12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları – 8. Ünite (2022-2023)

Tarih Ders Kitabı Cevapları

12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları 8. Ünite

12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları 8. Ünite başlıklı bu yazımızda 12. sınıf inkılap tarihi ders kitabındaki tüm ünitelerin içindeki soruların cevaplarını hazırladık. 12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları 8. Ünite yazımızda aşağıdaki bölümlerde yer alan soruların cevaplarını hazırladık;

  • 8. ÜNİTE BAŞINDA: “Hazırlık Soruları” bölümünde yer alan soruları yanıtladık ve “Anahtar Kavramlar” bölümündeki kavramları açıkladık.
  • 8. ÜNİTE İÇİNDE: “Düşün ve Tartış”, “Sıra Sizde”, “Araştır Öğren Paylaş”, “Oku-yorum”, “Bilgi-yorum” bölümlerindeki soruları yanıtladık.
  • 8. ÜNİTE SONUNDA: “Ölçme ve Değerlendirme Soruları” bölümündeki tüm soruları yanıtladık.

Ders: Tarih Ekibi tarafından hazırlanan 12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları 8. Ünite hakkında eklemek istediklerinizi yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiz.

Bu Yazının İçindeki Başlıklar:

12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı 8. Ünite Cevapları

12. sınıf inkılap tarihi ders kitabının sekizinci ünitesi olan 21. Yüzyılın Eşiğinde Türkiye ve Dünya, iki kazanımdan oluşmaktadır. Aşağıda bu üç kazanıma yönelik soruların cevapları bulunmaktadır.

Anahtar Kavramlar Bölümü Soruları

12. sınıf inkılap tarihi ders kitabının sekizinci ünitesi olan 21. Yüzyılın Eşiğinde Türkiye ve Dünya ünitesinin Anahtar Kavramlar bölümünde yer alan 8 kavramı yanıtladık.

Abluka Nedir?

Abluka bir ülkeyi, bir şehri, veya herhangi bir yerin dışarıyla olan bütün bağlantısını zorla kesmek.

İç Savaş Nedir?

Bir ülkenin vatandaşlarının çeşitli kutuplaşmalar nedenleriyle birbirleriyle çatışmalarıdır.

İnsani Yardım Nedir?

Bir felaket atlatmış ya da kötü bir durumda olan bir ülkeye başka bir ülkenin insanlık adına yaptığı yardımdır.

Koalisyon Nedir?

İki veya daha fazla kurumun ortak bir amaç uğruna geçici bir süreliğine birlikte çalışmalarıdır.

Millî İrade Nedir?

Halkın yönetimde söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Demokrasinin var olduğu, cumhuriyetle yönetilen ülkelerde halk hiçbir baskı altında kalmadan isteğini ortaya koyar ve milli iradeyi sergiler.

Mülteci Kampları Nedir?

Ülkelerinden herhangi bir nedenden ötürü ayrılmak zorunda kalmış insanların barınma ihtiyaçlarını gidermek için yaratılmış geçici yerleşim alanlarıdır.

OHAL Nedir?

Olağanüstü hâl yönetimde sıkı bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunda ülkenin yönetimde aldığı tavırdır. OHAL’e doğal afetler, ekonomik krizler, hastalıklar gibi bir çok durum neden olabilir.

Toplu Göç Nedir?

Bir bölgede yaşayan insanların toplu bir halde o bölgeyi terk edip başka bir bölgeye yerleşmeleridir.

 

Hazırlık Soruları Bölümü Soruları

12. sınıf inkılap tarihi ders kitabının sekizinci ünitesi olan 21. Yüzyılın Eşiğinde Türkiye ve Dünya ünitesinin Hazırlık Soruları bölümünde yer alan 5 soruyu yanıtladık.

Askerî Darbeler Türkiye’ye Hangi Alanlarda Zarar Vermiştir?

Askeri darbeler ilk önce milletin egemenliğine yani iradesine zarar veren girişimlerdir. Bu girişimler devletin siyasi düzenini değiştirmeyi hedef almakla beraber ekonomik, sosyal ve kültürel her alanını kötü bir şekilde etkilemektedirler. Yanı sıra silahın gücünü devleti yönetmekte kullanmayı amaçlayan darbeciler yıllar içinde bir sürü katliamlara yol açmışlardır. Ülkemizde demokrasini gelişimini olumsuz yönde etkilemiş olan darbeler, ülkenin ekonomisine zarar vermiştir. Milletin devlete ve askeri güçlere olan inancını ve güvenini sarsan darbeler, bir kaçak yapılanmanın var olduğu endişesini halka yaşatır. Türkiye’de TBMM’ye ve halka yöneltilen silahlar halkın egemenliğini yok saymıştır. Türk ekonomisini sıkıntıya sokmalarının yanı sıra, tarihiminiz kara gerçekleri olarak yer edinmişlerdir.

Ekonomik Krizlerin Sebepleri Neler Olabilir?

Konjonktürel, organizasyon dışı nedenler ekonomik krizlere neden olabileceği gibi, organizasyon içi nedenlerde ekonomik krizlerin sebepleri arasındadır. Her zaman ekonomik nedenlerden kaynaklanmayacakları gibi, ekonomik krizler öngörülemeyen beklenmedik olaylardan ötürü de yaşanabilir. Bu olayların başında doğal afetler (sel, deprem, tsunami vb.) gibi olağandışı olaylar vardır. Bu organizasyon dışı olayların yanı sıra, siyasal, ekonomik, teknolojik ve ekolojik değişimler ekonomik krizlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Siyasal hükümetteki krizler ve değişiklikler, askeri darbeler gibi siyasal olaylar; üretim, arz talep dengesi, işsizlik ve istihdam gibi ekonomik değerlerdeki beklenmedik değişimler; bilgi ve teknolojik alanlarda yenilikler ekonomik krizlere yol açabilir. Bu gibi nedenlerin varlığı ekonomik krizlerin yaşanmasının olasılığını arttırırken, bu nedenleri yokluğu bu şansı azaltır.

Terörle Hangi Alanlarda Mücadele Yürütülür?

Türkiye stratejik konumu ve küresel gücüyle yıllar içinde birçok terörizm savaşı vermiş bir ülkedir. Tecrübeyle hareket etmesinden ötürü sadece savunma alanında değil daha birçok farklı alanda mücadelesini vermektedir. Kapsamlı ve stratejik politikalarla terörle mücadele eden Türkiye, terörün kaynağını hedef almaya çalışır. Terörle mücadelede askeri ön planda olmak üzere, siyasi, hukuki ve sosyal önlemler de alan ülkemiz başarıyla terörle mücadele etmektedir. Terörle fiziki savaşta askeri önlemler alan Türkiye gerek yurt içi gerek yurt dışı terör operasyonlarıyla terörü etkisiz hale getirmeye çalışır. Olağan Üstü Hal uygulamasının gerektiği durumlarla uygulanmasıyla hukuki önlemler alan Türkiye, terörle mücadele hakkında çıkarılan yasalarla siyasal önlemler ve yaptırımlar getirmektedir. Ve en önemlisi olarak ülkemiz halkı terörle mücadele konusunda bilinçlendirerek farkındalığı sağlar.

Türkiye’nin AB’ye Üye Olması Ne Gibi Kazanımlar Sağlayacaktır?

Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olması sosyal yaşamdan devletin yönetimine kadar her alanda değişimi ve beraberinde bir sürü kazanımı getirir. Gelişmelerin büyük bir çoğunluğu insan haklarında yaşanacak olup insanların refahını arttırmaya yönelik uygulamalar artacaktır. Türkiye insan haklarını genel olarak koruyan bir ülke olsa da bazı azınlıkların haklarının korunumu AB’ye üye olmakla birlikte sağlanabilir. Engelli vatandaşların, kadınların ve çocukların sahip olduğu hakların artması ve korunması AB’ye üye olunmasıyla sağlanacaktır. Üreticinin iş şartlarının geliştirilmesi ülkenin ekonomisinin kalkınmasına yol açarken tüketici konumundaki vatandaşların ekonomik kaygıları giderilir. Eğitimde ülkenin genç beyinlerinin Avrupa’daki eğitim kurumlarına erişimi kolaylaşırken uzun vadede ülkenin kalkınmışlığının arttırılması sağlanır. Siyasi düzensizliği ortadan kaldırarak ülkeyi sağlam temellere dayandırır.

 

Konu İçindeki Sorular

12. sınıf inkılap tarihi ders kitabının sekizinci ünitesi olan 21. Yüzyılın Eşiğinde Türkiye ve Dünya ünitesinin konu başlıkları altında yer alan tüm soruları yanıtladık.

Bir Ülkenin Ekonomik Kalkınmasıyla Siyasi İstikrarı Arasında Bir Bağlantı Var Mıdır? Paylaşınız.

Bir ülkenin siyasal alandaki başarısı ve düzeni o ülkenin bütün alanlarını etkilemekte olup siyasal istikrara sahip olan ülkeler diğer alanlarda kalkınmayı başarmıştır. Bahsedilen bu alanlardan bir de ekonomik alandır. Ülkenin ekonomik alandan kalkınmasını siyasal istikrarla doğru orantılı olup düzgün ve gelişmiş ekonomi başarılı siyasal stratejilerin belirtecidir. Eğer ülkenin başındaki hükümet ekonomik alanlarda düzenlemeler yapıp hem üreticinin hep de tüketicinin refahını sağlamayı hedeflerse ekonomik kalkınmayı sağlamak adına bir adın atmış olur. Ülkenin siyasal birimlerinin hem yurtiçinde hem yurtdışında uyguladığı düzenlemeler ve takındığı tavırlar ülkenin ekonomisini belirleyen faktörlerdir. Öbür yandan, ekonomi siyasal istikrar dışında daha bir sürü faktörden etkilenmekte olup temelinde yöneticilerin bir sonraki adımına bağlı olarak değişim gösterir.

Terörle, Silahlı Güçler Dışında Nasıl Mücadele Edilebilir? Öğreniniz.

Türkiye stratejik konumu ve küresel gücüyle yıllar içinde birçok terörizm savaşı vermiş bir ülkedir. Tecrübeyle hareket etmesinden ötürü sadece savunma alanında değil daha birçok farklı alanda mücadelesini vermektedir. Kapsamlı ve stratejik politikalarla terörle mücadele eden Türkiye, terörün kaynağını hedef almaya çalışır. Terörle mücadelede askeri ön planda olmak üzere, siyasi, hukuki ve sosyal önlemler de alan ülkemiz başarıyla terörle mücadele etmektedir. Terörle fiziki savaşta askeri önlemler alan Türkiye gerek yurt içi gerek yurt dışı terör operasyonlarıyla terörü etkisiz hale getirmeye çalışır. Olağan Üstü Hal uygulamasının gerektiği durumlarla uygulanmasıyla hukuki önlemler alan Türkiye, terörle mücadele hakkında çıkarılan yasalarla siyasal önlemler ve yaptırımlar getirmektedir. Ve en önemlisi olarak ülkemiz halkı terörle mücadele konusunda bilinçlendirerek farkındalığı sağlar.

Türkiye’de Askerî Darbelerin Hepsi Aynı Yöntemlerle Mi Yapılmıştır? Araştırınız.

Askeri darbeleri silahlı kuvvetler tarafından milletin iradesine karşı yapılan her türlü başarılı ya da başarısız müdahaleler olarak tanımlarsak, yıllar içinde yöntemlerine göre bir sürü müdahale gerçekleşmiştir. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askerî darbeleri demokrasiyle göreve gelmiş hükümetleri yok sayarak zorla yönetime el koyarken 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016 darbeleri direk olarak yöneticileri görevinden etmemiş ya da edememiş olup Türkiye’de demokrasinin gelişimine zarar vermiştir. 28 Şubat 1997 müdahalesi silah zoruyla gerçekleştirilirken, 27 Nisan 2007 TSK güçleri tarafından yazılı bir tehditle gerçekleşmiştir. 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016 müdahaleleri halkın müdahaleleriyle engelenmiştir.

Ekonomik Sorunları Çözmek İçin Kısa Mı Yoksa Uzun Vadeli Mi Yaklaşımlar Daha Etkili Olur?

Ülkenin yöneticileri ekonomik bir problemle karşı karşıya kaldıklarında çeşitli olası stratejiler masaya yatırılır. Bu stratejilerin uzun vadeli ya da kısa vadeli olanlarının farklı etkileri olduğu gibi farklı efektifliğe sahiptirler. Kısa vadeli çözümler anlık rahatlamalar sağlarken uzun vadeli çözümlerin etkisi daha sonradan hissedilse de kalıcı ve daha efektiftir. Kısa vadeli çözümler durumu iyiye götürüyormuş gibi bir yanılsama yaşatırken uzun vadeli çözümler sorunun kökten çözümüne odaklandığı için değişimi sağlarken süreci uzatır. Öbür taraftan kısa vadeli çözümler o spesifik sorunu çözecek güçte olsa bile bu sorunun ilerde tekrarlanmayacağının garantisini ancak uzun vadeli uygulamalar verebilir. Bu nedenle yöneticilerin uzun vadeli çözümleri seçmeleri ham efektif hem stratejiktir.

Siyasi Krizler Ekonomik Krizleri Nasıl Başlatır?

Bir ülkenin düzeni siyasi istikrarındaki başarısıyla doğru orantılıdır. Düzgün siyasi politikaların uygulanması ve benimsenmesi diğer alandaki başarıları beraberinde getirir. Eğer bu siyasal düzen sağlanamazsa ekonomik, sosyal ve kültürel her alanda problemler boy göstermeye başlayabilir. Ekonomi öncelikli olmakla birlikte, çeşitli problemler şiddetle yaşanır. Siyasi düzlemdeki basit bir çatışma büyük ekonomik krizlerin oluşmasına sebep olacak kıvılcıma neden olabilir. Yanlış bir politikanın izlenmesi büyük sorunlara yol açarken bu sorunların çözümü gene siyasal stratejilerle elde edilir. Bu gibi sorunlar ortaya çıkmadan ülkenin yöneticileri siyasal ayağı sağlam tutarsa bu sorunların gerçekleşme olasılığı başından düşürülür. Siyasi krizlerin ekonomik krizleri başlattığı bir gerçek olup bunun dışında bir sürü şey ekonomik krizlere neden olabilir.

Kişi Başına Düşen Yıllık Gelirin Artmasının Ekonomiye Sağladığı Katkılar Nelerdir?

Kişi balına düşen yıllık gelir bir ülkenin vatandaşlarının ekonomik refahını yansıtan bir veridir. Ülkede ekonomik anlamda yapılan her uygulananın sonuçlarının yansıdığı bu verinin artması ülkenin ekonomisine olumlu bir katkı sağlamaktadır. İşsizlikle ters orantılı olup kişi başına düşen yıllık gelirin arışıyla işsizliğin azalttığı görülmektedir. Üreticiyi ve tüketiciyi direkt olarak etkileyen bu değerin artışı ülkede alım ve satımı kolaylaştırırken ekonomiyi geliştirir. Gelişen ekonomiyle uluslararası düzeyde daha iyi ilişkiler kurulur. Bu ilişkiler ülkenin saygınlığını ve başarısını arttırırken bunun geri dönütünü hem kendi içindeki gelişmelerle hem de dışarıdaki ilişkilerindeki başarısıyla kanıtlar. Ülkenin ekonomisini oluşturan vatandaşların bu olaylardan olumlu yönde etkilenmesi ülkenin ekonomisine sonunda daha da olumlu bir dönüş yaşatır.

Atatürk’ün Bu Görüşü Doğrultusunda Halkın Kendi İradesi ve Demokratik Yolla Seçtiği Yöneticilerinin Silah Gücü ile Tehdit Edilmesini Demokrasi ve İnsan Hakları Bakımından Yorumlayınız.

Darbeler silahın ve askerin fiziki gücünü kullanarak, Atatürk’ün de dediği gibi, “dünyanın en kuvvetli ilkesi” olan millet egemenliğinin yok edilmeye çalışıldığı eylemlerdir. Milletin egemenliği ve iradesi mutlak ve evrenseldir. Bu tür bir kuvvet yalnız ve yalnız o ülkenin vatandaşlarının elinde olup zorla alınmaya çalışılamaz. Bu gibi müdahaleler meydana geldiğinde vatandaşın gücü yok sayılıp ülkenin demokratik gelişimlerine zarar verilir. Atatürk’ün de belirttiği gibi bir vatanı yönetme kudreti yalnızca halka aittir. Bu kudretin halkın elinden alınması mümkün olmasa da alınması durumunda bu kudret gücünü ve değerini kaybeder. Bu güce zorla sahip olan veya olmaya çalışan her kimse milletin kudretine hakaret etmiş olur.

Siyasi Partilerin Kapatılması Demokrasi ile Bağdaşır Mı?

Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmezi olup fazla ve çeşitliliği durumunda milli iradenin o ülkedeki değerini yansıtır. Partilerin kapatılması ülkeyi tek parti rejimine yönlendir ve bir seçimi ortadan kaldırarak milletin iradesini yok sayar. Partiler vatandaşların fikirlerinin yansıması olarak ortaya çıkmakta olup bu fikirlerin benimsenmesi durumunda büyüyüp gelişen yapılardır. Bu yapıların kapatılması halkın sesine bir sansür niyetindedir ve demokrasiye tamamıyla aykırıdır. Demokrasiyle bağdaşmayan bu hareketin olağandışı durumlar dışında gerçekleştirilmemesi gerekirken hükümetin demokrasinin zenginleşmesi için parti kurma eyleminde kolaylık sağlaması gerekmektedir. Azlığı durumunda tek düzeliği ve sıkıntılı bir dönemi beraberinde getirirken fazlalığı durumunda farklı perspektifleri, düşünce özgürlüğünü ve demokrasiyi beraberinde getirir. Bu nedenle partiler kapatılmak yerine kurulması teşvik edilmelidir.

Darbeci Askerlerin Türk Milletinin Sembolü Olan TBMM’yi Bombalaması Nasıl Değerlendirilebilir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasiyi var eden cumhuriyetin en büyük sembollerindendir. Halkın iradesiyle ülkenin yönetildiği TBMM milli iradenin merkezidir. Bu hayati merkezin darbeci güçler tarafından harap edilmesi önce milli iradeye sonra yöneticilere bir hakaret niteliğindedir. Milletin kendi iradesiyle seçip göreve getirttiği yöneticilerin çalıştığı meclisi silah zoruyla etkisiz hale getirmek ülkeye can veren bir damarı kesmek gibidir. Bu damarın kesilmesi demokrasiye ve cumhuriyete karşı işlenen büyük bir suçtur. Milletin iradesini yok sayan yönetime zorla müdahil olmaya çalışan silahlı kuvvetler TBMM’yi hedef alarak aslında amaçlarını ve isteklerini apaçık bir şekilde ifade ederler. Millet ise tüm müdahalelere rağmen iradesine kavuşmayı arzulayacağından TBMM’nin bombalanması veya harap edilmesi boşunadır.

Atatürk’ün Bu Değerlendirmesini 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni Direnen Halkı Göz Önünde Tutarak Değerlendiriniz.

15 Temmuz Darbe Girişimi tarihte daha önce görülmeyen bir dayanışmayla etkisiz hale getirildi. Bu başarı yalnız o gece sokaklara çıkıp canını vatanı için veren, yaralanan ve darbeci güçlere her türlü karşı gelen halkındır. Atatürk’ün sözünde de gördüğümüz gibi vatanımız için ölmek yapılacak hiçbir şey kalmadığında yapılması mümkün olan en onurlu harekettir. Vatanı için ölmeyi göze alan kahramanlar asla maddi anlamda ölmez ve akıllarda yaşar. İnsanı duygularla, namusu ve şerefiyle kendini feda edip ölen insan vatanı tarafından hep yaşatılır, yüceltilir. Çünkü o artık bir kahramandır. Bu vatan bu kahramanları hiç unutmadı, 15 Temmuz’da ülkenin haysiyetini kendi canından önce tutan kahramanlarımız Atatürk’ün de dediği gibi unutulmayacak.

Terör Saldırılarının Medyada Tüm Detayları ile Verilmesi İnsan Psikolojisinde Nasıl Bir Etki Oluşturur?

Terör saldırıları insanlık dışı eylemler olup her çeşit insana verdiği fiziki zararın yanında bir sürü psikolojik zorlukları beraberinde getirir. Terör saldırıları 7’den 70’e herkesi etkilemekte olan dünyanın acı bir gerçeğidir. Bu olayların tüm detaylarıyla taşınması üzücü ve mental açıdan zor olsa da bunların bilinmesi, görülmesi, duyulması gerekmektedir. Ancak bu şekilde gelecek nesli bu konuda tavır almasını sağlayabiliriz. Gerçekler ne kadar acı olsa da haberlerin titizlik ve şeffaflıkla iletilmesi aynı zamanda gazetecilik ve haber yapımı kapsamında önemli bir gerçektir. Vatandaşın ülkesinde yaşanan olayların tümünü detaylarıyla bilmeye hakkı olduğu bir bu konularda bilinçlenmesi bir sorumluluktur. Terörizm, psikolojik açıdan oluşturduğu yük dışında bilinçlenilmesi gereken bir konu olarak önem taşır.

Terörle Mücadele Kapsamında Ne Gibi Tedbirler Alınabilir?

Terörün sadece bir çeşidi olmadığı gibi bu insanlık dışı gerçekle mücadelede ve alınması gerekilen tedbirlerde uygulanabilecek bir sürü yöntem vardır. Terör sadece fiziki bir saldırı olmadığı gibi aynı zamanda psikolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel bir çatışmadır. Bu çatışmanı her türlü alnını okullarda öğrencilerle paylaşmak ve bilgilendirmek, bu mücadele de karşısında alacağımız her önlemi güçlendirir. Terörizmle karşı hukuki yaptırımların çoğalması gerekli yasaların çıkarılması bu mücadelenin siyasal ve hukuki ayağını oluşturur. Savunma alanlarında gerekli bütçelerin ayrılması, fiziki saldırıları olabildiğince aza indirmeyi sağlayabilir. Müttefik olan ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi ve dayanışmanın en efektif biçimde kullanılması bu mücadeledeki gücümüzü arttırıp bu ayıbı uluslar arası düzeye taşımamıza yardım eder.

XX. YY’daki Çatışmaların Çoğu Neden Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya’da Görülmektedir?

XX. YY’daki çatışmaların çoğu ülkelerin kendi istekleri doğrultusunda farklı bölgelerde ortaya çıkmıştır. Mesela Orta Doğu’da çatışmaların yaşanmasının en büyük nedeni belki günümüzde de en değerli madde olan petrol olmasıdır. Orta Doğu’nun yer altı kaynaklarının zengin olmasından dolayı XX. YY’da orada birçok çatışma yaşanmıştır. Mesela Balkanlar’da ise Rusya’nın sıcak denizlere inme politikasından dolayı birçok çatışma yaşanmıştır. Aynı şekilde Kafkasya’da da yer altı kaynakları olduğundan XX. YY’da orada da birçok çatışma yaşanmıştır. Yani sonuç olarak çeşitli ülkelerin kendi amaçları için bu yerlerde çeşitli çatışmalar yaşanmıştır.

Mülteciler Meselesine Ne Gibi Çözümler Üretilebilir?

Mülteci sorunu ülkemizin en büyük sorunlarından birisi hâline gelmiştir ve bu durumu çözmek için bazı çözümler bulunması gereklidir. Bunlardan birisi mültecileri kademeli bir şekilde ülkelerine geri göndermektir. Hepsi bir anda göndermektense az sayıda ve birkaç şekilde onları kendi evlerine göndermek bu meseleyi çözmede yardımcı olabilir. Bir başka çözüm ise sınırlardaki önlemleri arttırmaktır. Bu şekilde ülkeye daha az mülteci girmesi sağlanır ve böylece ülkedeki mülteci sayısının artması engellenir. Bu sayede ülkedeki mülteci oranı da azalmış olur.

Türkiye, Yurt Dışında Yaptığı Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Faaliyetlerle Neyi Hedeflemektedir?

Türkiye, yurt dışında yaptığı çeşitli faaliyetlerle her alanda da gelişmeyi hedeflemektedir. Mesela yaptığı kültürel faaliyetlerle kendi kültürünü yurt dışındaki ülkelere tanıtmayı ve göstermeyi hedeflemektedir. Yaptığı sosyal faaliyetlerle kendi halkından insanlarla yurt dışındaki ülkelerdeki insanları kaynaştırmayı hedeflemektedir. Ayrıca Türkiye’den birçok öğrencinin yurt dışına eğitim amacıyla gitmesi de sosyal olarak Türkiye’yi yurt dışındaki ülkelerle yakınlaştırmaktadır. Ekonomik olarak yurt dışındaki ülkelerle ticaret yaparak ekonomik olarak kendini yükseltmeyi hedeflemektedir. Ayrıca yurt dışındaki ülkelerin ekonomisini örnek alarak da kendi ekonomisini geliştirmeyi hedeflemektedir.

Atatürk, 1936’da Yaptığı Bu Değerlendirmesiyle İleride Orta Asya Türkleri Bağımsız Olduğunda Türkiye’nin Nasıl Bir Dış Politika İzlemesi Gerektiğini Öngörmüştür?

Onları kardeşimiz gibi görmemizi ve onlarla aramızı iyi tutmamız gerektiğini öngörmüştür çünkü Mustafa Kemal Atatürk’e göre geçmişin günümüzdeki ilişkilerimizde büyük bir etkisi vardır. Bu yüzden bizim gibi Türk olan Orta Asya Türkleri bağımsız olduğunda onların yanlarında durmamız gerekir. Çünkü Atatürk’e göre dil, inanç ve tarih bu tip konularda esas alınması gereken ilkelerdir. Bu yüzden bizim gibi Türk olan Orta Asya Türkleri de bağımsız olduklarında onları da kendi ülkemizdenlermiş gibi görmeliyiz ve onlarla ilişkilerimiz iyi tutmalıyız.

Doğu Bloku’nun Dağılmasının Ardından Nüfus ve Ekonomik Kapasite Bakımından Türkiye’den Geride Olan Balkan Ülkeleri AB’ye Üye Olarak Kabul Edilirken Türkiye Neden Hâlâ Aday Ülke Aşamasında Bekletilmektedir?

Türkiye’nin hâlâ AB’ye girememesinin birçok nedeni vardır. Bunlardan birisi Türkiye’nin topraklarının çoğunun Asya’da yer almasıdır ancak bu tam olarak geçerli bir neden değildir. Bir diğer neden ise Kürt sorunudur. Türkiye’deki Kürtlerin farklı bir etnik kökene sahip olmasından dolayı AB, Türkiye’nin AB’ye girmesini istememektedir. Başka bir nedense AB’nin kültürlerin uyuşmamasını bahane ederek Kıbrıs Sorunu gibi diplomatik meseleleri ortaya atmasıdır. Bir diğer neden ise insan haklarıdır. AB’ye göre Türkiye’deki ifade özgürlüğü ve dernek kurma seviyesi AB standartlarında değildir.

Bosna Savaşı’nda Hırvat Milislerin Özellikle Tarihi Mostar Köprüsü’ne Saldırmasını Nasıl Değerlendirirsiniz?

27 Kasım 1991 tarihinde Bosna-Hersek bütünlüğünü korumak için Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan etti. Bosna-Hersek’deki nüfusun çoğunluğunu oluşturan Hırvatlar ve Boşnaklar Yugoslavya’dan bağımsız bir ülke olmak isterken, Bosna-Hersek sınırları içerisinde yaşayan Sırplar, kendi cumhuriyetlerini (Batı Sırp Cumhuriyeti) ilan ettiler. İlan edilen Batı Sırp Cumhuriyeti, istediği toprakları ele geçirmek için Müslüman olan Boşnaklara saldırılarda bulundular. 1992 yılında Sırp milis kuvvetleri Bosna-Hersek’i harabeye çevirmişlerdi. Şehrin sembolü olan Mostar Köprüsü Hırvat kuvvetlerinin etkisiyle yıkılmıştı. Hırvat milislerinin tarihi Mostar Köprüsünün yıkma amacı, Boşnak toplumunun direncini kırmak içindir. Şehirdeki kültürel bir simgenin yok edilmesi, zaten saldırı ve baskı altındaki Boşnak toplumunun direncini kırmakta önemli rol oynamıştır.

Mavi Kelebeğin İzinde Belgeselini İzleyerek Düşüncelerinizi Paylaşınız.

Mavi Kelebeğin İzinde belgeseli, Bosna Hersekteki Srebrenitzsa katliamını konu alan bir belgeseldir. 11 Temmuz 1995 yılında gerçekleşen Srebrenitsa katliamı, Sırp kuvvetlerinin Bosna Hersek’de yer alan Srebrenitsa şehrini sabah saatlerinde bombalaması ile başladı. Şehrin korunması ile görevlendirilen Birleşmiş Milletler komutası altındaki 400 Hollandalı asker şehri korumak yerine yaşanan bu katliama seyirci kalmışlardı. NATO (North Atlantic Treaty Organisation) tarafından gönderilen uçaklar Sırpların katliamını engellemekte yetersiz kaldılar. Bunların üstüne Sırp kuvvetlerinin tüm Hollandalı askerleri infaz etme tehdidine karşın geri çekilmek zorunda kalmışlardı.

İşgalci İsrail Güçlerine Karşı Filistin Halkının Taş ve Sopalarla Direnişte Bulunması Filistin Bağımsızlık Mücadelesine Neler Katmıştır?

1967 yılının Haziran ayında gerçekleşen 6 Gün Savaşları sonucunda işgal altında kalan Filistin halkı, işgalci İsrail kuvvetlerine taşlar ve sopalarla direniş göstermesi, Filistin’in bağımsızlık mücadelesini olumlu yönde etkilemiştir. İşgalci İsrail kuvvetlerine karşı teçhizat olarak yetersiz kalan Filistin halkı, ellerinde bulunan her şey ile direnişe geçmişlerdi. Bunu gören ve direnişe katılmayan Filistin halkı, insanlarının vatanlarını korumak için her şeyi feda edebileceğini gördü ve direnişe başta direnişte olmayan diğer Filistin halkı da katıldı. Halkın katıldığı bu direniş, Filistin’in bağımsızlık mücadelesine olumlu yönde etkiledi.

Filistinli Mülteciler Çoğunlukla Hangi Ülkelerde Yaşamaktadırlar? Araştırınız.

1967 yılının Haziran ayında gerçekleşen 6 Gün Savaşları sonucunda işgal altında kalan Filistin halkının bir kısmı İşgalci İsrail kuvvetlerinin işgaline karşı direniş gösterirken, bir kısmı da kendi ve yakınlarının hayatlarını düşünerek ülkelerini arkalarında bırakıp diğer ülkelere mülteci olarak gitmişlerdir. İşgal sebebiyle ülkeyi terk eden Filistin halkının büyük bir bölümü Ürdün, Lübnan ve Suriye’ye gitmek zorunda kalmışlardır. Ülkesi sınırlarını geçmeyen diğer mülteciler ise kendi evlerinden 100 kilometreden daha az bir mesafede yaşamaktadır.

Körfez Savaşı ile Enerji Kaynakları Arasında Nasıl Bir Bağlantı Kurulabilir?

Körfez Savaşı, 2 Ağustos 1990 tarihinde Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlamıştır. Bu işgalin doğurduğu kriz sonucu Amerika Birleşik Devletleri’nin önceliğinde Birleşik Krallık, Fransa ve Suudi Arabistan’ın da arasında bulunduğu 37 ülkelik bir koalisyon kuvveti kurulmuştur. Bu koalisyon kuvvetinin lideri olan Amerika Birleşik devletleri, bu savaş sonucunda Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn gibi ülkelerin petrol kaynaklarını uzunca bir süre ücretsiz olarak kullanmıştır. Bu bilgilerin ışığında savaştan kâr eden ülke olan Amerika Birleşik Devletleri olmuştur.

Irak’ın BM Denetimini ve Tüm Yaptırımları Kabul Etmesine Rağmen ABD’nin Irak’a Saldırması Nasıl Açıklanabilir?

11 Eylül 2001’de gerçekleşen Dünya Ticaret Merkezine (İkiz Kuleler) yapılan saldırı sonucu Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ile terör aktivitelerine karşı dünya çapında bir mücadele girişiminde bulunacağını ilan etti. Bu neden doğrultusunda terör organizasyonlarına destek verdiği gerekçesiyle önce Afganistan’a müdahalede bulunan Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan’a gerçekleştirilen müdahaleden sonra Irak’a yöneldi. Amerika Birleşik Devletlerinin Irak’ı suçlamasından ötürü Birleşmiş Milletler Irak’taki askeri tesislerde denetleme yapılması kararını aldı. Irak yönetimi Birleşmiş Milletler’in denetimini koşulsuz kabul etti. Yapılan denetim sonucu gerginlik yumuşamıştı. Ancak Amerika Birleşik Devletleri Saddam Hüseyin ve ailesinin Irak’tan ayrılmasını talep etti. Bu talebi reddeden Irak, Amerika Birleşik Devletlerinin Saldırısına uğrayacaktı. Saldırıların amacı kağıt üzerinde terörü bitirme amaçlı olsa da Amerika Birleşik Devletlerinin bu savaştaki çıkarı Irak’ın zengin petrol yataklarını kontrol etme isteğiydi.

Arap Ülkelerinde Demokratik Taleplerin 2010 Yılına Kadar Dile Getirilemeyişinin Sebepleri Neler Olabilir?

2010 yılındaki Arap ülkelerinin durumuna bakılacak olursa, bu ülkelerin demokratik olmayan monarşi yönetimi ile yönetildiğini görürüz. Monarşik düzende ülkenin başındaki kişi, elinde bulunan ülkenin gücünü yalnızca kendi kullanmak istemektedir. Bu nedenle Arap ülkeleri, ellerinden bu kuvveti alacak olan demokratik sisteme karşı politikalar izlemektedirler. Bu politikalar arasında, demokrasiyi isteyen, demokrasiyi savunan kişilerin cezalandırılmasını sağlamaktaydı. Yani, insanların 2010 yılında demokratik taleplerde bulunması devletler tarafından yasaklanmıştı. Bundan ötürü cezalandırılmak istemeyen halk da bu taleplerini dile getiremiyorlardı.

Muhammed Mursi’nin Mısır’ın Tarihi Boyunca Seçimle İşbaşına Gelen İlk Devlet Başkanı Olmasını Nasıl Yorumluyorsunuz?

Arap Baharı’nın etkisi sonucu gücü zayıflayan monarşik sistemin son günlerine gelinmişti. 25 Ocak 2011 tarihinde Mısır’da Tahrir Meydanı’nda Arap Baharından etkilenen Mısır halkı özgürlüklerini kazanmak için çeşitli sloganlar atmaya başladılar. Tıpkı Tunus gibi Mısır halkı da açlık, işsizlik gibi problemlerinden ötürü isyan etmeye başladı. Gitgide büyüyen bu isyan neticesinde ülkenin başındaki Hüsnü Mübarek 11 Şubat 2011’de istifa etti. Mübarek’in istifasını takiben gerçekleştirilen seçim sonucu ülkenin başına Muhammed Mursi geldi. Muhammed Mursi, Mısır’daki seçimle işbaşına geçen ilk devlet başkanı olduğundan ötürü demokrasinin devam etmesi için gelecek başkanlara kıyasla daha fazla çalışmalıydı.

Tunus’ta Başlayan Arap Baharı Neden Suriye’de, Libya’da ve Yemen’de Yıkıcı Bir İç Savaşa Dönüştü?

Arap Baharı’nın etkileri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bulunan çoğu ülkeyi etkilemişti. Arap Baharından etkilenen halklar aynı şeyi istemekteydi fakat her devlet protestolara ve isyanlara farklı yaklaşmıştı. Baas Partisi yönetimindeki devlet, gücünü korumak istemişti, bu nedenle protestoculara sert tepkiler verilmeye başlanmıştı. Bunun üzerine halk, harekete geçti ve silahlanmaya başladı. Suriye’de iç savaş başlamıştı. Libya’da ise demokratik gösteriler sonrasında halk, devlete karşı silahlı bir saldırı başlattı. Bu olaylara karşı NATO (North Atlantic Treaty Organisation) kuvvetleri Libya kuvvetlerini hava saldırılarına boğdu. Yemen’de de durum neredeyse aynıydı buradaki iç savaş ise mezhep çatışmasından dolayı çıkmıştır.

Fırat Kalkanı Operasyonu Yapılmasaydı Türkiye Hangi Olumsuz Sonuçlarla Karşılaşabilirdi?

Fırat Kalkanı Operasyonu, Türkiye tarafından Suriye toprakları üzerinde gerçekleştirilen Türkiye’de ve Suriye’de huzuru korumak için 24 Ağustos 2016’da gerçekleştirilen bir operasyondur. Eğer operasyon gerçekleştirilmeseydi, Amerika Birleşik Devletleri tarafından silahlandırılan PKK terör örgütünün Suriye’de aktiflik gösteren kolu olan PYD, Türkiye’nin Güneydoğu sınırında terörizm faaliyetlerinde bulunacaklardı. Hatta yeterli destek verilseydi, Suriye’nin kuzey bölgesi ve Türkiye’nin güneydoğu bölgesini sınırları olarak kabul eden özerk bir devlet kurulabilirdi.

Yukarıdaki Fotoğraflara Bakarak Fransa ve Türkiye’nin Mülteci Sorununa Nasıl Yaklaştığını Açıklayınız.

(Bu soru sayfa 253’teki metne ve fotoğraflara göre yanıtlanmıştır.)

İki fotoğraf karşılaştırıldığında elde ettiğimiz sonuç, Türkiye’nin binalar ve camiler gibi beton yapılar inşa ettiğini görürüz, yani daha uzun süre etkinlik gösterecek bir çözüm yoluna başvurduğunu görürüz. Fakat öbür fotoğrafa baktığımızda Fransa’nın muşamba çadırlarla daha geçici bir çözüm yoluna başvurduğunu görebiliriz. Ayrıca Türkiye’deki mülteci kampının yerleşim planı daha düzenli iken, Fransa’daki mülteci kampının yerleşim planı daha düzensizdir, bu da Fransa’nın kısa süreli, Türkiye’nin ise daha uzun süreli bir probleme çözüm üretmeye çalıştığını gösterir.

 

Ölçme ve Değerlendirme Bölümü Soruları

12. sınıf İnkılap tarihi ders kitabının sekizinci ünitesi olan 21. Yüzyılın Eşiğinde Türkiye ve Dünya ünitesinin Ölçme ve Değerlendirme bölümünde yer alan tüm soruları yanıtladık.

Aşağıdaki Soruları Yukarıdaki Metne Göre Cevaplayınız.

Atatürk’ün Hatay Meselesi Konusundaki Görüşleri ile Günümüzdeki Türkiye-Suriye İlişkileri Arasında Nasıl Bir Benzerlik Görüyorsunuz? Kıyaslayınız.

Atatürk, Hatay meselesi için “Hatay meselesi benim için namus meselesidir” demiştir. Zira Hatay, Fransa topraklarında olsa da nüfusun büyük çoğunluğunu Türk halk oluşturmaktaydı. Buradaki Türk toplumun da anavatana katılması için varını yoğuna koyan Atatürk, Hatay’ı anavatana katmayı başarmıştır. Günümüz Türkiye-Suriye ilişkisine bakacak olursak Suriye’deki savaş ortamının Türkiye’ye ulaşmasını engellemek için Türkiye çeşitli politikalar izlemektedir. Bir tarafta kendi ırkından olan insanların olduğu toprağı anavatana katma düşüncesi, bir tarafta da olan çatışmanın mevcut vatanı olumsuz etkilememesi için alınan tedbirler.

Orduların Devletlerin Dış Politikasına Desteği ve Etkisi Hangi Konularda Olabilir? Tartışınız.

Ordular, bir devletin elinde bulundurduğu fiziksel kuvvettir. Bir devletin bir diğer ülke ile izlediği politika iki devletin birbirinin durumunu değerlendirmesi sonucu oluşur. Örnek olarak ordusu güçsüz olan devlet ordusu güçlü olan devlet ile arasındaki politikayı daha dikkatli bir şekilde izleyecektir. zira söylenen bir ters söz o ülkeye felaketi getirecektir. Fakat tam tersi durumda ordusu güçlü olan devlet tam aksine hiçbir sınırlamayı takip etmek zorunda değildir çünkü iki devlet de güçsüz olan devletin güçlü olan devlete saldırmayacağını bilir.

Devletler Arasında Geçmişten Günümüze Taşınan Sorunlar Nelerden Kaynaklanır ve Bu Sorunların Günümüz İlişkilerine Yansıması Neler Olabilir?

Devletler arası problemlerin çoğu geçmişte kaynaklanan problemlere dayanmaktadır. Bu problemler günümüze yansıması büyük ölçütte olmasa da ufak etkileri bulunmaktadır. Mesela İngiltere ve Türkiye arasında bir problem çıktığını varsayalım. Bu problem tartışılırken araya Arabistanlı Lawrence girebilir. Arabistanlı Lawrence Türkiye ve İngiltere arasında 1. Dünya Savaşı‘nda, Hicaz Yemen cephesini kaybetmemizin asıl nedenidir.

Aşağıdaki Soruları Cevaplayınız.

Askeri Darbeler Hangi Alanlarda Ülkeye Zararlar Vermektedir?

Hazırlanmaktadır…

Türkiye Özellikle Dış Destekli Terör Hareketlerine Maruz Kalmaktadır. Bu Hareketleri Destekleyen Devletlerin Türkiye Konusunda Amaçları Neler Olabilir?

Türkiye’nin dış devletler tarafından desteklenen terör faaliyetlerine maruz kalmasının bir nedeni Türkiye’nin jeopolitik konumunun önemidir. Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen saldırıların amacı Türkiye topraklarına hakim olma ve Rusya’ya karşı stratejik üstünlük kazanma isteği olabilir. Rusya tarafından desteklenen saldırıların amacı da İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kullanma amacı olabilir. Türkiye’ye yapılan terörizm faaliyetleri, Türkiye’nin jeopolitik konumunu yani boğazları, üç kıtayı birbirine bağlayan kara parçası olması durumunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı hedeflemeleri olabilir.

Türkiye’nin Türk Coğrafyası Üzerinde İş Birliği Ve Yardımlaşmayı Organize Etmek Maksadıyla 1990’lardan Sonra Kurduğu Teşkilatlar Hangileridir?

Tarih boyunca var olan devletler arasındaki yarış asla varlığını yitirmemiştir. Meydana gelen gelişmelerle birlikte bu sorunlar artmış ve çıkış nedenlerinde farklılaşmalar olmuştur. 21. yüzyılda devletler arasındaki problemler genellikle bilimsel bir yarıştan ibaret olsa da arka planlarına bakıldığında toprak ve devamında en güçlüsü olmak uğruna yapılan sömürge faaliyetleri günümüze dek gelmiştir. Günümüzde ise savaş gibi yöntemler yerine bu sorunların varlığı, diplomasi yoluyla paylaşılmaktadır. Buna verilebilecek en güzel örneklerden biri ise sınır komşusu durumunda olan Türkiye ve Yunanistan’ın aslında geçmişten günümüze taşınan sorunların katkısıyla pek iyi ilişkilere sahip olmadığı olabilir.

Arap Baharı Hakkında Bilgi Veriniz.

Arap Baharı, 2010 yılında Tunus’ta bir gencin ekonomik sıkıntılar nedeniyle kendini yakarak öldüren bir gencin kıvılcımını çaktığı bir demokrasi ve özgürlük talebinin ateşidir. Muhammed Buazizi, 2010 yılında bir zabıta tarafından tokatlanır ve mallarına el konur. Bu olay sonrası Buazizi, kendini yakarak intihar eder. Bu eylemi takiben isyan etmeye başlayan halk, isyanlarında başarılı oldu ve dönemin Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali, istifa etti ve Yasemin Dönemi olarak adlandırılan dönem başladı.

Aşağıdaki Tabloya Göre Soruları Cevaplayınız.

Askeri Darbeler Ekonomiye Nasıl Etki Etmiştir?

Askeri Darbeler, ülkenin yönetiminden memnun olmayan ordu ve başındaki kişinin ülkedeki kontrolü ele almak için askeri güç kullanıp ülkenin başına geçmesine denir. Askeri Darbeler ülkenin ekonomisini kötü etkiler çünkü, darbeler hukuk kurallarını yok sayar. Ve yasaların olmadığı bir toplumda güven sarsıldığı için ekonomik düzen zarar görür. Yapılan ekonomik analizler sonucu darbe sonrası kısa süreçte ekonomide iyileşme görülse de uzun süreçte ekonomiyi kötü yönde ilerletecektir.

Askeri Darbeler İnsanların Günlük Yaşam Kalitesini Nasıl Etkilemiştir?

Askeri darbeler günlük yaşamı kötü yönde etkiler çünkü askeri darbeler hukuk kurallarını yok sayarak toplumu sonu bilinmeyen bir yola sürükler. Darbenin yaşandığı anda toplumu panik ve korku esir alır, bu da toplumun günlük yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir başka faktördür. Hukuk kuralları yok sayılınca, ekonomik durum da geriler, halkın elindeki para değersizleşir, para değersizleştiği için vergiler artar, cezalar ağırlaşır. Kısacası askeri darbe sonrası hükümet ve hükümetin kuralları yok sayıldığı için ülkedeki insanların günlük yaşamları kötü etkilenir.

Aşağıda Verilen Çoktan Seçmeli Soruları Cevaplayınız.

10. B
11. E
12. A
13. B
14. A
15. B
16. D
17. D


Not: 12. sınıf inkılap tarihi ders kitabı cevaplarının tamamı için 12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları – Tüm Üniteler başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Soru Sor: 12. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı içinde yer alan diğer soruları destek@derstarih.com e-posta adresini kullanarak bize iletebilirsiniz. Sorularınızı bize gönderin Ders: Tarih Ekibi sizin için yanıtlasın!

İlgili Yazılar
Yorum Yapın

İlk Siz Haberdar Olun!
E-posta adresinizi girin, yeni içeriklerimiz e-posta adresinize gelsin.