10. SınıfTarih Dersi

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – 4. Ünite (2021-2022)

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları başlıklı bu yazımızda 10. sınıf tarih ders kitabındaki 4. ünitenin içinde yer alan tüm soruların cevaplarını hazırladık. 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 4. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlanalım” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 4. ÜNİTE İÇİNDE: “Tartışalım”, “Cevaplayalım”, “Yorumlayalım”, “Araştıralım” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 4. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları 4. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

10. Sınıf Tarih Ders Kitabı 4. Ünite Cevapları

10. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Beylikten Devlete Osmanlı Medeniyeti, dört kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu dört kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Kavramlar Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Beylikten Devlete Osmanlı Medeniyeti ünitesinin Kavramlar bölümünde yer alan 10 kavramı yanıtladık.

İlmiye Sınıfı Nedir?

Osmanlılarda İlmiye Sınıfı; eğitim ve öğretimin devamlılığı, idari ve adli hizmetlerin denetimi ve sosyal, askeri ve idari hususlarda dini görüşün halka duyurulması olmak üzere üç temel alanda faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesinden sorumlu bireylerin içerisinde müderris, kadı ve müftü gibi kişiler de yer almaktadır.

Tasavvuf Nedir?

Sufilik olarak da bilinen tasavvuf kavramı, evrende bulunan tek varlığın Allah olduğunu ve geri kalan her canlının yaratanın bir yansıması olduğunu ileri süren felsefi bir düşünce türüdür. Ayrıca tasavvuf düşüncesi, kulların Allah için besledikleri aşklarını ve ona ulaşma çabalarını da içermekte.

Kazasker Kimdir?

İlmiye meslekleri arasında yüksek mertebelerden biri olarak görülen kazasker pozisyonu, Osmanlı Devleti’nde askeriye ile ilişkili olan kişilerin hukuki ve şeri davalarına bakan kişiye aittir.

Medrese Nedir?

Osmanlı Devleti’nde eğitimin ana kurumu olarak geçen medreseler, sıbyan mektebinin ardından gidilen ve ortaokul, lise, üniversite eğitimlerinin tamamını içeren bir mecra olmakla beraber dini kimliği sebebiyle yalnızca Müslüman öğrencilerin eğitim gördüğü yerlerdir.

Hat Nedir?

Estetik değerlere bağlı olarak oluşturulan güzel yazı yazma sanatıdır. Osmanlı kültüründe dekorasyon, süsleme gibi hedeflerle kullanılmasının yanı sıra resim konulması dinen yasaklanan dini kitaplarda da estetik yapı oluşturma görevini üstlenen sanat olmuştur.

Ulema Nedir?

Osmanlı gibi İslamiyeti benimsemiş toplumlarda, eğitim görmüş din insanlarından oluşan grupları niteleyen bir sosyal sınıf adıdır.

Kalemiye Sınıfı Nedir?

​Ehl-i Kalem veya Kitabet sınıfı olarak da bilinen bu sınıflar, Divan-ı Hümayun bünyesinde yer alan ve diplomasi, bürokrasi, devlet maliyesi gibi idari işlerde görevli kişileri barındıran sınıflardır.

Kadı Kimdir?

Osmanlı Devleti’nde davalara bakan ve hukuki olarak son kararı verme yetkisine sahip yargıçlardır. Tanzimat Dönemi’ne kadar olan süreçte her türlü davaya bakma yetkileri vardır lakin Tanzimat sonrası yalnızca boşanma, evlenme, miras gibi davalara bakabilir duruma getirilmişlerdir.

Zanaat Nedir?

El becerisine dayalı olan ve kuyumculuk, demircilik, marangozluk gibi alt başlıklara ayrılan meslek dalları sınıfı.

Seyfiye Sınıfı Nedir?

Yürütme gücüne sahip, padişahın kanunlarının uygulatıcısı rolündeki kişilerden oluşan sınıftır. Halkın refahını sağlamak, adaletli bir yaşam ortamı oluşturmak gibi konularda etkin olmaktadırlar.

Hazırlanalım Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Beylikten Devlete Osmanlı Medeniyeti ünitesinin Hazırlanalım bölümünde yer alan 3 soruyu yanıtladık.

Anadolu’nun İslamlaşmasında Etkili Olan Alimler ve Sufiler Hangileridir?

Anadolu’nun İslamlaşması, hem Türk tarihinde hem de İslamiyet tarihinde oldukça önemli bir yere sahip olmuştur. Bu olay 12. ve 13. yüzyıllarda gerçekleşme ile birlikte tasavvuf ve tasavvufi zümrelerin bu konuda etkisi oldukça büyüktür. ​Ahmed Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre gibi isimler bu noktada oldukça büyük bir örnektir. Zira halkın gözünde oldukça saygı duyulan ve danışılan kişilerdir. Onlar sufi yani halkı seven, onlar için çalışan ve onlara hoşgörüyle bakan kesimlerdir. Onların inanç değerleri de bu noktada halka rahatlıkla yayılabilmiştir. Yeseviyye, Mevleviyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye ve Rufaiyye gibi bazı tarikatlar da bu noktada aynı özellikleri ile öne çıkabilir. Buradan da çıkarılabileceği gibi Anadolu Müslümanları genelde tasavvuf inancını özleştirmiş insanlardır. Zaviyeler ise Anadolu insanının sıkıntılı dönemlerdeki dayanaklarıdır.

Osmanlı Devleti’nde Önemli Sanat Dalları Hangileridir?

Osmanlı Devleti; Bosna, Yemen, Kafkasya, Kırım gibi farklı bölgelerde hüküm süren ve doğal olarak farklı kültürlerin bir arada olduğu bir imparatorluk olmuştur. Bu durum, farklı kültürel ögelerin bir arada yaşatılarak ortaya harika bir kültürel zenginlik çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu zenginliğin bu denli kendini gösterebilmesinde, devletin sanatçıların hünerlerini sergileyebilmeleri için rahat bir ortam sağlaması ve saray halkı da dahil olmak üzere sanata verilen değerin yüksek olduğunu günlük hayatlarında gösterebilmeleridir.

Bu noktada ön plana çıkan Osmanlı geleneksel sanat türleri; dokumacılık, ahşap işlemeciliği, Çini sanatı, taş süsleme sanatı ve hat sanatıdır. Biraz daha yakından bakacak olursak dokumacılıkta Osmanlı’nın yalnız ülke içindeki yüceltilmiş sanat anlayışıyla değil aynı zamanda uluslararası bir ünle devam ettiği bir gelenek olduğunu söyleyebiliriz. Zira özellikle Bursa’da elde edilen İpek kumaşı, birçok farklı Avrupa ve Asya ülkesi tarafından rağbet görmüş, büyük miktarlarda ihraç edilerek Osmanlı ekonomisine güzel getiriler sağlamıştır. Ahşap işlemeciliği ise Osmanlı’da değerli taşların geometrik düzenlerde işlenmesiyle nam salmış, günümüzde bile çok değerli koleksiyon parçaları olarak dünya mirasları yer almaktadır.

Çini sanatı; İstanbul, İznik, Kütahya gibi illerde ön plana çıkmış olup yine dünya kültürüne dekorasyon, giyim, mimari anlamında epeyce yansımış bir sanat dalımızdır. Ayrıca Osmanlı’nın bilhassa İstanbul ve padişahın sarayının yabancılar tarafından bu denli şaşalı ve lüks görülmesinde bu sanat dallarının tümünü belirli oranlarda içeren süslemelerden yararlanılmış olması epey önemli bir yere sahip olmaktadır.

Osmanlı Medreselerinde Hangi İlimler Tahsil Edilmiştir?

Osmanlı Dönemi medreselerinin temel amacı, öğrencilerine hem İslam’ın gereklerini ve inceliklerini açıklamak hem de ona dünyevi bilimleri öğretmektir. Bu sebepten ötürü medreselerde tefsir, hadis, kelam ve fıkıh benzeri İslami öğretilerin yanında matematik, fizik, astronomi, mantık ve felsefe dersleri de yer almıştır. Akli ilimler arasından en önemlileri matematik ve mantık kabul edilmiş ve özellikle bu ilimlere fazladan değer gösterilmiştir. Özellikle kadı olmak için matematik ve mantık yine çok önemlidir. Medreseler, Osmanlı’nın ana eğitim kurumudur. Görevleri alim yetiştirmek, araştırma yapmak ve bilgi üretmektir. Osmanlı’nın hükmü boyunca başkentler öncelikli olmak üzere onlarca medrese yaptırılmış ve kullanılmıştır.

Medreseler, müderrislerinin maaşlarına oranlı olarak dereceler kazanırlar. Medresenin başındaki müderrisin yevmiyesi ne kadar fazlaysa, derecesi de o kadar yüksek olur. En yüksek dereceli medreseler zamanında Fatih Sultan Mehmet’in yaptırmış olduğu Sahn-ı Seman Medreseleri idi. Sonraları ise Kanuni Sultan Süleyman Sahn-ı Seman Medreseleri ile aynı derecede medreseler inşa ettirmiş ve Fatih Sultan’a ortak olmuştur. Medreseler özellikle bu iki padişahın dönemleri içerisinde geliştirilmiştir. Medreselere alt bölümler eklenmiş, hadis araştırmaları için Darülhadis, tıp eğitimi ve araştırması için Darültıp, Kuran’ın okunması ve öğrenilmesi adına da Darülkurra açılmıştır. Özetle medreseler Osmanlı’nın temel eğitim kurumlarıdır ve hem dini hem de akli alanlarda çalışmalar yürütmüşlerdir. Özetle medreseler Osmanlı Devleti’nin ilim yuvası görevi görmekte olan kurumlardır ve hem devletin inancını yansıtan dini ilimler hem de dünyanın işleyişi hakkında bilgiler veren akli ilimler öğretilmektedir.

Konu İçindeki Sorular

10. sınıf tarih dersinin dördüncü ünitesi olan Beylikten Devlete Osmanlı Medeniyeti ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Anadolu’nun İslamlaşmasına Etki Eden Unsurlar Neler Olabilir?

Anadolu toprakları insanlığın yerleşik hayata adapte olmaya başlamasından itibaren birçok etnik gruba ve inanca ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. Bu toprakların uzun süreli bir din ve millet birliğine kavuşması, Osmanlı İmparatorluğu Anadolu coğrafyasını tamamen kendi kontrolü altına alana kadar gerçekleşmemiştir. Fakat gerçekleşen kısmi din birliğinin Osmanlı ile direkt bir bağlantısı da yoktu. Çünkü Osmanlı kendi dinini halkı üzerine baskılamamış ve insanları özgür bırakmıştır. Bu noktada Anadolu halkının İslamlaşmasının ana nedeninin halk içerisindeki alimler ve tasavvuf felsefesi olduğu savunulabilir.

Ahmet Yesevi, Mevlana ve Yunus Emre gibi bir sürü tasavvuf alimi bu topraklarda yaşamış ve kendi din felsefeleriyle çevrelerindeki insanları etkilemiştir. Bu alimler aynı zamanda düşünceleri ve inançlarıyla insanlara yardımda bulunmuş, başkalarına iyi ve güzel davranmayı öğütlemişlerdir. Hacı Bektaşi Veli, en büyük ibadeti insana yardı sayarak toplum içi yardımlaşmayı ve bağlılığı arttırmayı amaçlamış ve bu amaç uğruna etrafına insanlar toplamıştır. Ahi Evran, sanatın önemini ve gerekliliğini açıklamış ve korunması için çalışmalarda bulunmuştur. Sonuç olarak hem toplumsal hem de bireysel değerlerini halka yayan bu İslam alimlerinin düşünceleri halkı etkisi altına alarak İslamlaşmaya çok büyük bir etkide bulunmuştur.

Mevlana Celaleddin Gibi Alimler Neden Aşk ve Cezbe Yolunu Seçmiş Olabilir?

Dönemin şartlarının zorluğu onları kendi dinlerini farklı bir boyuta taşımaya itmiş olabilir. Çünkü o dönem Osmanlı Devleti’nin büyük çoğunluğu Moğolların egemenliği altındadır ve halk sefalet ve acı içerisinde hayatına devam etmektedir. Aşk ve cezbe bu noktada insanlara yardım ederek onlara kendilerini günlük hayattan soyutlama ve Allah’a daha da yaklaşma yolu sunmuştur. Mevlana gibi alimler de bu yolun öncülüğünü yaparak insanları dönemin zor ve acı dolu şartlarına rağmen bir arada tutmuş ve onlara umut ve Allah sevgisi kazandırmayı amaçlamıştır.

Bu nedenle Mevlana her zaman sevgiyi, birlikteliği, yardı severliği ve iyiliği savunmuş; öfkeyi, bencilliği, kıskançlığı hep yermiştir. Aynı şekilde aşk ve cezbe de insanın Allah’a aşkla yakınlaşmasını ve iyi olana yönelmesini konu alır. Sahip olduğu bireye odaklı tema ile aşk ve cezbe inancı dönemin toplumunun zorluklarla baş etmesine yardımda bulunmuş ve Allah’a olan yakınlaşmanın kalan her şeyden önemli olduğunu öğütlemiştir. Sonuç olarak alimlerin aşk ve cezbe yolunu seçmiş olmasının nedeni dönemin şartlarına ve dinin gereklerine bağlıdır. Anadolu halkının yaşamakta olduğu zor zamanları daha hafif atlatmalarına ve bu zor süreçte Allah’ı ve diğer dünyayı hatırlamalarına yardımcı olduğu için de aşk ve cezbe yolunu seçmiş olabilirler.

Kutadgu Bilig’e Göre Bilgi İnsana Neler Kazandırır ve İnsanın İtibarına Etkileri Nelerdir?

“Bilgilinin sözü toprak için su gibidir,
su verilince yerden nimet çıkar.
Bilgisiz insanın gönlü kumsal gibidir,
nehir aksa dolmaz, orada ot ve yem bitmez.
Bilginin kıymetini ancak bilgili bilir,
akıla hürmet ise bilgiden dolayıdır.”

Bilgi insanın ihtiyacıdır, tıpkı su isteyen toprak gibi. Eğer insana bilgi öğretilmezse, o insan kurur ve zaman içerisinde bilgiye olan açlığını da unutarak tamamen bereketsiz bir çöle dönüşür. Burada çölden kasıt hiçbir işte başarılı olamayan, öğrenemeyen insanlardır. Onlar da tıpkı çöl gibi bilgiyi-yani suyu- alsa bile bundan fayda sağlayamaz ve fayda veremezler. Çünkü bilgi kişinin kendisine ve çevresine bir fayda sağlar, tıpkı bitkiler ve otlar gibi. Bilginin olduğu yerde yaşam vardır. Ve çöl gibi olan, bilgiyi almamış insanlar onun değerini anlayamazlar çünkü bilgiye aç oldukları zaman bilgisiz kalmışlardır. Beşinci satırda kastedilen de budur.

Akla duyulan saygı da yine bilgiden kaynaklanmaktadır. Bilgili olan insan neyi nasıl yapacağını bilir ve bu sayede çevresindekilerin sevgisini ve saygısını kazanır, itibarını güçlendirir. Bilgisiz bir insan ise kendinden emin olamaz, işlerini doğru şekilde yapamaz ve bunun sonucunda etrafındaki diğer insanlar tarafından sevilmez ve saygı duyulmaz. Sonuç olarak Kutadgu Bilig’in bu kesitinde bilgi ve bilgili insan mutlu, saygıdeğer ve itibarlı olarak; bilgisiz insan ise kötü, faydasız ve toplum tarafından sevilmeyen insanlar olarak anlatılarak bilginin değeri ve önemine dikkat çekilmek istenmiştir.

Osmanlı Devleti’nde İlmiye Sınıfının Görevleri Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde ilmiye sınıfının amaçlarını üç ana başlığa indirgeyebiliriz. Bunlar: Eğitim-öğretimin sürdürülmesi, idari ve adli hizmetlerin görülmesi ve sosyal, idari ve askeri konularda dini görüşlerin açıklanmasıdır. Görüldüğü üzere Osmanlı’da ilmiye yalnızca akli ya da dini olamamakla birlikte dini ve akli ilimleri beraber götüren bir eğitim sistemine sahiptir. İdari ve adli hizmetleri kadılar, sosyal ve idari konularda dinin tarafını açıklama görevini müftüler, eğitim ve öğretimi ise müderrisler üstlenmektedir. Eğitim öğretimin başında olan ulema, doğru derecelerde bulunan medreselere müderris olarak atanmış ve başarı gösterdikleri takdirde daha da önemli medreselere geçerek yeni rütbeler kazanır ve maaşlarını da yükseltirlerdi.

Bu sınıfın ana amacı halkı bir sonraki nesillere taşırken onlara hem geçmişin bildiklerini aşılamak hem de yeni araştırmalar ve teknolojilerin önünü açmaktı. Bu göreve atanan müderrislerin günümüzün öğretmenleriyle çok benzer olduğunu da söyleyebiliriz. Diğer bir sınıf olan müftülerin görevleri halkın inancını muhafaza etmek ve onlara dinin öğretilerini açıklamaktır. Aynı zamanda yeni alınan kararlarda da müftülere danışılır ve alınmak istenen kararların dine uygun olup olmadığı öğrenilir. Bu noktada müftülerin, devlet ve din arasında bağı temsil ettiği ve bir çeşit din öğretmeni konumunda olduklarını söyleyebiliriz.

Çünkü onlarda tıpkı müderrisler gibi yeni nesillerin yeterince bilgilendirilmesinden ve hatta kendilerinden daha da iyi bir seviyeye ulaşmasından sorumlulardı. Üçüncü sınıf olan kadılık ise temel olarak adaletle ilgilenirdi. Halkın refah içinde ve haksızlığa uğramadan yaşaması için gerekli adalet bu kadılar tarafından temin edilirdi halka. Kadılar her iki tarafı da dinler, haklı ve haksız olanı aldıkları eğitim doğrultusunda belirleyerek toplumun düzenini ve güvenini korurdu. Sonuç olarak Osmanlı’daki ilmiye sınıfının adalet, din ve eğitim gibi çok önemli görevleri olduğunu ve devletin vazgeçilmez bir parçası olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bir Öğrencinin Sahn-ı Seman Medreselerinde Müderris Olabilmesi İçin Pek Çok Aşamadan Geçirilmesinin Amaçları Neler Olabilir?

Bunun en büyük nedeni, müderrisliğin sahip olduğu önem ve toplumdaki yeridir. Müderrisler, Osmanlı Devleti’nin eğitim sisteminin temelini oluşturmaktadır ve onlar olmazsa çağın bilgi ve düşünceleri gelecek nesillere doğru bir biçimde aktarılamaz. Osmanlı Devleti’nde eğitim almak isteyen insanların ilk ve genellikle tek seçeneği bir müderrisin altında öğrenci olmak ve hem akli hem de dini ilimleri onun yönlendirmeleriyle öğrenmektir. Bu nedenle müderrisler, devlet tarafından çeşitli süreçlerden geçer ve ancak uzun soluklu bir çalışmanın ardından tam anlamıyla müderris olurlar. Hatta bu süreç onlar müderris unvanını aldıktan sonra bile devam eder. Artık müderris olmuş alimler, daha yüksek medreselere ve dolayısıyla daha yüksek maaşlara erişmek için çalışmaya devam eder ve kendilerini geliştirmeye çalışırlar.

Tüm bu önlemler, Osmanlı Devleti’nin ilim konusuna verdiği önemi ve bu konudaki titizliğini gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda, eğer her müderris bu süreçlerden geçmeseydi ve çok daha fazla müderris daha rahat şartlarda yetişseydi devletin eğitim mekanizmasında yanlış bilgi ve kalitesiz eğitim gibi sorunlar baş gösterebilirdi. Bu nedenle diyebiliriz ki Osmanlı Devleti eğitime verdiği önem ve aksi takdirde oluşabilecek sorunlar nedeniyle müderris olmak için bu kadar şart koşmuştur. Müderrislik devletin eğitim organıdır ve herhangi bir deformasyon ve hatanı önemli sonuçları olabilir.

Şeyhülislam ve Müftülerin Devlet İdaresindeki Rolü Nedir?

Şeyhülislam ve müftülerin devlet idaresindeki rolü; yönetimdeki dini problemlerin çözülmesiyle ilgilidir. Şeyhülislamlık ve müftülük makamı, devlet idaresinin İslami şartlara uygun bir şekilde yönetilmesiyle yükümlüdürler. Bunun yanı sıra, inanç ve ibadet konusunda halkı, yayınladıkları fetvalarla bilgilendirerek ortaya çıkabilecek problemleri engellerler. Müftüler, davaların İslam dinine uygunluğunu inceler ve belirli davalar hakkında fetva yayınlarlardı. Müftülerin, Kanuni Dönemi’nde örgütlenmesi ile şeyhülislamlık bir makam olarak Osmanlı Devleti’nde doğmuştur.

Dini konuları açıklamakla yükümlü olan şeyhülislamlar, din üstüne yorum yapma konusundaki en salahiyetli kimselerdir, öyle ki kelime anlamı bir süre sonra alimlerin en kıdemlisi anlamını kazanmıştır. Alçak gönüllü ve gösterişten uzak bir mertebe olan şeyhülislamlık, on altıncı yüzyılda İbn-i Kemal, Zenbilli Ali Efendi ve Ebu’s Suud Efendi zamanlarında daha el üstünde tutulan ve imrenilen bir yetki haline gelmiştir. Hatta, Ebu’s Suud Efendi’den sonra divanda dini meselelere bakmakta olan Rumeli kazaskerleri, şeyhülislam mertebesine yükseltilmişlerdir.

Şeyhülislamlar, otoritesinin artmasıyla birlikte, siyasi bir karaktere de sahip olmuşlar, belirli konular üzerine fikirlerini daha çok belirtmeye ve empoze etmeye başlamışlardır. Bir süre sonra savaş ve barış kararlarını, hatta ıslahatların uygulanmasını bile etkilemeye başlamışlardır. Bir süre sonra din ve devletin birbirine karışmış olmasına aldırmaksızın, bu makam cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar varlığını sürdürmüştür. Ancak, 1924’te Diyanet İşleri Bakanlığı’na dönüşmüştür.

XIV ve XVI. Yüzyıllar Arasında Türk Dünyasında Yetişmiş Olan Bilim İnsanlarını ve Çalışmalarını Araştırarak Paylaşınız.

Davud Kayseri

Yaşamına dair çok fazla bilgiye sahip olmamamıza rağmen, Osmanlı Devleti’nin ilk filozoflarından birisi olan Davud Kayseri, döneminin tasavvuf anlayışını belirleyen kişiler arasındadır. Osmanlı’nın ilk müderrisi olan Davud, vahdet-i vücud felsefesini açıklamış ve astrofizik alanında, döneminin çok ilerisinde çalışmalar yapmıştır. Enerjetizm konseptini, Batı’da ilk kabul edilen çalışmadan 6 yüzyıl önce temellendirmiştir. Ayrıca felsefi tasavvuf üzerine eserler yayınlamıştır.

Molla Fenari

Molla Fenari, hayatı boyunca, dönemindeki insanlara kıyasla birçok unvanla anılmıştır. Müderris, kadı ve hatta müftülük görevlerini aynanda başarıyla yapmıştır. Bursa kadısı mevkisinde bulunduğu süreçte, Yıldırım Beyazıd’ın ondan üstün bir konumda olmasına aldırmayarak Beyazıd’ı halkla eşit haklara sahip olmasının doğru olduğuna inanmış ve bunu uygulamaya da koymuştur. Bunun sonucunda ise hükümdar ve halk kanun önünde eşit yargılanmışlardır. Bunların yanısıra, Molla Fenari’nin matematik alanında yaptığı çalışmalar da göz ardı edilmemelidir. Yıldırım Beyazıd dönemindeki eğitim şekil ve yöntemini değiştirmiş olması, Osmanlı’yı devlet olmaya hazırlayan en önemli faktörlerdendir.

Kadızadei Rumi

Molla Fenari’nin öğrencisi olan Kadızadei Rumi, astronomi alanında çalışmalarıyla bilinmektedir. Yine gök bilimi ve matematik alanında çalışmaları olan hükümdar Uluğ Bey ile Semerkant’ta tanışmışlardır. Kısa bir süre sonra Kadızadei Rumi’nin, Uluğ Bey’in takdirini kazanmasıyla Uluğ Bey’in özel öğretmeni görevine getirilmiştir. Bunun ardından, Uluğ Bey Medresesi’ne başöğretmen olmuş ve Uluğ Bey’in yaptırmış olduğu Semerkand Rasathanesi’nin başına geçirilmiştir.

Ali Kuşçu

Ali Kuşçu, matematik ve gök bilimine dair yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. İstanbul medreselerinde, müderrislik yaptığı dönemde, vakfiyeleri geliştirmiş, müderris olabilmek için belirli şartlar getirmiş ve medreselerde matematiğe daha çok önem verilmesini sağlamıştır. Dönemin ünlü matematikçileri Ali Kuşçu’nun derslerini izlemişlerdir. Ayrıca, Mehmet Çelebi, Molla Lütfi ve Hoca Sinan Paşa gibi meşhur astronom var olmasına sebebiyet vermiştir. Bunlara ek olarak, gök bilimi üzerine kitaplar yazmış, İstanbul’un enlem ve boylamını ölçmüş ve güneş saatleri de yapmıştır. Tüm bunlara ek olarak, astronomi üzerine yaptığı önemli çalışmalara ithafen NASA, kendisine teşekkür etmek adına bir kratere adını vermiştir.

Akşemseddin

Akşemseddin adıyla bilinmekte olan Şemseddin Mehmet, bilim, tasavvuf, tıp ve eczacılık adına birçok çalışma yapmıştır. Tıpta, bulaşıcı ve kalıtımsal olarak hastalıkların iki farklı alan üzerinden incelenmesi gerektiğini savunarak tıp alanında mikrobun varlığından söz eden ilk kişi oldu. Louis Pasteur ve Robert Koch gibi ünlü bilim adamlarının çalışmalarının temelini atmış ve onlara örnek olmuştur. Ayrıca İstanbul’un fethi sırasında manevi olarak verdiği destekle, Fatih’in gözüne girmiş ve Ayasofya’da kılınan ilk namazda hutbeyi okuma şerefini üstlenmiştir.

Uluğ Bey

Devlet idaresinde de görev almış olmasına rağmen daha çok yürüttüğü bilimsel çalışmalar tarafından bilinmektedir. Matematik ve gök bilimi sevdası üzerine döneminin en büyük rasathanesi olan Semerkand Gözlemevi’ni, yine kendi kurmuş olduğu Semerkand Medresesi’ne yaptırmıştır. Yazmış olduğu Zic-i Uluğ Bey katalogları, gök bilimi alanında günümüzde temel alınmaktadır. Bilime olan ilgisinin yanında ilk şair hükümdar olarak da tanınmaktadır.

Bilim İnsanlarının Önemli Özellikleri Neler Olabilir?

Bilim insanları, genelde meraklı, çalışkan ve sorgulayıcı gibi karakteristik özelliklerle özdeşleşmiş olsalar da, toplumu sadece yeni gelişmeler ışığında aydınlatmakla kalmayıp ahlak ve üslup bakımından da halka örnek olmuşlardır. Metinde de belirtildiği üzere, unvan ve şöhret peşinden koşmak yerine görevlerini layıkıyla yerine getirmeyi amaçlarlar. Ali Kuşçu’nun daha iyi bir görev için, o anda yapıyor olduğu işi bırakmayıp tamamlaması gerektiğini söylemesi ve iki yıl sonra sözünü tutması, ne kadar erdemli ve sözünün eri bir kişi olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Kültür, Nesilden Nesile Hangi Yollarla Aktarılabilir?

Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde oluşturulduğuna inanılan çeşitli yazılı ve sözlü kaynakçalar, Beylik döneminden kalma kaynaklara oldukça benzemektedir. On ikinci yüzyılda halk toplanarak çeşitli hikaye, kukla oyunları ve taklitleri izleyerek eğlenirlerdi. Beyliklerde ise saraylarda mutlaka nedim ve ozanlar bulunurdu. Halk veya sarayın eğlence anlayışı kültürün en belirgin özelliklerinden birisi olup kişilerin o dönemde nelerden keyif aldığı ve dönemin eleştirilen yönlerini gösteren kaynaktır.

Bir diğer kültür aktarım yolu ise sözlü ve yazılı anlatılardır. Anlatı adı altında incelenebilecek kaynaklara masal, menkıbe, fıkra ve hikaye örnek olarak gösterilebilmektedir. On beş ve on altıncı yüzyılda Osmanlı Devleti’nde meddahlar çeşitli anlatıları halka farklı oyun ve tekniklerle anlatmaktaydı. Ayrıca aşık ve saz şairleri de bu dönemde artarak dönemin en gözde sanatçıları arasında sayılmışlardır. Hatta, başarılıları sarayda sanatını daha üst bir kesime sunma hakkına nail olmuştur.

Osmanlı Devleti kültürel faaliyetleri ve bunların çeşitliliği açısından zengin bir devletti. Tarihi boyunca farklı etnik kökenlere mensup insanlara ve devletlere ev sahipliği yapmış Anadolu topraklarının üzerinde bulunan Osmanlı, bu kültürleri yok etmeye çalışmak yerine kucaklamış olduğu için dini, sosyal ve bilimsel açıdan birçok kültürel etkinliklere sahiptir. Bu kültür ögelerini çoğunlukla ferman, berat, ahitname, kitap, risale ve minyatürlerle yazılı olarak gelecek nesillere aktarmışlardır.

Osmanlı hükümdarlarının kültüre olan etkisinin büyük bir bölümü saray kütüphanesi ve padişahların kitap toplama alışkanlığından oluşmaktadır. Bu kitap toplama alışkanlığı, dilin gelişimini ve zenginliğini arttırmıştır. Fatih’in külliye ve camilere yaptırdığı kütüphaneler, Yavuz Sultan Selim’in farklı ülkelerden topladığı sanat eserlerini eğitim merkezlerine koydurması, Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan’dan kitap getirtmesi, 2. Murat’ın alimlerin Türkçe yazması için teşvik edici politikası ve yabancı eserlerin Türkçeye çevirisini sağlayarak yabancı kültürlerin etkisinden Türkçeyi korumaya çalışması padişahların kültüre verdiği önemi göstermektedir. Ayrıca, Osmanlı hükümdarlarının dönemlerinin meşhur şair ve bilim adamlarıyla ilişkilerini sıkı tutmaları da kültürle olan bağlantılarını gösterir.

Osmanlı Devleti’nde Kitabi Kültür, Neden Başkent ve Belirli Şehirlerde Gelişmiştir?

Osmanlı hükümdarları, bilginin herkes tarafından erişilebilir olabilmesi için, genellikle kütüphane ve sanat eserlerini belirli yerlere toplattırmışlardır. 18. yüzyıldaki gelişmelerle birlikte yaygınlaşan batılılaşma ve çağdaşlaşma düşüncelerinin tesiriyle birlikte darülfünun, hendeshane, mühendishane ve muallimhane gibi kütüphaneler, üniversitelere kurulmuştur. İlk saray kütüphanesini Bursa’da 1. Murad kurdurmuş, Fatih’in külliye ve camilere yaptırdığı kütüphaneler, Yavuz Sultan Selim’in farklı ülkelerden topladığı sanat eserlerini eğitim merkezlerine koydurması bunun en iyi örneklerinden bazılarıdır.

II. Murad Dönemi’nde, Kayı Damgasının Kullanılmaya Başlanmasının Gerekçeleri Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nin kültürü üzerine Fars kültürünün artan etkisiyle birlikte, 2. Murad’ın, Türk dilini ve kültürünü diğer devletlerin etkisinden arındırmak adına yürüttüğü kültür politikası çerçevesinde Kayı boyu damgasına geçilmiştir. Kayı boyu damgası ile birlikte, Osmanlı soyunun ilk defa Kayı boyundan geldiği ifade edilmiştir. Bunun nedeni Osmanlı’yı tek bir kültür ve geçmiş altında toplayarak birlik ve bütünlüğü arttırmak, ayrıca ortak bir tarih bilincinin oluşturulmasını sağlamaktır. Daha sonraki dönemlerde, Osmanlı şehzadelerine Korkut ve Oğuz gibi hitap edilmeye başlanmasının sebebi de 2. Mahmud’un kültür politikası ve Kayı Han’ın devamı olduklarına inanılmasıdır.

Osmanlıların, Fethettikleri Bölgelerde Yaptıkları İmar Faaliyetlerinin Amaçları Neler Olabilir?

Osmanlıların fethettikleri bölgeleri ellerinde güvende tutabilmek amacıyla konar-göçer hayattan yerleşik hayata geçmeleri, onlarda şehirleşme ihtiyacını doğurmuştur. Fethettikleri bölgelerdeki mevcut yerleşimi olduğu gibi kabul eden bu devlet, bölgelere hamamlar, medreseler, camiler inşaa ederek kendi kültürlerini aktarmıştır. Ticari kuruluşlar olan çarşı ve pazarlar da yenilenmiş ve bölgeye yerleşen halkın refah içinde yaşaması amaçlanmıştır.Yeni bir şehrin inşa edilmedi çok büyük bir maddiyat ve zaman gerektirdiğinden fethedilen yerlerin Osmanlı kültürüne göre restoresi daha uygun görülmüştür.

Böylece hem fethettikleri yerler yapısal olarak da bir Osmanlı toprağı olmuş, yeni devletlerinin kültürüne uyum sağlamış, hem de bölgenin elde tutulması için kendilerine kurulan yeni mahallelere yerleştirilen halkın yaşantısının aksamaması sağlanmıştır. İskan politikası ile yerleştirilen insanlar için de şehirler genişletilmiş ve yeni mahalleler kurulmuştur. Osmanlı Devleti barışla fethettiği birçok bölgede tahribata yol açmamış, şehri halkıyla olduğu gibi kabul ederek kendi insanlarını yerleştirmiştir. Şehirleri kendi kültürüne geliştirerek adapte etmiş ve bu şehirlerden de ticari ve askeri olarak önemli üsler seçmiştir. Bu yüzden yapılan bu imar faaliyetleri Osmanlı Devleti için büyük önem arz etmekteydi.

Günümüz Şehirleri ile Osmanlı Şehirleri Arasındaki Benzer Yönler Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi günümüz şehirlerinde de devlet ofisleri iç bölgelerde yer alır. Günümüz kamu kurumlarının erişilebilirlik açısından merkezlerde yer alması, valiliklerin ve üst yönetim kurumlarının binalarının konumları Osmanlı zamanındaki şehirleşme anlayışı ile paralellik gösterir. Çarşı ve pazar kültürü ise günümüzde de devam etmektedir ve genellikle bu zamanlarda aldıkları isimleri halen taşımaktadırlar. Bu çarşılardaki yerleşim de benzer şekilde devam etmekte, satıcılar konumlanmaktadır.

Şehir merkezinin çevresinde yerleşim konumlama alışkanlığı hala devam etmektedir. Kamu kurumları, sağlık kurumları, önemli binalar da erişilebilirliğin kolay olması açısından hala şehir merkezlerinde bulunmaktadır. Mahallelerin sınıflandırılmasında hala eskisi gibi olmasa da benzer yaşam stillerine sahip insanların birbirlerine yakın yaşadıkları söylenebilir. Ayrıca günümüz şehirlerinde de Osmanlı zamanından kalma birçok eski bina, cami, tarihi yapı ve benzeri hatıralar hala görülmektedir. Günümüz şehirlerinin yol yapısı ve binalarının konumlanış şekli Osmanlı Devleti’nden kalmadır. Osmanlı’nın sınırları içinde bulunmuş birçok şehirde hala Osmanlı esintileri görülmektedir.

Türk Şehir Modelinin Genel Özellikleri Nelerdir?

Tarihteki Türk şehir modellerinde camiler, aşevleri, hamamlar ve sağlık kurumları erişimin kolaylaştırılabilmesi adına şehir merkezine taşınmış, yerleşme ise bu yapıların dış çevresine kaydırılmıştır. Şehirde bulunan sosyal kurumların bir arada bir site şeklinde yapılanması amaçlanmıştır.Bu sosyal kurumlara ek olarak işyerlerinin de şehrin merkezinde kurulması istenmiştir. Bu işyerlerinden bazıları vakıf adı altında kiralanmış ve topladıkları gelir, sosyal kurumların bütçesine aktarılmıştır.

Osmanlı zamanında da devam ettirilen bu anlayışta mahalle; birbirleri ile iç içe olan, birlik içinde yaşayan, birbirlerini tanıyan ve beraber bulunan ailelerin yerleştiği şehrin bir bölümüdür ve çok önemsenmektedir. Fethedilen bölgelerde bulunan Edirne, Rusçuk, Sofya, Belgrad, Manastır, Köstence, Üsküp, Selanik, Niğbolu ve Silistre gibi yerleşimler de küçük bir kasaba olmaktan modern, imar edilmiş bir şehir olmaya Osmanlı zamanında geçmişlerdir. Zamanla esnafın da bu bölgeye yerleşerek ticarete başlaması ile yeni gelişmiş bölgeler göçler de alarak büyümeye devam etmişlerdir. İnşa edilen şehir modelleri ve yol hatları eski bir tarihe sahip olup yıllar boyunca korunmaktadırlar.

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

10. sınıf tarih ders kitabının dördüncü ünitesi olan Beylikten Devlete Osmanlı Medeniyeti ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

A Bölümü Cevapları

Aşağıdaki terimleri birer cümle ile açıklayınız.

Müderris Nedir?

Türk-İslam geleneğinde medreselerde veya camiilerde ders veren kişilerdir.

Sahn-ı Seman Medresesi Nedir?

Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’da yaptırılan medreselerdir.

İstimalet Politikası Nedir?

İstimalet diğer bir deyişle hoşgörü politikası anlamına gelen Osmanlı Devleti’nin fethettiği topraklarda uyguladığı politikalardan biridir.

B Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları cevaplayınız.

Osmanlı Devleti’nde Türkçenin Bilim Dili Hâline Gelmesi İçin Yapılan Çalışmalar Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde Türkçenin bilim dili hâline gelmesi için Tanzimat dönemine kadar önemli bir çalışma yapılmamıştır. Tanzimat’tan sonra ise daha çok dilde sadeleşme adı altında bazı çalışmalar yapılmıştır.

Anadolu’daki Mutasavvıfların Öğretilerindeki Ortak Noktalar Nelerdir?

İnsan sevgisi, Allah sevgisi, saygı, hoşgörü, etik, doğru, yanlış.

Fetihlerle Birlikte Anadolu ve Rumeli Şehirlerindeki Kültürel Dönüşümü Açıklayınız?

Rumeli şehirlerinde iskan politikası ile Türkleşme ve İslamlaşma görülmüştür. Bunun yanında kültür kaynaşması ile teknik bilgiler ve gündelik bilgiler aktarılmıştır. Bunun yanında genişleyen topraklarla birlikte ekonomik düzey artmış ve bayındır bir hal almasıyla kültürel düzey doğu batı sentezi haline gelmiştir.

Fatih Sultan Mehmet Dönemi’ndeki İlmi Faaliyetler Nelerdir?

Fatih Sultan Mehmet eğitime en önem veren padişahlardan biri olup birçok farklı yerde medreseler kurdurmuştur. Bunların en önemli ve büyüklerinden biri Sahn-ı Seman medreseleridir. Bunun yanında bu medreselere hocalar ve bilim adamları getirtip onları bilim yolunda çalışmalar yapması konusunda teşvik etmiş ve himayesi altına almıştır.

C Bölümü Cevapları

Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.

1. C 2. B 3. A 4. D 5. E

Ç Bölümü Cevapları

Aşağıdaki soruları “II. Murad” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Timur Devleti’nin Osmanlılar İçin Tehlike Oluşturmasının Gerekçeleri Nelerdir?

Aynı bölgede birbirlerine rakip iki güçlü devlet olmaları ve aynı topraklar için sürekli çatışmaları.

II. Kosova Savaşı’nın Türk Tarihi Açısından Önemi Nedir?

Haçlı Seferleri durdurulmuş, Balkanlardaki Türk egemenliği sağlanmıştır. Bu sayede Osmanlı Devleti İslam dünyasında saygınlık kazanmıştır.

“Ebu’l-Hayrat” Ne Demektir?

Ebu’l-hayrât: Hayırların babası, iyilik babası demektir.

II. Murad Dönemi’nde Türkçe’nin ve Türk Kimliğinin Ön Plana Çıkmasının Nedenleri Neler Olabilir?

Türk kültüründen doğan kültürel hareketlerin artması toplumda böyle bir kültürel etkileşime neden olmuştur.

Aşağıdaki soruları “İstanbul Rasathanesi ve Takıyüddin er-Rasıd” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız.

Takıyüddin’in Matematik ve Astronomi Alanında Yaptığı Çalışmalar Nelerdir?

Matematik sahasında beş, astronomi sahasında yirmi adet esere imzasını atmıştır.

“Müneccimbaşı” Ne Demektir?

Müneccimbaşı: Saray hizmetinde bulunan bilginlerden gök bilimiyle uğraşanlara verilen unvandır.

İstanbul’da Rasathane Kurulmasının Gerekçeleri Neler Olabilir?

En büyük eğitim kurumlarının İstanbul’da olması ve de padişahın gelişmeleri yakından takip etmek istemesi.

Akli ve Nakli Bilimlere Örnekler Veriniz.

Nakli ilimler, Tefsir, kelam, hadis, fıkıh ilmi gibi. Akli ilimler matematik, edebiyat ve mantık gibi.

Rasathanelerin Günümüzde Astronomi Biliminin Gelişmesine Katkıları Neler Olabilir?

Rasathaneler gökyüzü gözlem evleri olduğu için burada edinilen bilgiler ileride oluşturulacak astronomi bilimi için bir bilgi veri tabanı oluşturmuştur.

Aşağıdaki soruları “Kendini İlme Tahsis Eden Fâni, Bakidir.” başlıklı metinden yola çıkarak cevaplayınız. 

“Zihniyetiyle Bir Ayağı Şark’ta Öteki Garp’ta” İfadesi Ne Anlama Gelmektedir?

Hem doğu kültürü hem batı kültürüne hakim olup iki bölgedeki insanları anlayabilecek kapasitede olmasıdır. Çünkü hem batıdan hem doğudan düşünürler ve bilim insanları ile yakın temas ve fikir alış verişi içindedir.

Fatih Sultan Mehmet’in İlmin Özgürlüğü ve Şerefine Yaptığı En Büyük Hizmet Nedir?

Ortaya çıkan fikirleri dinlemek, bilim adamlarını destekleyip onların rahat ve huzur içinde çalışabilecekleri bir ortam hazırlamak böylece bilimin ve tekniğin ileri gitmesini sağlamak. Daha da önemlisi medreseler aracılığıyla bunları daha çok insana yaymak.

“Teşrifat” Ne Demektir?

Teşrifat: Resmi günlerde ve toplantılarda devlet büyüklerinin, kişileri makam ve sıralarına göre kabulüdür.

Fatih’in, İstanbul’un Fethi’nden Sonra Yaptığı İlk İcraatlar Neler Olmuştur?

Ayasofya’dan ve papaz odalarından yararlanarak mevcut binalarda, ilk medreseleri açmıştır ve ertesi gün eğitime başlatmıştır.

Bir Devletin Bekasında, Askerlerden Oluşan Ordu mu Yoksa Alimler ve Sanatkarlar Ordusu mu Daha Önemlidir? Neden?

Bir devlet savunulmadan yakılıp yıkılabileceği gibi eğer çağının gerisinde kalırsa da yok olacaktır. Dünyadaki teknik ve sosyal gelişimi izlemek her devletin geleceğini güvence altına alması için yapması gereken bir zorunluluktur. Bu da ancak eğitilmiş olan bir toplumla mümkündür. Bu eğitilmiş toplum düşünebilme yeteneği sayesinde ilerde oluşabilecek sorunlara karşı her zaman savaşmaya hazır olacaktır.

Metnin Başlığı Olan “Kendini İlme Tahsis Eden Fani, Bakidir.” İfadesinin Anlamı Nedir?

İlimle uğraşan kimse bulduğu şeyler ve insanlığa katkılarından sonucunda dünyaya bir katkı sağlayıp onun katkıları nesiller boyunca konuşulacak ve ölümlü fani olan kimse sonsuzluğa doğru gidip sürekli baki olacaktır.

Fatih Sultan Mehmet’in İlim Alanında Ulaşmak İstediği En Büyük Amaç Nedir?

Hükûmet merkezini İstanbul’u ilim ve fen durağı hâline getirmeye çalışmak ve dünyadaki diğer ilim merkezleriyle yarışabilecek konuma getirmek.

Aşağıdakilerden Hangisi Toplantılarda Alimler Otururken Ümeranın Ayakta Durmasının Sebeplerinden Biri Olabilir?

Doğru Cevap: D şıkkı yani İlim adamlarına büyük hürmet gösterilmesi


Not: 10. sınıf tarih ders kitabı cevaplarının tamamını için 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 10. Sınıf Tarih Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları bilgi@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

Bu Yazılar İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi (adblock) kapatarak web sitemizin yayın yapmasına destek olunuz. Ders: Tarih Ekibi tamamen gönüllü çalışarak Türkiye’de tarih öğretiminin niteliğinin geliştirilmesine kaktı sunmayı amaçlamaktadır. Tüm çalışmalarımız için tek gelir kaynağımız reklamlar. Bu noktada bie destek olursanız çok seviniriz.