Mutlak Monarşiden Anayasal Monarşiye Geçiş (Tarih Konu Anlatımı)

Mutlak Monarşiden, Anayasal Monarşiye Geçiş

11. Sınıf Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri ünitesinin Mutlak Monarşiden Anayasal Monarşiye Geçiş konusunu inceledik.

Bu yazımızda tarih dersi konu anlatımları kapsamında 11. sınıf tarih dersinin 4. ünitesi olan Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri ünitesinin 1. konusunun devamı olan Mutlak Monarşiden Anayasal Monarşiye Geçiş konusuna yer verdik. Mutlak Monarşiden Anayasal Monarşiye Geçiş “Fransız İhtilali ve Avrupa’da Sanayi Devrimi ile birlikte devlet-toplum ilişkilerinde meydana gelen dönüşümü kavrar.” kazanımı çerçevesinde anlattık.

Mutlak Monarşiden, Anayasal Monarşiye Geçiş

Ders: Tarih 11

Ünite: Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri

Konu: Mutlak Monarşiden Anayasal Monarşiye Geçiş

Kazanım: Fransız İhtilali ve Avrupa’da Sanayi Devrimi ile birlikte devlet-toplum ilişkilerinde meydana gelen dönüşümü kavrar.

Mutlak Monarşiden Anayasal Monarşiye Geçiş konusunda Avrupa’da mutlak monarşiden, anayasal monarşiye geçiş süreçleri hakkında tarih olaylar ekseninde genel bilgi verdik.

Monarşi Nedir?

Monarşi, ülke hakimiyetinin miras yoluyla tek bir kişide toplandığı yönetim biçimidir. Asırlar boyunca ülkeler; monarşi kapsamında krallar, hükümdarlar, padişahlar tarafından yönetilmiştir. Tüm yetkilerin toplandığı bu kişiler sorgulanmadan takip edilmiştir. Ülkede doğrudan söz sahibi olarak başka şahsiyetlerin varlıkları tanınmamıştır. Ancak monarşi, tarihin belirli noktalarında gerçekleşen değişimlerin etkisine maruz kalarak kendisi de değişime uğramıştır. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda, günümüzde monarşiyi tek şekilde incelemek mümkün değildir. Zira artık monarşi, sınıflandırma sistemi sonucu türlere ayrılmış şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu türler arasındaki geçişler, monarşinin gelecek nesillere nasıl aktarılacağını, aktarılıp aktarılmayacağını ve yeni bir siyasal düzenin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirlemekte de büyük bir etkiye sahip olmuşlardır. Bu noktada, monarşi türlerinden mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçiş, tarihte ekonomik ve askeri kaynak anlamında önemli ülkeler olarak geçen ülkelerin demokratikleşme yolunda attıkları ilk adım olması sebebiyle oldukça kritik bir kırılma noktası olarak düşünülmektedir. Bu olguyu daha iyi anlayabilmek adına monarşinin bu iki türü arasındaki farklılıkları bilmek gerekir.

İlk olarak dünya kavram haznesine, Babil ve Mısır tarafından kazandırılan mutlak monarşi, 16. ve 18. yüzyıllar arası Avrupa’nın İspanya ve Fransa gibi önemli ülkelerinde kullanılarak tarihte günümüze kadar ulaşan izler bırakmışlardır. Mutlak kral, Tanrı tarafından görevlendirildiğine inanılan, bu sebeple inanç gereği halkın, geniş yetkilerini haklı bulduğu kişidir. Yasama gücü, yargı gücü, vergi toplama ve yükseltme hakkı, nişan ve rütbe verme hakkı, para basma, barış ve savaş ilanı gibi ülkenin iç ve dış siyasetini yönlendiren önemli yetkilerin tamamı kralın avucunun içine konulmuştur. Bu anlamda kralı kısıtlayan sayılı durumlardan birkaçı; kralın kendisinden sonra iktidara geçecek kişiyi belirleyememesi, kan yoluyla büyük veliahtın tahta geçmesi, devlet topraklarının satılamaması ve her kanunun halkın genel kesiminin geleneklerine uygun düzenlenmesi gibi konularda yer almaktadır.

Anayasal Monarşi Nedir?

Mutlak monarşiden sonra siyasete egemen olan anayasal monarşi ise iktidarın hükümdar ve bir meclis tarafından paylaşılmasını öngörür. Buradan da anlaşılacağı üzere devletin başındaki mutlak hükümdar artık eskisi kadar geniş yetkilere sahip değildir. En azından bu yetkileri sonucu ülke için önemli sayılan konularda karar verme hakkı sadece ona ait olmaktan çıkmıştır. Burjuvazi ile ortak düzenlediği bir alan haline gelmiştir. Hükümdar (kral, padişah vb.) halen ülkenin sembolü, uluslararası ilişkilerde muhatap alınan kişidir. Lakin anayasalar, hükümdarın gücünü tanımlayarak aynı zamanda sınırlandırdığından mutlak monarşi dönemi krallarıyla anayasal monarşi dönemi kralları işlevleri gereği farklıdırlar.

Avrupa tarihine bakıldığında mutlak monarşiye geçişin ilk adımları Yeni Çağ’da burjuvazinin baş göstermesi ile gerçekleşmiştir. Bu sayede güçlenen krallar soylular üzerindeki iktidarlarını kesin bir çizgiyle çizerek ülke yönetimindeki en üst pozisyon haline gelmişlerdir. Böylece derebeyler tarafından kontrol edilen üretim faaliyetleri dolaylı yoldan da olsa kralların kontrolü altına girmiştir. Tüm bunların sonucunda ise mutlak monarşi kurularak ekonomide buna bağlı değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişikliklerin günlük hayata en fazla etki edenlerinden biri, kral tarafından ulusal ticaret yasalarının konulması ve ülkenin her kesiminde aynı şekilde uygulanmasıdır.

Magna Carta

Mutlak monarşinin hakim olduğu dönemlerde ve ülkelerde krallar her ne kadar mutlak liderler olarak karşımıza çıksa da burjuvazinin desteği, kralların gücünün bu denli fazla olmasının temel sebeplerinden biriydi. Bu destek çıkar ilişkilerinde dayalı olmakla birlikte, Sanayi İnkılabı sonrası burjuva sınıfının, soyluların üstüne geçerek sosyal düzende etkilerini artırmalarıyla krallarla olan çıkar ilişkileri sona ermiştir. Zira ekonomik güçlerine güvenen burjuvalar, siyasal düzlemde belirli hak arayışlarına girerek kralların mutlak yetkisinden pay alma girişiminde bulunmuşlardır. Başarılı olan bu girişimlerin ilk meyvesi İngiltere’de 13. yüzyılda anayasal sistemin ilk defa ortaya çıkmasıyla çiçek açmıştır. Uzun soluklu siyasi mücadeleler ve soyluların hak arayışları sonucu dönemin kralı, Kral Yurtsuz John, 1215 senesinde Büyük Ferman olarak da bilinen Magna Carta Fermanı’nı kabul etmiştir. Soylular karşısında bir yenilgi olarak yorumlanan bu durumun sonucunda parlamento yönetimi ortaya çıkmıştır. Magna Carta’nın temellerini attığı anayasal sistemde demokratik ve milliyetçi görüşler, Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan sömürgecilik anlayışı ile birleşecektir.

İnsan Hakları Bildirgesi

Yine de temeli burada kurulan meşruti yönetimlerin önemli bir parçasını oluşturan parlamenter sistem, bazı dönemlerde askıya alınsa da 17. yüzyıla kadar gelebilmiştir. 17. yüzyılda mutlakiyeti savunanların özgürlük destekçileri ile olan çatışmasına şahit olmuştur. İngiltere açısından bakıldığında 17. yüzyılda demokratikleşme sürecinin gidişatını derinden etkileyecek olan bir olayın daha geçiş sürecine major katkılar sağladığı görülmektedir. Zira bu dönemde Kral 1. Charles’ın parlamentonun onayı olmadan dış siyaset ile ilgili büyük bir karar alarak İspanya ve Fransa’ya savaş ilan etmesi, savaşın giderlerini karşılamak için ise halk üzerindeki ekonomik baskıları artırması ile “Petition of Rights” yani “Haklar Bildirgesi” adı verilen bir belge yayınlanmıştır.

Bildirge maddeleri, hukuksal süreç olmadan kralın hiçbir vatandaş ile ilgili dayanaksız suçlamalarda bulunamayacağı ve bu doğrultuda cezalandırma yapamayacağı üzerinedir. Bu maddelerle özellikle ordunun halka karşı kullanılamayacağının altı çizilmek istenmiştir. Kralın yetkileri ile vatandaş hakları arasına bir çizgi çizilmiştir. Bildirgenin yayılmasından kısa süre sonra kral tepki olarak parlamentoyu dağıtmıştır. Fakat 1860 yılında vergi izni ile ilgili düzenlemelerin yapılabilmesi için parlamento kral tarafından tekrardan toplatılmıştır.

Parlamenter Sistem

Bu sürecin sonucunda İngiltere’nin günümüze kadar uzanan ve “Westminster Modeli” olarak geçen parlamenter rejimi ortaya çıkmıştır. Bu model ile birlikte, yasama hakkının halk tarafından seçimle görevlendirilmiş temsilcilerden oluşan bir kurula verilmesi netleştirilmiştir. Yasama yetkisinin başka hiçbir kuruluş veya kişi tarafından yönlendirilemeyeceği ilan edilmiştir. Kısacası parlamento, halkın sesi ve halk adına karar verebilecek tek mercidir. Bu durum parlamentoya, her koşulda meşru otoriteden güç alan bir karar verme yetkisi sağlamıştır. Parlamento yalnız ve yalnız seçim döneminde halka hesap vermekle yükümlüdür. Değişen temsilciler sayesinde dinamik bir yapıya sahip olan parlamentoda, önceden alınmış kararlar yeni gelen temsilcilerin ortak hükmü ile değiştirilebilir veya revize edilebilir. Genele bakıldığında mutlak monarşiye kıyasla halkı yönetime katma konusunda çok daha etkili olan ve hak eşitliği gözeten anayasal monarşide bile halkın doğrudan yönetime katılması söz konusu değildir. Zira halk, yasama yetkisine verilen kararları dolaylı olarak, seçtikleri temsilcilerle etkileyebilmektedir.

Avrupa’da Mutlak Monarşiden Anayasal Monarşiye Geçiş

İngiltere’nin eski çağlardan beri Dünya siyasetinde örnek alınan güçlü bir örnek olması durumu, mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçiş sürecinin, ortaya çıktığı yer olan Batı Avrupa’dan; Orta Avrupa’ya, Doğu Avrupa’ya ve Osmanlı Devleti’ne, kısacası dünyanın kritik bölgelerine yayılarak global bir formda olmasına sebebiyet vermiştir. Zincirleme reaksiyon şeklinde görülen yayılma sürecinin başlangıcını oluşturan öğelerden biri de Polonya Anayasası’dır. “Aydınlanma” fikrini esas alan bu anayasa, Avrupa’nın ve tabi ki tüm dünyanın ilk modern ve yazılı anayasası olup 3 Mayıs 1791 yılında yayınlanmıştır. Kısa bir süre sonra, aynı yıl içerisinde Fransa’da da yeni bir anayasa ilan edilmiştir. Tarih boyunca mutlak monarşinin en net görüldüğü ülkelerden biri olan Fransa’da artık kral, mutlak gücünü burjuvazi sınıfından ailelerle paylaşmak durumunda kalmıştır.

Bu noktada yetkileri sınırlandırılan kralın ülke yönetiminde ortak olacağı “meclis” kavramı Avrupa yönetiminde yeşermeye başlamıştır. Fransa Anayasası’nın tarihte önemli bir yeri vardır. Zira birçok ülke tarafından örnek alınan Fransa’nın siyasi yapısında meydana gelen bu büyük değişiklik karşısında diğer ülkeler de anayasalarını oluşturmaya ve iktidarı paydaşlar arasında paylaştırmaya başlamıştır. Öyle ki 1815-1830 yılları arasında egemen kılınmaya çalışılan Viyana Kongresi kararları bile anayasal yönetim karşısında etkili bir duruş sergileyememiştir. Bu dönemi takip eden süreç, iktidarda olan insanlar bakımından incelendiğinde kralların anayasal sistemden mutlak monarşiye geri dönerek eski parlak zamanlarındaki gücü elde etmek için, burjuvaların ise tam tersine, kralların yıkılan yetkililerini biraz daha kendileri üzerine alarak anayasaların faaliyet ve yetki alanlarını genişletmek için çalıştıkları gözlemlenmektedir.


4. Ünitenin Tüm Konuları: Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri ünitesinin tüm konularını aşağıdaki başlıklarda inceleyebilirsiniz.

İlgili Yazılar
Yorum Yapın

İlk Siz Haberdar Olun!
E-posta adresinizi girin, yeni içeriklerimiz e-posta adresinize gelsin.