Latin Amerika Devrimleri Hakkında Bilgi

Latin Amerika Tarihi - Latin Amerika Devrimleri Kronolojisi

Latin Amerika Devrimleri Hakkında Bilgi
1 276

Latin Amerika Devrimleri üzerine hazırladığımız bu yazımızda Kristof Kolomb’un Amerika topraklarını keşfettiği günden bu yana Güney Amerika topraklarında yaşanmış olan sömürge ve bu sömürgeye karşı halkın ilk ayaklanmalarından, Latin Amerika ülkeleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra iç ve dış nedenlerle yaptıkları devrimlerin iç ve dış gelişmeleri anlatmaya çalıştık. Güney Amerika’da yüzyıllar boyunca gerçekleşmiş devrimlerin sonuçları ve nedenleri nedir? Bu soruya geçmeden önce Latin Amerika tarihine ana hatlarıyla değinmek yararlı olacaktır.

Latin Amerika Tarihi

Güney Amerika, yani bilinen adıyla Latin Amerika tarih boyunca yapılmış çoğu büyük devrimin yuvasıdır. Coğrafi özellikleri bakımından incelendiğinde toplamda 19,197,000 km² bir alanda bulunan 20 ülkeden oluşur. En kuzeyinde Meksika ve en güneyinde Karayipler bulunur. En önemli ülkelerinden bazılarına Brezilya, Küba, Arjantin ve Meksika örnek verilebilir. Latin Amerika, 2016 istatistiklerine göre 639 milyondan fazla insana ev sahipliği yapmaktadır. Yirmiye yakın dil konuşulan kıtada en çok kullanılan üç dil İspanyolca, Portekizce ve Fransızcadır. Bu dillerin kullanılması ise 15. yüzyılın sonlarına doğru Avrupalıların bu toprakları sömürgeleştirmelerine dayanır.

Latin Amerika Neresi?
21. yüzyılda Latin Amerika’daki Siyasi Sınırlar

Latin Amerika’yı bu kadar çok devrime sürükleyen neden bağımsızlık arayışıdır. Avrupalılar toprakları keşfettikten sonra büyük bir ilgiyle topraklara akın etmişlerdir. Akın yapan ülkeler arasında da başta İspanya gelir. 1750’li yıllarda, günümüz Arjantin ve Şili topraklarından Kaliforniya ve Teksas topraklarına uzanan geniş bir alan İspanyolların elindeydi. Brezilya toprakları da Portekizlilerin kontrolündeydi. Geriye kalan Karayipler gibi adalar da Fransızlara aittir.

Kısacası günümüz Latin Amerika’sı zamanın en büyük sömürgecileri tarafından yönetiliyordu. Zamanın diğer önemli sömürgecisi olan İngiltere ise Latin Amerika’ya dokunmamış ve kuzeyde kalmıştır. Topraklar sömürgeleştirilmeye başlamadan önce bölge, ileri derecede gelişmiş üç Kızılderili uygarlığının eviydi. Ateşli silahlarla henüz tanışmamış olan yerlilerin Avrupalılara karşı koyabilme olanakları yoktu. Yaklaşık bir asır boyunca sömürüldükten sonra, yerlilerin ayaklanmalarının birçoğu başarıya ulaşmış ve Latin Amerika devletleri bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardı. Güney ve Kuzey Amerika’daki çoğu bağımsızlık mücadelesi 1776-1830 yılları arasında hemen hemen eş zamanlarda yaşanmıştır. Bunun nedeni olarak da 1700’lü yılların ortasında başlayan “Aydınlanma Çağı” gösterilir.

Latin Amerika’da Bağımsızlık Mücadeleleri

Aydınlanma Çağı etkileri dünyanın diğer yerleri gibi Kuzey ve Güney Amerika’yı da etkilemiştir. Çağın etkilerini, çağın önemli yazarları arasından olan Denis Diderot’un Siyasi Otorite adlı kitabındaki bu sözlerinden anlaşılabilir: “Hiçbir kişi diğerlerine hükmetme hakkı ile doğmaz. Özgürlük, cennetten bir hediyedir ve aynı cinse mensup her birey, aklı ermeye başladığı anda, bu hediyeyi kullanma hakkına sahiptir.” Amerika topraklarında bu dönemin etkileri ise ilk olarak 1776-1783 yılları arasında gerçekleşen Amerikan Bağımsızlık Savaşı’yla görülmüştür. Bu savaş ardından ABD bağımsızlığını kazanmış ve diğer toprakların yolunu açmıştır. Daha sonra Güney Amerika’nın bağımsızlık ateşini yakan bir devrim gerçekleşmiştir: Haiti Devrimi. Fransızların Haiti toprakları üzerindeki kontrolü 1789-1799 yılları arasında gerçekleşen Fransız Devrimi’nin de sonuçları olarak azalıyor ve buradaki köleler, Toussaint Louverture önderliğinde Fransızlara karşı ayaklanıp bugünkü Haiti devletini kurdular.

Haiti Devrimi’nin Güney Amerika için önemi, tarihte köleler tarafından başlatılan ve başarılı olan Latin Amerika Devrimleri arasında ilki olmasıdır. Çünkü o zamanlarda Güney Amerika yerlileri de köleden ibaretti. Haiti Devrimi ve Aydınlanma Çağı’ndan etkilenen ve cesaret alan Güney Amerika, bağımsızlık için savaşmaya başladı ve Güney Amerika devrimleri başladı. Bu devrimlerin pek çoğu 1807-1830 yılları arasında, Venezuelalı Simon Bolivar’ın önderliğinde gerçekleşti. Simon Bolivar; Venezuela, Panama, Ekvator, Peru ve ismini kendisinden alan Bolivia gibi ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmasında çok önemli bir yere sahiptir. Haiti Devrimi’nin başarılı olmasının önemli etkenlerinden bir tanesi olan Fransız Devrimi, Güney Amerika için de oldukça önemli bir etkendi. Bölgedeki hakimiyeti azalmış olan Fransız ve Portekizlerin kendi sorunlarıyla uğraşırken dünyanın öteki ucundaki topraklara müdahale edebilmeleri söz konusu bile değildi. Böylece, ayaklanan Latin Amerika toprakları sömürgeden çıkıp, bağımsızlıklarını kazandılar.

Latin Amerika Devrimleri

Bağımsızlığını kazanıp eski sömürgeden kurtulmuş olan Latin Amerika Devletleri, 20. yüzyılda yeni bir tür sömürge akımının zararına uğradı: emperyalizm. Bu seferki sömürgecisi ise ABD’ydi. Latin Amerika’yı kolayca ele geçirebilmelerinin sebebi ise kıtadaki siyasal örgütlenmenin yetersizliğiydi. ABD’nin Latin Amerika üzerindeki kontrolü günümüzde de az çok devam etmektedir. Latin Amerika, bir dönem diktatör ailelerle, bir dönem askeri darbelerle ve son 20-30 yıldır da uyuşturucu trafiğiyle tehdit edilmiştir. Tüm tehditlere karşı 20. yüzyılın tamamı ve 21. yüzyılın başı olmak üzere uzun süre mücadele etmiş Latin Amerika, çok önemli ve büyük etki bırakan devrimlere ev sahipliği yapmıştır. Bu devrimlerden en uzun süreni 30 yıl ile Meksika Devrimi’dir. Bu devrimin başlama nedeni olarak “adil bir toprak reformunun gerçekleşmeyişi ve ulusal zenginliklerin ABD ve Avrupalı güçlerce pervasızca yağmalanması” gösterilmiştir. 30 yıl boyunca hiç kesilmeden devam eden savaş; yeni sömürgeciliğe kapılar kapanıp, yerliler hak ettikleri haklara kavuşana kadar devam ettirildi.

Meksika Devrimi

New York borsasındaki kriz, çiftçilerin toprak kayıpları ve Meksika’nın dış borçlarındaki artışlar gibi problemlerle başlayan devrim 1917’de çıkarılan anayasaya kadar devam etmiştir. Bu problemler çıktığı sırada devletin başında Porfirio Diaz bulunuyordu. Problem de Diaz’ın yabancılara toprak ve maden gibi önemli ayrıcalıklar vermesinden ortaya çıktı. Milyonlarca köylü aç ve susuz bir şekilde evsiz kalmıştı. Bunun üzerine Diaz’a karşı protesto ve grevler yapıldı. 1909 yılında varlıklı bir ailenin üyesi Francisco Madero ortaya çıkıp Diaz’ın düzenbazlıklarına karşı halkı bir araya topladı. Diaz bu durumu öğrendiğinde Madero’yu tutuklattırdı, ancak Madero kaçmayı başardı. Bu süreç içerisinde de Emiliano Zapato gibi önderler tarafından halk silahlandırıldı. 20 Kasım 1910’da silahlı ayaklanma çağrısı yapıldı, ama Diaz, Fransa’ya kaçarak canını kurtardı.

Halkın talepeleri ABD’nin verdiği zararları kapamaya yetmiyordu. Madero ülkenin başına geçmişti ve halka toprakları geri verilmişti. Daha sonra Madero bir general tarafından öldürüldü ve birkaç yıl sonra başa Venustiano Carranza geçti. Bu birkaç yılda halk daha da güçlendi ve başkente akın etti. Carranza bunun üzerine ABD’ye kaçtı. Ülke, yönetim konusunda tecrübesiz halkın eline geçmişti. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte devrim ve iç savaşı bahane gösteren ABD halkın birlikleriyle çarpıştı. Bir yıla yakın süren bu süreç sonunda Carranza geri döndü ve 1917 Anayasası’nı çıkardı. Bu anayasa halka pek çok özgürlük kazandırdı. Yine de ülke ekonomisi kuzeye olan bağımlılığından kurtulamamıştı.

1919’da Zapata’yı öldürten Carranza, 1920 yılında kaçmasına fırsat verilmeden öldürüldü. Daha sonra ülke yönetimi asla uzun süre sabit kalamadan değişmeye başladı. En sonunda Ulusal Devrimci Parti’nin yöneticilerinden birisi olan Lazaro Cardenas başkanlığa geçti. Milyonlarca hektar toprağı halka dağıttı; hastane okul, banka gibi hizmetleri arttırdı. Daha sonra eğitim sistemi Sosyalist temel baz alınarak düzenlendi. Birçok teknik eğitimi veren enstitü kuruldu. Bu dönemlerde de yaşanan olaylar sayesinde Meksika, Latin Amerika’nın devrimci merkezi haline geldi.

Şili Devrimi

Şili, 20. yüzyılın ilk devrimlerinden birinin gerçekleştiği bir devlet oldu. Devlet neredeyse dış pazara bağlıydı ve 1929 krizinden sonra iflas etme eşiğine gelmişti. Bu süreçte Komünist Parti Üyeleri ve işçi sınıfına yönelik çok büyük katliamlar gerçekleştirildi. Bunların ardından Carlos Ibanez Hükümeti düştü ve donanmalar ayaklandı. Bu ayaklanmanın sebebi olarak sosyal devrim gösterildi. Donanmanın ayaklanması devletin ordusu karşısında mağlup geldi ve 1 ay süreyle ortalık sakinledi. 2 Ekim gününde ise ayaklanmalar yeniden başladı. Ayaklanmaya karşılık hükümet Komünist Parti binasına saldırı düzenleyip İşçi Federasyonu liderlerini öldürttü.

Daha sonraki yıllarda Hava Kuvvetleri’nin başına geri getirilen Marmaduke Grove, hükümeti devirdi ve Şili Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurdu. Yeni kurulan devletin ismi bir süre değişmemişi, ama devlet yalnızca 12 gün ayakta kalabilmişti. Eski hükümetin dönem başkanı tarafından Grove’ye darbe yapıldı ve Grove tutuklandı. Devletin ayakta kaldığı 12 gün boyunca isyan ve ayaklanmalara katılanlara af çıkarılmıştı ve işlerinden atılan solcuların işlerine geri dönmeleri sağlanmıştı. Aynı yılın ilerleyen aylarında başkanlık seçimine katılıp kaybeden Grove ve bir grup insan, daha sonradan Şili Sosyalist Parti’sini kurdu.

Bolivya ve Paraguay Devrimleri

Bolivya ve Paraguay arasında ABD’nin de etkisinin bulunduğu Chaco Savaşı yaşandı. Bu savaşın sonucu binlerce ölüyle ve Bolivya’nın işgal ettiği Chaco topraklarından çekilip tazminat ödemesiyle sonuçlandı. Savaş sonrasında iki ülkede de devrim eğilimleri artmıştı. Bunun sonucunda ise Paraguay’daki komutanlar hükümete karşı ayaklandılar. 1936 yılında Albay Rafael Franco devrime girişti ve ülkenin yöneticilerini hapsettirdi ve işçi yaşam koşullarını iyileştirdi. Kısa bir süre sonra ise karşı darbe yapıldı ve Franco sürgüne gönderildi. Ardından halk tarafından pek çok darbe girişiminde bulunuldu ancak bu girişimler başarısız oldu ve Paraguay 22 milyon hektar toprağını ABD’li şirketlere vermek zorunda kaldı. Devrimciler başkentten çekilmeye zorlandı ve Paraguay uzun süren bir diktatörlük dönemine girdi.

Bolivya’da diktatörlük Chaco Savaşı’ndan önce yaşanıyordu. Bolivya, ekonomisi maden ihracına bağlı bir ülkeydi. Bolivya’da 1952 yılında bir devrim gerçekleşti ve bu devrim madenci ve köylülerin silahlı bir şekilde ayaklanmalarıyla başladı. Bolivya’daki ayaklanmalar Paraguay’ın aksine daha iyi sonuç elde etmişlerdi. Bolivya Çalışanlar Merkezi ve Bolivya Devlet Maden Şirketi gibi kurumlar kuruldu ve ekonomi geliştirildi. Ordu yenilendi ve işçi-köylü odaklı oldu. Devlette yapılan bu devrimci yenilikler ise 1964 yılında yapılan bir darbeye kadar ayakta kaldı.

Küba Devrimi

Küba, ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlı bir devletti. ABD ile güçlü bir ticari bağı olan Küba’nın ekonomisinin İspanyolların ihtiyaçları üzerine şekillenmesi yerlilerin dikkatini çekmeye başlıyordu. Bunun üzerine köylüler bağımsızlık mücadelesi için ayaklandılar ve yüzyılı ayaklanmalarla bitirdiler. ABD’nin dayatmalarına rağmen demokrasi sevdasından vazgeçmeyen adada yüzlerce grev, isyan ve ayaklanma gerçekleşti. Ayaklanma çıkaranlar bir süre hapis yattıktan sonra Meksika’ya sürgün edildiler ve bu grup arasında şimdiki ülkenin önemli isimlerinden bir tanesi olan Fidel Castro da yer alıyordu. Sürgün edilen grup Meksika’daki diğer devrimcilerle birleşip 1956 yılında Küba’ya denizden çıkarma yapacaktı ki çabaları kuyuya düştü. Adanın yöneticisi olan Batista ve askerleri, kıyıda onları bekliyordu. İki yıl sonra tekrar saldırı düzenlendi ve başarılı olan isyancılar başkent olan Havana’ya kadar ilerlemeyi başardılar.

Diktatörlükten kurtulan adada Fidel Castro önderliğinde Ulusal Tarım Reformu Enstitüsü kuruldu. Eğitim, teknoloji, ulaşım ve barınma alanlarında ülkeye pek çok olanak getirildi ve fiyatlar düşürüldü. Küba sosyalizme doğru adımlarını atarken ABD durumu tehdit olarak algılıyordu. Buna karşılık olarak ticaretin büyük bir kısmını durdurdu. Müdahalelere cevap olarak Fidel Castro 26 şirket kamulaştırdı. Bu kamulaştırmalardan sorumlu Küba Merkez Bankası’nın başkanı ise Che Guevara’ydı. Che Guevara diğer sosyalist ülkelerle görüşme yapmak üzere yola koyuldu ve ticari ve kültürel antlaşmalar yaptı. Yönetimi güçlenmiş olan Küba’nın Fidel Castro’nun komutasındaki Devrimci Silahlı Kuvvetler’in doğu cephesinde Raul Castro, batı cephesinde Che Guevara kumandada bulunuyordu. Che Guevara’nın “Zafere kadar daima, vatan ya da ölüm” sözleri doğrultusunda ilerleyen Küba, ABD’yle aralarında geçen kanlı savaşta pes etmedi.

Latin Amerika Devrimleri Kronolojisi

Latin Amerika Devrimleri sayı itibariyle oldukça çoktur. Dünya tarihinde devrimlerin en çok yaşandığı bölgelerin başında Latin Amerika gelmektedir.  Latin Amerika Devrimleri kronolojik olarak aşağıda sıralanmıştır.

  • Arjantin (1943)
  • Brezilya (1945)
  • Venezuela (1945)
  • Venezuela (1948)
  • Argentina (1951)
  • Küba (1952)
  • Kolombiya (1953)
  • Paraguay (1954)
  • Guatemala (1954)
  • Arjantin (1955)
  • Honduras (1956)
  • Kolombiya (1957)
  • Venezuela (1958)
  • Brezilya (1959)
  • Ekvador (1961)
  • Arjantin (1962)
  • Guatemala (1963)
  • Ekvador (1963)
  • Honduras (1963)
  • Bolivya (1964)
  • Brezilya (1964)
  • Arjantin (1966)
  • Panama (1968)
  • Peru (1968)
  • Şili (1969)
  • Brezilya (1969)
  • Bolivya (1970)
  • Honduras (1972)
  • Uruguay (1973)
  • Şili (Haziran 1973)
  • Şili (Eylül 1973)
  • Peru (1975)
  • Honduras (1975)
  • Ekvador (1975)
  • Arjantin (1976)
  • Ekvador (1976)
  • Honduras (1978)
  • Bolivya (1980)
  • Arjantin(1987)
  • Arjantin (1988)
  • Haiti (1988)
  • Panama (1989)
  • Paraguay (1989)
  • Haiti (1991)
  • Venezuela (1992)
  • Peru (1992)
  • Guatemala (1993)
  • Ekvador (2000)
  • Venezuela (2002)
  • Haiti (2004)
  • Honduras (2009)
  • Ekvador (2010)

21. Yüzyılda Latin Amerika

Latin Amerika yüzyıllarını devrimler ve darbelerle geçiren bir kıta oldu. Çok uzun yıllar Avrupa ve Kuzey Amerika gibi gelişmiş kıtaların etkisinde kaldı. 21. yüzyıla gelindiğinde ise kıtanın çoğunda sosyalizm odak alınmıştı. Yüzyılın başında Venezuela’da Bolivarcı Sosyalizm bazlı önemli bir devrim gerçekleştirilmiştir. Bu devrim sonrasında1998 yılında devletin başına Hugo Chavez geçmiştir ve Chavez, Venezuela’nın gelişiminde çok büyük katkı sağlamıştır. Bu gelişmeden hoşnut olmayan ABD ve Avrupa Devletleri ise Chavez’e karşı darbe düzenlemiş, ancak başarısız olmuşlardır.

Yine de günümüz de dahil olmak üzere Latin Amerika, özellikle ekonomi bakımından başka kıtaların etkisinden tam anlamıyla çıkamamıştır. Zamanının en büyük problemi son iki yüzyılda olduğu gibi hala ABD’dir ve aralarındaki çatışma tam anlamıyla bitmemiştir. Gündeme konu olan en güncel haberlerden bir tanesi olarak ABD Başkanı Donald Trump’ın Meksika’yla aralarına duvar kurdurmasıdır. Kıtada yeni bir devrimin patlak vermeyeceği söylenemez. En yakın devrim olan Venezuela devrimi hala tazedir. Küba’da da geçtiğimiz yıllarda Castro döneminin kapanmasının ardından komünizm anayasadan çıkarılmıştır. En çok da ABD baskısının neden olacağı yeni bir devrim yakın gelecekte gerçekleşecek olabilir.

Not: Bu konuyla ilgili olarak Dünya Tarihinde En Çok Darbe ve Darbe Girişimi Olan Ülkeler başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz. Bu yazımızda Latin Amerika Devrimleri ile ilişkili darbeler hakkında da bilgi edinebilirsiniz.

1 yorum Yapıldı
  1. Jülide Diyor ki:

    Latin Amerika devrimler ile var. Dünya tarihinin en önemli devrimi Küba Devrimi bence.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. KapatAyrıntılı Bilgi