Muğla Tarihi Yerler

Muğla Tarihi Yerler – Muğla’da Gezilecek Tarihi ve Turistik Yerler

Bu yazımızda Muğla tarihi yerler başlığı altında Muğla’da gezilecek tarihi ve turistik yerleri inceledik. Türkiye’nin çok önemli turizm ilçelerinin yer aldığı Muğla, onlarca tarihi yeri ve alanı içinde barındırmaktadır. Muğla tarihi yerler listemizde bu tarihi yerleri daha yakından inceleyebilirsiniz.

Muğla Tarihi Yerler

Kalynda Antik Kenti, Konakaltı Hanı, Köyceğiz Kral Mezarları, Şeyh Camii, Hafsa Sultan Kervansarayı, Kleopatra Hamamı, Gümüşkesen Anıtı, Labranda Antik Kenti, Kurşunlu Camii, Marmaris Kalesi, Bodrum Antik Tiyatro, Kral Mezarları, Kaunos Antik Kenti, Knidos Antik Kenti, Kayaköy, Bodrum Kalesi, Likya Yolu, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Letoon Antik Kenti, Physkos Antik Kenti, Zeus Karios Tapınağı, Hippokome Antik Kenti, Hemithea Tapınağı, Stratonikeia Antik Kenti, Idyma Antik Kenti, Eski Datça, Kameriye Adası, Yediler Manastırı, Muğla Müzesi, Fethiye Arkeoloji Müzesi, Yel Değirmenleri, Hacıkadı Evi, Saatli Kule, Özbekler Evi, Beçin Kalesi… ve dahası. İşte Muğla’nın en önemli 10 tarihi yeri;

  • Bodrum Kalesi
  • Euromos Antik Kenti
  • Herakleia Antik Kenti
  • Amintas Kaya Mezarları
  • Kaunos Antik Kenti
  • Letoon Antik Kenti
  • Knidos Antik Kenti
  • Stratonikeia Antik Kenti
  • Marmaris Kalesi ve Arkeoloji Müzesi
  • Bodrum Antik Tiyatrosu

Bodrum Kalesi

Muğla tarihi yerler arasında olan Bodrum Kalesi kayalık bir alan üzerine kurulmasının yanı sıra bu alan iki limanın arasında yer almaktadır. Kalenin inşa edildiği yıl aralığı 1406-1523’tür ve kale Saint Jean Şövalyeleri’nindir. Planı kare şeklindedir ayrıca ölçüleri 180 x 185 metredir. Kalenin yapısı içindeki kulelerden oluşmaktadır. Ayrıca bu kulelerin adları değişik ülkelerden oluşmaktadır. Kulelere verilen ülke isimleri arasında İtalyan Kulesi, Yılanlı Kule, İngiliz Kulesi, Alman Kulesi, Fransız Kulesi’dir. En yüksek kule olan Fransız Kulesi’nin deniz seviyesinden yüksekliği ise 47,50 metredir. Bodrum Kalesi’nin doğu tarafında yer alan duvar dışındaki duvarlar çift beden duvar şeklinde takviyeye uğramışlardır. Farklı ülke isimlerinden oluşan kulelere sahip kalenin bir iç kalesi bulunmaktadır ve bu iç kaleye ulaşabilmek için 7 kapıyı geçmek gerekir.

Geçilen kapıların üzerlerinde armalar yer almaktadır. Armalar üzerinde değişik figürler yer almaktadır ve bu figürler: aslan, ejderha, düz ya da yatay bantlar ve haç figürleridir. Ayrıca iç kulenin içerisinde 14 tane sarnıç bulunmaktadır. Bu sarnıçlardan biri de şapelin altıdır. Bodrum Kalesi’nin diğer bölümlerinde yer alan ve ilgi çeken diğer bölümler ise çiftli duvarlar arasında yer alan su hendeği, asma köprü, gözetleme ve kontrol kulesi, 2.Mahmut’un tuğrasıdır. Bodrum Kalesi’nin Osmanlı niteliğini elde etmiş olduğu ve hapishane olarak kullanıldığı aralıklarda hamam yapısına sahip olduğu zaman 19.yüzyılın sonlarıdır. Günümüzde oldukça meşhur olan bu yer ise artık Sualtı Arkeoloji Müzesi şeklinde kullanılmasının yanı sıra açık alanlarda da sergilenen eşyalar vardır. Ek olarak 1995 yılına gelindiğinde Avrupa’da Yılın Müzesi Yarışması’nda aldığı ödül Özel Övgü’dür.

Euromos Antik Kenti

Muğla tarihi yerler arasında antik kentler önemli bir yer tutmaktadır. Yunancada güçlü anlamına gelmesinin yanı sıra Euromos antik çağda bölgenin en önemli kentlerinden biriydi. Euromos ismi MÖ. 5.yüzyılda “Hyramos” veya “Kyramos” şeklinden günümüze gelmiştir. MÖ. özellikle 300’lü yıllarda Yunanistan tarafından fethedilmiş olan bölgenin ve bölgedeki insanların üzerindeki tarihsel yayılım olan Helenleştirme veya Yunanlaşma politikasını Mausolos’un uygulaması Euromos sözcüğünün kullanılış başlangıcı olabilir. Bir yazıttan elde edilen bilgiler doğrultusunda Euromos’un kuzey tarafındaki komşusu olan Herakleia ile ilişkileri kötüydü. Buna neden olan ise Herakleilalıların Euromos kentindeki kutsal görülen ve özel görülen eşyaların çalınmasıdır. Bu sorun çalıntı sonrası mağdur olan bir Euromoslunun Mylasa yetkilileriyle irtibata geçmesi sonrası sorun Heraklei’ya gönderilen bir elçi ile çözülmüştür.

Euromos’ta bulunan Zeus Tapınağı Asya’da en iyi korunmuş olan 6 tapınaktan biri olma özelliğini taşımaktadır. MS. 2. yüzyıldan bu yana kalmış olan yapı cephelerinde 6 sütun, yanlarında ise 9 sütun olacak şekilde yapılmıştır. Yapının düzeni ise Korinth düzenidir. Ayrıca süslemenin tamamlanmamış olduğu kuzey kenarındaki 3 sütun ve de güneybatı köşesinde yer alan sütunun yüzey üzerinde bulunan ince ve de genelde sarmal yapıya sahip olan yivinin olmayışından anlaşılabilmektedir. Kuzey ve batı yönlerine bakan sütunlarda ise hepsinin üzerinde adak yazıt yer alan panolar bulunmaktadır. Eskimesine rağmen oldukça büyük olan tiyatronun bulunduğu konum ise ovanın üzerinde bulunan yamaç girintisidir. Ayrıca oturma yerlerinin kuzey kesimleri diğerlerine nazaran daha iyi bir şekilde korunabilmiştir.

Herakleia Antik Kenti

Milas’a 39 km uzaklıkta bulunmasının yanı sıra Kapıköyü içerisinde bulunmaktadır. Herakleia Antik Kenti Antik Çağ’da Ege Denizi’nin bir uzantısı olarak yer almış Latmos Körfezi’ni içinde barındırırdı. Latmos Körfezi’nin günümüzdeki karşılığı alüvyonlarla dolduğu için Bafa Gölü olmuştur. Herakleia Antik Kenti ismini Yunan mitolojisinde oldukça bilindik olan Herakles’ten alır. Şehrin MÖ. 8.yüzyıldaki ismi Latmos olurken Perslerin bulunduğu zamanda kenti elinde bulunduranlar Karia Satrabi Mausolos şeklinde değişmiştir. Daha sonrasında önce İskender İmparatorluğu’na ardından da Seleukoslar’ın eline geçmiştir. MÖ. 1. yüzyılda denizle bağlantısının kopması ile önem ve popülerlik seviyesini kaybeden kent sonrasında ulaşım bakımından zorluklar çekildiğinden dolayı Hristiyan keşişlerin saklandığı yer haline gelmiştir.

Herakleia’nın coğrafi özelliklerine bakılacak olursa oldukça engebeli ve de kayalık bir yerdir. Ayrıca Heraklei’nın etrafında 6,5 kilometre uzunluğunda sur bulunmaktadır ve bu surlar 65 tane kule ile güçlendirilmiştir. Sur duvarlarının kare ve dikdörtgen şekilleriyle yapılmış taş işçiliği bulunmaktadır. Bu duvarlar Büyük İskender’in yapmış olduğu istilalar ile başlamış olan Hellenistik Dönem zamanında yapılmıştır. Ek olarak Herakleia şehir planlamasının özellikle sokak planlarının çok iyi yapıldığı bir kenttir. Herakleia Antik Kenti’nin içerisinde Athena Tapınağı, agora, Bouleuterion, Endymion Tapınağı, tiyatro, Nekropol ve prehistorik kaya resimleri bulunmaktadır. Agora her ne kadar Herakleia Antik Kenti’nde yer alsa da agoranın ikinci katı günümüze kadar ulaşamamıştır. Kaya resimlerinin 1994’ten bu yana bulunmuş olduğu ve bugüne kadar 170 kaya resmi bulunduğu göz ardı edilmemelidir.

Amintas Kaya Mezarları

Amintas Kaya Mezarları günümüz sınırlarında Muğla’nın Fethiye ilçesinin Kesikkapı Mahallesi’nde yer almaktadır. Fethiye’nin güney tarafında yer alan yamacın oyularak üzerine birçok kaya mezarı yapılmıştır. Bunlardan 3 tanesi tapınak gibi olmasına karşın diğerleri sivil mimari örnekleridir. Bu 3 tapınak gibi olan kaya mezarından biri de Amintas Kaya Mezarları’dır. Halk arasında Kral Mezarı olarak da bilinmesinin sebebi yakınında bulunan diğer iki tapınak tipindeki kaya mezarlarına göre daha sağlam günümüze ulaşabilmesidir. Şehir merkezinde kayalara oyularak yapılmış olan bu kaya mezarının tarihi Likya Dönemi’ne yani MÖ. 4. yüzyıla kadar dayanmaktadır.

Amintas’a çıkabilmek için yaklaşık 100 basamağın tırmanılması gerekmektedir. Statüsü yüksek olanlar için oyulmak için elverişli kayalara yapılan kaya mezarlarıdır. Mezarların en görkemli ve güzeli olan Amintas’a ulaşabilmek için oldukça çok düzgün basamak çıkılmalıdır. Amintas’a gelindiğinde sol tarafta yer alan sütunun orta bölümünde MÖ. 4.yüzyılda kullanılan alfabe ile yazılan yazı Herpamiasoğlu Amintas’dır. İsmi yazılmış olsa da bu kişi tam olarak bilinememektedir. Bu bölge Fethiye’de yaşamış olan tüm medeniyetleri görmüştür. Amintas Kaya Mezarları zamanında soyulmuş, en büyük fiziki olarak zararı gördüğü zaman ise Hristiyanlık dönemidir. Diğer tapınak tipi kaya mezarlarından birisi yarım bırakılmış ve tamamlanmamıştır. Ayrıca bölgede kale kalıntılarına rastlanmıştır. Ana kayanın üzerine inşa edilmiş olan kalenin daha çok savunma amacıyla kullanılmış olduğu düşünülüyor. Bu düşünceyi kale üzerinde iskân izlerine rastlanmaması destekliyor.

Kaunos Antik Kenti

Antik çağ zamanında ticari ve ekonomik olarak değerli bir liman şehri olan Kaunos’un liman özelliğini kaybetmesi zaman içinde denizin alüvyonlarla dolması ile gerçekleşmiştir. Kaunos Antik Kenti’nin o dönemdeki konumunu Romalı şair Ovidius’un anlatmış olduğu bir mitolojiden anlaşılabilmektedir. Miletos’un ikiz çocukları yani Kaunos ve Biblis’tir. Biblis’in Kaunos’a olan aşkını bir mektup ile bildirmesi üzerine Kaunos bunu öfke ile karşılık vermiş, Karya ile Likya arsındaki bölgeye gelerek Kaunos şehrini kurmuştur. Her ne kadar o döneme ait konumu bilinse de bugün yer alan konumu çoğu antik kente olduğu gibi deniz kenarından oldukça uzak bir noktada kalmıştır.

Kaunos Antik Kenti’nde birçok antik kentte görebileceğiniz üzere kral mezarları önemli bir yer tutmaktadır. Bu kral mezarları kayalara oyulmuş bulunmaktadırlar. En doğuda yer alan kaya mezarları Büyük İskender’in Anadolu’ya gelmesi ile yapım aşaması tamamlanamamıştır. Yukarı akropolden bahsedilecek olursa yukarı akropolün güney tarafı tamamen sarptır ve de orta çağdan kalma sur akropolun zirvesinde yer almaktadır. Ayrıca akropolün batı yamacında tiyatro yer almaktadır. Bu tiyatroda seyircilerin oturma yerlerinin çoğu kaya diğer kısımları da beşik tonozların üzerine yapılmıştır. Tiyatronun oturma yerleri 9 tane dilime ayrılmıştır, 33 tane de oturma sırasına sahiptir. Antik kentte yer alan tiyatronun kapasitesi ise 5000 kişidir. Tiyatronun batı yönünde kalan bazı yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bunlar kiliseye, tapınağa ve hamam ait yapı kalıntılarıdır.

Letoon Antik Kenti

Bu antik kent Romalı şair Ovidius’un anlatmış olduğu efsaneye bakılırsa Tanrıça Leto Zeus’dan hamile kalmıştır. Hamile kalmasının sonucu olarak ikiz doğurur. İkiz çocukların adları Artemis ve Apollon’dur ve ikizleri Delos’ta doğurmuştur. Ardından Xanthos Nehri’nin denize ulaştığı noktaya geldikten sonra nehir doğrultusunda Leto Tapınağı’nın günümüzdeki yerinin kaynağına ulaşıncaya kadar yürümekten vazgeçmez. Tanrıça, çocuklarını yıkamasına izin vermeyen halkı kurbağa haline değiştirir. Letoon’un bulunduğu bölgede yapılan kazı çalışmalarının sonucunda bölgede ilk yerleşme MÖ. 7.yüzyıla dayanmaktadır. Letoon’un politik ve dinsel merkez olduğu ise bölgede yapılan kazı çalışmaları sonucunda bulunan kalıntı ve de kitabelerden anlaşılabilmektedir. Letoon Antik Kenti’nin merkez bölgesi incelenecek olursa üç tane tapınak yan yana görülebilmektedir. En batıda yer alan tapınak Ana Tanrıça Leto’nundur.

Ana Tanrıça Leto’nun tapınağının düzeni iyondur. Diğer tapınaklara nazaran daha küçük boyutlu olup en orta bölümde yer alan tapınak ise Artemis adına sunulmuştur. En doğuda yer alan tapınak ise Tanrı Apollon adına sunulmuştur. Ayrıca Tanrı Apollon’a ithaf edilen tapınağın ortasında mozaik pano bulunmaktadır. Bu mozaik pano Apollon Mozaiği olarak da bilinmektedir. Apollon Mozaiği olarak da bilinen mozaik pano doğa tarafından zarara açık olduğu için Fethiye Müze Müdürlüğü’ne kaldırılmış, günümüzde de sergilenmeye devam etmektedir. Önemi büyük olan Üç Dilli Kitabe ise Apollon Tapınağı’nın yakınında bir yerde bulunmanın yanı sıra aynı müzede sergilenmektedir. Kitabe Likya dilinin çözülmesinde önemli rol oynamıştır. Diğer kalıntılar arasında çeşme binası, kilise, stoa ve de tiyatro yer almaktadır.

Knidos Antik Kenti

Knidos Antik Kenti’nin bulunduğu yer Ege Denizi ile Akdeniz’in birbirleriyle buluştuğu nokta olan Tekir Burnu’dur. Yarımada’nın en uç noktasında yer alır ve de Datça’ya yaklaşık 33 km uzaklığa sahiptir. Ayrıca kendi çağının modern şehridir. Kendi çağının modern şehri denmesinin sebepleri arasında antik çağda ticari, kültürel, sanatsal en önemli kentler arasında yer almasının yanı sıra demokrasinin ilk örnekleri bu kentte yaşanmıştır. Kentin iki limana sahip olması da göz ardı edilemeyecek bir bilgidir. Antik çağın modern kentlerinden olan bu kent birçok bilgi sahibi ve de bilim insanlarına sahiplik etmiştir.

Ziyaretçilere adeta görsel ziyafet sunan bu kente günümüzde gidildiğinde görülecek kalıntıların arasında Yuvarlak Tapınak, Dionysos Stoası ve Dionysos Tapınağı, Apollon Tapınağı, Bolukrates Çeşmesi, tiyatro yer almaktadır. Tiyatro yaklaşık ben bin kişiliktir. Ayrıca bu kent ziyaretçilerine uzunca bir gezi parkuru sunmaktadır. Knidos Nekropolu yani antik çağdaki mezarlıklar ise unutulmamalıdır. Knidos Nekropolü antik kente yaklaşık 4-5 kilometre kala başlamakta olup kentin girişine kadar devam etmektedir. Yol kenarlarında ve tepelerde Knidos’a gelirken çok rahat bir şekilde görülebilmektedir. Knidos Nekropolü’nü asıl önemli yapan şey ise antik çağın en büyük nekropolleri arasında yer almasıdır. Knidos astronomi alanında da geri kalmamış, kendi çağının en ünlü gözlemevine sahiplik etmiştir. Bunda Datça’nın parlak ve nemsiz gökyüzü yapısının da etkisi olabilmektedir.

Stratonikeia Antik Kenti

Stratonikeia Antik Kenti Eskihisar Köyü’nde yer almaktadır. Eskihisar Köyü Yatağan-Milas yolunun üzerinde yer almakta olup Muğla şehrinin Yatağan ilçesinin yaklaşık olarak 6-7 km uzağında (batısında) yer almaktadır. Antik kent, İsa’dan önce 3. yüzyılda kurulmuştur. Suriye kralı olan 1.Seleukos eşi yani Stratonikie’yi oğlu olan Antiokhos’a vermiştir. Stratonike önce Antiokhos’un üvey annesi olmuş ardından ise eşi olmuştur. Antiokhos da Stratonike için bu kenti kurmuştur. Yazar ve de gezgin olan Strabon’un düşüncelerine göre antik kent oldukça güzel yapılardan oluşmuştur. Antik kentin Rhodos’tan kopup bağımsızlık elde ettikten sonra sikkelerin basılmaya başlandığı tarih İsa’dan önce 167’ye dayanmakta olup Gallienus yani İsa’dan önce 253-İsa’dan önce 268 zamanına kadar devam etmiştir.

Bu bilgi bölgede yapılan çalışmalarda elde edilen sikkelerden elde edilmiştir. Stratonikeia Antik Kenti’nin akropolünün yer aldığı nokta güneyde bulunan dağın tepesidir ve bu dağın çevresi surlar tarafından çevrili haldedir. Bu bölgenin yakınlarında yer alan bir yazıtta imparator için yapılmış olan bir tapınağa ait izler ve kalıntılar bulunmuştur. Ayrıca kentin içinde tiyatro da yer almaktadır. Yapılmış olan kazı çalışmalarında sahne binasının büyük bir ölçüdeki kısmı açığa çıkarılmıştır. Bu antik kentin kuzey tarafında yer alan ana giriş kapısı oldukça büyük bloklardan oluşmakta olup geniş ve de ince taş duvarcılığı rahatça göze çarpmaktadır. Kapı iki girişli ve de kemerlidir.

Marmaris Kalesi ve Arkeoloji Müzesi

Muğla tarihi yerler arasında müzeler de bulunmaktadır. Marmaris Kalesi’nin ilk olarak İyonlar döneminde yani MÖ. 1044 dönemlerinde yapıldığına inanılmaktadır. Kale Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1522 yılında gerçekleşen Rodos seferi öncesinde yenilenmeye uğramış olup genişlemiştir. Uzun zaman büyük yara almayan bu kale 1.Dünya Savaşı’nda Fransız donanmalarının saldırıları sonucu oldukça büyük bir zarara uğramıştır. Ardından kale 1970’li yıllara kadar barınma amacıyla kullanılmıştır. Günümüze oldukça yaklaştıktan sonra 1980-1990 yılları arasında yapı aslı bozulmadan onarılmıştır. 1991 yılına gelindiğinde ise artık günümüzdeki hali olan müze haline gelmiştir. Marmaris Kalesi’nin içerisinde 18 tane oda, bir tane çeşme ve ark yer almakta olup 7 adet kapalı alan bulunmaktadır. 7 kapalı alanın ikisi arkeoloji salonu, biri etnografya salonu şeklinde kullanılıyor durumda.

Diğer bölümlerin kullanım amaçları ise depo ve sanat galerisidir. Marmaris Müzesi ya da Marmaris Arkeoloji Müzesi günümüzde tarihi bir önemi olan Marmaris Kalesi’nde yer almaktadır. Bu müzenin arkeoloji bölümü incelenecek olursa içerisinde Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait amfora parçalar; Knidos, Hisarönü, Burgaz yerlerinde yapılan kazı çalışmalarında bulunmuş olan cam işi, çömlek, sikke, süs eşyalar sergilenmektedir. Müzenin etnografya bölümüne göz atılacak olursa içerisinde Osmanlı zamanına ait kilim, dokuma işleri, mobilya, bakır mutfak aletleri, saldırı eşyaları, süs eşyaları yer almaktadır. Ziyaretçiler kış dönemi hariç her gün 08.30-19.00 zaman diliminde ziyarete gidebilmekte olup kış döneminde kapanış saati 17.30 olarak değişmektedir.

Bodrum Antik Tiyatrosu

Muğla tarihi yerler arasında Bodrum Antik Tiyatro da vardır. Antik Tiyatro Halikarnassos Antik Kenti’nin kuzey tarafında yer alır ve nekropol yani antik dönemdeki mezarlık şeklinde kullanılmış Göktepe’nin güney yamacına rastlanmış MÖ. 4. yüzyıla dayanır. Belli bir dönem öncesi tiyatroların özelliklerinin hepsini taşır. Bu dönem de Roma İmparatorluk çağıdır. Bodrum Antik Tiyatrosu incelenmek isterse üç bölüme ayrılabilir. Bu bölümler Cavea ya da oturma sıraları, orkestra, sahnedir. Oturma kademelerinin oyulduğu yer ana kayadır ve oturma kademelerinin şekli at nalıdır. Güzelce biçim verilmiş sonrasında ise üst kısmı mermer ile kaplanmıştır. Her ne kadar üst bölüm doğa, insan gibi tahribat nedenleri yüzünden büyük zarar görmüş olsa da alt kısım sağlam bir şekilde günümüze ulaşabilmiştir.

Oturulan sıralar dikey olarak 12 bölüme ayrılmıştır, bu 11 merdiven kullanılarak sağlanmıştır. Dikey ve yatay yapılmış geçişler tiyatro öncesi ve sonrası giriş çıkış kolaylığı sağlamaktadır. Sıra sayısına bakılacak olursa alt tarafta 30 üst tarafta 25 tane yani toplam 55 sıra yer almaktadır. Oturma bölümünün şekli erken çağlarda olduğunu açıklamasının yanı sıra yaklaşık 12000-13000 kişiliktir. Orkestra bölümü ise antik tiyatronun en ortasında yer alır. Her ne kadar Antik Çağlar’da oynanılan oyunların şarkı ile desteklenmesi rolünü almış olsa da Roma Çağı’nın sonlarına gelinmiş olunduğunda tiyatrolar dövüşler için kullanılmaya başlamıştır. Dikdörtgen bir yapıya sahip olan sahne ise tiyatronun güney tarafındadır. Ayrıca arka tarafta bulunan duvarlardaki oyuklar oyundan oyuna değişen dekorasyonları belirtmektedir. Günümüzde de etkinliklere sahiplik eden bu tiyatro 1970 ve 1990’lı yıllarda restorasyona uğramıştır.

Yorum Yapın

Ders: Tarih, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerez politikamızı onayladığınızı kabul edeceğiz. Kapat Ayrıntılı Bilgi