir. Tüccar ilk aldığı ürünün özelliklerini kayıt aldığında başka bir insana doğru malı satar. Bu da hem tüccara hem de alıcıya büyük yarar sağlamıştır.

İnsanların Astronomi İle İlgilenmelerinin Nedenleri Neler Olabilir?

Medeniyetlerin ilk olarak astronomi ile ilgilenmeye başlamalarının asıl sebebi yön bulma ve zamanı ölçme ihtiyacı idi. Ticaretin önemli olduğu ilk uygarlıklar yön bulamayınca ticarette sıkıntı yaşamaktaydı. Buna çözüm olarak kuzey, güney, doğu, batı gibi yönleri oluşturdular ve her birine Güneş’in yönünü atadılar. Örneğin ticaretlerini ve ekonomilerini zeytin yağını deniz yoluyla taşıyan Yunanlıların yön bulmaya ihtiyacı vardı. Bu sebeple Yunanlı matematikçi Thales (Tales), halkının gemicilerine kuzey yönünü bulmaları için Küçükayı Takımyıldızını önermiştir. Bu ve bunun gibi sebeple doğrultusunda insanlar astronomi öğrenmeye başlamışlardır.

Eski Mısır’da ise astronominin ilk kullanım amacı takvim oluşturmaktı. Çünkü Eski Mısır’ın geçim kaynağı tarımdı ve tarımı Nil Nehri sayesinde yapıyorlardı. Ama yılın belli dönemlerinde Nil taştığı için ekinler boşa gidiyordu. Böylece Mısırlıların takvim oluşturma ihtiyacı başladı. Çünkü Nil’in ne zaman taştığını öğrenebilirlerse ekinleri kaydıracaklar ve emekleri boşa gitmeyecekti. Bunların dışında ilk medeniyetler döneminde astronominin en çok ilerlediği dönem Sümerler dönemidir. Ziggurat adı verilen yapılar oluşturan Sümerler bu yapıları astronomik amaçlar için kullandılar. Bir günü 12 saat gündüz, 12 saat gece olmak üzere 2’ye; bir yılı ise 30’ar günden oluşan 12 aya böldüler. Babiller ise bir dizi düzenli gözlemler neticesinde her aya bir hayvan ismi atadılar ve 12 Hayvanlı Takvim adı verilen takvimi oluşturdular. Bunun dışında ilk çağdaki insanların astronomi ile bu kadar ilgili olmasının sebebi inançlardı. O dönemlerde tek tanrılı dinlerin yerine çok tanrılı mitolojilerin bulunması bu durumu tetikledi. Çünkü genellikle yaşanan ve açıklanamayan bütün doğa olayları tanrılar ile özdeşleştirilirdi. Bu sebeple de ilk astronomlar rahipler arasından çıktı. Bazıları sırf tanrıların ruh halini öğrenmek için yıldızları ve Güneş’i inceledi. Ve bu sayede tek tanrılı dinler ortaya çıksa bile astronomi ilerlemeye devam etti ve hala da etmektedir.

Geçmişle Günümüzü Karşılaştırarak Astronomi Biliminin Amaçları ve Çalışma Yöntemleriyle İlgili Değişikliklere Hangi Örnekleri Verebilirsiniz?

İnsanlık tarihi boyunca neden yaşadığını ve nerede yaşadığını ve yaşadığı yerde yalnız olup olmadığını merak etmiştir. Ve bu sorulardan biri olan nerede yaşıyoruz sorusunun en büyük problemi dünyamızın içinde olduğu everenin nasıl oluştuğu ve kadar büyük olduğu. İnsanlık bu soruyu tarih boyunca farklı cevaplar bulmuştur. İlk başlarda insanlar tanrılarının yıldızlar olduğuna inanmıştır ve onları araştırmak ve orada bulunmak istemişlerdir. Bir çok dinde yıldızlardan bahsedilmiştir ve bazı dinler yıldızlar üstüne kurulmuştur örneğin tarihte fazlasıyla adı geçen ve piramitleriyle ünlü olan Mısırlılar kendi tanrılarının Sirius yıldızından geldiğine inanır hatta piramitlerini bile yıldızların konumuna göre inşa etmişlerdir. Bir çok toplum Mısırlılar gibi gök yüzündeki en parlak yıldız olan Sirius yıldızına tapmaktadır.

İnanışların bu şekilde gökyüzüne bağlı olmasının en büyük sebeplerinden birinin hava olayları olabileceği düşünülüyor örneğin yağmur yağmayıp kıtlık başladığında veya şimşekler çakınca insanlar Tanır tarafından cezalandırıldıklarını düşünürken güneşli günlerde iyi bir şey yaptıkları için ödüllendirildiklerini düşünmüşlerdir. Bu hava olaylarına göre davranışlarını şekillendirmişlerdir. Ve yıldızların sayısı sayılamayacak kadar fazla olduğu için ölen insanların yıldıza dönüştüğünü düşünmüşlerdir.

Bu inançları yoluyla bir çok astronomi araştırması yapıp var oluşu anlamaya çalışmışlardır. Bu araştırmalar uzun yıllar sürmüş ve hala bir çok çözemediğimiz ve var olduğunu bilmediğimiz şeylerle dolu. Günümüze kadar bir çok keşif yapıp uzaya da gitmeyi başarsak da hala aklımızdaki bazı soruların cevabı yok. Bu sorulardan komplo teorilerini ve merakı içeren sorulardan bir evrende yalnız olup olmadığımız durumu. Günümüzde bir sürü yeni keşifle artık azda olsa evereni anlamaya başladık ve hala bulunduğumuz yerin nere olduğu nasıl oluştuğu ve sadece biz mi varız gibi soruların yanıtını arıyoruz bir çok devlet milyar dolarlarını harcayarak artık din için değil evreni anlayıp teknolojiyi bir adım ileri taşımak için çalışıyorlar. Tabi ki hala yıldızları tanrılaştıran dinler mevcut ancak günümüzde araştırmalar artık yıldızların tanrı veya ölmüş insanlar mı olduğu hakkında değil olası bir faciayada kendimize yeni bir ev bulup o evde yalnız olup olmayacağımıza dair.

Coğrafyanın Günümüzdeki Amaçları ve Çalışma Yöntemlerine Başka Hangi Örnekleri Verebilirsiniz?

Coğrafya; halkın eğitimi, bilinçlendirilmesi, afet yönetimi, şehir planlaması, bölge yerleşimi, yerel ya da bölgesel kalkınma gibi pek çok alanda çalışabilirler. Yer şekillerini inceleyerek bölgede inşaa edilmesi planların evlerin yapısını açıklayabilirler. Bu sayede deprem, sel gibi doğal afetlerde can ve mal kaybını minimumda tutabilirler.

Kadim Dönemlerdeki ve Günümüzdeki Durumunu Karşılaştırdığınızda Tıp Biliminin İnceleme Konuları, Amaçları ve Yöntemleri Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz?

İnsanlık tarihi boyunca birçok hastalık atlatmış ve sağlık sorunlarıyla karşılaşmıştır ve bu sorunların akabinde ölümsüzlük araştırmaları yapılmıştır. Günümüzde bile insanlar kendini dondurarak ilerde ölümsüzlüğün keşfiyle geri hayta döneceklerine inanmaktadırlar. Tarihte bu araştırmaların ve isteği çok başlarda görüyoruz tarihteki bilinen ilk yazılı destan olan yazıyı bulan Sümerlilerin yazdığı Gılgamış Destanında ölümsüzlük arayışına değinilmiştir. İnsanlık belki bu dünyadaki mal ve mülkünü bırakmak istemediğinden olabilir bu istek bunu da Firavunların kendilerini mumyalatıp hazinelerinin ve hizmetçilerinin beraber gömülmesi de gelecekte tekrar canlanınca zenginliğini de tekrar geri döneceği inancından kaynaklanmaktadır.

Bu arayışların sebebi ölümden sonraki hayata inanmama gibi şeyler olduğu düşünülse de Kuran’da da adı geçen ve ölümden sonraki hayata inan ve topraklarımızda yaşamış Lokman Hekim’de ölümsüzlüğü aramaktadır. Gılgamış Destanı dahil olmak üzere geçmişte ve günümüzde insanlık ölümsüzlük ve sağlık konularını bir şekilde yılan figürü ile özleştirmiştir bunun örnekleri Gılgamış Destanı’nda ki ölümsüzlük törenlerinde ağaca yılan benzeri süslemeler yapıldığında, Lokman Hekim’in çözdüğünü inanılan ölümsüzlüğü ona yarı yılan yarı insan Şahmeran tarafından öğretildiğine inanılmasında ve günümüzde Sağlık Bakanlığı’nın logosunda ve tıpla alakalı birçok logoda yılanı görmemizden anlayabiliriz. Yılan sembolü Yunan tarihi ve daha birçok yerde karşımıza çıkmaktadır. İnsanlık şu anda bile ölümsüzlüğe alternatif çözümler bulmaya çalışıyor ancak artık bütün tıp çalışmaları ölümsüzlük değil var olan hayatı daha iyi yaşamak üzerine yapılıyor.

Geçmişte bir çok hastalık ve sağlık sorunu için tören ayin tarzı dine dayalı bir tedavi yöntemi olsa da günümüzde bu tür tedavileri geride bırakmak üzereyiz bazı topluluklar dışında modern tıp ilkelerine göre tedaviler yapılmakta. Geçmişteki birçok tedavi günümüz şartlarına kabul edilemez haldedir örneğin insan etinin sağlığa iyi gelmesi, kol ve bacak rahatsızlıklarında anestezi yapılmadan direk kesim işlemi yapılması o dönemde doğru olarak kabul edilmiştir. Günümüzde bu tür hatalardan kaçınılmış ve tıp artık acısız ve şu ana göre doğru yöntemler kullanılmaktadır. Tabi ki gelecekte ne olur bilinmez ancak insanlığın sağlık geçmişi sürekli iyileşerek devam etmektedir. Günümüzde olduğu gibi salgın hastalıklarla da karşılaşsa da her toplum dönemine göre tıp konusunda insan üstü gayret göstermiştir. Tarih boyunca yöntemler değişse de tek değişmeyen doktorların çabalarıdır.

Çinlilere Ait Buluşların Uygarlığın Gelişimine Etkileri Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz?

Çinliler çok soylu bir toplumdur. Bu geniş tarihlerinde birçok buluşa imza atmıştır. Bunlar için birkaç örnek vermek gerekirse: Barut, Pusula, Kağıt, Makarna, El arabası, Uçurtma… Bunlardan pusula zamanında yön bulmanın tek yolu olduğu için zamanın büyük buluşlarından biridir. Çinliler her zaman güneyi gösteren mıknatıs talı üstüne konulan bir demir parçasıyla yapılmıştır pusulalar sayesinde İpek yolunda ve benzeri rotalarda Çinli satıcıların hayatını kolaylaştırmıştır. Özellikle Çinliler dışında birçok medeniyetin kullandığı pusula sonu coğrafi keşiflerine başlayan yolu açtı. Amerika’nın keşfinde önemli rol oynamaktadır. Barutu da bulan Çinliler değişik bir şekilde ölümsüzlüğü bulmaya çalışırken bulmuşlardır barutu. Hayatların yok olmasına yol açan bu buluş. Çinlilerin savaşlarında onlara çok avantaj sağlamıştır. O dönemden sonra bütün ateşli silahalarda kullanılmıştır.

Çinlilerin tarihini bu kadar iyi bilmemizi sağlayan buluş kağıt. Sümerlilerden başlayan yazı kültürünü günümüzedeki haline gelirkenki en büyük adımlardan biridir. Kağıt o dönem Çin’de kitapların yazılması ve halk arasında dolaşan efsanelerin günümüze kadar yaşamasını sağlamıştır. Parşömenlere yazdıkları ve günümüze kadar gelen yazılar o dönem hakkında çok bilgi almamızı sağladı. El arabası tekerleğin bulunuşu ardından insanlığın tekerlek hakında yaptığı ikinci büyük şeydir. Döneminde tek eşya taşıma yolu olan ve insanların sırtından büyük yük kaldıran buluş insanların bir şeyi başka bir yere götürmesini hızlandırmış. Bu hızlanma ilk başta askeri yönde başlasada yavaş yavaş gelişe gelişe günümüze kadar gelmeyi başarmış bir teknoloji olmuştur.

Sismograf uzun süreler tek deprem ölçer olarak kaldı. Her ne kadar günümüzde deprem ölçme deyince akla Richtar ölçü birimleri gelsede. İlk deprem ölçümü cihazı Çinliler tarafından yapılmıştır ve kullanıldı. Çinlilerin günümüze kadar gelen buluşlarından biri de alkoldür. Sirke ve soyanın fermantasyonunu keşfedilmiştir. Çinliler uçma için en büyük adımlardan birkaçını atmış ve tarihine eklemiştir. Uçurtmaları bulup kültürlerindeki festivallerinde uçurtmaları dahil etmiştir. Uçurtmalardan sonraki adım askılı planördür uçurtmanın keşfinden sonra bir insanı taşıyabilecek büyüklükte bir uçurtma yaparak uçuş denemeleri yapmışlardır.

Fenikelilerin Medeniyetler Arası Etkileşime Katkıda Bulundukları Söylenebilir Mi? Neden?

Fenikeliler Doğu Akdeniz’de yaşayan bir kavimdir. Birçok deniz kavmi gibi ticaretle uğraşmışlardır. Sattıkları ürünlerse daha çok zeytin, zeytinyağı, incir, ceviz, badem, nar, erik, hurma, kayısı, kavun, balkabağı, şarap gibi ürünlerle beraber demir altın ve gümüş sattıklarıda bilinmektedir. Fenikelilerin tarihteki en büyük özellikleri Fenike alfabesidir. Fenikelilerden önce alfabeler belli resimlerden oluşmakta olan alfabeleri değiştirip ilk defa Fenike alfabesinde belli sesler için belli semboller yazılmasıyla ses ve kelime algılarının oluşmasını sağlamıştır. Tarihteki bir çok alfabenin kökeni olan Fenike alfabesi bunu ticaret sayesinde başarmıştı. Fenikeliler Asurluların Anadolu’ya getirdikleri alfabeyi alıp geliştirip aynı Asurlular gibi ticaret sayesinde bir çok ülkeye tanıtmışlardı.

Burda Asurlulardan farklı olarak Fenikeliler deniz ticareti yaptıkları için alfabelerini daha geniş kitlelere tanıtmışlardı. Bu geniş kitlenin oluşmasının sebebi bir yandan fenekilerin deniz konusunda çok gelişmiş olmalarıdır. Fenikeliler zamanın üstünde bir denizci kavmiydi. Yapılan araştırmalar sonrası Mısır ve Lübnan’da tarihi bölgelerde Fenike alfabesinin izlerine rastlanmıştır.Günümüzde bile Latin Alfabesi, Kiril Alfabesi ve Arap Alfabesi Fenike Alfabesini köken olarak kabul etmiştir. Fenikelilerin o dönem yaptıkları alfabeyi o dönem özellikle Yunanlılar benimsemiş ve ister istemez kültür çatışması yaşanmıştır.

Bu kültür çatışması o dönemden sonra Yunan topaklarından geçen her toplum için devam etmiştir ve Yunanistan buy ola bütün Avrupaya Fenekilerin getirdiği kültürü paylaşmış ve günümüzde bu kadar toplumun kültür temellerinde yer almasını sağlamıştır. Bu alfabe aslında şu anki bir çok alfabenin kökenidir sadece bazı alfabelerin direk kökenidir çünkü günümüzde ortak alfabe kabul edilen Latin alfabeside Fenike kökenlidir onun dışındaki alfabelerde de seler kelimleri, kelimeler cümleleri oluşturduğu için aslında günümüzdeki yazı şeklininde kökenidir. Fenekiler bu yolla günümüzü bile etkilemeyi başarmışlardır.

Mezopotamya Medeniyetlerine Ait Mimari Eserlerin Pek Çoğunun Günümüze Ulaşamamasının Nedenleri Neler Olabilir?

Yunanca iki nehrin ortası anlamına gelen Mezopotamya, Fırat ve Dicle nehirleri arasında bulunan bölgeye denir. Sümerliler, Babilliler ve Asurlular gibi bir çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mezopotamya’da yaşamış bütün medeniyetler insanlık tarihine bir şey katmıştır. Babilliler hukukta ilerleyip tarihin ilk kanunlarını 288 madde ve Hammurabi kanunlarını ilan etmişlerdir. Asurlular Sümerlilerin çivi alfabesini Anadolu’ya ticaret yaparken öğretmeleri yazının bütün dünyaya yatılmasını sağlamışlardı.Bu medeniyetlerden biri olan Sümerliler en önemli şeyi yapıp yazıyı keşfetmeleriyle ünlü olmuşlardır ayrıca gece ve gündüzü on ikişer saat kabul edip kendileri için ay takvimi yapmışlardır.

Sümerlilerin yazıyı keşfedilmesiyle tarihçiler daha kolay araştırma yapıp dönem hakkında daha çok fikre sahip olmulardır. Mezopotamyalılar her şeyi tanrıları sayesinde kazandıklarını düşündükleri için ürettikleri ürünleri Ziggurat adını verdikleri tapınaklarda toplamışlardır. Zigguratlar’da kimin ne getirdiğini unutmamak için resimlerle not almaya başlayıp bu resimler yavaş yavaş yazıya evrilmiştir. Ancak günümüzde Zigguratlar’ın büyük çoğunluğu ve Mezopotamya uygarlıklarının mimari eserleri günümüze kadar gelememiştir. Bunun belli başlı sebepleri vardır bunlar kullanılan malzeme ve bölgenin bataklık olup sık sık su baskınıyla karşılaşmasıdır. Günümüzde Mezopotamya mimarisi hakkında fikrimizin olmasının sebebi Zigurratlar’da yaptıkları her şeyi kayda dökmeleridir. Bu kayıtlar sayesinde günümüzde bu medeniyetlerin yapıların nasıl olduğu nasıl yapıldığı gibi bir çok bilgiye sahibiz.

Sümerliler yapı yapmak için taşı farklı topraklardan getirdikleri için temeller dışında taş kullanmayıp kurutulmuş toprak kullanmışlardı. Sümerlilerin yapı tarzları her ne kadar heybetli olsada kullandıkları malzemelerin kötü olması durumu öne çıktıkları özellikler heybetten çok üstelerine kazınmış desenler olan şekilsiz höyüklere dönmüştür. Babillerde bu durum biraz kırılıp Babil Kulesi gibi bir yapıyla tarihte uzun süre unutulmayacak bir eser ortaya çıkmıştır ancak Babil Kulesinin de kaderi diğerleriyle aynı oldu. Babilliler dünyanın yedi harikasından biri olan Babil Bahçeleri’de yanlış yapı malzemeleri yüzünden tarihin tozlu sayfalarına gömülmüştür. Asurlularsa kuzey Mezopotamya’da yaptıkları anıtlarla tarihte yer almıştır. Genelde savaş içinde olan bir devlet olduğu için mimarileri anıtlarla gelişmiştir. Diğer bir sebep olan su baskınları kerpiç madde kullanımıyla bağlantılıdır. Kerpiçler sudan fazla hasar alması binaların yıkılmasıyla sonuçlanır

Pers İmparatorlarının Haberleşmeye Önem Vermelerinin Ortaya Çıkardığı Sonuçlar Neler Olabilir?

Öncelikle Pers İmparatorluğundaki iletişim, içerisinde veya dışarısında, diğer imparatorluklara göre Kesinlikle daha kolay ve daha doğru olacaktır. Bunun sonucu olarak da dışarıdan gelecek mesajlar hem daha kolay hem daha sık hem de daha hızlı gelecektir. Düşmanlarının sosyal ve ekonomik durumlarını diğer imparatorluklardan daha önce öğrenip düşmanlarının en zayıf olduğu anı bularak ya da zayıf olduklarını düşündükleri bir zamanı yakalayarak onlara saldırabilir ve yapılacak savaşı büyük ihtimalle kazanabilirlerdi. Perslerin iletişimin gelişmiş olması sonucuyla elde ettikleri bilgilerle ise savaş stratejisi hazırlamak onlar için daha kolay olacaktır ve daha başarılı stratejiler hazırlayabileceklerdir.

Kendileri mantıklı ve maksimum seviyede işe yarayan stratejiler yapabilecekleri gibi başka imparatorlukların kendileri üzerinde kullanacakları veya kullanmayı planladıkları stratejileri öğrenip kendilerini korumak için kullanabilirler gerekli önlemleri alabilirler. Pers İmparatorluğunda verilen önemle gelişen haberleşme iletişim durumunda oluşan yanlış anlaşılmaları azaltır. Bu gereksiz savaşlara, büyük veya küçük, engel olur. Boş yere insanların ölmesi durumunu da azaltır. Haberleşmenin gelişmesi sonucu bazı potansiyel kötü olayların engellenmesi yanı sıra değişik türlerde uğraşması hoş olmayacak durumların ortaya çıkması da mümkündür. Aynı zamanda uzakta yaşayan sevgililerin, ailelerin, arkadaşların birbirleriyle haberleşmeleri daha hızlı kolay olduğundan dolayı insanların endişeleri azalacak içleri rahatlayacaktır, çünkü birinin başına ne zaman ne geleceği bilinmez.

Anlayabileceğimiz gibi Pers imparatorluğunun haberleşmeye önem vermesi çevrelerinde gelişmiş, gelişmekte olan veya gelişecek olayları diğer imparatorluklara göre daha hızlı öğrenmelerine ve gerekliyse bunu durdurmalarına ya da işlerine yarabilecek bir gelişmeyse bu gelişmenin, olayın neredeyse kesin olarak yaşanması için bir şeyler yapabilmelerini sağlamıştır. Bu tip şeyler Perslileri özellikle bilgi bakımından diğerlerinden daha üstün kıldığından dolayı yapacakları hamleler genel olarak neredeyse tam yerinde, tam zamanında ve tam planlı olmuş ve bu öbür imparatorlukları onların yanında daha zayıf ve daha korunaksız bırakmıştır. Böylece Pers imparatorluğu yaptıkları çoğu şeyde başarı kazanmışlardır. Genelleme olarak Pers İmparatorlarının haberleşmeye önem vermelerinin en önemli sonucu büyük ihtimalle imparatorluklarının uzun süre sağlam ve büyük oranda başarı içerisinde devam etmesidir.

Toplumların Gelişmişlik Düzeylerinin Farklı Olmasının Nedenleri Nelerdir?

Toplumlarda verilen eğitimin düşünce biçiminden ne kadar açık ve kapsamlı olduğu, insanların düşünce özgürlüğünün ne kadar olduğu, nelerin üçüncü kişi perspektifinden tarafsız bir şekilde öğrenen insanları belli bir tarafa zorla yönlendirmekle alakalı olmaması. Eğitimin sınırlı veya hiç olmadığı toplumlarda gelişmişlik düzeyi diğer toplumlara göre daha düşük olur. Ülkede bulunan Dinin ve devletin kesin bir şekilde birbirine karışmaması. Ülkenin dine göre yönetilmemesi durumu. Ancak bu durumun sadece görünüşte değil bulunan toplumun temelinde bulunmasıdır. Dinin devleti ele geçirme derecesinde devlet işlerine katıldığı toplumlarda toplum gelişemez ve sınırlı kalır. Toplumda hukukun üstün olması ilkesi geçerli ve çoğunluk hakkında kabul edilmiş olması gereklidir. Eğer toplumlarda hukuktan üstün şeyler, kişiler bulunuyorsa o toplum adil bir toplum değildir, bu o toplumu diğerlerinden daha geride bırakır. Adaletin insanlar için güvenilir ve yaygın olmalıdır.

Adaletsiz toplumlar bir süre sonra çoğunluğun isyanı ile ya güçsüzleşir ya da yok olur. Doğal olarak diğerlerinden de hayli gerilerde kalır. Toplumun yurttaşlarının haklarına saygı göstermesi ve koruması gereklidir. Karşılıklı saygının bulunmadığı yerlerde kaos ortaya çıkar ve insanlar birbirlerini ezmeye başlarlar. Birbirlerine dikkat etmezler ve bu insanların ölümleri ile bile sonuçlanabilir bu toplumun hem gerilemesine hem de zarar görmesine sebep olur. Toplumda kadınlar ve erkekler eşit olmalı bu iki cinsiyet dışındaki insanlar da saygı görmelidir. Bunun olmadığı toplumlarda belli bir süre sonra isyan kaçınılmaz olacaktır. Bu isyanlar toplumun gelişmesinde yardımcı olacaksa da eşitsizlik toplumun zaten gayet geri seviyelerde olmasına temel bir sebep olacaktır.

Toplumun başında bulunmakta olan devlet görevlisi adamların doğru düzgün bir ahlaka sahip olması gereklidir. Bu toplumu yönete devlet adamları ayrıca dürüst de olmalıdır. Eğer devlet veya devletten herhangi bir birey topluma yalan söylerse bu kaos ortamına temel hazırlar. Bir toplumun gelişmişlik düzeyi toplumun bilime, ilime, araştırmaya ve geliştirmeye kesin bir şekilde açık olmalı. Ve araştırma yapacak insanların desteklemesi gerektirmektedir böylece toplum gelişir bunu yapmayan ya da yapamayan toplumlar ise öbür toplumlardan geride kalır. Sadece geride kalmak değil ama toplumu geliştirecek insanlar başka toplumlara göç ederek öbür toplumların daha da gelişmesine neden olur.

Bir Yerde Yerleşik Hayatın Başlaması İçin Gerekli Coğrafi Özellikler Neler Olmalıdır? Neden?

Bir yerde yerleşik hayatın herhangi bir insan ya da insanlar için başlaması için öncelikle bahsedilen potansiyel yaşam alanının güvenli bir yer olması gereklidir. Çünkü eğer o bölge yaşayacak kişi ya da kişiler için güvenli olmazsa canlılar için hayatta kalmak zor olacaktır. Ya zor ya da imkansızdır. Sadece bu değil ama insanın psikolojik olarak da güvende hissetmesi gereklidir. Eğer kendini güvende hissetmezse zaten o ortamda durmaz. Bunun sonucu olarak ya insanlar güvenli olmayan o bölgeyi terk edecektir zamanla. Ya da hayatta kalamadıkları için yaşayan insanlar zamanla ölecek ve yaşam alanı yaşam alanı olmakta çıkacaktır. Yani anlayacağımız gibi potansiyel herhangi bir yaşam alanının güvenli olması önemlidir. İkinci olarak potansiyel yaşam alanının kullanılabilir su kaynaklarının yakınında olması gereklidir. İnsanların en temelde yaşamak, hayatta kalmak için suya ihtiyacı vardır. Suyu içmek, yemek yapmak, yıkanmak, eşyalarını yıkamak, yaşam alanını temiz tutmak, muhtemel mikrop ve hastalıklardan korunmak için kullanırlar.

Su bulunmayan bir bölge insanların herhangi bir yaşam alanı oluşturması gerçekten çok zor olur. İnsanlar su bulmayı deneyebilirler. Ancak bunda da başarılı olamazlarsa o bölgede yaşam alanı oluşturamazlar ve yerleşik hayata geçmezler. Bir yerde yerleşik hayatın başlaması için yakınında verimli toprak araziler bulunması gerekmektedir. Verimli toprak araziler bulunsun ki insanlar ekim, tarım ve çiftçilik yapabilsin. Yiyecek ihtiyaçlarını karşılayabilsin. Eğer verimli arazi yoksa o bölgede yerleşik bir yaşam olma olasılığı çok düşüktür. İnsanlar bu yiyecekleri sadece kendileri için değil ama yetiştirecekleri çocukları baktıkları büyükleri besledikleri hayvanlar için kullanırlar.

Ayrıca ekinlerini satan insanlar bunları başka şeyler almak için kullanırlar. Yerleşik hayata geçilebilmesi için ayrıca etrafta kullanışlı nesneler olması gerek. Bu nesnelerle insanlar kendilerine yaşam alanları kullanacak alet edevatlar ve kendilerini eğlendirecek nesneler yapabilmelidir. Bu temel bir ihtiyaç tam olarak olmasa da insanalar için bu yine de önemlidir. Yaşayacak yer yapamazsa ya da bulamazsa insan zaten bahsedilen bölgede kalmayacaktır. Aynı zamanda doğal hava koşullarının uzun süre aralığı için insanlara uygun olması gereklidir. Eğer hayatta kalması daha zor olacak bir iklim varsa insanlar büyük ihtimalle o bölgede kalmayacaktır. Kalanların sayısı ise çok az olacaktır.

İklim Özelliklerinin Toplumların Hayat ve Geçim Tarzları Üzerindeki Belirleyici Etkisine Hangi Örnekleri Verebilirsiniz?

Mesela iklimin genel olarak sıcak olduğu yerlerde insanlar açık renkli kıyafetler giyerler. Ve büyük ihtimalle ulaşım araçları ya da serinletici yiyeceklerin satımı daha popüler olur. Yiyecek de gayet önemlidir. İklimin genel olarak soğuk olduğu bölgelerde ise insanlar daha koyu renkli ve daha kalın kıyafetler giyerler. Daha çok enerji verecek ve vücudu daha sıcak tutacak yiyecekler genellikle daha popüler olur ve daha çok satılır. Bu iki farklı koşulda da insanların hayatları farklı yönlerde hem zor hem de kolay olur. Mesela soğuk bir alanda yaşayan bir insan için su bulmak daha kolay olacaktır. Ancak kendini ısıtmak için belli başlı yöntemler bulamazsa ölme ihtimali yüksektir. Sıcak bir iklimde yaşayan insan için ise bu durum tam tersidir. Isınması doğal olarak daha kolay olacaktır, geceleri hariç. Ancak yiyecek ve içecek besinler bulması o insan için daha zor olacaktır.

Yerleşik Hayat Tarzı Hangi Özellikleriyle Türklere Çekici Gelmiş Olabilir?

(Bu soru sayfa 49’daki metne göre yanıtlanmıştır.)

Türkler ve Kök Türk devleti gibi savaşçı halklara daha çok uyan sistem göçebelik sistemi olmuştur. Tonyukuk’un da yerleşim hayatı reddetme sebebi ülkenin fazladan zarar görmesini engellemektedir.

Kök Türk Veziri Tonyukuk’un Yerleşik Hayatı ve Kentleri İmparatorluklar İçin Tehlikeli Bulmasının Nedenleri Neler Olabilir?

(Bu soru sayfa 49’daki metne göre yanıtlanmıştır.)

Bilge Kağan ne kadar yerleşik hayata geçmek istese Tonyukuk bu durumu tehlikeli bulmuş ve reddetmiştir. Bunun sebebi Kök Türk İmparatorluğu’nun sürekli savaş halinde kalmasıdır. Eğer yerleşik hayata geçilirse, devletin belirli bir birikimi o şehre verilecektir. Ve herhangi bir savaş durumunda o şehrin yok olması devleti oldukça geriye düşürecektir.

Tarihte Görülen Büyük Göç Hareketlerinin Nedenleri Neler Olabilir?

Tarihte görülen en büyük göç hareketlerinden biri Orta Asya’daki Türkler tarafından başlatılan Kavimler Göçü’dür. Çin İmparatorluğu tarafından yenilgiye uğratılan ve yıkılan Asya ve Avrupa Hun İmparatorluğu’na bağlı olan kavimler batıya doğru göç etmişlerdir. Birbirini batıya doğru ittiren milletler büyük bir göç akımına sebep olmuş ve tarihin en büyük imparatorluklarından biri olan Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasına sebep olmuştur. Bu tür büyük göçler genellikle savaştan kaçmak için ya da ülkeleri yıkılanlar tarafından yeni yurtlar bulmak için yapılmaktadır.

Ayrıca, insanların düzen içinde yaşayamamaları. Hayatta kalmanın iyice zor olması. Temel ihtiyaçlarının artık daha zor bir şekillerde bulunmaya başlanması.

Ege Göçleri, Göç Eden Kavimler ve O Dönem Devletlerinin Özellikleri Hakkında Hangi Çıkarımlarda Bulunabilirsiniz?

(Bu soru sayfa 51’deki Ege Göçleri başlıklı mektuptan hareketle yanıtlanmıştır.)

Alaşya ve Ugarit krallarının mektuplaşmasının Alaşya ve Ugarit halkı hakkında olacağı çok açıktır. Mektuplarda bahsedilen düşman gemilerinin ülkelerine saldırmaları üzerine Alaşya ve Ugarit halklarının göç ettiği düşünülmektedir. Alaşya ve Ugarit Krallıklarına karşı denizden saldırı yapan devlet ya da devletlerin Alaşya ve Ugarit Krallıkları’ndan daha güçlü oldukları ve onları yenilgiye uğrattıkları çıkarılabilir. Yenilgiye uğrayan ve topraklarını kaybeden Alaşya ve Ugarit Krallıkları halkları göç etmişlerdir. Ayrıca Alaşya ve Ugarit krallarının da birbirlerini sevdikleri ve saygı duydukları aşikardır.

Günümüzde Tarihtekine Benzer Göç Hareketleri Görülmekte Midir? Görülüyorsa Bu Göçler Kimler Tarafından Nereden, Nereye Doğru Yapılmaktadır ve Bu Göçlerin Nedenleri Nelerdir?

Günümüzde de tarihtekilere benzer pek çok göç görülmektedir. Bunların çoğunluğu Arap Baharı etkisinden dolayı iç savaşla boğuşmakta olan Orta Doğu ülkeleri ve Taliban Darbesi sonucu iç savaşa sürüklenen Afganistan’dan gelmektedir. Arap Baharı sebebi ile Arap ve Orta Doğu ülkeleri içinde iç savaşlar çıkmıştır. Bu iç savaşlardan etkilenen Suriyeliler, Iraklılar gibi halklar ülkelerinden kaçıp Avrupa’ya, Türkiye’ye yerleşmektedirler. Afganistan’da ise Taliban askeri darbe ile yönetimi ele geçirmiştir ve tiranlık rejimi kurarak halkını baskılamaktadır. Bu sebeple ülkeden kaçan Taliban karşıtları ya da Taliban mağdurları göç etmektedirler.

Ticaretin Uygarlığın Gelişimine Etkisi Var Mıdır? Düşüncelerinizi Örneklendirerek Açıklayınız.

Ülkelerin ve halkların sürdürülebilir olması ve varlıklarının devam etmesi için yeterli bir ekonomiye sahip olmaları gereklidir. Bu yeterli ekonomi ise halkın maddi kaynakları kullanması ile gerçekleşir. Maddi kaynakların direkt olarak kullanılması halkı sadece belirli bir noktaya getirebilir. Bu noktada da ticaret devreye girmektedir. Halkın ürettiği ürünleri diğer toplumlarla paylaşması gerekmektedir. Bu duruma örnek olarak Yunanlıların zeytin yağı ticareti örnek gösterilebilir. Yunanlılar ürettiği zeytin yağını sadece kendileri de kullanabilirlerdi. Fakat zeytin yağımı ticaret ederek başka kaynaklar elde ettiler ve bu durum onların gelişmesinde etkili bir etmen oldu. Bu sebeple ticaret bir uygarlığın gelişmesindeki en büyük etkenlerden bir tanesidir.

Soğdların Diplomasi ve Yazı Alanında İleri Gitmelerinin Ticaretle Bir İlgisi Olabilir Mi? Neden?

Soğdların topraklarının bulunduğu bölge Ceyhun ve Seyhun nehirlerinin kenarında olduğu için her halükarda jeolojik bir öneme sahiptir. Ayrıca bu yerleşim yerinde yaşamakta olan bir halkın ticarette geri olacağı pek beklenilir bir durum değildir. Ticarette ileri seviyede başarılı olan Soğdlar diğer medeniyetler ile de daha çok etkileşime girmişlerdir. Bu sebeple aralarında iletişim kurmak amacı ile yazıda ileri gitmeleri oldukça mantıklı bir durumdur. Diplomaside ilerleme sebepleri ise ticaret yapabilecek bir ülke bulduğunda o ülke ile etkileşime girebilmek için diplomaside iyi olmaları gerekmektedir. Bu sebeple Soğdların diplomasi ve yazı alanında ilerlemesinde ticaret oldukça önemlidir.

Devletler, İnsanların Hangi İhtiyaçlarını Gidermek Üzere Kurulmuş Olabilir?

Devletler insanların doğada karşılaştıkları problemler ve tehlikelere karşı toplu bir şekilde korunabilmeleri için kurulmuştur. İnsanların tek başına ya da grup halinde ancak düzensiz bir şekilde bulunmaları onları tehlike durumuna sokabilme ihtimalini bulundurduğu için insanalar devletleri kurmuşlardır. Kendilerini belli bir güvenceye almışlardır. Ancak bu önemli olsa bile tek sebebi bu değildir. Devletler insanların temel beslenme ihtiyaçlarını karşılama için de vardır

Hitit Krallarının Meşruiyetlerini Tanrılara Dayandırmalarının Nedenleri Neler Olabilir?

Çünkü din genel olarak zaman boyunca insanlar için neredeyse hep önemli olmuştur. Dine karşı gelen insanlar ölümünden sonra veya önce kötü olaylar ve durumlar ile karşı karşıya kalacaklarına inandırılmışlardır. Bu yüzden tanrılar tarafında sevilmiş ya da seçilmiştir. Tanrıları yanında bulunduran bir insan diğerlerine göre doğal olarak daha kudretli ve güçlü görünür olmuştur. Bundan dolayı Hitit krallarının meşruiyetleri tanrılara dayanmıştır. İnsanlara tanrıların onların yanında olduklarını inandırıp kendilerine karşı çıkabilecek isyanları minimum bir seviyeye indirmişlerdir. Yine de çıkan isyanlar ise tanrıya fazla inanan halk tarafından da büyük ihtimalle bastırılmıştır.

Bunun yanı sıra Hitit kralları da diğer insanlar gibi inanacak bir şeye ihtiyaç duymuşlardır. Ve başlarına gelen iyi ama genellikle kötü olayları bahane olarak kullanacak şahıslara. Ayrıca Hitit kralları ortaya toplumu düzene sokacak yeni kanunlar sürdüklerinde halk bunu her zaman kabul etmeyebilir. Bu kanunları tanrılara bir şekilde bağlamak ise insanların o kanunları daha kolay kabul etmesine yardımcı olacaktır. İnsanlar bu kanunları daha kolay benimser ve uygularlar. Bu sistem tanrıdan korku üzerine inşa edilmiş olsa da insanların düzenini korur. Her zaman yüzde yüz işe yarar kanunlar olmasa da yeterli düzeyde olurlar genellikle.

Aristoteles Yukarıdaki Yönetim Şekilleri İçinde En Faydalısının Monarşi Olduğunu Söylemiştir. Onun Bu Şekilde Düşünmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

(Bu soru sayfa 58’deki tabloya göre yanıtlanmıştır.)

Bunun sebebi tek kişinin kendini halka tamamen adadığında diğer yönetim biçimlerine kıyasla daha efektif olacağı düşüncesidir. Aristokraside de bu durum söz konusudur. Fakat aristokrat yönetim biçimindeki eksiklik ise azınlık olan grubun arasında çıkabilecek fikir ayrılıklarıdır. Bu fikir ayrılıkları genelin çıkarında aksamaya yol açabilir. Cumhuriyetin eksiği de aristokrasi ile aynı şekilde çoğunluk olan grubun arasında çıkabilecek fikir ayrılıklarıdır. Oligarşi ve demokraside ise çıkarı gözetilen kesim sınıfsal ayrıma sebep olacak ve bu da ülkenin gelişmesini engelleyen bir faktör olacaktır. Bu sebeple Aristotales en mantıklı yönetim biçiminin monarşi olduğunu düşünmüş olabilir.

İskender’in Düğümü Mutlaka Çözmek İstemesine Bakarak Onun Siyasi Amaçlarıyla İlgili Olarak Neler Söylenebilir?

(Bu soru sayfa 59’daki metne göre yanıtlanmıştır.)

Anadolu’da kurulmuş olan ilk medeniyetlerden biri olan ve günümüzdeki Ankara bölgesindeki Gordion şehrinin başkentleri kabul edilen Frigya Krallığı en ünlü dönemini kralları Midas döneminde yaşamışlardır. Kendisinin mitolojide tanrılardan altın dokunuşu ile kutsanması sebebi ile dokunduğu her şey altına dönüşmüştür. Bu hikayenin kökeni ise altına düşkün ve zenginlik içinde yüzen Midas’tan esinlenerek oluşturulmuştur. Midas altınlarına çok değer verdiği için ustalarından birine çözülmesi imkansız bir düğüm yaptırdı. Düğümün efsanesi o kadar büyüdü ki; düğümü çözenin Asya’nın hakimi olacağı söylenmeye başlandı. Bunu duyan Makedonya kralı İskender de düğümü çözmek için kararlıydı. Bunun sebebi güç hırsı ve kendini halkını ispatlama çabasıydı. Bu düğümü kas gücü ile çözemeyen İskender, beynin kullandı ve kılıcını çıkararak düğümü kesti. Gerçekten de Asya’nın hakimi olan İskender tarihe Gordion düğümü hikayesi ile adını yazdırmış oldu.

Roma İmparatorluğu’nun Ekonomik Yapısı İle İlgili Hangi Çıkarımlarda Bulunabilirsiniz?

(Bu soru sayfa 62’deki metne göre yanıtlanmıştır.)

Roma İmparatorluğu kendi ürettiği ürünler ile varlıklarını sürdürmekte sorun yaşamaktaydılar. Daha sonrasında denizcilik ve ticaretin gelişmesi ile kapalı olan ekonomileri dışarıya açılmıştır. Kendi ürettiği ürünleri hem halkına vermekte hem de başka ülkelere satarak ekonomini güçlendiren Roma İmparatorluğu böylece ilerleme kaydetmiştir. Kurulan limanlar, kervansaraylar gibi mekanlar inşaa eden Roma İmparatorluğu görevlileri ve askeriyesi aynı zamanda Akdeniz’i olabildiğince korsanlardan temizleyip ticaretin gelişmesini sağlamışlardır. Bu sayede İtalya’da üretilen ürünler; Mısır’a, Kuzey Afrika’ya, Filistin, Kıbrıs, Sicilya gibi bölgelere taşınmış ve o bölgelere hakim olan devletler ile ekonomik ve siyasi ilişkiler içine girmiştir.

Size Göre İlk Çağ’da Siyasi Güçlerin Dayanağı Olan Maddi Kaynakların En Önemlisi Nedir? Neden?

Tarihin oluşturucusu kabul edilen yazının icadından Batı Roma’nın yıkılışına kadar olan zamansal periyoda İlk Çağ adı verilir. Bu dönemde yaşayan halklar kendilerini yönetebilecek kadar bilinçli değillerdi. Bu sebeple siyaset adı verilen kavram meydana gelmiştir. İnsanlar bu şekilde kendilerini yönetemedikleri için bir yöneticiyi seçer o kişi tarafından yönetilirlerdi. Bu sayede bireyin yönlendirilme ve yönetilme ihtiyacı karşılanmış oldu. Fakat siyaset ilk başta oluşturulduğu basit sebepten çıkıp çok sofistike, komplike ve psikolojik olmuştur. Siyasilerin halı yönetmek için bazı yollara ihtiyaçları olmuştur. Bunlardan bazıları dini ve maddi kaynaklardır. Maddi kaynakların belirlenmesi için yönetilen toplumun içinde bulunduğu coğrafya büyük önem teşkil etmektedir.

İlk Çağ’da yaşamış toplumlar olan İlk Çağ Medeniyetleri genellikle su kenarı coğrafyalarda yaşamaktadırlar. Bu da en temel maddi kaynak olan tarımı ortaya çıkarmıştır. Bu bölgeler genellikle ekme-biçme-dikme gibi işlemler ve hayvancılık gibi mesleklerin icra edilebildiği coğrafyalardır. Bu sebebi İlk Çağ Medeniyetleri’nin maddi kaynaklarının en önemlileri tarım ve hayvancılıktır. Mezopotamya uygarlıklarından biri olan ve kendini tanrı ilan eden ilk imparatora sahip olan Akadlar Dicle ve Fırat nehirlerini birleştiren bir kanal oluşturmuşlardır. Urartu kralları da aynı şekilde kanal yapıları kullanarak suyu daha efektif kullanmanın yolunu aradı. Çünkü dönem yöneticilerinin 1 numaralı önceliği hükmettiği halkın geçimini sağlamaktır. Ve o dönemde gelir getirebilen nadir işlerden biri olan tarımcılıkta da suya ihtiyaç vardır. Bu sebeple su kaynakları hem halk hem yönetici için oldukça önemli bir konumda bulunmaktadır. Frigya gibi bazı ülkeler de öküz kesmek ya da saban kırmak gibi tarımcılık ve hayvancılığı engelleyen davranışlara ağır cezalar veren kanunlar oluşturdular. Bu durumun sebebi ise halkı bu tür malzemelere zarar vermekten caydırarak maddi kaynaklarını korumaktır.

Bu açıdan bakıldığında günümüzde de hala var olan ve toplumda önemli bir yeri olan yargı dahi maddi kaynaklar için oluşturulmuştur. Daha sonrasında İlk Çağ Medeniyetleri kendi içerisinde yaptıkları işlemlerin kendilerine yetmediğini fark etmişlerdir. Bu farkındalık ise ticaret kavramını ortaya çıkarmışlardır. Bir süre sadece kara yoluyla ticaret yapabilen medeniyetler Yunanlıların öncülüğünde deniz yolu ile ticaret yapmayı öğrenmişlerdir. Özellikle geniş topraklara sahip ülkeler ve imparatorluklar her yere kervansaraylar ve limanlar kurmuş ticareti maddi kaynakların temeline yerleştirmiştir. Kısaca İlk Çağ’da siyasi güçlerin dayanağı olan maddi kaynakların en önemlisi değişiklik göstermiştir. İlk başlarda sadece tarım olan bu maddiyat daha sonrasında hayvancılığa evrilmiştir. Daha sonrasında da oluşturulan ticaret kavramı maddi kaynakların en önemlisi haline gelmiştir.

Hukukun Toplumlar İçin Önemi ve Gerekliliği Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz? Hukuk Sistemlerinin Toplumdan Topluma Farklılıklar Göstermesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Hukuk denilen kavramın hayatımızda ne kadar etkili olduğunu televizyondan ve neredeyse her çevremizden görüyoruz ve biliyoruz. Hukukun hayatımızdaki rolü şu değeri ortaya çıkaran konu ve asıl meseledir. Yani hukukun hayatımızdaki önemi sadece hayatımıza kattığı kalite ve yardım değil, hayata devam etmemizi ve rahat yaşamamızı sağlayan şeydir.

Kanunların Yazılı Hale Getirilmesinin Sağlayacağı Faydalar Neler Olabilir?

Böylece insanların hakları yazılı olarak silinmemesi adına korunma altına alınmış olur. Ve bunlar yazılı olduğu için hem kanıtlanabilir hem de güvence altındadır. Bu da adaletsizliklerin haksızlıkların en önemlisi de kafaya göre verilecek cezaların önüne geçilmesini sağlar. Bu da kişinin korunmasını, güvenliğini, kendini korumasını ve en önemlisi de kendini kendi başına herhangi bir olay veya suçlama karşısında savunabilmesini sağlar. İşte kanunlar bu yüzden yazılı hale getirilmiştir ve faydaları da bunlardır.

Hammurabi’nin Kanunlarını Güneş Tanrısı’ndan Aldığını Söylemesinin Nedeni Ne Olabilir?

(Bu soru sayfa 65’teki metne göre yanıtlanmıştır.)

Sayfa 65’teki metni okuduktan sonra anlayabiliriz ki, bu kanunları Güneş Tanrısından almasının sebebi şöyledir; Bu şekilde kanuna karşı çıkanlar da yoluna girmiş olacaktır. Çünkü emirler Allah’tan gelir ve sorgulamaya kapalı olan herkes itaat etmek zorunda kalır. Cezalara itiraz etme hakları olmayacak. Böylece ki verdiği cezalara herhangi bir sebep veya neden bulmak zorunda kalmayacak ve emirlerini doğrudan verebilecek konuma gelecektir.

Hammurabi Kanunlarından Hareketle Babillerde Sosyal ve Ekonomik Hayat İle İlgili Neler Söyleyebilirsiniz?

(Bu soru sayfa 66’daki metne göre yanıtlanmıştır.)

Yine bir önceki soru gibi sayfa 66’daki metni okuduktan sonra anlayabiliyoruz ki Hammurabi Kanunlarından yönelme ile Babillerde sosyal ve ekonomik hayat ile ilgili, kölelik sistemini görüyoruz bunu da köleleştirdiği insanlardan anlayabiliriz. İkinci olarak, tıp kanunlarının yazı ile anlatıldığını görüyoruz, bu da tıp kanunlarının yazıya dökülmüş olduğunu yani gelişmiş olduklarını gösteriyor. Üçüncü olarak da gemicilik faaliyetlerini görüyoruz bu da aynı şekilde gelişmiş olduklarını gösteriyor bize. Dördüncü maddeye gelirsek eğer, hayvancılık olduğunu otlattıkları ve yedikleri yemeklerden anlayabiliyoruz. Beşinci ve sonuncu olarak ise, tapınakların inşa edildiğini metinden anlayabiliyoruz bu da aynı zamanda mühendislik kısmında da geliştiklerini gösteriyor.

Hitit Hukuku Hakkında Hangi Çıkarımlarda Bulunabilirsiniz?

(Bu soru sayfa 67’deki metne göre yanıtlanmıştır.)

Yine aynı şekilde sayfa 67’deki metini okuduğumuza edindiğimiz bilgiler ile Hitit Hukuku hakkında şu çıkarımlarda bulunabiliriz ki; Evlilik konusunda hukuk kuralları vardır. Hayvancılık gelişmiştir. Bahçe üretimleri fazladır. Adam öldürmenin cezası ölüm iken tüccar öldürmenin cezası maddi olarak tahsil edilmektedir. Esirlik kanun altına alınmıştır. Buradan anlayabiliriz ki tüccarların değeri artmıştır Hitit için, aynı zamanda evlilik konusunda da hukuk kuralları çıkarılmıştır bu da evlilik hakkında değişen bir şeyler ve evliliğe eskisinden daha çok değer verdiklerini gösterir.

 

Ünite Değerlendirme Bölümü Soruları

9. sınıf tarih ders kitabı kitabı (Tuna Yayınları) ikinci ünitesi olan İnsanlığın İlk Dönemleri ünitesinin Ünite Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

Aşağıdaki cümleleri kutucuklarda verilen kavramlardan uygun olanıyla tamamlayınız.

1. Eski

2. Kast

3. Parşömen

4. Göbeklitepe

5. Lejyon

6. Frigler

7. Tavananna

8. Kral

Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına “D”, yanlış olanların başına “Y”­yazınız.

1. D

2. D

3. Y

4. Y

5. Y

6. D

7. Y

Aşağıdaki soruların cevaplarını defterinize yazınız.

Yazının İcadı Siyasi, Sosyal ve Ekonomik Hayatta Hangi Değişiklikleri Meydana Getirmiştir?

Yazının icadı, o zamanlarda fazlasıyla önemli bir gelişimdi ve herkesin de tahmin edebileceği gibi bir sürü değişiklik oldu yazının gelmesi ile, ilk olarak insan toplulukları arasında olan ilişkilerin gelişmesi en beklenen ve genel değişim diyebiliriz. İkinci olarak da bilgi, toplanabilir, iletilebilir, saklanılabilir ve en önemlisi yazılabilir hale geldi bu da bilginin ölümsüzlüğünü getirdi diyebiliriz. Üçüncü olarak duyguların, bilgi ve kültür birikiminin aktarılması kolaylaştırıldı bunlara şiir, sözlük ve kitaplardan örnek verebiliriz. Aynı zamanda yazının icadı sayesinde insanlar düşüncelerini de daha rahat bir şekilde paylaşabildiler, aynı zamanda sanat için de geçerli bu durum. Eğitim ve öğretim büyük ölçüde rahatladı ve kolaylaştı çünkü herkesin de bildiği gibi yazı eğitimin köküdür neredeyse. Ve son olarak da toplumun kendi kurallarını bilmesi kolaylaştı bu da tabii ki toplumun kurallara daha çok uymasını sağladı buna anayasa dan örnek verebiliriz.

Fenikeliler Hangi Alanlardaki Faaliyetleriyle Uygarlığın Gelişimine Katkıda Bulunmuşlardır?

Fenikeliler uygarlığın gelişimde çok fazla katkıda bulunmuştur aslında, fakat en göze batan katkılar ticaret ve alfabe gibi alanlarda bu da tabii ki uygarlığın gelişmesinde fazlasıyla bir rol oynadı ticaret hakkında yaptıkları katkılar sayesinde uygarlığın insanları ticaret yaparak hem kendilerine hem de uygarlığa katkıda bulundular ve bu da Fenikeliler için mükemmel bir şeydi tabii ki. Alfabe de önceki soruda bahsettiğimiz gibi hem eğitim, yasalar, ticaret vb. Neredeyse her şeye bir yararı dokundu diyebiliriz, çünkü alfabe neredeyse her şeyin temeli gibi bir şey buda yine en az ticaret kadar katkıda bulunmuştur.

Bir Topluma Ait Kanunlara Bakılarak O Toplumun Hangi Özellikleriyle İlgili Çıkarımlarda Bulunulabilir?

Bir toplumun kanunlarına bakarsak eğer o toplum hakkında neredeyse bütün bilgilere ulaşabiliriz çünkü bir toplumun kanunları o toplumun neye önem verdiğini, neyi yasakladığını ve çok daha fazlasını gösterir bize yani kısaca sadece o toplumun kanunlarına bakarak o toplum hakkında ekonomik, siyasal ve sosyal yaşamı hakkında bilgi sahibi oluruz zaten bu 3 şey de toplumu toplum yapan şeylerdir yani buradan anlayabiliriz ki bir toplumun kanunlarına bakarak o toplum hakkında pek çok şey hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

Hipokratın Bilimsel Tıbbın Kurucusu Olarak Kabul Edilmesinin Nedenleri Nelerdir?

Hipokrat’ın bilimsel tıbbın koruyucusu olarak kabul edilmemesinin nedenine şunu diyebiliriz; Hipokrat’ın yazmış olduğu yapıtta batıl inançlar, büyülü şifa yöntemleri kabul etmeyerek bir bilim dalı olan tıbbın temel ilkeleri öğretilmesini savunmuştu. E bu da tabii ki şifa ya da batıl inançlarla parasını yani ekmeğini kazanan kişiler için çok kötü olacaktı ki o zamanlar böyle kişiler çok vardı, bu yüzden kurucu olarak kabul edilemeyip kötülenmiştir. Yani kısaca o kültürün cahilliğinden dolayı tıbbın kurucusu olarak seçilmemiştir diyebiliriz.

Çin Medeniyetinin İnsanlığa Yaptığı En Önemli Katkılar Neler Olmuştur?

Çin medeniyeti insanlığa çok büyük katkılarda bulunmuştur, bunlara matbaa ile başlayabiliriz, matbaa insanlara yazı ve haberleşme gibi konularda fazlasıyla yardımcı olmuştur. İkinci olarak barut ve pusula diyebiliriz o zamanlar gemi ile yolculuk fazlasıyla yapıldığı için pusula gibi bir icat kaptanların işine fazlasıyla yaramıştı. Üçüncü olarak ise kâğıt diyebiliriz ki bu en önemli ve büyük icatları, çünkü hem yazı yazmak için artık pahalı şeyler değil sadece kâğıt almaları gerekecekti hem de bu kâğıdı kolayca üretebiliyorlardı hatta kâğıt o kadar önemli bir icattı ki günümüzde bile kâğıt kullanıyoruz işte bu büyük 3 icat Çin’in insanlığa yaptığı katkılar idi.

İlk Çağ’da Görülen Büyük Göç Hareketlerinin Nedenleri Nelerdir?

İlk çağda yaşanan bu büyük göçlerin öne çıkan birkaç nedeni vardı bunlar ise siyasi, ekonomik ve en önemlisi de doğal afetler/olaylar idi. Ama en çok göç de siyasi sebeplerden dolayı yaşanan savaşlardan dolayıydı çünkü bu savaşlar orda yaşayan insanlığa çok fazla zarar veriyordu ve bu yüzden insanlar mantıklı olarak göç ediyordu, ama bazıları da bu saydığımız bütün sorunlara göğüs gerip göç etmeyi reddedip ya ölüyorlardı ya da iflas ediyorlardı ya da yaşıyorlardı.

Hitit İmparatorluğu İle Mısır Krallığı’nı Siyasi Gücün Meşruiyet Kaynakları Bakımından Karşılaştırınız.

Hitit İmparatorluğu ile Mısır Krallığı’nı karşılaştırmak gerekirse ikisinin de siyasi güç Tanrı’dan Tanrı’nın oğlu olarak kabul edilen Kral veya Kraliçe’ye verilmiştir, bu da tabii ki onlara çok büyük yetkiler verilmesini sağlamıştır. Aynı zamanda iki devletin de kaynakları oldukça fazla ve boldu buda kralların başarısından kaynaklanıyordu tabii ki de. Hitit İmparatorluğu’nda siyasi gücün meşruiyet kaynağı tanrılardı ve devlet işlerinde son sözü söyleme yetkisinin krala tanrı tarafından verildiği kabul edildi. Hitit kralı devleti tanrı adına yönetmiş, ordunun başkomutanı olmuş, kanunları yapmış ve bu kanunları baş hakim olarak uygulamıştır. İşte bunlar göze en çok batan farklılık ve benzerlikleriydi.

Astronomi Biliminin İlk Çağ’daki ve Günümüzdeki Durumunu Amaç, Konu ve Yöntem Açılarından Karşılaştırarak İki Dönem Arasındaki Farklılıkların Neler Olduğunu Söyleyiniz.

Astronomi biliminin şu anki ve ilk çağda ki farkını açıklamak bile zor, ilk çağda şu an kullandığımız aletlerin neredeyse hiçbiri yoktu diyebiliriz ve şu an ki imkanlarımız ve amaçlarımız ilk çağdakilerle karşılaştırılamaz bile, günümüzde teleskop, roket, marsta gezen bir robotumuz bile varken ilk çağlarda robotun r’si yoktu, e bu da tabii ki doğal olarak amaçlarımızı da değiştiriyordu, o zamanlarda amaçlar belki de ayı, yıldızları veya güneşi araştırmak ve gözlemlemekti belki de fakat günümüzde bizim amaçlarımız marsı fiziksel olarak keşfetmek yada olabildiğince fazla uydu çıkarmak olabilir, yani kısaca arada dağlar kadar fark var diyebiliriz.

Konar-Göçerler İle Göçebeleri Karşılaştırarak Aralarındaki Farklılıkları Söyleyiniz.

Göçebeler; Ana geçim kaynakları hayvancılık ve avcılık- toplayıcılıktır. Yerleşikler ile ticaret yaparlar, belirli bir yerde sabit değiller atlıdırlar, savaşçıdırlar ama buna karşın olarak yerleşikler; Yerleşiktirler göçebeler ile aynı olarak ana geçim kaynakları tarım, ticaret ve hayvancılıktır. Ve aynı zamanda savunmaya fazlasıyla önem verirler, bunu da tarlalarını korumak amacıyla yaptıklarını söyleyebiliriz çünkü tarlaları onların geçim kaynaklılarıdır. Ve son olarak da evlerinde yaşarlar ve kentler kurmuşlardır. Yani kısaca ikisinin de hem farklılıkları hem de fazlasıyla benzerlikleri vardır diyebiliriz.

Aşağıdaki yönergelerde istenen çalışmaları yapınız.

Çin Hükümdarı Meşruiyetini Neye Dayandırmaktadır?

Bu soruyu sayfa 70’deki metni okuyarak yanıtlayabiliriz ve bu metni okuyarak anlayabiliriz ki; Çin Hükümdarı, iktidarı gökten aldığı ve kendisinin eski Türklerin inandığı ve inanmış olduğu Gök Tanrısının öz oğlu olduğunu savunuyor ve meşrutiyetini de buna dayandırmaktadır. Tabii ki de bu dayandırmaya herkes inanmamıştır ama inanlar da olduğu için Çin Hükümdarı olarak kabul edilmiştir ve ona tapanlar da olmuştur.

Çin Hükümdarı Sınırsız Yetkilere Sahip Olduğunu Düşünüp İstediğini Yapabilir Mi? Neden?

Tabii ki hayır, çünkü sadece hayır ve adalet gibi prensiplerle davranabilirse bu gücün bir anlamı ve amacı olabilmektedir/olabilecektir. Yani bu demektir ki Çin Hükümdarı bu prensiplerin dışına çıkarsa ki bu hayır, adalet, eşitlik, iyilik ve bunun gibi güzel şeylerdir, ancak bu şekilde gücünün bir anlamı olacaktır yani kısaca istediği her şeyi yapamaz.

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1.E

2. D

3. C

4. A


Not: 9. sınıf tarih ders kitabı cevapları (Tuna Yayınları) tamamı için 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları (Tuna Yayınları) – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 9. Sınıf Tarih Ders Kitabı (Tuna Yayınları) içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

İlgili Yazılar
Yorum Yapın

İlk Siz Haberdar Olun!
E-posta adresinizi girin, yeni içeriklerimiz e-posta adresinize gelsin.