On İki Ada Nedir?

On İki Ada Nedir? On İki Ada Sorunu ve Tarihi

İtalya'nın On İki Ada İşgali

Bu yazımızda On İki Ada nedir? On İki Ada hangileridir? On İki Ada nerededir? sorularını yanıtladık. Ayrıca 12 Ada tarihine değinildikten sonra İtalya’nın Oniki Ada’yı neden işgal ettiği ele alınmış, işgal ederken kullanılan stratejiler incelenmiştir. Rodos ve Oniki Ada işgali, On İki Ada’nın İtalya’ya verilmesi, Lozan Barış Antlaşması’nda On İki Ada’nın durumu, On İki Ada’nın Yunanistan’a verilmesi başlıklarında konu ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

On İki Ada bugünkü Yunanistan’ın adalardan oluşan bir ilidir. 1522’de Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilen On İki Ada, 1912’de İtalya’ya, 1947’de Yunanistan’a bırakılmıştır.

On İki Ada Nedir?

On İki Ada bugünkü Yunanistan’ın adalardan oluşan bir ilidir. Menteşe Adaları olarak da bilinen On İki Ada isminin kökeni 12 üyeden oluşan bir meclis ile yönetilen adalar kavramına dayanmaktadır.

Osmanlı Devleti’nde Müslüman olmayan halkın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde uyguladığı sisteme göre her on hane bir temsilci seçer, bu temsilciler de aralarından o bölgeyi yönetecek olan 12 kişilik bir ihtiyar heyeti seçerdi. Bu yönetim sisteminden dolayı bölgede adalar On İki Ada (12 Ada) olarak anılmaktadır. Avrupa’da Güney Sporatlar Adaları olarak bilinen bu adalara Yunanistan’da hala On İki Ada denilmektedir. Özetle bu adalar için kullanılan 12 adaların sayısını değil, yönetim sistemini tanımlamaktadır.

On İki Ada Hangileridir?

  • Astypalaia  (İstanbulya)
  • Halki (Herke, Hereke, Herkit)
  • Kalymnos  (Kilimli, Kelemez)
  • Karpathos (Kerpe)
  • Kasos (Kaşot, Çoban)
  • Kos (İstanköy)
  • Leros (İleriye, İleryoz)
  • Nisyros (İncirli)
  • Patmos (Batnaz)
  • Rhodes (Rodos)
  • Symi (Sömbeki)
  • Tilos (İlyaki, İlleki, Papazlık, Piskopi, İlkil)
  • Megisti (Meis, Kızılhisar)

Bu on üç büyük adanın yanı sıra 30’dan fazla küçük adayı da içermektedir.

On İki Ada Nerededir?

On İki Ada bugün Yunanistan’ın 51 ilinden bir tanesidir. On İki Ada ili 40’tan fazla irili ufaklı adadan oluşmaktadır. Bu adaların bir bölümü Ege’de bir bölümü ise Akdeniz’dedir. On İki Ada’nın veya Oniki Adalar’ın konumu;

On İki Ada Nerede?
On İki Ada Haritası

On İki Ada Tarihi

Bu yazımızda On İki Ada tarihini daha çok İtalya’nın bölgeyi işgali süreci olarak ele aldık. Yine de özet olarak On İki Ada tarihi şöyledir;

  • 1309’da Hospitalier Şövalyeleri ele geçirdi
  • 1522’de Osmanlı Devleti ele geçirdi
  • 1912’de Ouchy Antlaşması ile İtalya ele geçirdi
  • 1923’te Lozan Barış Antlaşması ile İtalya’ya ait olduğu onaylandı
  • 1947’de Paris Antlaşması ile Yunanistan’a bırakıldı

İtalya’nın On İki Ada İşgali

Ulusal güçlerini toplayıp yeni bir devlet olarak ortaya çıkan İtalya, her devlet gibi sömürgeciliği kendisine ilke olarak benimsemiştir. Sömürgecilik yarışında geride kaldıklarından dolayı bir yol katedebilmek için ilk hedef olarak Tunus’u seçtiler. Çünkü Kuzey Afrika hem konum açısından hem de ulaşım açısından İtalyanlar’a kolaylık sağlamaktaydı. Aynı zamanda Tunus, İtalya’nın durmadan artan nüfusu için de çok uygun bir alana sahipti. Viyana Kongresi’nin olduğu zamanlarda Tunus’ta 2.000’e yakın Fransız ve 10.000’e yakın İtalyan nüfusu vardı. Yani Tunus’ta sadece İtalya’nın gözü yoktu. Fransa’da yıllardır Tunus hakkında çeşitli planlar yapıyor ve Tunus’la çok yakından ilgileniyordu. 1881’de Fransa Tunus’u işgal etmiştir.

Bunun ardından İtalya Tunus’tan vazgeçip Kuzey Afrika’daki son Osmanlı topraklarına yönelmiştir: Trablusgarb ve Bingazi. İtalya işgal için acele etmedi. Çok uzun süren bir hazırlık aşaması oldu. Yaklaşık 30 yıl sürdü. Tabi bu sırada İtalya halkının bazı kesimleri hem Trablusgarb’a hem de Bingazi’ye yerleştiler. İtalyan diplomasisi de bu alanların İtalya’nın yoğunlaştığı alanlar olduğunu gizli antlaşmalar ile büyük devletlere kabul ettirmeye çalıştı.

1911 yılının başlarında İtalya’nın 30 yıl süren hazırlığı tamamlanmak üzereydi. İtalya işgal hareketlerini başlatmak için İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve Avusturya’ya haber verdi. Ülkeler, İtalya’nın bu isteğine olumlu cevap verdiler. Ama bu durumun Balkanlar’a sıçramasını istemiyorlardı. İtalya, kendini tamamen hazır hissettiğinde yani 29 Eylül 1911’de Osmanlı Devleti’ne savaşı ilan ettiler. İtalya kazanamayacakları yönünde hiçbir düşünceye sahip değildi. Çünkü uzun zamandır bu işgal için çaba sarfediyorlardı. Aynı zamanda Hakkı Paşa Kabinesi Osmanlı’nın lehine olacak tüm durumları kötüleştirip, Osmanlı’yı zayıflatmıştı. Adeta İtalya’ya davet çıkarılmıştı. Savaşın ilk zamanları Osmanlı’nın elinde karşı tarafa topraklarını savunacak hiçbir kuvveti yoktu. Osmanlı savaşın sonucunun kadere kaldığını düşünerek neredeyse pes etmek üzereydiler. Buna rağmen İtalya’nın beklediği kadar kolay bir savaş olmadı. Çünkü, gönüllü Türk subayları direnişe geçmişlerdi. İşgal kuvvetlerine karşı düzenli saldırılarla büyük başarılar elde ettiler. İtalya, geriye dönmek için 5 Kasım 1911’de Trablusgarb ve Bingazi’yi topraklarına kattığını ilan etti.

İtalya’nın Savaşı Denizlere Kaydırması

İtalya, savaşın fazla uzamasını istemiyordu. Osmanlı’yı barışa zorlamak için savaşı başka alanlara kaydırmaya karar verdi. Çünkü, bu durum İtalya’ya çok fazla yarar sağlayacaktı. Osmanlı’nın Trablusgarb ve Bingazi’ye yardım göndermesini engelleyeceklerdi. Savaşın daha geniş alanlara yayıldığını gören Osmanlı da mecburen barış çağrısını onaylayacaktı. Aynı zamanda İtalyan kamuoyunda oluşan bazı hasarlar da tekrardan onarılacaktı. Osmanlı, İtalya’nın bu amacını çok geç öğrenmedi. Dış temsilcilerden gelen haberlerde, İtalya’nın Akdeniz ve Ege Denizi üzerinde çeşitli çalışmalar yaptığı belirtiliyordu. İstihbarattan çeşitli bilgiler ele geçirilmişti.

Said Paşa Kabinesi’nin değerlendirmelerine göre İtalya’nın savaşı Akdeniz’e kaydırma ihtimali oldukça zayıftı. Çünkü bu durumda İtalya’nın girişimleri, en başında onay aldığı büyük devletlerin isteklerine ve çıkarlarına uymayacaktı. İtalya eğer Selanik’e saldırırsa Avusturya’dan şiddetli bir tepki alacaktı. İzmir’in bombalanmasına İngiliz Hükümeti ticari çıkarları yüzünden izin vermeyecekti. Fransa savaş gemilerini Beyrut’ta koruyordu. Bu durumda Beyrut’a saldırı da pek mümkün değildi. Geriye Adalar ve Çanakkale Boğazı kalmıştı. Osmanlı Devleti, boğazları uluslararası trafiğe kapattığından bu durumdan Rusya fazlasıyla zarara uğrardı.

İtalya, bir harekete geçmeden önce devletlerden onay bekliyordu. İtalya, bunun için ilk başvuruyu Avusturya’ya yaptı. Elçiler aracılığıyla devleti İtalya’nın niyetinden haberdar edildi. Yapılan tartışmaların sonucunda bu durumun Balkanlar’daki dengeyi sarsacağını ve Avusturya çıkarlarına zarar verileceğini söyleyerek bu duruma karşı çıkıldı. Taraflar arasındaki bu durumda İtalyanlar, karşı tarafı barışa zorlamak için çeşitli bahaneler üretti. Ege Denizi’ndeki bazı adaların işgalinin İttifaklar’a zarar vermeyeceğini belirtmişlerdir. Hatta daha ileri gidip Rodos ve Oniki Ada’nın Asya’da bulunduğunu iddia etmişlerdir. İtalya’nın Ege Denizi üzerindeki planlarından haberdar olan Almanya, başta bu duruma karşı tepki göstermemiştir. Bu durumun sadece savaş alanının genişlemesine katkı sağladığını ve bunun sonucunda barış durumunun tehlikeye sokulduğunu belirtmiştir. Alman İmparatoru II. Wilhelm, Adaların işgalinin İtalya’ya hiçbir katkısının olmayacağını belirtmiştir. Çünkü, Osmanlı Devleti buralara önemsenecek derece askeri destekte bulunmamıştır.

Tarafsız Devletler ve Çıkarları

Türk- İtalyan savaşının devletler üzerinde oluşturacak etkilerden yararlanıp Boğazlar üzerinde hakimiyet kurmak isteyen Rusya, İtalya’dan Osmanlı’nın önemli şehirlerine baskın yapmalarını istemiştir. Bunun sonucunda hem kendilerinin hem de İtalya’nın isteklerinin gerçekleşeceğini düşünmüştür. Fransa ve İngiltere de diğer devletlerle aynı düşünceyi savunmuştur. Fransa, Osmanlı barışa karşı olumlu bakmadığı için İtalya’nın hareket serbestliğine sahip çıkması gerektiğini savunuyordu. İngiltere ise çıkarların zedelenmediği sürece işgallerde olumsuz bir durum görmediğini belirtmiştir.

Genel olarak bakıldığında Avusturya dışında bu duruma karşı çıkan bir devlet yoktu. Avusturya Nazırı, Müslümanların birlik oluşturup Avrupa devletlerine karşı bir ayaklanma yapma ihtimali olduğunu söylemiştir. Bunun sonucunda yapılan çeşitli konuşmalar geçici de olsa Adalar’a olacak işgalleri ertelemiştir. Avusturya Nazırı Aerental’in 17 Şubat 1912’de ölmesi diğer devletlerin amacına ulaşmasına büyük katkılar sunmuştur. Çünkü yerine gelen Berchtold eski nazırla aynı düşüncede değildi ve Avusturya- İtalya arasındaki ilişkileri düzeltmek istiyordu. Bu da diğer devletlerin işine geldi ve Avusturya işgali bir şartla kabul etti: Geçici bir işgal olacaktı.

Osmanlı Devleti’nin İtalya Lehine Oluşacak Durumları Engellemeye Çalışması

Avusturya ve İtalya arasındaki ilişkiler iyi değildi. Osmanlı, bundan dolayı bu durumun savaşın denizlere kaymasını önleyeceğini düşündü. Bunu düşünmelerindeki en büyük etken ise Viyana elçiliğinden alınan haberlerdi. Çünkü, Viyana elçiliğinden gönderilen bir yazıda İtalya’nın denizlere inmesini hiçbir tarafsız ülkenin desteklemediği belirtilmiştir. Babıali, İtalya’nın adalara ve liman kentlerine saldırı fikrinin vazgeçirilmesi için dış devletlerden yardım istedi. Buna karşılık İngiltere tarafsız bir devlet olduğundan bu konuda fazla söz hakkının bulunmadığını, bu yüzden Osmanlı’ya bir yardımda bulunamayacaklarını belirtti. Aynı zamanda İtalya Hariciye Nazırı da şu anda Akdeniz’de bir işgal için fikirlerinin olmadığını ve kesinlikle harekete geçmeyeceklerinin açıklamasını yaptı. Londra elçisi Tevfik Paşa, İngiltere’nin bu tutumu hakkında, İngiltere’nin İtalya’ya herhangi bir bölgeye saldırı ve işgalde bulunmamalarına dair teminat verdiğini Osmanlı Devleti’ne bildirmiştir. Sadrazam Said Paşa, tüm bu bilgiler ve açıklamalardan yola çıkarak savaşın denizlere kaymaması gerektiğinde karar kılmıştır. Her ihtimale karşı Adalar, kıyı kentlerinde ve boğazlarda askeri kuvvetlerin yoğunlaşması gerektiğini de belirtmiştir.

Birçok ülkenin düşünceleri alınmıştı. Osmanlı Devleti Fransa’nın da bu konu hakkında düşüncelerinin ne olduğunu merak etti. İtalya’nın aldığı kararlar çerçevesinde nasıl bir tavır izleyecekleri merak konusu oldu. Bundan ötürü Said Paşa, Fransa’nın İstanbul büyükelçisiyle bir görüşme ayarladı. Elçi, İtalya’nın yakın zamanlarda bu konuda harekete geçmeyeceğini, bu ihtimale karşı da Fransa’ya teminat verildiğini belirtmiştir. Osmanlı Devleti’ni sakinleştirmek amaçlı bu konuda telaş yapmamaları gerektiğini de eklemiştir. Bu görüşmeyle yetinmeyen Osmanlı Devleti, konunun Fransız Başbakanı Poincare’yle görüşülmesini Rıfat Paşa’ya emir olarak vermişti. Rıfat Paşa, karşı tarafı şaşırtmak ve söyledikleri şeylerden emin olmak için birkaç yanlış bilgi ekledi görüşme sırasında. Fransız Hükümeti’nin İtalya’yı işgaller konusunda desteklediğini, askeri alanda ve diğer alanlarda da İtalya’nın arkasında olduklarını ve bu duruma hoşgörüyle baktıklarını söyledi.

Buna karşılık Fransız Başbakanı bu durumun tamamen yanlış olduğunu belirtti. İtalya’nın işgallerinden Fransa’nın da zarar göreceğini ve bu durumdan ne dolaylı ne de doğrudan haberlerinin olmadıklarını söyledi. Aynı zamanda Fransa Hükümeti, Osmanlı Devleti’ne İtalya hakkında çeşitli önerilerde bulundu. İtalyanların sınırdışı edilmesi gerektiğini vurguladı. İtalya’nın Akdeniz üzerinde herhangi bir işgal girişimi olduğu takdirde de Boğazları kapatmaları gerektiğini söyledi.

Avrupa’nın İzlediği Politika

Bu sırada Avrupa emperyalizmi iki yüzlü bir politika izliyordu. Çünkü, Osmanlı Hükümeti ve Babıali’ye güven vermek amacıyla Osmanlı’ya herhangi bir işgal girişimi olmadığını ve böyle bir şeyin uzun bir süre kesinlikle gerçekleşmeyeceğini belirtmiştir. Öteki yandan İtalya ile birçok gizli antlaşma yapıyorlardı. Ve işgaller için bir engel olmadığını, harekete geçebileceklerini söylüyorlardı. Saldırılardan önce düşmanın işgal alanını genişlettiği iddia edilmeye başladı. Bunun ardından Hariciye Nazırı Asım Bey, Osmanlı elçilerine çeşitli telgraflar gönderdi ve bu konuda birçok talimatta bulundu. 20 Şubat 1912’de Osmanlı elçileri de bu konu hakkında aralarında istişare yaptılar. Tevfik Paşa da Londra’da İngiltere Hariciye Nezareti Müsteşarı’yla görüşme yapmıştı. Görüşme sonrası gelen telgrafta, işgal için bir harekete geçildiği zaman Osmanlı’nın da buna karşılık vereceği ve Boğazlar’ın kapatılacağı belirtilmiştir. Bu durumda zarar görenin Rusya olacağı da herkes tarafından bilinmektedir. Paşa, alınacak herhangi bir tedbirin tarafsız devletlere zarar verebileceğini, aynı zamanda da haklıyken haksız duruma düşüldüğünde Osmanlı Devleti’ne baskı uygulayabileceklerini de belirtti.

Bir yandan diğer ülkelerle görüşmeler de devam etmekteydi. Osmanlı elçisi Tarhan Paşa Petersburg’da bulunmaktaydı. Orada Rus Hariciye Nazırı Sazanof ile bir görüşme ayarladı. Sazanof, İtalya’nın herhangi bir işgal girişiminden haberleri olmadığını belirtti. Hatta bu haberin kaynağının neresi olduğu konusunda bile hiçbir fikirleri yoktu. İtalyanların Osmanlı topraklarından sınır dışı edilmesinin uluslararası düzeyde sorun ortaya çıkaracağını söyledi. Aynı zamanda bu davranış hukuk kurallarına da pek uymuyordu. Sazanof, görüşmesinde Boğazlar sorununa da değindi. O da diğer ülkeler gibi aynı düşünceye sahipti. Boğazlar’ın kapatılmasının Osmanlı Devleti’nin en doğal hakkı olduğunu söyledi. Fakat kapatılması durumunda Rusya’nın bu durumdan çok kötü etkileneceğini de ekledi. Çünkü Rusya’nın ticaret kaynağı Boğazlar’dı. Ve diğer tarafsız devletlerin de bu durumdan etkileneceği bariz ortadaydı.

Osmanlı Devleti ve Tarafsız Devletlerin Görüşmesi

Berlin sefiri Osman Nizami Paşa da diğer elçiler gibi görevini yerine getirerek Alman Hariciye Nazırı Kiderlen Vahter ile bir görüşme gerçekleştirdi. Almanya Hariciye Nazırı da İtalya’nın denizlerdeki durumundan haberlerinin olmadığını belirtti. Bu durum karşısında Osmanlı’nın kıyı bölgelerini korumasına hakkı olduğunu fakat Almanya’nın etkisi altında olan İtalyanların bu durumdan etkilenmemesi gerektiğini belirtmişti. Çünkü Almanya bu durumu doğru bulmuyordu. Kiderlen Vahter, Almanya elçisinin çoğu olayda Osmanlı yanlısı olduğunu ve Rusya elçisinin de izlediği yollarda Osmanlı’ya katkı sağladığını belirterek Almanya’nın Türk’ün dostu olduğunu söyledi.

Viyana Sefiri Madrodini Bey, Osmanlı’dan aldığı telgraflara uymak için Avusturya Hariciye Nzeareti’nde eskiden çalışan Baron Müller’i ziyaret etti. Müller, Madrodini Bey’in söyleyeceği şeylerden haberdardı. İstanbul elçisi, Babıali ile görüşüp telgraf göndermişti. Müller, İtalya’nın ilhak kararına karşı protesto ile cevap vermediklerini ve buna da zorunlu olmadıklarını söyledi. Tarafsız devletlerin haklarının ve menfaatlerinin asla ihlal edilmemesi gerektiği düşüncesindeydi.

Osmanlı elçileri tüm büyük devletlerle görüşmüştü. Fakat aldıkları geri dönütler Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve baştan çıkartmak içindi. Osmanlı’nın yanlış kararlar vermesini istiyorlardı. Fakat Osmanlı, büyük devletlerin oynadığı oyunlardan haberdar değildi. Hatta şüphe dahi etmiyorlardı. Ve İtalya’nın Ege Denizi hakkındaki düşünceleri Avusturya haricinde tüm devlet onaylamıştı. Rusya’nın Roma büyükelçisinin İtalya’nın kötü olduğu zamanlarda bununla ilgili Petersburg’a yazdığı bir rapor, Osmanlı’nın eline geçti. Raporda İtalya’nın hem askeri hem de siyasi anlamda çöküşte olduğu belirtilmişti. Akdeniz ve Ege Denizi için şu an işgalin söz konusu dahi olmadığı yazıyordu. Çünkü İtalya maddi yönden de diğer ülkelere ihtiyaç duyuyordu. Tek başına bu işin altından çıkacağını düşünmüyordu.

Osmanlı’nın Gizli Kararları Anlaması

Osmanlı elçileri ve Said Paşa kabinesi bu durumu İtalya’nın Osmanlı’yı barışa zorlamak için yaptığını düşündü. Çünkü İtalya’nın durumu yoktu ama Boğazlar’ı işgal etmek içi tehditler yağdırıyordu. Böylece Osmanlı dönen oyunları anlamış oldu.

İtalyan donanması bazı adalara ve Çanakkale Boğazı’na saldırılarda bulunmuştu. Bunun ardından da büyük milletlerden beklendiği gibi bir tepki gelmedi. Bu olayların üzerine Hristiyan devletlerin Osmanlı’ya oyun oynadıkları, arkasından gizli antlaşmalar yaptığı iddiaları gazetelere dökülmeye başladı. Almanya ve Avusturya bu durumdan rahatsız olup İtalya’dan şüphelenmeye başladılar. Hariciye Nazırı Asım Bey gizli tuttuğu şeyi herkese söyledi: Avusturya, İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya; İtalya’nın Ege Denizi hakkındaki tüm kararlarından haberdar olduğunu söyledi. Ayrıca Ege Denizi’ndeki hakimiyet konusunda da İtalya’yı serbest bırakıp tüm kararlarına saygı duyduklarını söyledi.

İtalya’nın Savaşı Güneye Çekmesi

Beyrut, Osmanlı’nın himayesinde olan bir şehirdi ama bölgede fazlasıyla Fransız ve Avrupalı yaşamaktaydı. Kudüs, tüm dinlerin ortak şehri olarak görülür ve Beyrut, Kudüs’e uzanan bir köprü konumundadır. İtalya’nın Beyrut’a saldırması durumunda bu nedenle çoğu ülke İtalya’ya karşı çıkacaktı. Çünkü tüm ülkelerin ortak olarak hassas noktası Beyrut. Bu olayların sonucunda da önceden olduğu gibi çeşitli oyunlarla Babıali’yi barışa zorlamak için ellerinden geleni yapacaklardı. 24 Şubat 1912’de İtalyan birlikleri Beyrut’a saldırıda bulundu, şehri bombardımana uğrattı. Ve 2 Türk gemisini de denize gömdü. İtalya’nın bu hareketi Osmanlı’yı ve büyük devletleri harekete geçirdi. Ülkelerin elçileri ve İtalyan Hariciye Nazırı görüşerek savaşın sona ermesi gerektiğini konuştular. Büyük devletler taraflar arasında arabulucuk yapmaya çalıştı. İtalya, Osmanlı’ya karşı bir barış antlaşması yazarak şartlarını belirtti. Büyük devletler bunu Osmanlı Devleti’ne iletti.

Büyük devletler, şartları Babıali’ye gönderdikten 2 gün sonra, İtalya donanmaları Boğazlar’a saldırdı. İtalya’nın saldırı amacı Osmanlı’yı barışa zorlamaktı. Sonuç, İtalya’nın beklediği gibi bir etki göstermedi. Daha önce savaşı bu kadar yakında hissetmeyen Osmanlı, çok büyük bir tepki gösterdi. Son derece sert bir dille İtalya’ya karşı barış maddeleri yazdılar. Osmanlı’nın yazdığı şartlarda, hiçbir şarta koşulmadan Trablusgarb ve Bingazi’den İtalyanların çekilmesi istenmiştir.

Rodos ve Oniki Ada İşgali

Sürülen şartlar İtalya’yı çok zor durumda bıraktı. Yeni çözüm yolları bulmak için arayışa girdiler. İtalyanlar, çözüm yolu olarak uzun zamandır erteledikleri Rodos ve Oniki Adayı işgal etmeye karar verdiler. Onlar orayı işgal ettiği zaman Boğazlar tehlikede olacaktı. Böylece Osmanlı zor durumda kalıp bir önceki barış şartlarını unutacaklardı. Yani Trablusgarb ve Bingazi’yi İtalya’ya bırakacaklardı. Büyük devletlerin, Boğazlar işgalini istemediği ortadaydı. Bu yüzden İtalya tekrardan Ege Denizi’ne yönelip adaları işgal etmede karar kılmıştı.

Donanmaların ilk noktası Stampalia Adası olmuştu. Burayı seçmelerindeki asıl amaç stratejik yönden çok olumlu şeyler katmasıydı. Hem coğrafik konumu açısından hem de savaşın buradan daha iyi yönetilebileceğine karar verilmişti. Adada İtalyanlara karşı bir kuvvet bulunmamaktaydı. Yerli Rumlar, bu durumu çok büyük bir coşkuyla kutladı. İtalya, aradan 2 gün geçtikten sonra durumu bir beyanname ile Trablusgarb halkına ulaştırdı. Aynı zamanda uçaklarla Türk ordugahlarına da bu durum aktarıldı. Beyannamede adaların topa tutulacağı ve Stampalia’nın hareket üssü haline getirildiği yazıyordu. İstanbul’a ulaşan haberde İtalya’nın Selanik ve İzmir limanlarını işgal etmeme sebebi olarak İngiltere gösterilmişti. Çünkü aksi durumda İngiltere’nin çıkarları zedelenecekti. Bu haberin ardından Selanik ve İzmir işgale uğrayıp, bombalandı. Kılavuzsuz olarak gemiler limanlardan ayrılmaya başladılar. Uyarılara rağmen hepsi yoluna devam etti. Ama daha sonrasında bir mayına çarparak paramparça oldu ve battı.

Stampalia’nın işgalinden sonra filolar Rodos’a doğru ilerlemeye başladılar. Amiral Viale komutasındaki filonun ardından birçok filo da onu takip etti. Ve çıkartma yapmak için Kalitea Plajı’na gittiler. Rodos’un işgaliyle alakalı Osmanlı halkı sakinleştirmek amaçlı birçok açıklama yaptı. Bu sırada Amiral, Rodos Valisi’ne haber göndererek adanın teslimini istedi. Fakat Vali bunun için yeterli konuma sahip olmadığını belirtti. Aynı zamanda da İtalya’ya tepki göstermek amacıyla görevi bıraktı.

On İki Ada’nın İtalya’ya Verilmesi

İtalyanlar, Rodos’a yarım saatlik mesafede olmalarına rağmen ilk gün korkudan devam edemediler. Çünkü, Türklerin bölgeyi terk ettiklerinden emin değillerdi. Ertesi gün ilerlediler ve Vali de şehri terk etmişti. Türk savunmaları da daha iyi bir savunma açısı bulmak için merkezdeki köylerden birisine çekilmişlerdi. İtalyanlar, 2.000 ile 5.000 arasında Türk vardır diye tahmin ediyordu. Bu yüzden cesaretlerini toplayamadılar. İtalyan birlikleri 10.400 kişi olduğunda ilerlemek için emir verildi. Şehirde bulunan Türk askerler çevreden ve başka yerlerden hiçbir şekilde yardım alamıyorlardı. Tek düşmanları İtalyanlar da değildi. Yerli Rumlar da Türklere karşı çok büyük kin besliyorlardı.

15 Mayıs’ta İtalyanlar saldırıyı başlattı. İtalyanlar, Türklerin on misli güce sahip oldukları için Türkler teslim olmak zorunda kaldılar. Bu yüzden Rodos’taki Türk hakimiyeti fiilen sona ermiş oldu.
İtalya, Rodos’tan sonra birçok adayı kolaylıkla işgal etti. Hatta çoğunu saldırıda bulunmadan himaye altına aldı. Rodos ve Oniki Ada da dahil olmak üzere tüm küçük adalar İtalya hakimiyetindeydi. İtalyanlar Sakız Adası için de işgal girişiminde bulundu. Fakat Avusturya’dan gelen olumsuz cevaplara karşı işgalden vazgeçildi. Tüm bu olanların ardından Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa, Rodos’la alakalı bir açıklama içeren bildirge hazırladı. Çünkü bu duruma çok fazla önem veriyordu. Hatta bu olayı ‘Şark Meselesi’ olarak adlandırmaktaydı.

Lozan Barış Antlaşması’nda On İki Ada’nın Durumu

Türk- Yunan sınırı, boğazlar, Musul, Osmanlı borçları, azınlıklar ve kapitülasyonlar üzerinde 20 Kasım 1922’de İtilaf Devletleri’yle uzun bir görüşme yapılmıştır. Kapitülasyonların kaldırılması, Musul ve İstanbul’un tamamen boşaltılması konularında anlaşamadılar. Bunun ardından da Lozan Görüşmeleri başlamıştır. Lozan Heyeti, Lozan Antlaşması’nı 24 Temmuz 1923’te imzalamıştır. İlk önce Rauf Orbay’ın gitmesine karar verilmişti ama daha sonrasında Atatürk Mudanya Antlaşması’ndaki konumu sayesinde İsmet Paşa’nın gitmesini istemiştir. Lozan Görüşmeleri’nde birçok konunun yanında Adalar meselesi de konuşulmuştur. Alınan kararlar şunlardır:

Sakız, Semadirek, Sisam, Midilli, Limni, Ahikerya Adaları’nın Yunan hakimiyetinde olması konusunda Osmanlı Devleti’nin 1913 yılında imzaladığı Londra Antlaşması ve yine aynı senede imzalanan Atina Antlaşması’nda Adalar hakkında alınan kararlar ve Yunanistan’a 13 Şubat 1914’te bildirilen kararlar doğrultusunda Adaları askeri amaçlarla kullanmamak şartıyla kararlar aynen kabul edilmiştir. Bozcaada, Tavşan Adaları, Gökçeada ve Anadolu kıyısına 3 mil mesafesi olan adalar Türkiye’nin himayesi altına alınmıştır. 1912 yılında Uşi Antlaşması ile Adalar geçici olarak İtalya’ya verilmişti, fakat antlaşmanın 15. maddesiyle birlikte On İki Adalar’la alakalı olan tüm haklarımızdan İtalya lehine olacak şekilde vazgeçilmiştir.

On İki Ada’nın Yunanistan’a Verilmesi

On İki Ada, 2. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar İtalyanlarda kaldı. Ama savaşta İtalya kaybeden tarafta olduğu için, 1946 yılında yapılan Paris Barış Konferansı’nda Adalar’ın İtalya’dan alınıp Yunanlara verilmesi gerektiği konuşuldu. Çünkü, orada yaşayanların çok büyük bir kısmı Rum’du. Konferans’a Türkiye de resmi olarak çağırılmıştı ama İsmet İnönü başkanlığında olan hükümet katılmama taraftarı oldu. İsmet İnönü, Türkiye savaşa girmediğinden herhangi bir çıkar da beklemediğini iletti. İtalya 10 Şubat 1947 tarihinde Paris Antlaşması’nı imzaladı ve böylece On İki Ada Yunanistan’a bırakıldı. Tek şart Yunanlar adayı silahlandırmayacaktı. Türkiye de bu kararı 15 Şubat 1947’de onayladı.

İtalya en başında Osmanlı’ya savaş açarken çok kolay olacağını, zorlanmayacaklarını düşündü. Hatta tüm Avrupa bu düşünceye hakimdi. Ama olaylar tam tersine döndü. Gönüllü Türk askerler, Trablusgarb halkından da yardım alarak İtalyan ordusunu kıyı kesimlerden içeri sokmamayı başarmıştır.

Uğradığı başarısız sonuçlar sonucunda İtalya, Osmanlı’yı barışa zorlayacak çözüm yolları için arayışa girdi. Bunun çözümünü de savaşı denizlere kaydırmakta buldu. Bunun için de büyük devletlerin onayını alması gerektiğinin farkındaydı. Bu sırada büyük devletler ve İtalya arasında çeşitli oyunlar dönmekteydi. Osmanlı bu oyunları öğrendiğinde ne kadar inanmak istemese de sonucunda her şeyi anlamıştır. Ve sonuç olarak İtalyanlar amacına ulaşamamıştır. Buna karşılık İtalyanlar uzun uğraşlar sonucunda Beyrut’u işgal etmişlerdir. Beyrut işgalinden sonra sıra Boğazlar’a gelmişti. İtalyanların girişimini fark eden Osmanlı Boğazlar’ın uluslararası trafiğini kapattı ve İtalyanlar burada da amaçlarına ulaşamadı.

İtalyanlar aldıkları tepkilerden sonra yönlerini Ege Adaları’na çevirmişlerdir. Rodos ve Oniki Ada için işgal girişiminde bulunmuşlardır. Hiçbir güçlükle uğraşmadan işgaller başarılı sonuçlanmıştır. Çünkü Türklerin savunma için güçleri yoktu. Adalardaki halk da İtalyanların gelişini büyük bir coşkuyla karşıladılar. Tüm bunların sonucunda da Rodos ve Oniki Ada’daki Türk hakimiyeti sona erdi.

Not: Bu konuyla ilgili olarak Trablusgarp Savaşı Nedenleri, Sonuçları ve Önemi başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Yorum Yapın

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi