' Misak-ı Milli Nedir? Misak-ı Milli Kararları Nelerdir? | Ders: Tarih
Ders: Tarih
Türkiye'nin Tarih Dersi Sayfası! Tarih dersi ve Tarih ile ilgili özgün yazılı ve görsel içerikler. Tarih ile ilgili her şey burada!

Misak-ı Milli Nedir? Misak-ı Milli Kararları Nelerdir?

Misak-ı Milli Sınırları Nelerdir? Misak-ı Milli'nin Sonuçları ve Önemi

Misak-ı Milli, Türkiye’de Kurtuluş Savaşı başlangıcında ortaya çıkmış bir kavramdır. Ulusal Ant veya Ulusal Yemin olarak da bilinmektedir.

Misak-ı Milli Kararları
0 161

Misak-ı Milli Nedir? Misak-ı Milli Kararları Nelerdir?

“Bağımsızlığı sadece halkın idaresi ve gücü kurtarabilir.” Mustafa Kemal Atatürk bağımsızlığı böyle anlatmıştır. Misak-ı Milli, Türkiye’nin bağımsızlığında önemli rol oynayan tarihi bir olgudur.

Büyük bir savaştan çıkan Osmanlı Devleti’nin toparlanma çabalarını simgeleyen Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920’de son kez toplanıp Milli Mücadele’nin ve yeni bir devletin temellerini atmıştır. Asıl amacı, Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti ile yapılacak olan görüşmelerde halkın kabul edeceği barış şartlarını belirlemektir. Bu görüşmede kabul edilen Misak-ı Milli ve kararları hem önemli olayların sonucu hem de bir devrimin başlangıcı olmuştur.

Misak-ı Milli Nedir?

Misak-ı Milli, Türkiye’de Kurtuluş Savaşı başlangıcında ortaya çıkmış bir kavramdır. Ulusal Ant veya Ulusal Yemin olarak da günümüz Türkçesine aktarabileceğimiz Misak-ı Milli bir yönüyle Türkiye’deki İstiklal Mücadelesi’nin manifestosu veya önsözü olarak da adlandırılabilir. Politik bir bildiri olan Misak-ı Milli, Osmanlı Devleti’nin parlamentosu olan Meclis-i Mebûsan’da 28 Ocak 1920’de oy çokluğu ile kabul edilmiştir. 17 Şubat 1920’de halka açıklanan Misak-ı Milli kararlarının o dönemdeki yazılışı Mîsâk-ı Millî ya da Millî Misak’tır.

Misak-ı Milli Tarihi

Birinci Dünya Savaşı’nda üstünde türlü oyunlar oynanan, toprakları paylaşılan, bağımsızlığını kaybeden hasta adam Osmanlı, savaştan sonra da pek farklı durumda değildir. Mondros Ateşkes Antlaşması’na rağmen işgaller devam etmekte İtilaf Devletleri artık iyice zayıflamış olan imparatorluk üzerindeki gizli planları yavaş yavaş uygulamaktadır. Rusya’nın sıcak denizlere inme hedefi, Boğazlar ve İstanbul egemenliği isteği; İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu hayalleri; İtalya ve Yunanistan’a vadedilen Ege toprakları işgal devletlerinin sürekli gözlemi altındadır. Yani tıpkı Garnier’in de dediği gibi ‘‘Ölüm döşeğindeki Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası büyük devletlerin iştahını kabartmaktadır’’. Yönetimde oluşan otorite boşluğu, dışarıdan müdahaleler, halkın içinde bulunduğu yoksulluk ve bitkinlik sonun başlangıcına işarettir.

İzmir’in işgali ve diğer devletlerle yapılan görüşmelerin sonuçlarının Osmanlı Devleti’nin aleyhine olması nedeniyle Anadolu halkının bağımsızlık hareketine destekleri artmıştır. Mustafa Kemal’in savaş sürecinden beri oluşturmaya çalıştığı farkındalık yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Ağustos ve Eylül 1919’daki Erzurum ve Sivas Kongreleri ile de milleti temsilen hükümet karşısına çıkacak kişiler de bu görüşmeler ışığında belirlenmeye başlamıştır. Halkın hemen hemen her şehirde oluşturduğu bağımsızlık hareketleri “Kuvayi Milliye” adı altında devam ederken toplanacak meclis için de bu hareket içerisinde olan millet vekilleri seçilmiştir.

Amasya Görüşmeleri’yle seçimlerin tamamlanmasıyla Erzurum milletvekili seçilen Mustafa Kemal, toplantıya hakkındaki tutuklama kararı nedeniyle İstanbul’a yalnız gönderilmediğinden bizzat kendisi gidememiştir. Bunun yerine bazı kararların alınması için gidebilecek diğer vekiller ile görüşmüştür. Onlardan meclis dağılırsa tekrar toplayabilme yetisine sahip olabilmek için kendisini başkan seçtirmelerini, mecliste direniş hareketlerini de temsilen Müdafa-i Hukuk adında bir grup kurmalarını ve Misak-ı Milli’yi kabul ettirmelerini istemiştir. Toplantı sonucunda Mustafa Kemal’in gerçekleşen tek isteği Misak-ı Milli’nin kabulü olmuştur. Saltanat makamının gücünden etkilenerek onu başkan seçmemişler ve mücadeleye karşı fikirlerinin değişmesiyle Felah-ı Vatan (Vatanın Kurtuluşu) adında bir grup kurmuşlardır.

Misak-ı Milli Nasıl Kabul Edildi?

12 Ocak 1920’de tüm uyarılara rağmen başkent İstanbul’da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi, Misak-i Milli’yi yani Türk Milletinin Bağımsızlık Beyannamesi‘ni Edirne milletvekili M. Şeref Bey: “Efendiler. Beyler. Arkadaşlar. Millî Misâkımız’ın ittifâkla kabulünü memlekete, millete, bütün dünyaya ilanını teklif ediyorum.” diyerek gizli oturumda ilan etmiştir. Misak-ı Milli, büyük oy çoğunluğuyla da mecliste kabul edilmiştir. Böylece sınırlar konusunda da kesin bir bildiri yayımlanmıştır. Daha sonra da basılıp dağıtılarak kamuoyunun da bilgisine sunulan bu metin, İtilaf devletlerinin tepkisini çekerek İstanbul’un işgal edilmesine sebep olmuştur.

Meclisin açılacağı duyurulduğunda, kendi aleyhlerine bir karar verilemeyeceğini düşünen İngiltere, bu tür bir organizasyonu öngöremediğinden Misak-ı Milli ilan edilene kadar engelleme çalışmalarına girişmemiştir. İlanla birlikte yapılan işgalin sonucunda doğal olarak meclis kapatılmıştır. Başkenti tehdit etmenin yanı sıra 16 Mart 1920’de Sevr Antlaşması imzalatılmaya çalışılmıştır. Dahası padişah tutuklanıp, dönemin eski ılımlı hükümeti istifa edince, Damat Ferit Paşa hükümet başkanı olmuştur. Bu halkın hükümetten daha da soğumasını sağlayarak onları Milli Mücadele’ye bir adım daha yaklaştırmıştır.

Misak-ı Milli’nin İlan Edilmesinin Sonuçları

Meclisin dağılmasıyla bazı mebuslar sürgün edilmiş, tutuklanmış, bazıları ise Anadolu’ya kaçmıştır. Bu da milli iradeye yapılan bir saldırı ve meydan okuma olarak nitelendirilebilir. Anadolu’ya kaçan milletvekillerinin orada meclise girmeleri, meclisin Ankara’ya taşındığının göstergesidir. Mebuslar dışında halk tarafında da İstanbul’un kaybedildiğine inananlar olduğundan bu kesimlerin de Anadolu’ya geçmesiyle milli ruh daha da güçlenerek bağımsızlık yolunda emin adımlarla ilerlenmiştir. Her ne kadar işgal kuvvetleri yayımladıkları genelgede işgallerin geçici olduğunu (Bu durum Osmanlı Devleti’nin fiilen sona ermesi anlamına gelir), saltanatı desteklediklerini ve verilen emirlere uyulması gerektiğini vurgulasa da Milli Mücadele taraftarlarını suçlama amaçlarına ulaşamamışlardır. Sadece İtilaf devletleri değil, Damat Ferit Paşa hükümeti de bu mücadeleye karşı olduğundan Kuvay-i Milliyecilerin hain olduğunu bildiren bir fetva yayımlatmışlardır.

Tüm bu karşı hamlelere yönelik olarak otorite boşluğundan dolayı halkı yönlendirebilecek olan Milli Mücadele’nin başarıyla sürdürülebilmesi için bazı tedbirler alınmıştır ve yol haritası çizilmiştir. İstanbul’daki meclisten bazı mebusların tutuklanmasına karşılık olarak Anadolu’daki bazı İtilaf subayları da tutuklanmıştır. Milli iradeye oluşacak olası müdahaleleri engellemek için İstanbul hükümeti ile tüm ilişkiler kesilmiş, ve ‘‘…artık İstanbul Anadolu’ya hakim değil, tabidir.’’ diyerek Anadolu temelli bir hareket oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca Anadolu’ya düşman gönderimini ve desteğini engelleyebilmek için bazı istasyonlar kapatılmıştır.

Misak-ı Milli Maddeleri

Misak-ı Milli’nin maddelerine gelecek olursak, sadece geçmişte değil günümüzde de zaman zaman eleştirilen bildiriyle ilgi tartışmalar hala sürmektedir. Fakat maddelerinde de görüleceği üzere görüşmelerde “o halde bunları söyleyenlerin sözlerini tutmaları gerektiğini, söz tutmanın namuslu insanlar için çok önemli olduğunu, bu sözlerin kişilikleriyle ilgisi kadar resmî bağlantı değeri de taşıdığını anlattı ve bu sözlerin tutulacağı kanaatini.” belirtilerek devletlerin eşitliği temelli Wilson İlkeleri’ne uyumlu olmasına özen gösterilmiştir. Misak-ı Milli kararları dönemin hukuki ve siyasi şartları göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Her alanda tam bağımsızlık amaçlanmış, ulusal sınırlar çizilmiştir. Ülke bütünlüğü ve kayıtsız şartsız millet egemenliğinin tartışmaya açık olmadığı belirtilmiştir.

  • Madde 1- İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın güvenliğinin sağlanması şartı ile Boğazların dünya ulaşım ve ticaretine açılması için bizimle birlikte, ilgili devletlerin verecekleri kararlar geçerli olmalıdır.
  • Madde 2- Milli ve ekonomik gelişmemizi engelleyen siyasi, adli ve mali sınırlamalar (kapitülasyonlar) kaldırılmalıdır.
  • Madde 3- Arap topraklarının geleceği burada yaşayan halkın vereceği oylar ile belirlenmelidir.
  • Madde 4- Kars, Ardahan, Artvin, Batum (Elviye-i Selâse) ve Batı Trakya’nın hukuki durumunu belirlemek için halk oylamasını kabul ederiz.
  • Madde 5- Ülkemizdeki Hristiyan azınlıklara, komşu ülkelerdeki Müslümanlara tanınan haklardan fazlası verilemez.
  • Madde 6- Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalandığı sırada (30 Ekim 1918) Türk askerlerinin koruduğu sınırlar içindeki Türk vatanının bütünü hiçbir biçimde parçalanamaz.
Misak-ı Milli Maddeleri
Misak-ı Milli Maddeleri
(3. 4. ve 5. Maddenin yazılı olduğu orijinal belge)

Misak-ı Milli ve Boğazlar

Uluslararası olarak kullanıma güvenliği tehdit etmediği sürece açık olan Boğazlar’ın egemenliğine sahip olmak, sınırlar içerisinde olduğu için önemlidir. Eğer başka bir devletin kontrolü altında olduğu durumda yine iç işlerine karışılmış ve hatta ticaret de bu ulaşım ağı üzerinden sürdürüldüğünden ekonomide de bağımsızlık sağlanamamış olur. Ayrıca gerek savaş döneminde gerek günlük yaşamın düzenlenmesinde önemli rolü olan ekonomiye de dışarıdan müdahale edilmemesi gerektiği geçmişte verilen kapitülasyonlar sonucu batılan borç batağında yalnızca çırpınmakla sonuçlandığından bir daha böyle durumlara olanak tanımamak için kapitülasyonların kesin olarak kaldırılması istenmiştir. Çünkü: ‘‘Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımızın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, millet ve memleketin gerçek manası ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir’’.

Misak-ı Milli Sınırları – Misak-ı Milli Haritası

Ülke sınırlarının kuzeydoğu ve kuzeybatı tarafını çizebilmek için, gerekse Arap topraklarında orada yaşayan halkın oylamasına gidilmektedir, bu aynı zamanda milli egemenlik dediğimiz halkın kendi kaderine kendisi karar vermesine de izin veren bir maddedir.

Osmanlı tarihi boyunca yapılan ıslahatlar, azınlıkları devlete bağlı tutabilmek için yapılan ayrıcalıklara da karşın bu konuda yeni Türk Devleti için yeni bir sayfa açılmasına karar verilmiştir. Dini, dili, ırkı, milleti, sınıfı, konumuna bakılmaksızın herkes eşit haklara sahiptir.

Misak-ı Milli Haritası
Misak-ı Milli Sınırlarına Göre Türkiye

Bildirinin geneline bakıldığında en çok eleştirilen 6.madde olmuştur. Çünkü Mondros Ateşkes Antlaşması ile çizilen sınırlar, asıl elde olan sınırların kısıtlanmış halidir. Daha fazlasının yani ait olan toprakların tamamının alınması yerine bazı tavizlerin verilmesi kabul edilmek istenmemiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal, yayılma değil savunma siyasetiyle “I. Dünya Harbi’nin sonuçları, devletimizin bir takım fedakarlığa katlanmasını zorunlu kılıyor. Buna göre devlet için millî, yeni bir sınır kabul ettik. Mütareke imzalandığı gün ordularımız fiilen bu hatta hakim bulunuyordu. Bu sınır, İskenderun Körfezi güneyinden Antakya’dan Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsü güneyinde Fırat Nehri’ne kavuşur. Oradan Deyr-i Zor’a iner; Daha sonra doğuya kıvrılarak Musul, Kerkük, Süleymaniye’yi içine alır.” açıklamasını yaparak yeni sınırların ancak bu şartlarda çizilebileceğini açıklamıştır.

Misak-ı Milli’nin Önemi

Sonuç olarak Mustafa Kemal, tüm yaptıklarıyla, Anadolu’da ‘parlayan bağımsızlık ateşlerinin yani Türk halkının kendi egemenliğini ve geleceğini kendisi yazacağını ve istiklal için din,dil, ırk, millet ayrımı yapmadan birlikte hareket edileceğini “…Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti… O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi? Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da millî hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!.” sözleriyle de vurgulayarak Kurtuluş Savaşı’nın lideri olmuş, bu mucizenin yaşanmasına öncülük ederek Türk milletinin kahramanlığını da görmemizi sağlamıştır.

Uzun bir sürecin, çeşitli görüşmelerin, alınan kritik kararların sonucunda oluşturulan Misak-ı Milli ise halkın büyük zaferi ve yeni Türk Devleti’nin temeli Kurtuluş Savaşı’nın diplomatik dayanağıdır. Ayrıca kuşkusuz ki milli egemenliğin devamlılığının ve mücadelenin motivasyonunun da en önemli kaynağıdır. Ek olarak da ilk kez Londra Konferansı’nda dünyaya duyurulan Misak-ı Milli, Lozan Konferansı’nda resmen kabul edilerek bağımsız yeni Türkiye’nin varlığı uluslararası alanda  da tanınmıştır.

Misak-ı Milli Belgeseli

2018 yılı Misak-ı Milli kararlarının 98. yıldönümüdür. 98. yıla özel olarak Türk Tarih Kurumu tarafından Misak-ı Milli’nin kabul edilişinin kahraman şehitlerimizin anısına bir belgesel hazırlanmıştır. Yaklaşık 5 dakikalık bu belgeseli aşağıdaki videoya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi